Skip to content

TÜSİAD’ın yayınladığı “yeni Anayasa” kılavuzuyla ilgili düşüncelerim – 1

by 31/03/2011

Türkiye Sanayici ve İş Adamları Derneği’nin (TÜSİAD) 22 akademisyen ve kanaat önderini yuvarlak masa etrafında buluşturduğu ve hazırlanması öngörülen yeni Anayasa için görüşlerini derlediği rapor çok ses getirdi. Ancak bu ses maalesef rapordaki önerileri ileriye taşıyan nitelikli tartışmalara değil, raporun dikkat çektiği son derece önemli konulardaki fikirleri bastıran bir gürültüye dönüştü.

“TÜSİAD’dan Anayasa Taslağı” diyebileceğimiz okuduğunu anlayamayan, anladıysa da yanlış aktaran habercilik örneğine (örnekler için bknz: Kanalb, Vatan, HaberTürk, Murat Yetkin (Radikal), Dipnot tv) ne demek gerekir bilemiyorum. Hele Fikret Bila gibi önemli ve deneyimli bir gazetecinin yazdığı yazının baştan sonra yanlış bir algılamaya dayanması çok üzücüydü (Bila, dört gün sonra yazdığı yazıda olayı toparlamaya çalıştı ancak yine de Anayasa’nın ilk üç maddesiyle ilgili yanlışında ısrar etti.).

TÜSİAD hiçbir şey hazırlamadı

Neden “TÜSİAD’dan Anayasa Taslağı” yanlış bir laf ve Fikret Bila neyi yanlış algıladı?

Öncelikle, TÜSİAD bir Anayasa taslağı hazırlamadı, çünkü TÜSİAD aslında hiçbir şey hazırlamadı! TÜSİAD’ın yaptığı şey, 2 Kasım 2010 – 1 Mart 2011 tarihleri arasında 22 akademisyeni ve kanaat önderini (sanırım sözü dinlenen, saygın kişi anlamında… “aydın” kelimesi son yıllarda çok yıprandığı için bu tamlama kullanılıyor olsa gerek.) 11 kez bir yuvarlak masanın çevresinde topladı. Bu kişiler arasından Prof.Dr. Ergun Özbudun ve Prof.Dr. Turgut Tarhanlı eş koordinatörler olarak seçildi (keşke cinsiyet eşitliğine örnek olması adına biri kadın olsaydı) ve bu kişiler hem toplantılarda tartışılanları derleyip toparladı, hem de raporun sonunda kendi görüşlerini yazdı. TÜSİAD’ın yaptığı tek şey, eş koordinatörlerin hazırladığı bu raporun telif hakkını alarak onu yayınlamak oldu.

Bu nedenle raporun içeriğiyle ilgili yapılan eleştirilerin muhatabı TÜSİAD değil. Eleştirmek isteyenler rapordaki görüşleri savunan akademisyen ve kanaat önderlerine başvurabilir (Nitekim bunu idrak edebilen bazı televizyoncular programlarına çalışmaya katılan akademisyenleri davet etti ve eleştirileri gerçek muhataplarına yöneltti).

Bir Anayasa taslağı değil

İkinci olarak, bir rapor olarak yayınlanan bu metin bir Anayasa taslağı değil. İçerisinde neredeyse hiç Anayasa maddesi önerisi yok. Halbuki bir taslak olsaydı, bir Anayasa gibi görünmesi ve içinde önerilen Anayasa maddelerini barındırması gerekirdi. Raporda topu topu iki adet doğrudan madde teklifi var: Bunlardan biri “Eşitlik Hakkı ve Ayrımcılık Yasağı” adlı bölümde (s.46), diğeri de  “Mahkemelerin Bağımsızlığı ve Uluslararası Hukuk” bölümünde (s.51). Her ikisi de eş koordinatörlerin görüşlerini aktardığı kısımda yer alıyor. Bu bakımdan rapor, toplantılar sırasında tartışılan ve yeni Anayasa’nın ne yönde olması gerektiğine dair düşüncelerden ibaret. Yani rapora olsa olsa bir “yeni Anayasa kılavuzu” denebilir.

Ancak bir ihtimal olarak, özellikle eş koordinatörlerin kısmında kullanılan dilin emredici nitelikler barındırması ve bazı düşünceleri tek doğruymuş gibi yansıtması kamuoyunda (Raporu kaç kişi okudu acaba? O ayrı bir konu…) “bu bir taslak basbayağı” algısı yaratmış olabilir. Ancak akademik dile aşina olanların algısının aynı yönde olmadığını düşünüyorum.

Gelelim Fikret Bila’nın yanlışına ve bu kapıdan geçerek raporun içeriğini tartışmaya.

Değiştirilemez nitelikteki ilk üç madde

Çeşitli haberlerde ve Fikret Bila’nın bahsettiğim köşe yazısında raporda emeği geçen akademisyen ve kanaat önderlerinin (Bila’ya göre TÜSİAD’ın) “ilk üç madde değişebilir; hatta bunları kaldıralım, sadece devletin şekli kalsın” dediği iddia edildi. Bu tamamen yanlış bir değerlendirme. Çünkü -raporu TÜSİAD’ın hazırlamadığını bir kenara koyarsak- bahsettiğimiz akademisyenler ve kanaat önderleri elbette değiştirilemez maddelerin -adları üstünde- değiştirilemeyeceğini biliyor. Hatta muhtemelen Anayasa Mahkemesi’nin ilgili kararlarına da hakimler. O halde rapordaki hangi cümle böyle bir algılamaya yol açmış olabilir? Rapordaki cümle aynen şöyle:

Tümden yeni bir anayasa yapacak bir organın yetkilerini sınırlayan bir pozitif hukuk kuralı mevcut değildir. (s.13)

Bu şu demek: “Anayasa eğer toptan yeniden yazılacaksa bunu aslî kurucu iktidar yapar. Aslî kurucu iktidar da bugün geçerli olan sınırlamaların hiçbiriyle bağlı değildir.”  Bir başka deyişle, toptan yeni bir Anayasa yazılacksa eskisi yok varsayılır ve Anayasa koyucular tabula rasa‘da çalışır. Bu zaten evrensel bir gerçek. E bu durumda tabii ki mevcut Anayasa’nın geri kalanı gibi ilk üç madde de yeni Anayasa’yı hazırlayanları bağlamaz. Ha ne olabilir? Yeni Anayasa’yı hazırlayan organ bugünkü değişmez maddeleri yeni Anayasa’ya da aynen geçirebilir. Geçirsin mi? İşte burada eş koordinatörlerin bölümüne zıplıyoruz.

Eş koordinatörler diyor ki:

Türkiye bakımından asıl önem taşıyan husus, mevcut Anayasadaki “Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir” biçiminde ifade edilen “Devletin şekli” başlıklı değiştirilemez madde hükmünün (m.1) aynen korunmasıdır.

Tersinden okursak, Özbudun ve Tarhanlı bugünkü Anayasa’nın değiştirilemez nitelikteki 2. ve 3. maddesinin yeni Anayasa’da bu şekilde yer almamasını öneriyor. Bu, “bu maddeler Anayasa’da hiç yer almasın” demek değil. Bu öneri, diğer ülkelerdeki değiştirilemez maddelerle paralellik gösteriyor. Zira değiştirilemez maddeler konusunda bizim kadar ileri giden bir ülke dünya üzerinde mevcut değil. Eş koordinatörler bu maddelerin değiştirilemez nitelikte olmaması gerektiğini söylüyor. Zaten 1982 Anayasası’nı hazırlayan komisyonun tutanaklarına baktığımızda da sivil kanadın yalnızca devlet şeklinin Cumhuriyet olduğuna dair maddenin değiştirilemez nitelikte olmasına karar verdiğini görüyoruz. 2. ve hatta 3. maddeyi değiştirilemez hale getiren, son noktayı koyma yetkisine sahip olan askerî kanat. (Bu konuda söze daha fazla devam etmeyeyim yoksa teze yazacak pek bir şey kalmayacak :P)

Son olarak, endişeleri gidermek için söyleyeyim, Anayasa Mahkemesi’nin 1973/19 esas sayılı kararında “Cumhuriyet” kelimesi geniş anlamıyla kabul edilmiş ve şöyle denmiştir:

Anayasanın 1. maddesinde Cumhuriyet olduğu belirtilen Türkiye Devleti, 2. maddesinde açıklandığı üzere insan haklarına ve ayrıca Başlangıç bölümünde belirtilen temel ilkelere dayanan, millî, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir.

Bir başka deyişle, yeni Anayasa’da yalnızca devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu yönündeki madde değiştirilemez nitelikte olsa dahi o değiştirilemez “Cumhuriyet”, insan haklarına dayanan, millî, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletini içerecek. Dolayısıyla bu ilkeler de değiştirilemez niteliklerini koruyacak.

Raporun geri kalanıyla ilgili değerlendirme önümüzdeki yazılarda.

Yorum Yapın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: