Skip to content

Yeni Anayasa Yapım Süreci ve LGBT Hareketi toplantısında tuttuğum notlar

by 04/11/2011

3 Kasım akşamı Lambdaistanbul Kültür Merkezi’nde Lambdaistanbul LGBTT Dayanışma Derneği ve Sosyal Politikalar Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği (SPoD) tarafından ortaklaşa düzenlenen Yeni Anayasa Yapım Süreci ve LGBT Hareketi başlıklı toplantıya katıldım. Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Fakültesi’nde araştırma görevlisi olan Levent Önen’in sunumunun ardından güzel bir sohbet başladı. Sunum ve sohbetin güzelliği sayesinde son derece verimli olmasının yanında, mekanın Galatasaray Üniversitesi Mezunlar Derneği’nin eski lokali olması nedeniyle aynı zamanda nostaljik bir akşamdı benim için 🙂

Levent Önen’in sunumunda tuttuğum notlar aşağıda. İyi okumalar.

Neden Anayasa yapılır? Devletin organizasyonunu ortaya koymak için. Yasa nasıl yapılır, yürütme nasıl yapılır, vs. Ayrıca bireyle devlet arasındaki ilişkiler belirlenir Anayasalarda. Temel işlevleri bireylerin hakkını devlete karşı korumaktır. Çünkü yoksa devletlerin bireyler üzerinde sınırsız bir yetkisi vardır.

Son yüzyıla baktığımızda en son 1978 İspanyol Anayasası bizimkine yakın bir tarihte yapıldı. Son zamanlarda yakınımızda Anayasa yazım süreci göremiyoruz. Arap ülkelerinde rejimler devrildikçe Anayasa yazım süreçlerine tanık olacağız.

Türkiye Anayasa yazım geleneğine baktığımızda, toplumdaki bütün siyasal güçlerin Anayasa yazım sürecinde yer almadığını görüyoruz. Bugün Anayasa’yı değiştirmek istememizdeki asıl neden de bu. 1961 de özgürlükçü olsa da askeri darbe sonucu yapıldı. Askerlerin gözetiminde bazı profesörler aracılığıyla yapıldı. Ama orada da sağ kesim yazım sürecine dâhil edilmedi. Bu nasıl bir handikap getirdi? Her ne kadar özgürlükçü olsa da sağ partiler bu Anayasa’yı sorguladı. Demirel 1961 için “bol gelen pantolon gibi” demiştir. O yüzden özgürlükleri kısmak istemiştir. 1971’de buna bağlı olarak özgürlükler kısıtlanmıştır. 1982 Anayasası’nda bu amaç tam olarak yerine gelmiştir. Felsefe olarak 1961’in tam tersidir; bir anlamda intikamdır. Kenan Evren liderliğinde oluşan bir konsey vardır ve kimsenin görüşü alınmadan Anayasa yapılmıştır. Çok daha fazla sağcı, milliyetçi-mukaddesatçıdır.

Sonuç olarak tüm Anayasa yazım süreçlerinde ordu tepeden inmeci şekilde Anayasa’yı yapmıştır. 82 Anayasası buna rağmen ve defalarca değişmiş olmasına rağmen halktan destek bulmuştur. Çünkü aslında Evren’in yaptığı, 61’i eleştiren sağ kesimin görüşlerini hayata geçirmektir.

Bugün Türkiye’de aranan, insanların kaygısı, Meclis’teki partilerin bir komisyon kurması ve bu komisyonun kabul ettiği Anayasa’nın artık ileride sorun çıkartmamasıdır. Aksi şekilde gitseydi, örneğin AKP Meclis’teki çoğunluğuna dayansaydı ve Anayasa bu şekilde kabul edilseydi meşruiyet krizi yaşanacaktı. Nasıl hükümler getirilirse getirilsin meşruiyet konusunda sorunlu olacaktı, 61 Anayasası gibi.

İspanya’da 9 kişilik bir komisyon kuruldu. Sağ partiler, sol partiler, ayrılıkçılar, vb.’lerinin birlikte olduğu bu komisyonda tartışılarak Anayasa kabul edildi. Ama burada Türkiye ile farkı vurgulamak gerekirse, tüm taraflar “geçmişte yaşananlar bir daha yaşanmasın” istedi. Sol “monarşi olabilir”, sağ ise “özerklik olabilir” dedi ve büyük bir uzlaşma yaşandı. Türkiye’de ise ciddi sorunlar var. Özellikle vatandaşlık meselesi üzerinde anlaşılamıyor; bu konu büyük patırtı koparacak. “Geçmişte bu darbeleri yaşadık, bunlar bir daha olmasın” uzlaşması henüz yok. Nasıl tavizler verilecek belli değil.

LGBT’lere gelirsek, bu hareket solun içerisindeydi. İspanya’da da böyleydi. Yakın örneklere baktığımızda, örneğin Doğu Avrupa’da son derece zayıf bir hareket. LGBT hareketinin bazı yasaların kabul edilmesinde Meclis’te ortak çalıştığı bir örnek yok. Türkiye’de de müteffik bularak çalışması mümkün olabilir. Özellikle sol partilerle birlikte çalışabilir. Gerçekten demokratik bir Anayasa çıkabilmesi için sivil toplum etki yapabilir; bunlara Lambda veya SPoD da dâhil. Ama şöyle bir gerçek var, sivil toplumun güçlü olması oradaki demokratik yapıyı güçlendirmesi anlamına gelmiyor. Sivil toplumun gücünden ziyade daha çok siyasal partilerin yapacağı tercihler önemli. İspanya’da 78’de de böyleydi. Samuel Huntington “Demokratik bir rejimin ortaya çıkmasında her şey etkilidir. Ama her şey son kertede liderlere dayanır.” der.  Gerçekten demokrasiye inanmış liderlerin varlığı gerekli ancak Türkiye’de bu ne kadar geçerli, size bırakıyorum bunun cevabını.

LGBT’lerin ciddi şekilde katıldığı bir Anayasa yazımı süreci dünyada yok. Mümkün olan, siyasal partileri etkileyerek müdahale etmek olabilir.

Diğer Anayasalara bakarsak, cinsel yönelim ayrımcılığıyla ilgili bir hüküm çoğu ülkede yok. İsveç ve Hollanda’da bile yok. Ama bunun olması veya olmaması LGBT haklarıyla ilgili çok bir şey göstermiyor. Örneğin Almanya’da Anayasa’da LGBT’lerle ilgili bir hüküm yok. Özellikle kadın haklarına vurgu yapılıyor. Kanun önünde eşitlik maddesinde uzun bir liste var ama cinsel yönelim ayrımcılığı yok. İspanya’da da aynı şekilde; sadece “cinsiyet” kelimesi geçiyor.

Bu biraz da yargıçların inisiyatifine kalıyor. Cinsel durum gibi ifadeler geniş yorumlanabilir. Ama Türkiye’de, son kararların da gösterdiği gibi, bu durum yargıçların insafına bırakılmamalı, Anayasa’da açıkça yazılmalı.

Portekiz Anayasası’nın 13. maddesinde “kimsenin ayrımcılığa uğrayamayacağı” yazıyor ve cinsel yönelim terimi doğrudan geçiyor. Aynı şekilde Güney Afrika’da da böyle. Halkın çoğunluğu hala LGBT haklarına, örneğin eşcinsel evliliğe karşı. Bu tamamen Anayasanın yazım sürecindeki şartlara bağlı. Yazım aşamasında solcuların etkili olması veya Güney Afrika’daki gibi “tüm ayrımcılığa karşı” hareketin güçlü olması nedeniyle. Geçiş döneminin heyecanıyla eşitlik tam olarak uygulanıyor. Hep olağanüstü şartlar altında bu gerçekleşmiş. Halka sorulsa belki böyle olmayacaktı.

Güney Afrika’daki durum Türkiye’deki LGBT hareketi için de önemli olabilir, eşitlik vurgusu yapılması ve ayrımcılığa karşı diğer özgürlükçü güçlerle ortak duruş etkili olabilir.

ABD’de iki gencin nefret suçuna kurban gitmesi nedeniyle bir yasa çıkartılıyor. Daha sonra cinsel yönelim nedeniyle işlenmiş nefret suçları da yasaya dahil ediliyor. Almanya’da da özellikle iş yerinde ve devlet kurumlarında LGBT’lere karşı ayrımcılığı önleyen düzenlemeler var.

Arjantin’de en son olarak evlilik hakkı tanındı. Türkiye ile karşılaştırılabilecek durum, orada da askeri rejim vardı. Ama orada 70’lerde de çok güçlü LGBT örgütleri vardı. Askeri rejim döneminde kapatılmışlardı ama sonra yeniden kuruldular. Türkiye’yle kıyaslandığında ciddi bir toplumsal temeli var orada LGBT hareketinin.

One Comment
  1. Geçtiğimiz ay Brezilya’da yüksek temyiz mahkemesi, iki kadının yasal olarak evlenebileceği kararını verdi. Arjantin ve Mexico City’de de eşcinsel evlilikler yasal. Bu durum bu şekilde ülkeler düzeyinde genişledikçe hukukî düzenlemelere de kavuşacak.Türkiyeliler de gerçeklerle yüzleşmek zorunda. Nefret söylemleri ile ancak çağın gerisinde ilerleyebiliriz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: