Skip to content

Bahçeşehir Üniversitesi’ndeki “Anayasa Mahkemesi’ne Bireysel Başvuru: Uygulama ve Etkileri” Konferansında Tuttuğum Notlar

by 19/12/2011

Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi olarak 16 Aralık 2011 Cuma günü, yaklaşan bireysel başvuru uygulamasına yönelik olarak “Anayasa Mahkemesi’ne Bireysel Başvuru: Uygulama ve Etkileri” başlıklı bir konferans düzenledik. Konferansın sabahki oturumunda Türkiye’deki düzenleme ve İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin içtihadı konuşuldu. Öğleden sonraki bölümdeyse Prof.Dr. Thomas Würtenberger Almanya’daki düzenlemeyi ve uzun yıllardan beri uygulanan Anayasa şikayeti mekanizmasının nasıl işlediğini ve yaşanan sorunları anlattı.

Konferans süresince bize yardım eden öğrencilerimize ve Alternatif Yaklaşımlar’cılara teşekkür ediyoruz.

Notlar uzun, daha fazla uzatmayayım. İyi okumalar.

Prof.Dr. Bertil Emrah Oder

Koç Üniversitesi

2010’daki Anayasa değişikliğinin ertesinde Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) Kuruluşu ve Yargılama Usulüne İlişkin Kanun’da Anayasa şikayeti daha somut olarak düzenlendi. Ancak Anayasa’yla kanun arasında uyum olduğunu söylemek mümkün değil. Sadece sözel anlamda değil, Anayasa şikayetinin amacına uygun olmayan bir düzenlemeye işaret etmek gerekiyor.

Sözel anlamda Anayasa değişikliğinin anlamını değiştiren bir kanun düzenlemesi var.

Bu değişikliklerden ilki hak öznesiyle ilgili derin farklılık. Anayasa’da hak öznesi “herkes” olarak tanımlanmış. Eğer bir normda “herkes” deniyorsa, bu amaca yönelik bir somutlaştırma yapılmalıydı. Ancak kanunda kamu tüzel kişileri kapsam dışında bırakılmış. Bu çeşitli nedenlerle olağan sayılabilir ama her kamu tüzel kişiliği için değil. Bazı kamu tüzel kişileri hak ve özgürlüklerin hayata geçirilmesiyle ilgili doğrudan ilgili olabilir. Özellikle üniversiteler hak öznesi olmaya elverişlidir. Özel nitelik taşıyan her kamu tüzel kişiliğiyle ilgili bu geçerlidir. YÖK veya TRT bunlara örnektir. Bağımsız idari otoriteler açısından da hak ihlalleri söz konusu olabilir. Ancak kanunda bunlar sınırlanmış durumda.

Bir başka nokta özel hukuk tüzel kişilerine ilişkin sınırlamadır. Örneğin dernekler üyelerinin hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiği gerekçesiyle Anayasa şikayetine başvurabilir mi? Kanun bunun yolunu kapatmaktadır.

Daha derin bir sorunsalla da karşılaşmaktayız. Menfaat koşulu Türk hukukunda o kadar geniş yorumlanabilmiştir ki sosyal haklardan çevreye değin çok geniş bir alanda hak arama özgürlüğü idari yargı tarafından genişletilmiştir. Ancak bu durum kanuna yansımamıştır.

Bir başka nokta da tüzel kişiliğe ilişkin bu haklar nasıl yorumlanacaktır? Geniş mi dar mı? Sadece çalışma ve sözleşme özgürlüğüne ilişkin haklarla sınırlı mı göreceğiz? Bu alan da Anayasa yargısıyla gelişecek.

Bazı yan sorunlar da mevcut. Bunlardan bir tanesi hak öznesi sıfatıyla hareket etmenin sınırları sorunudur. Söz gelimi, aktif ötanazi talebi reddedilen bir kişinin yakınları, kişi acı içinde öldüğü için haklarının zedelendiğini iddia edebilecek midir?

Bunun yanında Anayasa şikayetinin hangi koşullara bağlı olarak kullanılabileceği? Kanunda “ancak ihlale neden olan güncel bir eylemden doğrudan etkilenenler” düzenlemesine rastlıyoruz. Actio popularis‘ten ayırmak istenmiş ancak bu koşulların algılanmasında bazı ciddi sorunlarla karşılaşacağız.

Güncel hak ihlali kriterine baktığımızda, burada potansiyellik ölçütünün sınırlandığını görüyoruz. Sözel bir yorumla sınırlı bir şekilde uygulamanın kapısını açabilir. Çünkü bir hak ihlalinin söz konusu olabileceği gelecek zamana veya geniş zamana yayılması engellenmiş. Di’li geçmiş zamanla sınırlanmış.

Bir başka nokta kişisel hak ihlali noktası. Başvurucunun kendisinin etkilenmesi söz konusu. Derneklerin üyeleri adına başvuru yapamamaları konusu kişisel hakla birlikte yorumlandığında Türkiye için ancak sınırlı bir Anayasa şikayetinden bahsedebiliriz.

Doğrudanlık kriterinin ne kadar yerinde kullanıldığı konusunda benim kuşkularım var. Çünkü doğrudanlık sorunu yargılamalarda kanun ve idarenin düzenleyici işlemleri bakımından söz konusu olur. Türkiye’de ise sadece birel işlemlerde Anayasa şikayetinin tanındığını görüyoruz. Birel işlemlerde doğrudanlık çok daha rahat sağlanır. Doğrudanlığın nasıl bir anlam ifade edeceği konusunda ciddi şüphelerim var.

Daha derin bir sorun, aslında Anayasa şikayeti dediğiniz sistemin sadece İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’ndeki (İHAS) hakların ihlali için tanınmış olmasıdır. Aslında temel iki tane sorun var: İlki tutarlılık sorunu. İlk başta, Türkiye’deki hukuku bilmeksizin bakıldığında Türkiye’nin ileri gittiği düşünülebilir. Ama Türkiye’nin dinamiklerini, taraf olduğu anlaşmaları, Anayasa’daki hak kataloğunu bildiğiniz zaman bu tarz bir Anayasa şikayetinin oldukça sınırlı ve zayıf olduğunu anlayabilirsiniz. Türkiye’de o denli geniş ama uygulanamayan düzenlemeler vardır ki, o gözle baktığınızda bu norm aldatıcı bir norm olarak karşımıza çıkıyor. Anayasa’nın 90. maddesine 2004’te eklenen normun da gerisine düşme tehlikesi taşıyor bu tarz bir Anayasa şikayeti düzenlemesi.

İkinci temel sorun da yorum sorunu: AYM, uzunca dönemdir, Anayasa madde 5’te yer alan ve özgürleştirme normu dediğimiz sosyal haklarla kişi haklar arasında bir bütünsellik ilişkisi kuruyor. Sosyal ve ekonomik haklara dahil olan hakları yaşam hakkıyla birlikte yorumluyor. Klasik haklarla ekonomik haklar arasında bir geçişgenlik olduğunu söylüyor. İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM) içtihadında da bu yönde bir eğilim var. Sosyal haklar aslında İHAS’ta bulunmamaktadır. Mahkeme de sosyal ve ekonomik haklarla Sözleşme’de yer alan hakların bütünselliğini artık kabul etmektedir. Biz Anayasa şikayeti mekanizmasında klasik haklar kataloğumuzu ekonomik haklarla birlikte yorumlamayacaksak bugünkü durumdan da geriye düşebiliriz. Ben AYM’nin bunları nasıl yorumlayacağını merak ediyorum.

Bunun dışında, harca bağlı olma zorlaştırıcı mıdır? Bu nokta iyi tartışılmamıştır. Türkiye gibi asgari ücretin sınırlı olduğu bir ülkede bunun tartışılması gerekir. Türkiye Almanya ile eşit durumda değildir. Masrafı kimin karşıayacağı belli değildir.

De minimis kuralı uygulamıştır Türkiye. Başvurucunun önemli bir zarara uğramadığı başvurular kabul edilmeyecektir. Hangi durumlarda iç hukuk yollarının etkisiz sayılacağı gösterilmemiştir.

Bütün bu eleştirel bakış açısına rağmen Anayasa şikayeti, temel hak ve özgürlükler alanına önemli katkılar sunacaktır. Bence bunun asıl etkisi AYM’nin son iki soyadı kararına baktığımızda çok da iç açıcı olmayabilir. Ama yüksek mahkemeler özgürlükçü bakış açılarıyla kararlar verip AYM’ye iş bırakmazlarsa eğitici etkisi son derece yararlı olabilir.

Prof.Dr. Korkut Kanadoğlu

Özyeğin Üniversitesi

Bir önceki konuşmayı tamamlamaya çalışacağım. Başvurucunun ehliyeti üzerinde durmakta yarar var.

Kimlerin temel hak süjesi olarak Anayasa şikayetine başvurması mümkün? Anayasa ve kanun farklı kapsamlarda değerlendiriyor. Doğmamış çocuğun haklarıyla ilgili kim başvurabilir? Sınır dışı edilmeme hakkıyla ilgili Avrupa içtihadında yabancılar için de hakların geçerli olması söz konusu. İçtihat yoluyla yasanın kapsamının genişletilmesinde yarar var.

Özel hukuk tüzel kişileri açısından, niteliği gereği ihlal edilebilecek tüm haklar için Anayasa şikayeti yolu açık olmalı. Şirketler, dernekler ve vakıflar yanında diğer kişi topluluklarının da örneğin platformların da başvurabileceğinin kabul edilmesi gerekir.

Kamu tüzel kişiliği açısından da yasadaki sınırlamanın tam Anayasa’yla bağdaşmadığını görüyoruz Evet, kamu tüzel kişileri temel haklara dayanmaz ve yetki kullanır ama belirli hallerde örneğin usuli haklar konusu olduğu zaman Anayasa şikayetine başvurabilmeliler.

Dava ehliyeti dediğimiz zaman usuli işlemleri bireysel veya avukatı aracılığıyla yapmayı anlıyoruz. Ama mesela 18 yaşını geçmediyse kişi ve ihlal edilen kişiliğine doğrudan bağlı bir haksa Anayasa şikayetine başvurabilmelidir. Kürtajda küçük olanın velisinin onayı gerekiyor AYM’ye başvurmak istediği zaman velinin onayı alınmadan dava ehliyetini kullanabilmesi gerekir.

Başvuru konusuna gelince, Anayasa’yla yasa arasında çelişki var. Kamu gücünün ihlalleri diyor Anayasa, kanundaysa sınırlandırma çok geniş. Doğrudan yasaya karşı Anayasa şikayeti yolu kapatılmıştır. Yargı yoluna kapalı olan Cumhurbaşkanı’nın işlemleri veya Yüksek Seçim Kurulu ve Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu işlemleriyle ilgili Anayasa şikayeti yapılamamaktadır. Bu Anayasa’yla ne ölçüde bağdaşıyor?

Doğrudan ve güncel bir emel hak ihlalini arıyor yasa. Doğrudanlığın tam da yasaya karşı yapılan başvurular için öngörüldüğü karşımıza çıkıyor. Yasa doğrudan uygulanabilir ve ihlal yaratıyorsa bu yasaya karşı da başvurmak mümkün olmalı. Almanya’da 2005’te teröristlerin silah haline getirdiği uçağı düşürmeye dair kanun henüz uygulanmadan Anayasa şikayetiyle iptal edilmiştir.

Başvuru yetkisine ilişkin, bir temel ha ihlaline karşı başvuruluyor. Bu ihlal ne zaman vardır? Mümkün olması, açıkça imkansız olmaması halinde bu başvuru yetkisi kullanılabilir.

Acaba ne zaman temel hak ihlali vardır? Spesifik Anayasa hukuku ihlali, bir temel hak ihlali var mı sorusuna yanıt vermek gerekiyor. Eğer iki birey arasında uyuşmazlık varsa, bireyler arasındaki bu uyuşmazlık mutlaka yargı yoluna taşınmalı ve mahkemede bir karar verilmelidir. Ancak bu şekilde AYM’ye götürülebilir. Ama ne zaman temel hak ihlali var? Takdir hakkının kullanımında keyfiliğe kaçıldıysa, ölçülülük ilkesinin kullanılmasında sorun varsa temel hak ihlali olabilir.

Süre ve şekle ilişkin olarak, başvuru yollarının tüketildiği tarihten bahsediyor kanun. Süre, kanun yolunda verilen son kararın tebliğiyle başlar gibi bir ifade kullanabiliriz.

Başvuru dilekçesine ilişkin içtüzükte düzeltmeler yapılması. Örneğin yazılı olacağı yazıyor ama e-mail veya faksla olabilir mi? Kanunda bilgi yok.

İdare ve yargısal başvuru yollarının tüketilmesi gibi bir ibare var. Anayasa’nın öngördüğünden daha zor bir koşul getirmiş oluyor kanun. Medeni hukukta karar düzeltme yolunun da tüketilmesi gerekiyor.

Öylesine çok sayıda başvuru bekleniyor ki ara yol öngörülüyor. Kabul edilebilirlik kararlarını verecek bir komisyonun oluşturulması öngörülüyor. Bu komisyonun kararlarına ilişkin koşulun, Anayasa değişikliği ile öngörülen temel hakların geliştirilmesi amacıyla çeliştiği söylenebilir. Neden böyle bir daralmaya yol açabilir? Kanun, başvurunun kabul edilebilmesi için başvuru konusunun Anayasa hukuku açısından aydınlatılması gereken çok önemli bir konu olması gerektiğini “ve” kişinin önemli bir zarara uğraması gerektiğini söylüyor. Bu “ve”nin “veya” olması gerekir.

Komisyonların nasıl oluşacağına dair kanunda hüküm yok. Kanuni hakim güvencesine aykırı oluşumlar söz konusu olabilir. Bunun Anayasa’ya aykırılığı iddia edilebilir.

Bu Anayasa şikayeti kanunu taslağının AYM tarafından hazırlandığına dair söylentiler çıktı yüksek mahkemelerde. Eğer gerçekten böyleyse tarafsızlığını nasıl sağlayacak?

Komisyonlarda görevlendirilecek raportörlerin görev alanları da belirsiz. Buna başkan karar veriyor. Yasaya baktığınız zaman en geniş düzenlemelerin raportörler ve raportör yardımcılarıyla ilgili olduğunu görüyoruz. Demek ki başvuruların yükü raportörlere kalacak.

Başvurunun Adalet Bakanlığı’na gönderilmesi de sorunlu. Bakanlık görüş bildiriyor. Kuvvetler ayrılığına aykırı olduğunu söyleyebiliriz.

Kararlara ilişkin 50. maddeye baktığımızda bir netlik yok. Herhalde gelen şikayetleri nasıl giderebiliriz diye formüller eklenmiş ancak uygun olmayan ifadeler var. Örneğin, ihlal tazminatla giderilebilecekse AYM tazminata hükmedebiliyor. Bu, AYM’yi diğer yüksek mahkemelerin üzerine çıkarabilir. Koç Üniversitesi’ndeki toplantıda AYM raportörü ilk başlarda tazminat mekanizmasının fazla kullanılmayacağını söyledi. Çünkü çok fazla başvuru gelmesi bekleniyormuş. Bu yaklaşım hukuksal değil.

Kanun AYM için hem ihlal tespit ederse sonuçların ortadan kaldırılması için hüküm verir diyor, hem de icrai karar veremez diyor. Bu bir çelişki.

Tüm bu düzeltilmesi gereken hususlara baktığımızda, elbette olumlu bir yoldur ama, özellikle kanunun gerekçesinde, İHAM’a yapılan başvuruların azaltılmasına vurgu yapılması, asıl amacın temel hakların korunması olmadığını gösteriyor.

Öğr.Gör. Abdülkadir Kaya

 Bahçeşehir Üniversitesi

İHAM’ın eski kararlarında kendisinin Anayasa yargısı görevi gördüğüne ilişkin görüşleri var. Bu kararlardan biri Loizidou kararı.

Bizim temel hak ve özgürlük maddelerine baktığımızda, özellikle Anayasa’nın 17. maddesinde kişi güvenliğiyle ilgili metnin İHAS’taki düzenlemenin aynısı olduğunu görüyoruz. Demek ki arada bir ilişki var.

İHAM’ın önündeki sözleşmede tanınan insan hakları ve özgürlükleri somut olarak düzenlenmiş değil. Bunların ete kemiğe büründürülmesi gerekiyor. Örneğin “en kısa zamanda” ifadesi bir şey ifade etmiyor. İHAM bunu “4 günden fazla olamaz” diyerek somutlaştırmıştır. Özgürlük nerede başlayıp nerede bitiyor? Dar yaparsanız başvuru zorlaşır, geniş yaparsanız çok başvuru alırsınız ve görevinizi yapamazsınız. Bir denge tutturulması gerekiyor.

Özgürlüklerin alanının belirlenmesi, mutlak haklar dediğimiz haklar için çok daha önemli. Bunları işkence yasağı, kölelik yasağı ve ceza yasalarının geriye işlememesi olarak özetleyebiliriz. Bunlar söz konusu olduğunda dar yorum çerçevesinde kalmak durumundayız.

Birinci öncelik hakkın kapsamını belirlemektir. Bu noktada teleolojik (gayi) yorum metodu en çok kullanılandır. Bunu yaparken İHAM’ın, her zaman, taraf devletlerin birleştikleri ortak yasaları, eğer bu yoksa takdir marjını tanıdığını görüyoruz. Devletlerin farklı düzenlemeleri varsa, burada takdir marjı vardır. Ceninin hakları veya ötanaziyle ilgili konularda takdir marjı devlettedir.

Ölçülülük önemli bir unsurdur insan hakları yorumunda. En önemli çatışma, temelde, insan haklarının çoğunluğa karşı korunması gereken haklar olması. Bu yüzden devletlerden her zaman tepki alır. AYM de, İHAM da hakları çoğunluğa karşı korumalıdır. Örneğin, Norveç Anayasası’nda ilkokul seviyesinde din eğitimi bulunmaktadır. Ateist anne-baba bu zorunlu eğitimi dava etmiştir. İHAM, azınlığın korunmasının asıl olduğunu söylemiştir.

Çoğunlukla azınlık hakları arasında denge sağlamak önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.

Devlet organlarının temel haklara açıkça müdahale edip ihlale neden olduğu hallerde İHAM hakları geniş yorumlamaktan kaçınmamaktadır.

İfade özgürlüğü çerçevesinde politik alanda yapılan eleştirilerde takdir marjını daraltmaktadır. Ancak ahlaka aykırı hususlarda devletlerin ortak düzenlemesi olmadığı için takdir marjını genişletmektedir.

Şiddete çağrı varsa yine devlete geniş bir takdir hakkı vermektedir.

Makul sürede tutuklu yargılanma keyfiyeti getirilmektedir. Burada ete kemiğe büründürürken, Sargın davasında, tekdüze gerekçeyle tutukluluk halinin sadece belli bir süre için geçerli olabileceğini, ancak yaklaşık bir seneden sonra tutukluluk gerekçesinin somutlaştırılmasını aramaktadır.

AYM’ye ve bireysel başvuruya dönecek olursak, Sayın Kanadoğlu’nun eleştirisine tamamen katılıyorum. Bireysel başvuru, İHAM’a filtre olmamalıdır. İHAM’a başvuruları öteleme amacı taşımamalıdır. İHAM, yakın zamanda minimus kuralı getirdi ki bu doğru olmadı. Çünkü küçük bir ihlal büyük bir manevi yoksunluğa itebilir kişiyi.

Prof.Dr. Thomas Würtenberger

 Freiburg Üniversitesi

Bireysel başvuru hakkı başta, Anayasa düzenlendiğinde yoktu. 1950’li yıllarda Anayasa’ya girdi. Anayasa’ya yerleştirilen bireysel başvuru birçok Avrupa devleti tarafından örnek alındı ve yeni hazırlanan Anayasa’larda Almanya’dan esinlenilerek oluşturulmuş bireysel başvuru yolları bulunmaktadır. Size öncelikle kanundaki hükümleri, ardından da AYM’nin bu konuda verdiği kararların devletin siyasi kültürünü nasıl değiştirdiğini anlatacağım.

Önce AYM’nin genel yapısını ve görevlerini açıklamak isterim. Bir AYM’nin iki önemli görevi vardır: 1) Devlet içerisinde yapılan kanunların Anayasa’ya uygunluğunu sağlamak ve devlet işlemlerinin Anayasa’ya uygunluğunu sağlayarak Anayasa’nın koruyuculuğunu yapmak. 2) Anayasa’ya uygun şekilde Anayasa’yı yorumlamak yetkisi ve görevi. Bu şekilde tüm devlet organlarının çalışmasını sağlayacaktır. Peki AYM’nin Anayasa’yı yorumlamasının kuralı, kapsamı nedir? Bu önemli bir soru. Birinci yorum tarzı, hukukçuların alışageldiği metne bağlı lafzi yorumdur. Bütün hukukçuların bildiği gibi her kuralın bir amacı ve yazılışı vardır. Yorumda amaca ve yazılışa yani metne bakılır. Almanya AYM ise ikinci bir yorum tarzını tercih etmiştir. AYM, bu ikinci yorum tarzıyla bireysel hakları somutlaştırma yöntemini seçmiştir. Bundan kasıt, “değişen ekonomik ve sosyal şartlar altında bu hak nasıl olmalıdır?” diye düşünüp bu yönde yorumlamıştır. Ve bu yorum tarzı AYM’yi neticede Anayasa’da mevcut olmayan yeni haklar yaratmaya sevk etmiştir ve bu da yapılmıştır. Bu şekilde Almanya AYM yepyeni bir hak yaratmış ve kişisel veriler üzerinde bireylerin hakkı olduğunu içtihat yoluyla çıkartmıştır. Anayasa’da ise sadece insanın insan olma onurundan bahsedilmiş ve insanın kişiliğini geliştirme hakkından bahsedilmişse de kişisel verilerden bahsedilmemiştir. Bunu AYM keşfetmiştir. AYM Anayasa’da mevcut iki tane hakkı almış, 80’li yıllarda ortaya çıkan yeni bir duruma göre yeni bir hak oluştuğunu ortaya koymuş ve insanların kendileriyle ilgili kişisel verileri düzenleme hakkı olduğuna karar vermiştir. AYM şu mantığı yürütmüştür: İnsanın kendisiyle ilgili bilgiler üzerinde tasarruf hakkı vardır. Bu bilgilerin hangilerini kime veya devlete verip vermeyeceğine dair karar hakkı vardır. Görüyorsunuz ki AYM hukuk yaratmakta ve yarattığı bu hukuku yasama organına empoze eder duruma gelmektedir. AYM Anayasa’da yer alan hakları genişletici bir şekilde de yoruma tabi tutabilir. Herkesin kişiliğini geliştirme hakkı vardır. Tabii anayasal düzeni bozmadığı sürece. Bu şekilde AYM insanın kendisine saklamak istediği her şeyin Anayasa’nın garantisi altında olduğuna karar vermiştir. Şu ana kadar söylediklerimiz bireysel başvuru açısından büyük önem taşımaktadır. Örneğin: Herkesin araçlarda kemer takma mecburiyeti vardır. Kemer takmayanlar 30 euro’luk idari yaptırım cezası uygulanır. Bir kişinin kendi arabasında kemer takmak mecburiyetinde bırakılması kendi hareketlerine karşı konulmuş bir kuraldır ve buna karşı bireysel başvuru yolu açıktır. Gördüğünüz gibi Almanya’da sadece mülkiyet hakkının değil, çok geniş şekilde insanın hareket özgürlüğünün kısıtlandığı her durumda AYM’ye başvuru hakkı açılmıştır. AYM’ye bireysel başvuru Almanların sevdiği bir yöntemdir. Yılda 6-8 bin arası başvuru gelmektedir. AYM’nin bireysel başvurularla ilgili her biri 400 sayfa olan 25 cilt tutan kararı vardır. AYM’nin bir daireleri bir de genel kurulu var. Her birinin kendi karar ciltleri bulunur. O kadar çok karar vermiştir ki insanlar kendilerine “Bizim Anayasa’nın düzenlemesi nerede, Anayasa metninde mi, yoksa bu ciltlerde mi?” diye sormaktadır. Bir Anayasa sorunuyla karşılaşan herkes AYM’nin içthadını çok iyi bilmelidir çünkü somut soru sorulduğunda “Anayasa’ya uygundur veya değildir” demek için AYM’nin kararlarının hepsini bilmek zorundadır. O halde, Anayasa’nın metni sadece ana ilkeleri içerir. Ama somutlaştırılmış Anayasa AYM’nin kararları içindedir. Böylece, AYM hakimlerinin yarattığı bir hukuk ortaya çıkmaktadır. Acaba bu hukukun sınırı nerededir? Meclisin önüne geçerek nereye kadar yaratabilir bu hukuku? Buradaki en birinci sınır demokratik hukuk devletinde meşruiyetin ortadan kaldırılmamasıdır. Halkın seçtiği Meclis’in kanun koyma erkini yargının gasp etmemesi gerekir. Kanun koyucu bir yasa düzenlediğinde Anayasa’yı ilk kez kendisi yorumlamaktadır çünkü kanun Anayasa’ya uygun olmalıdır. Meclis, bir kanun hazırlarken genelde hukuk profesörlerine danışmakta, kanunun Anayasa’ya uygun olup olmadığını sormakta ve onlar uygun bulursa yasal düzenlemeye gitmektedir. İlk başta yaptığım hatırlatmaya geri dönüyorum, kanun koyucu yapacağı kanunların Anayasa’ya uygun olmasını sağlamalı ve bunun için de gerekli çalışmayı yapmak zorundadır. AYM de Anayasa’nın yorumu konusuna büyük önem vermekte ve ama kanun koyucunun Anayasa yorumuna da saygı duymaktadır Eğer çok açık bir aykırılık yoksa demokratik yollarla yönetime gelmiş kanun koyucuya saygı duyar ve buna göre kanunu değerlendirir. Burada, bireysel başvurunun kabul edilebilmesi için kanunların kişilerin temel haklarına derin müdahalelerde bulunması gerekir. O yüzden AYM başvuru gelince ayrıntılı bir değerlendirme yapmaktadır. AYM kendisini toplumun koruyucusu gördüğü gibi toplumdaki her bireyin haklarının koruyucusu olarak da görmektedir. Bu bağlamda son yıllarda çok sayıda kanun iptal edilmiştir. Almanya’da da böyle, Türkiye’de de böyle olacaktır. Eğer bir bireysel başvuru söz konusu ise artık tüm hukuk yollarının tüketilmesi gerekmektedir. Bireysel başvuru bir son çare olarak ortaya çıkacaktır. AYM’nin yapılan başvuru üzerine değerlendirmedeki yetkisi nedir, bunun belirlenmesi gerekmektedir. AYM bir süper temyiz mahkemesi olarak işlev görmemektedir. Alt mahkemelerin hukuka uygun karar verip vermediklerine dair bir karar vermemektedir. AYM  kritere göre başvuruyu değerlendirir.1) Acaba temel haklarla ilgili bir ihlal var mı? Mahkeme uygulanan normun Anayasa’daki normlarla uyumlu olup olmadığın bakacaktır. 2) Bireyin özgürlüklerinin ne ölçüde korunduğuna dair bir değerlendirme yapacaktır. Örneğin mahkeme özgürlüğün sınırı konusunda yanlış karar vermiş olabilir. 3) Bazı hallerde temel hakların çatışması söz konusu olabilir. Örneğin gösteri yapma hakkı olan bir grup bulunmakta. Ama bu gösteri trafiği engelliyorsa diğer bireylerin o yoldan geçme hakkı ihlal edilmektedir. Bir denge kurulması gerekir bu iki hak arasında. Bu dengenin bozulup bozulmadığına bakılması gerekir. 4) Esas Mahkemenin olayı gerçekten yeterince araştırıp araştırmadığı konusundadır. Zira eğer gerçekten araştırsaydı orada bir temel hak ihlali olup olmadığını görebilecekti.

Bu dört noktadan birinde hukuka aykırılık varsa AYM nasıl karar verecektir? AYM eğer bir temel hak ihlali görürse bu kararı kaldırır, dosyayı karar mahkemesine geri gönderir ve AYM’nin bu kararı esas mahkemesini bağlar. Belirtmek gerekir ki AYM’nin kararı ayrıntılı şekilde gerekçelendirilmiş olmalıdır. AYM kararları Almanya’da 30-150 sayfa arasındadır. Neden bu kadar ayrıntılı? 1) İlgililerin kararı doğru anlayabilmesi ve kabul etmeleri içindir. AYM ortaya konan bütün argümanları tek tek ele alır, kabul eder veya reddeder ama gerekçeleri kararda gösterir. AYM biraz abartarak söylüyorum, bir “toplum mahkemesidir.” AYM’nin kararlarının bir özelliği de, AYM sadece bir tarafı tatmin etmek üzere karar vermez. Denge kurmaya çalışır ve o gerekçeyle herkes memnun edilmeye çalışılır. AYM’nin kararının ayrıntılı olmasının bir önemi de, öğretide karar tartışılmaya başlandığında bu gerekçeler önemli hale gelir. Ve İHAM’a giderse olay, İHAM, ülkede neden o yönde karar verildiğini gerekçeye bakarak anlayacaktır. AYM, İHAM kararlarını mümkün olduğunca kendi kararlarına yansıtmaktadır. Ama AYM, İHAM’ın az sayıdaki bazı kararının Almanya açısından çok kabul edilebilir olmadığını vurgulamaktadır. Bunun yanında, bu kararlara yine de uymak zorunda olduğuna yönelik kararlar da verebilmektedir. AYM kararları bir taraftan İHAM kararlarını takip ediyor ama diğer Avrupa Birliği ülkelerinin AYM kararlarını da dikkate alıyor. Bir işbirliği söz konusudur. Başa dönüyoruz, mahkeme kararlarının gerekçeleri bir kez daha önem kazanıyor. Ancak bu şekilde farklı ülkelerin kararları diğer ülkelere yansıtılabilmektedir.

Şu ana kadar herhangi bir normdan bahsetmedim. Sadece politik bir kültürden söz ettim. AYM’ye bireysel başvuru hakkı olan ülkelerde gelişen bir kültürden bahsettim. Bu bazı ülkelerde var, diğer ülkelerde de olacak.

AYM Kanunu’nda şöyle bir hüküm var: “Kamu gücü tarafından Anayasa’nın 101, 103, 104. maddelerindeki haklarından birinin ihlal edildiğini iddia eden herkes başvurabilir.” AYM’ye bireysel başvuruda kim yetkilidir sorunu ortaya çıkıyor. Her gerçek ve tüzel kişinin böyle bir hakkı bulunmaktadır. İHAS’ta yer alan haklardan birinin ihlal edildiği durumlarda da başvuru hakkı var mı? Kanun çok açık, sadece Almanya Anayasası’ndan bahsediyor. Anayasa’nın tanıdığı hakların ihlal edilmesi halinde bireysel başvuru hakkı kabul edilmiştir. Fakat 8 yıl önce AYM verdiği kararda İHAS’taki hakların ihlal edildiği durumlarda da başvuru yapılabileceğini söylemişti. Bu kanundaki açık düzenlemenin genişletilmiş şeklidir. AYM genişletmiştir. Çünkü Mahkeme bu kararı verirken Anayasa’daki hakların İHAS doğrultusunda yorumlanacağından hareket etmiştir. Burada bölgesel insan hakları belgesinin iç hukuka etkisi söz konusudur. Almanya’da İHAM’ın kararları ve İHAS iç hukuk hükmü gibi uygulanır. Bu nedenle Almanya’da AYM’ye başvuru yaparken Almanya Anayasası’ndan kaynaklanan hakların mı ihlal edildiği yoksa İHAS’taki hakların mı ihlal edildiğinin başvuruda açıkça belirtilmesi gerekir. İHAM’ın Sözleşme’deki hakları yorumlamasıyla Almanya AYM’nin Anayasa’daki hakları yorumlaması arasında büyük bir fark yoktur. Bununla birlikte son yıllarda bazı kararlarında AYM’nin görüşüyle İHAM görüşü arasında farklılık ortaya çıkmaya başladı. Monako prensesi Carolina ile ilgili basında haberler çıktığında AYM basın özgürlüğünün önde geldiğine karar vermişti. Ancak aynı konu İHAM’a gittiğinde kişilik haklarının daha üstün olduğuna ve basının bu tür haberler yapamayacağı yönünde karar verildi. Bu konuda ikinci bir örnek, Almanya’da yürürlükte olan akıl hastalarının tekrar suç işleyebilecekleri durumlarda hakim kararı olmadan güvenlik tedbirinin devam etmesine ilişkindi. AYM tutukluğun devam edebileceğini söylerken İHAM tutukluluğun işlenmiş bir suç nedeniyle olması gerektiğini söyledi. İHAM’ın verdiği karar Almanya’da hukuksal karışıklık yarattı çünkü insan öldürmüş ve tekrar öldürme ihtimali olan kişiler İHAM’ın bu kararından sonra serbest kaldı. Polis bunları 24 saat izlemeye başladı. Çünkü doktor raporları vardı suç işleyebilecekleri yönünde. Ancak bu şekilde izlenmeleri de toplumda sıkıntı yarattı. Bu durum şunu gösteriyor ki Alman uygulaması kendi iç hukukunun ters yönünde karar veren İHAM’ın kararını uygulamak için gayret göstermektedir. AYM herhangi bir karar vereceği durumda her zaman İHAM’ın o konudaki kararlarına bakmakta ve ters düşmemeye çalışmaktadır. İHAM’ın kararları yol gösterici olmaktadır. Özetlemek gerekirse İHAM’ın içtihadı Alman mahkemeleri tarafından takip edilmekte ve uygulanmaktadır.

Bireysel başvuru yapmada kim yetkilidir? Kimler başvurabilir? Yabancıların da bireysel başvuru yapma hakkı var mı? Almanya Anayasası’ndaki bazı haklar sırf Almanya vatandaşları tarafından kullanılabilir. Ama bazıları herkes tarafından kullanılabilir. Yabancılara tanınan haklarda bazı sınırlandırmalar vardır, meslek icrası veya dernek kurmakla ilgili örneğin. Fakat bunun dışındaki bütün haklar, din, seyahat, basın özgürlüğü gibi haklardan hem Almanlar hem de yabancılar faydalanabilir.

Tüzel kişiler bireysel başvuru yapabilir mi? Tüzel kişiler de temel hakları kullanır. Örneğin meslek icrası, toplantı ve gösteri yürüyüşü yapmak gibi… Bu konularda bireysel başvuru yoluna başvurabilirler. Fakat kamu tüzel kişilerinin böyle bir hakkı yoktur. Kamu tüzel kişileri devletin bir parçasıdır ve devlet de hukukla bağlıdır. Bu yüzden hukuka bağlı kişilerin bireysel başvuru yoluna başvurması kabul edilmemiştir. Buna istisna getirilebileceği söylendi sabah, gerçekten de AYM iki istisna getirmiştir. Üniversiteler devlet tarafından kanunla kurulur ve bu yüzden kamu tüzel kişisidirler. Devlet bir kanun çıkartarak bilim özgürlüğüne bir kısıtlama getirirse üniversitelerin bireysel başvuru yapmak hakkı doğacaktır. Bu nedenle AYM verdiği bir kararda üniversitelerin bilim özgürlüğünün kısıtlandığı durumlarda AYM’ye bireysel başvuru hakkı olduğunu söylemiştir. Basın özgürlüğü açısından da aynı kural geçerlidir. Almanya’da basın olarak iki televizyon kanalı devlet tarafından yürütülen kamu tüzel kişiliği niteliğindeki kuruluşlardır. Bu kamu tüzel kişilerinin de ifade özgürlüğü vardır. Bunlara getirilebilecek kısıtlamalar için bireysel başvuru hakkı tanınmıştır. Mesela başbakan dese ki “en çok yayının dinlendiği haber saatinde 10 dakikalık bir propaganda saati bana ayrılacaktır”, ne zaman neyin yayınlanacağına karar verme hakkı olan basın bireysel başvuru yoluna başvurabilir.

Neye karşı başvurulabilir? Kamu gücünün kullanılması suretiyle yapılan tüm devlet işlemlerine karşı bireysel başvuru yolu açılır. Bunlardan biri kanun yapma, ikincisi idarenin yaptığı işlemler, üçüncüsü de mahkeme kararlarıdır. Bu devlet gücünün bir işlem yapılarak kullanılması sırasında Almanya Devleti’nin gücünün kullanılmış olması gerekir. Yabancı devlet işlemine karşı bireysel başvuru yolu açık değildir. İkinci alan mahkeme kararlarına karşı bireysel başvuruda bulunulabilir.

Yine AYM’ye bireysel başvuruda bulunabilmek için yetkili olunması gerekir. Zarar görmesi gerekir başvuracak kişinin. Yani kamu gücü kullanılarak yapılan işlem nedeniyle o kişinin kendi hakkı zedelenmelidir. Halktan başka birisi adına dava açma yetkisi yoktur. Dernek mensubu olan bir kişi adına dernek başvuramaz. Üyenin kendisi başvurmalıdır. Fakat bir derneğin bireysel başvuruda bulunabileceğini de söylemiştik. Hangi hallerde? Örneğin devlet derneğin kuruluşu ile ilgili bir değişiklik yapan bir düzenleme getirirse bu takdirde dernek buna karşı bireysel başvuruda bulunabilir. Bir dernek, faaliyetleri sırasında devlet tarafından etkilenecek olursa buna karşı da başvuru hakkı doğabilir.

Çeşitli eleştirilere gelelim. Burada ilk olarak bir temel hak ihlalin olması gerekir, gelecekte oluşacak bir ihlalden söz etmiyoruz. Ama bu temel hak ihlalinin bitmiş olması da mümkündür. Devam ediyor olması şart değildir. Söz gelimi Anayasa’ya aykırı şekilde gösteri hakkı yasaklanmış olsun. Başvuru yapıldığında gösteri anı geçmiş olacaktır. Ama başvuru yapılabilir. Burada AYM zamanı geçmiş olmasına rağmen bu gösterinin Anayasa’ya aykırı şekilde yasaklandığına dair karar verebilecektir. Üçüncü kriter, bu hak ihlalinin doğrudan doğruya olması gerektiğidir. Önemli olan husus işlemin temel hak ihlali olarak doğrudan doğruya kişiyi etkilemiş olmasıdır.

Burada bir diğer kriter de bütün diğer hukuk yollarının tüketilmiş olmasıdır. Anayasa’nın 90/2. fıkrası, “AYM’ye bireysel başvuru ancak bütün diğer kanun yollarının tüketilmesinden sonra mümkün olabilir” der. Söz gelimi bir birey temel hakkının ihlal edildiğini iddia ediyorsa ve bu idari bir işlemse idare mahkemesine başvurması gerekir. Doğrudan AYM’ye başvuramaz. Tabii ki bu Almanya’da çok kolay olmamaktadır. Çünkü birinci ve ikinci idare mahkemesine sahibiz. Bir de Danıştay bulunmakta. Gösteriyle ilgili örneğe devam edersek, buna karşı AYM’ye bireysel başvuru hakkını kullanabilmek için üç derecenin de tüketilmiş olması gerekiyor. Tabii ki bu kadar uzun bir süreç bireyler için çok uzun ve çok pahalıdır. Almanya’da bu üç derecenin tamamlanması 3-4 yıl arasında sürmektedir. Eğer bu kadar uzun sürerse muhakeme, bunlara karşı İHAM’a başvurulabilir. Almanya İHAM tarafından çok fazla mahkum edilmiyor ama her yıl 20-30 kez yargılamanın uzunluğu nedeniyle mahkum olmakta. İHAM Almanya’dan bireylerin hızlandırılmış muhakemeyi talep etmesi yönünde bir düzenleme yapmasını bekliyor. Eğer Almanya bir çare üretmezse bu konudaki başvuruları başka bir gerekçeye gerek duymaksızın kabul edeceğini de söylüyor. Benzer bir durum Türkiye’de, İtalya’da ve Polonya’da da mevcuttur. Aynı talebi onlara da iletiyor. Eğer bir hukuk koruması hızlı gerçekleşmiyorsa artık bir hukuk korumasından söz etmek mümkün değildir.

Burada bir başka sorun muhakeme masraflarıdır. Şikayetçi, bu süreç içerisinde yüksek bir masraf yapacaktır. Normalde Almanya Anayasası sosyo-ekonomik haklardan ziyade kişilerin ekonomik anlamda korunması yönünde düzenlemelere sahiptir. Bu anlamda istisnai bir hüküm bulunmakta Anayasa’da: “Eğer birey yeterli gelire sahip değilse masrafları devletten talep edebilir. Muhakeme masraflarını ödeyenle aynı haklara sahip olur.” Almanya’da bir diğer konu da, her bireyin onurlu ve sağlıklı yaşama hakkı vardır. Masraflar karşılanamıyorsa bu hak kapsamında masraflar devlet tarafından karşılanır.

Kanun yollarının tüketilmesine gelelim. Neden tüketilme gerekiyor? Bunun ilk sebebi şudur: AYM’nin iş yükü çoktur. Azaltmak için böyle bir yol öngörülmüştür. Bütün hukuksal yollar uygulanarak kişinin ihlal edilen hakkına kavuşması amaçlanmaktadır. Fakat bir farklı bakış açısı daha vardır. AYM’nin hakimlerinin somut bir olayda hukukun nasıl uygulandığını bilmeleri gerekir ki buna göre hukuk yaratabilirler. Hukukun bir çok dalında temel hak ihlali olabilir; örneğin vergi fazla alınabilir, ülke dışına çıkma engellenebilir, vb. AYM hakimleri her bir branşın uzmanı değildir. Bu yüzden iç hukuktaki her branşın harekete geçmesi, ardından AYM’nin karar vermesi gerekir.  Bu nedenle AYM, iç hukukta en üst makam olarak hukukun en üst kurallarını ortaya koyan bir karar vermeli ve böylece insan haklarını korumalıdır.

Almanya’da Türk bir aile Türk televizyonlarını izlemek istiyor ancak bir çanak antene ihtiyacı var. “Gerçi Almanya’da kablolu televizyon var. Ama Türk kanallarını izleyemiyorum, ben onları izlemek istiyorum” diyerek talepte bulundu. Fakat sorun, çok klasik bir evde oturmalarından kaynaklanıyordu. Çanak anten görünümü bozacaktı. Komşular itiraz etti. Hukuk davası oldu, mahkeme “Türk ailesi daireyi kiraladı, evi kiralamadı. Bu yüzden tüm evin görünümünü bozacak bir çanak anten koyamaz” dedi. Hukuk mahkemesi kira hukuku açısından meseleye yaklaştı. Ancak AYM’ye bir temel hak olarak yansıtıldı. Türk aile Anayasa’nın 5. maddesindeki bilgi alma hakkına dayandı. Bu temel hak bütün herkese tanınan bir haktır. Neticede AYM şu kararı verdi: “Temel haklar vatandaşlar arasındaki haklar değildir. Devlet ve birey arasındaki haklardır. Medeni hukuk hakları yorumlanırken temel haklar da nazara alınarak yorum yapılmalıdır.” Sonuç olarak, değerlendirme yöntemine gitti. Bir tarafta kira hukukundan doğan haklar, diğer tarafta da bireyin bilgi alma hakkı vardı. Bilgi edinme hakkının daha üstün olduğuna ve Türk ailesinin lehine karar verdi. Ne öğrendik bu karardan? AYM hukuk mahkemelerinden kendi alanlarında karar verirken sırf o hukuk içinde kalmayıp temel hakları da dikkate almalarını yani küçük birer AYM gibi davranmalarını bekliyor. Hukuksal yolların tüketilmesinde bir başka nokta da şudur: Gördüğünüz gibi davacı, hukuk mahkemesine dava açarken temel haklardan kaynaklanan isteğini de dikkate alabilir. Bu, kanunda yazmasa da yerleşmiştir. Fakat burada önemli bir nokta daha var, bir idare veya hukuk mahkemesine dava açarken temel haklara ilişkin talebinizi öne sürmezseniz, daha sona AYM’ye başvururken ileri süremezsiniz Baştan itibaren temel hak talebinizi ileri sürmeniz gerekiyor. Böyle bir yaklaşımın sebebi, ilk derece mahkemesine baştan temel haklarla ilgili taleple başvurulmasını sağlayarak o mahkemenin bu konuda bir tavır almasını sağlamaya çalışmaktır. Gördüğünüz gibi her bir branş mahkemesi verdiği kararda kendi branşı içinde kalmayıp anayasal haklar konusunda da karar vermelidir ve bu büyük bir gelişmedir Fakat bu hukuk yollarını tüketme kuralının bazı istisnaları vardır. Eğer bir kişi hukuk yollarını tüketinceye kadar çok ağır bir zarara maruz kalacaksa hukuk yollarını tüketmeden AYM’ye başvurma yolları açıktır. Burada bazı hallerde iç hukuk yollarının tüketilmesi beklenemez. Çünkü iç hukuk yolları ya çalışmıyordur, ya da işe yaramaz durumdadır. Mesela, belli bir davranış biçimi yasaklanmış. “Kişi önce o davranışı yapsın sonra ceza alıp başvursun” yerine o kişi doğrudan AYM’ye başvurabilir. Modern toplumlarda daha fazla uygulanmaya başlanan gizli araştırma yöntemleri vardır. Gizli dinlemeler gibi. Kişi “devlet belki beni dinliyordur” diyerek başvurabilir. İlla “devlet onu takip etsin, bu ortaya çıksın, ardından kişi başvurabilir” denmesine gerek yoktur.

Her sene 6-8 bin davayla nasıl başa çıkıyor? Öncelikle bir kabul değerlendirmesi yapılmaktadır. Acaba bir bireysel başvuru var mı, yok mu? Bu konuda bir dairesi bulunur AYM’nin, her biri 8’er hakimden oluşan alt dairelerden oluşur. Bunlar kabul edilebilirliğe karar verir. İlk olarak, talebin AYM tarafından daha önce karara bağlanıp bağlanmadığına bakılır. Söz gelimi benzer bir durumda AYM’ye başvuru yapılmış ve bu konuda bir karar da var. Bu halde başvuru kabul edilmez. Ama diyelim ki verilen bu karara alt mahkemeler tarafından uyulmadıysa ve daire bunu belirlerse bu durumda ön değerlendirme dairesi başvuruyu kabul eder ve AYM’nin yeni bir karar vermesini uygun görür. Eğer bu ön daire başvuruyu kabul ederse veya reddederse buna karşı kanun yolu kapalıdır. Başvuruların çok büyük çoğunluğu ön dairede elenmektedir. Bazen de temel problemlerin olduğunu saptayabilir bu ön daireler. Bu durumda eğer daire kabul etmişse AYM artık bir kanunun Anayasa’ya aykırılığıyla ilgili karar verebilecektir. Bu sebeple son yıllarda güvenlik hukukuna ilişkin büyük daire kararı verilmiştir.

AYM üyelerinin nasıl çalıştığına gelirsek, AYM’de her bir üyenin 2-3 asistanı vardır. Bunlar çok iyi hukuk eğitimi almış kişilerdir ve dosyaların incelenmesinde doğrudan üyeye yardımcı olurlar. Örneğin, eğer bir AYM kararı çok iyi gerekçelendirilmemişse, kendi aramızda “bu hakim asistanlarının hazırladığı kararı okumadan imzalamıştır” diye eleştiri yaparız. Ama tabii ki bu eleştiriyi abartmamak gerek çünkü çoğu hakim kendi kararını kendisi yazmaktadır ve çok iyi kararlar çıkmaktadır. Burada her hakim birden fazla asistana sahip ama her hakim belli bir alanda uzmandır. Söz gelimi Freiburg Hukuk Fakültesi’nde iki meslektaşım var, AYM’de de üyeler. Biri güvenlik hukukunda uzmandır. Eğer bu konuda bir talep gelirse bilirim ki onun önüne gelecektir ve kararı o yazacaktır. Ancak tabii k son sözü daire söyleyecektir. Söz gelimi yaptığı toplantılarda kendisine “neden bu yönde karar verdiniz?” diye sorulabilir. O da “ben aslında öyle düşünmüyordum ama daire o yönde karar verdi” diyebilmektedir. Burada AYM bireysel başvuruyla ilgili kararlar verirken başkanlık kararlarıyla da bağlıdırlar. Bizim beklentimiz AYM’nin eski kararlarına bağlı kalarak yeni kararlar vermesidir. Ancak bir diğer meslektaşım bu konuda tamamen ters yönde açıklamalar yapmaktadır. Bu meslektaşım demektedir ki, biz sadece Anayasa’yla bağlıyız, AYM’nin eski kararlarıyla bağlı değiliz. Nitekim AYM de buna göre çok sayıda karar vermiştir. Anayasal yorum çok önemlidir. Bu yüzden AYM’nin daha önceki kararlarla bağlı olup, yenilik getiremeyecek hale gelmemesi gerekir. Ülkedeki gelişmelere bağlı olarak AYM de Anayasa’nın o normuyla ilgili yeni şartlara uygun olarak yeni yorumlar yapabilir. Doğru olan da budur.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: