Skip to content

Güney Afrika Anayasacılığı Konferansı’nda tuttuğum notlar

by 18/10/2011

Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi tarafından 18 Ekim’de düzenlenen Güney Afrika Anayasacılığı Konferansı’ndan son dakikada haberim oldu. Web sayfalarında konferanstan sadece bir gün önce duyuru yapıldı. Neyse ki Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Anabilim Dalı Başkanı Yard.Doç.Dr. Didem Yılmaz haber verdi (ve arabasıyla Koç Üniversitesi Kampüsü’ne getirdi) de bu önemli konferansa katılabildim.

Kurucular Salonu’ndaki (Founders Hall) konferansın konuşmacısı, Güney Afrika Anayasa Mahkemesi’nin eski Başkanı Albie Sachs’di. Tamamı İngilizce olan konferansta çeviri yapılmadı. Salon doluydu ve hatta ayakta öğrenci vardı. Ancak elden ele dolaşan yoklama da gözlerden kaçmadı 🙂

Konferansta tuttuğum notlar şu şekilde:

Albie Sachs

Güney Afrika Anayasası anayasaldır. Çünkü bu salondan daha küçük bir yerde toplanan AYM, ilk AY taslağının Anayasa’ya aykırı olduğunu ilan etti.

Yüzyıllar boyunca birbirimizle savaştık. Son 30 yılda ise silahlarla çatıştık. Eski devlet son derece baskıcı bir devletti. Artık yorulmuştuk, daha fazla savaşamazdık. Miras olarak yıkılmış bir ülke bıraktık. Uluslar arası baskılar ve kitlesel gösteriler nedeniyle hükümet denetimi kaybetti.  Artık yeni bir Anayasa’ya ihtiyacımız vardı. Apartheid sırasında sadece beyazlar siyasal yönetime katılabiliyordu. Hukuken plajlar, şahane binalar, köprüler, parklar sadece beyazlara aitti. Beyazlarla siyahlar aynı kompartımanda yolculuk dahi edemiyordu.

Anayasa yazım sürecinin başında iki taraf arasında çok büyük görüş farkları olduğu ortaya çıktı. Ortak çözümler bulmaya çalışmalıydık. Birbirimizi düşman olarak görüyorduk. Nelson Mandela aramızdaki diyalog yoluyla diğer tarafı düşman olarak görmekten vazgeçmemiz gerektiğini söylüyordu.

İlk başlarda, güzel kıyafetlerimizi giydik ve “düşman”la karşı karşıya oturduk. O gece uyuyamadım. Başarısız olmaktan korkuyordum. Çok büyük sorunları halletmemiz gerekiyordu. Ve ilk büyük sorun sigara içenlerle içmeyenler arasında çıktı. (Gülümsüyor.)

Grup A şöyle diyordu: Anayasalar azınlığı korur. Bunun için bir Anayasanız vardır. Beyazlar ordunun kamu yönetiminin, hükümetin kontrolünü ellerinde tutuyordu. Birlikte bir AY yapmamız ve referanduma sunmamız gerekiyordu.

Grup B ise buna hayır diyordu. Çünkü büyük çoğunluk siyasal haklarından mahrumdu. Hiçbir zaman oy vermedi. Hükümeti oluşturmadı. Şimdi tepeden inme bir Anayasa hazırlanacak ve halktan evet veya hayır demesi istenecekti. Bu Anayasanın meşru olmasını engellerdi. Anayasa herkesin katılımıyla yapılmalıydı.

Sizce hangi grup haklıydı? (Gerçekten soruyor)

Her ikisi de haklıydı! Her ikisini de sağlamalıydık. AY yapımında herkes devreye girebilmeliydi. Bu ne beyazların ne de siyahların Anayasası olmalıydı. Bir kurucu meclis kurulmalıydı ve bunun için ne kadarlık bir baraj koyalım diye sorduk kendimize. %2? %5? Sonunda hiç baraj olmamasına karar verdik. Taslağın kabul edilmesi için 2/3 çoğunluk sağlanmalıydı ve hiçbir parti bu çoğunluğa sahip değildi.

Bir AYM kurduk ve görevi Geçici Anayasa’daki 34 maddeye uyulup uyulmadığını kontrol etmekti. 2 yılın ardından metni Anayasa Mahkemesi’ne gönderdiler. 10 gün boyunca 70 farklı gruptan eleştirileri dinledik. Sonunda 9 eleştiriyi haklı bulduk. Bill of Rights’la, kuvvetler ayrılığıyla, devlet-din ayrılığıyla ilgili konularda eleştiriler geldi ve bunlarla ilgilenmek durumunda kaldık.

Silahlı çatışmalardan bir Anayasaya ilerlemek zor bir konu. Ama eğer tartışma ortamı yaratmak istiyorsak silahları bir kenara koymalıydık. Bu her iki taraf için de geçerliydi. Genç insanlar özgürlük için hayatını vermişti. Ve onların boşuna ölmediğini düşünenler “bizi silahsızlandırmak için görüşmek istiyorlar” diyordu. Ateşkes, hükümetin eski düzene son verme sözü, siyasal tutukluları salma vaadiyle hayata geçebildi. Halkımızın barışçıl çözümlerimizi kabul etmesi için onlarla diyalog halinde olmamız gerekiyordu. Askerlin de ateşkes için ikna edilmesi gerekiyordu. Silahları yere gömdük ve nerelere gömüldüğünü sadece en üst düzey askeri yetkililer biliyordu.

Şimdi bu yöntem dünyaya örnek oluyor. Bugün gazetelerde IRA yöneticisi Gerry Adams’ın bunları incelediğini okudum.

GüneyAfrika Anayasa yazım sürecini anlatmasının ardından, çatışmalar sırasında patlayan ve sağ koluyla bir gözünü kaybetmesine neden olan bombayı koyan kişiyle tanıştığını belirten Sachs, saatlerce ve saatlerce Henry adlı bu askerle konuştuğunu anlattı. Ayrılırlarken kendisine “görüştüğüm insanları uğurlarken ellerini sıkarım ama şimdi sıkamıyorum” dediğini anlattı. Mandela’nın partisi ANC’nin geçmişte yaşanan bazı insan hakları ihlalleri konusunda taraflı davrandığını, kendi yarattığı ihlalleri görmezden geldiğini ifade eden Sachs daha sonra Gerçeklik Komisyonu’nun nasıl çalıştığını aktardı. Komisyonun en küçük köylere dahi gidip yaşananları dinlediğini, acıları, katliamları, işkenceleri kaydettiğini söyledi.

Mandela’nın sadece demokrasiye değil, anayasal demokrasiye geçmesinin önemli olduğunu belirten Sachs, bu nedenle bakanlarının veya diğer yetkililerin kendilerine karşı bir saldırı olduğu algısında olmadığını, çünkü Mandela’nın büyük bir prestijle ortaya çıktığını söyledi. Bu nedenle yeni Güney Afrika’nın da yüksek bir prestijle kurulduğunu belirten AYM eski Başkanı, demokrasinin belli zamanlarda seçimlere gidilmesinden ibaret olmadığını; diyalog, tartışma, uzlaşma, çoğulculuk ve saygıya dayandığını ifade etti.

Birleşik Güney Afrika’nın millî marşının dünyadaki en uzun marş olduğunu çünkü 4 farklı dilden sözler içerdiğini, bayraklarında 6 farklı renk olduğunu ve dünyanın en güzel bayrağı olmasa da onu çok sevdiklerini belirten Sachs, hâlâ çok büyük sorunları olduğunu ama çok farklı bir toplum yapısıyla çoğulculuğu yaşatabildiklerini söyledi.

Konuşmasının sonunda Sachs eksik kalan hikâyesini tamamladı:

“Sene sonunda bir parti veriyordum. Birisi ‘Albie’ diye bağırdı. Dönüp bir baktım ki, Henry! Gelip bana Gerçeklik Komisyonu’na tüm bildiklerini anlattığını söyledi. Aslında bomba beni hedeflemiyormuş, Anayasa Mahkemesi’den başka bir meslektaşımı hedefliyormuş. Konuştuk. Şimdi aramızdaki ilişki çok daha insanîydi. Bu sefer sol elimi uzattım ve el sıkıştık. Bunun olması gerekiyordu çünkü aynı ülkede birlikte yaşayacaktık.”

One Comment
  1. sinem permalink

    Bizim üniversitede yoklama alınmasına karşın “Din ve devlet ilişkileri sempozyumu” konferansında katılım oldukça azdı.Çoğunluğu akademik personel oluşturuyordu.Üstelik çeviri yapılmasına karşın:)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: