Skip to content

Yeni Anayasa Mahkemesi’ni tanıyalım

by 05/04/2011

6216 sayılı Anayasa Mahkemesi’nin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun 3 Nisan 2011 tarihli Resmî Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi. Bir başka deyişle, Türkiye’nin artık yeni bir Anayasa Mahkeme’si var.

Yeni Anayasa Mahkemesi’yle (AYM) ilgili merak edildiğini düşündüğüm ve tasarı halindeyken kamuoyunda tartışılan hususlarla ilgili düşüncelerimi başlıklar halinde şu şekilde sıralayabilirim:

Üye seçimi

  • Yeni AYM’nin üye sayısı 17. Bunlardan üç tanesini TBMM seçiyor. Nasıl mı? Sayıştay, kendisine ayrılan kontenjan olan iki üyeliğin her biri için 3 aday belirliyor (demek ki toplamda 6 aday) ve TBMM’ye gönderiyor. Baro başkanları da kendilerine ayrılan bir üyelik için üç adayı TBMM’ye gönderiyor. TBMM, gönderilen adaylar arasından seçim yapıyor. TBMM’nin AYM’ye üye seçmesi tartışması artık geride kaldığı için değinmiyorum. Artık herkes öğrendi ki Parlamento’nun AYM’ye üye seçmesi dünyada da çok sayıda örneği olan olağan bir durum. Önemli olan nasıl seçtiği.
  • TBMM’nin yaptığı seçim son derece sorunlu. Neden mi? Çünkü üç aşamalı bu seçimlerde uzlaşma arama zorunluluğu yok. Her bir üyelik için ayrı ayrı yapılan oylamada ilk turda TBMM üye tam sayısının 2/3’ünün oyu aranıyor. Çok güzel. Parlamento’nun AYM’ye üye seçtiği diğer devletlerde genelde aranan oran bu. Neden? Seçilen üye Parlamento’daki iktidar ve muhalefet partilerinin üzerinde anlaştığı bir kişi olsun diye. En azından, siyasal düşüncelerini bir kenara koyarak hukuken doğru olan kararı verebilme kabiliyetini gösterebileceğine dair tüm partilerin ortaklaştığı bir insan seçilebilsin diye. Ancak yeni AYM kanununda bu “çağdaş”lık ancak ikinci tura kadar devam ediyor. Adaylardan hiçbiri ilk turda TBMM’nin 2/3’ünün oyunu alamazsa, ikinci turda seçilebilmek için TBMM üye tam sayısının 1/2’sinden bir fazla oy alınması yeterli. Bu, şu demek: Bir adayın seçilmesini isteyen ama muhalefet partilerini ikna edemeyen iktidar partisinin ikinci turu beklemesi kâfi. Çünkü zaten muhtemelen Parlamento’nun yarısından fazlasını elinde bulunduran -lider sultası altındaki- parti, kimseyle uzlaşmadan ikinci turda yeterli oyu sağlayacaktır. Bunun iki olumsuz sonucu olur: 1) Kötü niyetli bir iktidar partisi AYM gibi tarafsız olması gereken bir organı, kendine yakın üyelerle yandaş hale getirebilir. Bu da zaten Parlamento ve hükümeti (yani yasama ve yürütmeyi) elinde bulunduran iktidarın tamamen denetimsiz olması anlamına gelir. 2) Uzlaşmak zorunda olmadığını bilen iktidar partisi uzlaşmak için çabalamaz; o çabalamayınca da ülkede uzlaşma kültürü hiçbir zaman yerleşmez. (Evet, uzlaşma kültürünün oluşturulması açısından, AYM’nin Cumhurbaşkanı’nın seçimiyle ilgili çok tartışılan “367” kararının da doğru olduğunu düşünüyorum.) Peki iktidar partisinin çoğunluğuna rağmen ikinci turda da üye seçilemezse ne olacak? Üçüncü turda, bir önceki turda en fazla oy alan iki aday yeniden oylanacak ve bu sefer herhangi bir çoğunluk oranı aranmaksızın, en fazla oyu alan aday üye seçilecek. Takdir edersiniz ki, ikinci turla ilgili düşüncelerim ışığında, bu üçüncü tura söyleyecek söz bulamıyorum!
  • Geri kalan üyeleri, eski AYM döneminde olduğu gibi yine Cumhurbaşkanı belirliyor. YÖK üç, Yargıtay üç, Danıştay iki, Askerî Yargıtay ve Askerî Yüksek İdare Mahkemesi ise bir üyelik için üç aday belirleyip Çankaya Köşkü’ne gönderiyor. Cumhurbaşkanı onların arasından birisini üye atıyor. Dört üye ise üst kademe yöneticileri, serbest avukatlar, birinci sınıf hakim ve savcılar ve en az beş yıl AYM raportörlüğü yapmış kişiler arasından yine Cumhurbaşkanı tarafından seçiliyor.
  • Mahkeme yargıçları artık 12 yıllık bir görev için yalnız bir defa seçilebiliyor. Kanımca doğru yönde atılmış bir adım çünkü bir defa seçildikten sonra yargıcın kafasında “böyle karar verirsem bir daha seçmezler” gibi bir düşüncenin oluşmasını engelliyor.

Teşkilat

  • Artık AYM’nin içinde iki bölüm olacak. Bu bölümler yedi üyeden oluşacak ve başkanlıklarını da AYM Başkanvekilleri’nden biri yapacak. Görevleri bireysel başvurulara bakmak. Görev dağılımı daha sonra İçtüzük’le belirlenecek.
  • AYM’nin yeni yapısıyla iş yükünün artacağı öngörülerek işleri toparlamak üzere bir Genel Sekreterlik oluşturuldu.
  • Raportörlerin sayısının belirlenmemiş olması ilginç. Anlaşılan ihtiyaca göre alınacak ancak yine de “sınır belirlenseydi iyi olmaz mıydı?” diye kendi kendine soruyor insan. Ne de olsa “arpalık” kültürü olan bir ülkede yaşıyoruz. Doktorasını tamamlamış araştırma görevlilerinin dahi raportör olabilmesi ve özellikle de yabancı dilin tercih nedeni olması ise olumlu düzenlemeler.

İnceleme ve yargılama usulleri

  • İptal davası açmaya yetkili olanlar listesi eski AYM dönemindekiyle aynı. Oysa bu konuda, özellikle Anayasa hukukçuları arasında, 1961 Anayasası’ndaki gibi, kendilerini ilgilendiren konularda Yargıtay, Danıştay, HSYK (keşke Yüksek Hakimler Kurulu ve Yüksek Savcılar Kurulu diye ayırabilseydim…) ve üniversiteler gibi kuruluşların da iptal davası açabilmesi yönünde bir talep söz konusuydu. Bu talebin karşılanmamış olması ve iptal davası açabilecek organların sınırlı tutulmaya devam etmesi yargı yollarının etkin kullanılabilmesi açısından bir eksiklik.
  • Anayasa değişikliklerinin şekil bakımından denetiminde, AYM kararlarıyla içtihat haline gelen “esasa bakıp şekilden denetleme” uygulamasının engellenmeye çalışıldığı seziliyor. Yeni düzenlemeyle Anayasa’nın 148. maddesindeki “teklif ve oylama çoğunluğu (…) şartlarına” cümlesindeki isim tamlamalarının yorum yöntemiyle “teklif (…) şartına” şeklinde algılanabilmesi ve değiştirilemez nitelikteki ilk üç maddeyi etkileyen Anayasa değişikliklerinin AYM tarafından “içeriğine bakılarak ama teklif dahi edilememesi nedeniyle şekilden” iptal edilmesi engellemek istenmiş. Bunun için de AYM’nin Anayasa değişikliklerinin şekil denetimini yaparken yapabileceği denetim  “teklif çoğunluğuna, oylama çoğunluğuna, (…)” bakmak şeklinde ayrı ayrı belirtilmiş. Ancak bunun nafile bir çaba olduğu ortada. AYM’nin “Anayasa maddesi kanundan üstündür. Anayasa bana ‘teklif şartına’ bakma yetkisi vermişken bir kanunla bu yetki alınamaz” demesi işten bile değil.
  • AYM’nin işin esasına girerek Anayasa’ya aykırı bulmadığı kanun hükümlerine karşı yeniden dava açılabilmesi için 10 yıl beklenmesi gerektiği yönündeki düzenlemenin aynen korunması büyük bir hayal kırıklığı. 10 yılın son derece uzun bir süre olmasının yanında bunun bir hak arama hakkı ihlali olduğu senelerden beri yazılıp çizildi. Ancak anlaşılan taslağı hazırlayanların hak arama hakkı hiç bu yolla ihlal edilmedi…

Yeni AYM’miz kabaca bu şekilde. Hayırlı uğurlu olsun. Umarım davalarını tam bir bağımsızlık, tarafsızlık ve adalet anlayışı içinde görür ve Türkiye’nin gerçek bir hukuk devleti olması yolunda doğru kararlar verir.

Not: Burada değinmediğim ama son derece önemli bireysel başvuru sürecini çok yakında ayrı bir yazıda ele alacağım.

Yorum Yapın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: