Skip to content

Burhan Kuzu ve Süheyl Batum’un HLO’da verdiği Anayasa derslerinde tuttuğum notlar

by 12/01/2012

Bahçeşehir Üniversitesi bünyesinde faaliyet gösteren Hükümet ve Liderlik Okulu‘nun (HLO) yeni döneminin açılışı 7 Ocak 2012 Cumartesi günü yapıldı. Gündem yeni Anayasa yazımı olduğu için ilk ders de Anayasa üzerine oldu. Önce Prof.Dr. Burhan Kuzu, ardından da Prof.Dr. Süheyl Batum, tıklım tıklım bir salona yeni Anayasa, başkanlık sistemi, özgürlükler ve diğer bazı konularda seslenme fırsatı buldu. Her iki konuşmacı da sıkıcı olmaktan çok uzak, hatta aksine, yer yer oldukça eğlenceli konuşmalar yaptı.

Seneler önce, Süheyl Hoca’nın rektörlüğü sırasında hayata geçen Siyaset Okulu projesinin devamı niteliğinde olan HLO projesi, Dr. Burak Küntay‘ın ve ekibinin yoğun çalışması sonucunda çok iyi bir yere geldi. Kendisini tebrik ediyorum.

Her iki derste tuttuğum notlar aşağıda. İyi okumalar.

Hükümet ve liderlik Okulu – 7 Ocak 2012

Burhan Kuzu

“Yeni Anayasa Çalışmaları ve Başkanlık Sistemi Üzerine Tartışmalar”

İyi bilgi birikimi olan iyi bir siyasetçi olur mu? O her zaman öyle olmaz. Bazıları okuldan, bazıları mesleğin içinden gelir. Örneğin benim sevdiğim bir Neşet Ertaş vardır, mektep görmemiştir. Ama o insan, o yeteneklerle mektep medrese görseydi çok farklı olabilirdi. Bundan şu çıkmasın, bu okulların tamamlanması ikinci plandadır gibi algılanmasın. Ben akademiden siyasete başladım. AK Parti’yi kurarak siyasete başladım. Memleketim de Kayseri, Türkiye’nin şartlarını görebilmek adına önemli kanımca. Bir süre Tekirdağ’ın belli yerlerinde kaymakamlığım var. Anayasa komisyonu başkanlığı bana verildi, o günden bu yana orada kaldık. Aslında siyasette aynı yerde kalmak çok iyi değil ama mesleğim Anayasa profesörlüğü. Tam oturdu.

 Biliyorsunuz AK Parti’de en fazla üç dönem milletvekilliği var, son dönemim o nedenle.

Türkiye’nin Anayasa serüveni karışık. Bugün sizinle bunu konuşmaktan öte başka konuları konuşmak isterdim. Mesela bugün dünya ekolojik dengesi denen bir şey var, dünya gidiyor, haberimiz yok. Güney – Kuzey arasındaki bir çekim dünyanın sonunu getiriyor, bindiğimiz dalı kesiyoruz. Altında toprak yok, denizler başka bir yere gitmiş, öyle bir dünyada Anayasa konuşsak ne olacak?

 Urfa’da 1931’de yılanlar her tarafı sarmış. Urfa’nın yılanları felakettir, götürür. Valilik karar alıyor, kelle başına şu kadar para. Vatandaş çuvalla yılanları götürüyor, parasını alıyor. Belli zaman sonra bir bakıyorlar her taraf

Anayasa yapılabilmesi için iki önemli şart gerekir: İlk şart, o ülkede telaşsız bir ortamın olması gerekiyor çünkü “öfkeyle kalkan zararla oturur” derler. Etrafta kötü olaylar varsa ister istemez Anayasa etkilenir. 12 Eylül, 12 Mart, 27 Mayıs darbeleri sırasındaki olaylar o Anayasa’lara yansımış. Anayasa’nın içinde bunların izlerini görüyorsunuz. Ama bakınca, bizim sakin ortamımız yok ki. Olağanüstü haller benim doktora tezimdi, Türkiye tarihinin %60’ı OHAL’de geçmiş. Karışıklıklar istemezsek de olacak ama aynı zamanda Anayasa yazmamız gerekiyor. Terördür, Arap sıkıntılarıdır, AB’deki ekonomik sorunlardır… İkinci şart, konsensüs. Önemli bir faktördür. Ama bu oybirliği değildir bazılarının anladığı gibi. Her zaman imkânlı değildir, çoğu kere olmuyor. %75’lik bir tablo uzlaşmanın olduğunu gösterir.tarla faresi. Yılanlar o fareleri yerken ekinler büyüme fırsatı buluyordu ama o sene Urfa dışarıdan buğday ithal ediyor. Ama Türkiye’de maalesef Anayasa konuşuyoruz çünkü bu meseleyi çözememişiz. Toprakları kurtarma telaşı, darbeler, doğru düzgün bir Anayasa hazırlayacak ortam olmamış.

 Peki muhtevası nasıl olmalı? Bu Anayasa birinci sınıf bir demokrasi getirmeli. İdeal demokrasi demektir bu. Nerede var? Bir ülke göstermek zor, ama bilhassa Avrupa’daki birikimler önemli. İnsan haklarına ve Hukukun üstünlüğüne dayanan, ferdi öne çıkaran, devlete karşı bireyi koruyan demokrasilerdir bunlar. Belli bir yol alındı ama yeterli değil. Başka ne gerekiyor? Özgürlükleri ön plana çıkarmalı. İnsan hakları her zaman en önde olmalı. Ama bu da her zaman olmuyor, kamu sağlığı ve güvenliği gibi kavramlar var. Bizde de bu sorunlar tam olarak çözülmüş değil.

 Resmi ideoloji bir Anayasa’da olmamalı. Devletin kendine has kuralları bunlar. Bunlar yol gösterici olur. Cumhuriyet’in kazanımları gibi. Ama bunlar katı bir şekilde tavizsiz şekilde olmamalı. “Siyasî partiler bunlara karşı görüş öne süremez” denmemesi gerekir. Partilerin programına bırakmamız gerekiyor.

 Kısa bir Anayasa yapalım diyoruz. Bunun için teferruata girmemesi gerekir. Şu gördüğünüz ABD Anayasa’sı (elinde sallıyor). 280 milyonluk ABD bununla yönetiliyor. İngiltere’de yazılı Anayasa yok! Doğuya gittikçe Anayasa kabarık metinlere dönüşüyor. Bence, sorunlarını çözmüş olanların kısa, diğerlerinin uzun oluyor. Ama kolaycılık yok, sorunları çözünce kısa yazıyorsun. Yoksa kısa olunca sorunlar çözülecek diye bir şey yok.

 367 rezilliğinin yaşandığı bir ülkedeyiz. Anayasa Mahkemesi Başkanı “400 maddelik Anayasa yapmamız lazım” dedi. Kötü rejimlere Anayasa’lar dayanmaz. İyi niyetli olunması lazım. Eğer bunlara uymama gibi bir yol izlersek o zaman Anayasa’ları bir kenara koymamız gerekir.

 Aldıkaçtı Hoca, 82’yi yaz

dı ama kötü bir Anayasa oldu. Hoca, yola çıkmış gidiyor. Daha 40’lı yıllar. İngiltere’ye gidiyor. Yolda bir senatörle karşılaşmış, Lordlar Kamarası üyesi. “Sordum, ‘sizin yazılı Anayasa’nız yok’. ‘Evet’ dedi” diyor. “Sizin kralınızın Parlamento’yu fesih yetkisi var. ‘Evet’ dedi” diyor. “Ama bu hiçbir yerde yazmıyor.” Burada Türk kafası çıkıyor ortaya. “Peki sizin kral Parlamento’yu feshetti ama seçime de gitmedi. N’aparsınız?” diye soruyor. “Adam durdu, ‘hiç aklımıza gelmedi bu’ dedi.” İşte sorunun temeli bu. Güvensizlik esasına dayanarak yazıldı Türkiye’de Anayasa’lar. Ama 367’ler vs. bu tabloyu da doğruluyor. Bu çözülmesi kolay bir mesele değil.

Yine de ideal olan kısa Anayasa’dır. Çünkü asıl olan Anayasa’nın kısa, kanunun biraz daha uzun olmasıdır. Genelde tamimler göndererek açıklama da getirilebilir. Bu nedenle öz yazabilirsek, yeni bir Anayasa konusunda kolları sıvadık.

Bir komisyon kurduk, 12 üye var. Bunların arasında 6’da 1 büyüklüğümüzdeki MHP’den 3, 3’te 1 büyüklüğümüzdeki CHP’den 3, 10’da 1 büyüklüğümüzde olan BDP’den de 3 üye var. Bu bizim bakış açımızı gösteriyor. Daha önce bir Anayasa hazırlamaya çalıştık, “kapılar önünde – arkasında” dendi. Bizim durumumuz ne olursa olsun, “tek başımıza da olursak olalım, biz bu Anayasa’yı yapacağız” dedik.

 20 binden fazla derneğe ve sendikaya yazı gönderdik. Üniversiteler konusunda TBMM başkanımız dertli. Çok azından cevap geldi. 35 üniversiteden geldi en son rakam olarak. Bu metinler bir taraftan toplanıyor. Harmanlanıyor. Hürriyet Gazetesi bir site açmış. 1 milyondan fazla insanın oraya görüşünü girdiğini söylediler. Bunları harmanlamak zor değil. Teknik heyet var elimizde. Düğmeye basarak harmanlıyor. Amacımız herkesin düşüncesini söylemesi. Bunları toplayarak Anayasa’yı buna göre dizayn etmeye çalışacağız. Aksi takdirde elimizde metin çok. TOBB, TÜSİAD, vb. Biz, vatandaşın ne düşündüğünü merak ediyoruz. 30 Nisan’a kadar devam edecek bu. Sivil toplum kuruluşları bölümü prensip olarak bitti. Geç kalanlarla devam ediyor. 30 Nisan’dan sonra yazım süreci başlayacak.

 Ben başkanlık modelini bu salonda çok anlattım. AK Parti’yle başlayan bir sevda değil bu. Ben bunu savunduğum için Özal beni danışman atamıştı. Üzerinde çok kafa yordum. Ama Türkiye’de çok bilinmiyor. Bilinmediği için de düşmanı çok. Bugün bu model gündemde mi? Burhan Kuzu olarak gelmeli diyorum. Parlamenter rejim dikkate alınırsa, bu hayırlı olmaz. Kayıtlara geçmesi için söylüyorum, dersiniz “rahmetli derdi ama gücü yetmedi” diye.

 Nerden belli bilinmediği? Biri diyor ki diktatörlük getirir. Bilmediği belli. Güçlü bir yasama var. Kuvvetler ayrılığı sert. Eğer dese ki “ya eğer başkanın elini kolunu bağlarsa?” o zaman biliyor diyeceğim. Almanya’nın, İngiltere’nin, Türkiye’nin başbakanı, ABD başkanından üç kat daha yetkilidir. Parlamenter sistemlerde kuvvetler ayrılığı yoktur. Fransa’da yarı başkanlıktan önce 70 yılda 104 hükümet kuruldu, perişan oldular. Parlamenter rejim ancak arkasında mutlak Parlamento çoğunluğu varsa ayakta kalabilir. Mutlaka lidere bağlıdır milletvekilleri. Ama başkanlık modelinde dar bölgelerden geldiği için liderle ilgisi yok, başkana bağlı değil. Bakanlar Parlamento içinden olamadığı için de bakanlık beklentisi yok. Aklı hür, fikri hür milletvekili oluyorlar. Dolayısıyla bunu sağlamamız lazım. Diktatörlük getirmesi için insanın elinde kanun gücü olması gerekir. Ama bu Parlamento’nun elinde. Başka ne lazım? Para gücü. Başkanlık sisteminde Parlamento’nun izni olmadan kuruş harcayamaz başkan. Parlamenter sistemlerde bütün paralar hükümetten gelir, bütçeyi o hazırlar, harcamayı yapan da o. Buna, “Burhan Kuzu söylüyor”, “AK Parti söylüyor” diye bakarsak doğru bakmamış oluruz.

 Diyelim ki bir bakan hakkında gensoru veriliyor. CHP yalamaya çevirdi örneğin. Ama Parlamenter rejimde bir tane ülke bulamazsınız bu denetim mekanizmasının çalıştığı. Diyorlar ki Pearlamenter rejimde denetim var. N.h var! Nerede var? Hani denetim?

Belli bir kısım bilmiyor ve düşman oluyor. Tamam. Hulki Cevizoğlu’nun programındayım tek başıma. Telefonla bağlandı birisi, “karşıyım” dedi. “Parlamento’su olmayan sistemi ben n’apacağım?” dedi. Aman Allah’ım! Beni vursa daha iyi. Kafasında Stalin, Hitler var. Bilmiyor ya sistemi. “Bakın” dedim, “bu ABD’de uygulanıyor, orada bırakın bir taneyi iki tane parlamento var. Biri sağ, diğeri sol gözüne girsin” dedim. Cahille uğraşmak çok kötü bir şey. Ha bilirse gelir konuşur tabii ki. Her modelin sıkıntısı var. Parlamenter sistemler koalisyonlara mahkum ediyor; at pazarlığı. 36 bakanlık vardı, 23’e indirdik. Bakanlık, sekreter, bürokrat, araba demektir. %2’lik bir parti, 8 tane milletvekili var. Masaya oturuyor, pazarlık yapacak. “Adalet bakanlığı, İçişleri benim olsun” diyor. Ona muhtaç olunduğu için bunu yapabiliyor. Sonra çıkıp “hükümetsiz bırakmadık” ülkeyi diyorlar, sanki bir şey yapmışlar gibi. Biz devraldığımızda büyüme -%9’du. Biz bunu %9’lara çıkardık. 50-60’ta Menderes, 80’lerde Özal, 2000’lerde AK Parti’de büyümüş, geri kalanında batmışız.

Bundan sonra kurulacak herhangi bir koalisyon, bütün yaptıklarımızı 6 ayda bitirir.

Süheyl Batum

Nasıl Bir Anayasa?”

Bütün söylediklerim benim görüşlerim, düşüncelerim. Beni siyasete iten düşünceler. Bunları herkesin paylaşmasını beklemiyorum ama düşünün, düşünün, düşünün, kafanızda belli olayları yerli yerine oturtmaya çalışın. İstediğiniz partiyi savunun ama önce olayları bütünüyle görün.

 2-3 tane tespit yaparak Anayasa’ya geleceğim. Bundan 4 yıl önce insanlar telefon dinlemelerine dayanarak tutuklandı. Hakime soruyorsun, “daha delilleri toplamadık, telefon tapeleri” var diyor. MİT müsteşarı Hakan Fidan da dinlenmiş. Tamamını okuyan var mı? Hakan Fidan, Afet Güneş, PKK’lılar ve İngilizce konuşan birileri toplanıyor. Hakan Fidan “ben Başbakanın özel temsilcisiyim, olayın teknik görünen bir çalışmadan öte daha siyasi içerikli, daha farklı bir boyuta taşınması gerektiği için Başbakan beni görevlendirdi” diyor. Aynı kişi, “Sayın Öcalanla konuştuk, bölgeye ve Türkiye’ye yönelik vizyonunun Başbakanın vizyonuyla nasıl örtüştüğünü anlattım” diyor. “Bizim toplum tembeldir, çalışmak istemez, yetenekli bir adam buldu mu sırtına biner, ona yüklen git” diyor Abdullah Öcalan için. “Habur’da hukuk ihlal edildi” diyor. “Amaç, size verilen bazı sözlerin tutulmasıydı, biliyoruz. Metropolleri de bu arada patlayıcılarla doldurdunuz, biliyoruz” diyor. “Alandaki valiler çok değerli insanlar ama şu anda isim vererek şikayet edebileceğiniz birisi varsa söyleyin” diyor. Afet Güneş, “doğru” diyor; “silahın belli bir işlevi vardı, bugüne kadar getirdiniz; Reşadiye’de aşka gelip eylem yaptınız” diyor. Reşadiye uzaktan kumandayla 7 erin şehit edildiği yer. AK Parti, “bunu PKK yapmaz, Ergenekon yapmıştır” demişti. Türkçe bilenler, terör eylemi için “aşka gelmeyi” kullanmaz. Hakan Fidan Uludere’de 35 kişi bombalanınca, Mehmet Baransu, “istihbaratı MİT verdi” deyince, açıklama yaptı ve dün bütün gazeteleri okuduk. Bir basın mensubu da “Ya bu adam militanlara böyle demişti, beyefendi o zaman siz ne iş yaparsınız? Sen 35 kişi katırlarla gelirken istihbarat vermiyorsan ne işe yararsın?” diye soramıyor. Yazamıyor. Neden yazamıyor?

Anayasa’lar küvezde, laboratuarda yapılmaz. Anayasa’lar bir ülkenin sorunlarına çözüm üretmek için yapılır. Biz, AKP’li, BDP’li arkadaşlarla laboratuar koşullarında Anayasa yazabiliriz. Orada “basın özgürdür, sansür edilemez” yazabiliriz. Ne güzel yaparız değil mi? Ama dün gazeteleri açtığımızda kimsenin bu soruyu soramadığını görüyoruz. Baransu yalan söylediyse, sakın diğerlerinde de yalan yazmış olmasın? Bunu soramıyor.

Laboratuar koşullarında Anayasa yapmıyoruz. Böyle Anayasa yapılamaz.

“Abdullah Öcalan, 30 bin kişinin katili” diyoruz. Onu yargılarken bu ülke hukuka aykırı bir tek delili kullanmadı. Onlara dayanarak ceza vermedi. 30 bin kişinin katili! İHAM’a gitti, “bir tek hukuka aykırı delil kullanmışsınız, adamın telefonlarını dinlemişsiniz” dedi. Bugün, onlarca insan sadece telefon dinlemelerine dayanarak tutuklu. Anayasa yapacağız bu ortamda.

 Mehmet Ali Çelebi adında bir teğmen, “18 aydır anlatıyorum” dedi. “Bizim telefonumuza sonradan işlenmiş” bu konuşmalar diyor. “Hakimin biri uyukluyordu, biri başka bir yere bakıyordu.” “Bitti mi?” dediler, “yaz kızım, tutukluluğun devamına”. Ve sonra ortaya çıktı ki 29 ay sonra karakolda eklenmiş kayıtlara o konuşmalar. 29 ay tutuklu kaldı o teğmen. Anayasa’da “kişi güvenliğine sahiptir herkes” diye yazabiliriz.

Adalet Bakanı Parlamento’ya çıktı, “yalan söylüyorsunuz” dedi bize. “69 tane gazeteci tutuklu değildir” dedi. “63 tane tutukludur, bunlar da terör suçu işlemişlerdir” dedi. Üç tane örnek saydı. Tutanaklarda var. tbmm.gov.tr’ye girin bakın. Söz istedik, “Üç kişi saydın, 60 kişi n’oldu?” dedik. Bunu söylemek zorundayım, bütün AKP grubu uzun süre alkışladı. Ertesi gün benim konuşmam vardı, dedim “insaf”. Bir bakan “67 değil, 63’tür diyor, üç tanesini sayıyor, adam öldürmüştür diyor, sizler de alkışlıyorsunuz” dedim. Ve ertesi gün ne bakanın ne benim söylediklerim hiçbir basın yayın kuruluşunda yer almadı. Bu ortamda Anayasa’da “basın özgürdür” yazacağız ve ne güzel yazdık değil mi diyeceğiz.

 Anayasa dediğiniz olay, siyasal sistemi çevreleyen en üstün hukuk belgesidir. Her Anayasa’da bir tarafta toplum, diğer tarafta devlet vardır. O devletin organları vardır, her ülkede farklılaşır. Bunu oluşturan tüm öğelerin bütününe siyasal sistem denir, onu da anayasa çerçeveler. O ülkenin tarihi, kültürel öğeleri o Anayasa’yı etkiler. O yüzden her ülkenin kendi Anayasa’sı vardır. Derler ki “kısa yapalım, bakın ABD’de çok güzel işliyor; bunu alalım”. Ama her ülkenin koşulları farklı. Bunu yapamazsınız.

Örneğin 61 Anayasa’sının en önemli işlevi, sendikaları, sivil toplum kuruluşlarını getirerek toplumda devinimi, işçi haklarını sağladı. O yüzden 71’de egemen güçler şaka yaptık dedi. Darbe bu yüzden yapıldı. Budur Anayasa. O yüzden her ülkede farklıdır.

Anayasa’ları sakın o ülkenin ekonomik ve sosyal koşullarından bağımsız düşünmeyin. Osmanlıda yapılmak istendi. 1838’de Baltalimanı anlaşmasını yaptı İngilizler’le. Osmanlı’nın bütün sanayisini bitiren, İngiliz mallarına boğan bir anlaşmadır. Bazı aydınlarımız, “1839 Tanzimat Fermanı’nı imzalayalım, acayip olacağız” dediler. 13 devletle daha yaptık bu Baltalimanı anlaşmasını. Osmanlı ekonomisi battı. O ülkenin ekonomik koşullarından bağımsız Anayasa yaparsanız ne olacağını söylemeye çalışıyorum.

 1854’te dış borçlanma başladı, Osmanlı maliyesi tam takır, birileri şöyle dedi: “Islahat Fermanı’nı kabul ettiğimiz zaman Avrupa’nın bir üyesi olacağız”. Islahat Fermanı Osmanlı’yı kurtardı mı?  Kurtarmadı.

 Laboratuar koşullarında Anayasa dünyada yok. “Kadınlar eşittir, herkes birbirini sever…” Böyle bir anayasacılık yok.

 Hangi partide siyaset yaparsanız yapın, olaylara bütünsel bakmaktan vazgeçmeyin. 80 yıllarını biz hatırlarız. Biz iki grup var, birbirlerini öldürüyor sanıyorduk. Verican Oduncu çift tabancayla gezerdi, 15 kişinin katili olmaktan mahkum oldu. Aile olarak bir kuruşun alacak parası yoktu. Biz bunları anlamadık. Inter Continental’da bir toplantı yapılıyor, konu enerji. Herkes konuşuyor. Rahmetli siyasetçimiz de konuşuyor. Diyor ki “yapacağımız tek şey petrol kanunumuzu değiştirerek arama yapma hakkını ABD’ye vermektir” diyor. Bu siyasetçi Turgut Özal’dı. 24 Ocak kararları. Sonra 80 darbesi. Evren herkesi veto etti. Milli Selamet Partisi’nden siyasete başlamış Özal’ı unuttu, onu veto etmeyip başbakan yaptı.

 Her Anayasa bir toplumsal gelişmenin ürünüdür. 2007 yılı. Ergun Özbudun bir Anayasa yaptı. İnceledim, kitabımda da yazdım. Anayasa şunları getiriyordu: Temel hak ve özgürlüklerin güvencesi yoktu, sosyal haklar yoktu, hükümeti denetleyecek organlar hiç yoktu, Anayasa Mahkemesi’nin 17 üyesinden 9’unu hükümet seçiyordu, Danıştay üyelerinden dörtte birini de Bakanlar Kurulu seçiyordu. Kimi denetleyecek? Bakanlar Kurulu’nu. O Anayasa küresel sermayenin Anayasa’ydı. Bugün Anayasa yaparken ya küresel sermayenin istediği Anayasa’yı yapacağız, ya da müdahil olacaksınız ve bağımsız Türkiye’nin Anayasa’sını yapacağız.

Anayasa yaparken genel geçer kavramlar yoktur. “Kısa Anayasa olsun!” Toplumu çok etkilemiş bu. Her yerden görüşler alıyoruz. Şaşırıyorum. “Kısa Anayasa olsun.” Ne yani bu? “Yani ayrıntılı olmasın.” İngiltere’de Anayasa var mı? Yok. Fransa’da Anayasa’da kişi güvenliği yok. Ama Yunanistan’da, askeri darbeden çıktığı için kişi güvenliği üç sayfa. Kısa Anayasa ne demek? Türkiye gibi Bakan’ın “67 değil 63 tane gazeteci içeride” dediği ülkede uzun uzun yazacaksın demek ki, “hiçbir gazeteci elindeki haber kaynağı nedeniyle tutuklanamaz, gözaltına alınamaz, yargılanamaz” diye. Genelkurmay Başkanı özel yetkili mahkeme tarafından tutuklanıyor. E Anayasa’da aksi yazıyor. Diyorlar ki “e daha yargılamıyoruz ki, soruşturuyoruz.” Göreviyle ilgili değilmiş. Burhan Kuzu “göreviyle ne alakası var?” diyor. Mesut Yılmaz’ı rüşvet almaktan Yüce Divan’da yargıladık. O da mı ilgili değil? Başbakanların görevleri arasında rüşvet almak diye bir şey okudunuz mu?

Tekrar söylüyorum, hangi görüşte olursanız olun, olayı bütünüyle görün. Türkiye için küresel sermaye bir model öngördü. O model şu: Türkiye’de hiç kimsenin gerçek bir hukuksal güvencesi olmayacak. Kimsenin! Bunun içinde işçiler de var. 2000’lerden beri dikkat edin, memur, kamu hizmetlisi. Bugün memur kaldı mı? 4B, 4C, atama bekleyenler… Öğrenci, güvencesi var mı? Sıfır. Kadın, sendikalı, öğretmen, güvencesi var mı? Sıfır. Dün gazetede okudum, “Süheyl Batum dinlenmiş” diye. Dün öğrendim, yargıyı etkileme suçundan dolayı açılan dosyanın ek klasöründe dinlenmem öngörülmüş. Dört ay boyunca dinlenmişim ama tek fotoğraf yok. Biliyor suçlu olmadığımı. Ama ne diyecek? “Trafik sıkışıklığı nedeniyle fotoğraf çekemedik.” Açın Anayasa’yı, “haberleşme gizlidir” der. Açın kanunu, “eğer dinlenip bir şey çıkmadıysa haber verirsin” der. Haber verildi mi? Hayır.

 N’olur küresel sermayenin Anayasa’sını yaparsak? İstediği gibi bir şey yapalım. Fazla fazla bir tek şey yapabiliriz, başkanlık sistemini getirelim ki daha iyi olsun. Biz bunu çok yaşadık, Özal Cumhurbaşkanlığı’na geçince uzun süre sözünü geçirebileceği adam aradı. En sonunda en iyisi Yıldırım Akbulut’tur dedi ama partiye sokmadı. “Cumhurbaşkanlığı’na geçersem partiyi kaybetme ihtimalim var” dedi. Her şeye hakim olmak istedi. Bizim başbakanımız öyle düşünmez ama, olabilir diyorum.

 Siyasetçi olarak neden orada oturuyorsunuz diyorlar bize? Muhakkak bu toplumsal yapıyı değiştirmemiz lazım. Hiçbir hukuk düzeninde güvencenin olmadığı bir sistem olamaz. Praksis Dergisi’nin son sayısında bir hocamız Arap Baharı’yla ilgili çok güzel yazmış (Bir kısmını okudu). Mısır’da bunlar yapıldıktan sonra Mübarek” herkes seçime girebilir” dedi, 2005’te. Ve %88,6 oy aldı. “Demokratikti, değildi” tartışmaları olunca ABD sözcüsü, “Utanmıyor musunuz? Son derece demokratik bir seçimdi” dedi. Beş sene sonra adamı diktatör olduğu için kafese koydu, yargılıyor. N’oldu 2005’ten beri? Ezeli tecrübeyle sabittir, halkın bütün güvencelerini ortadan kaldırırsan iktidara direnilir.

Bizim Anayasa’mızda yapmamız gereken, çatışmalara çözüm üretmemiz lazım ama esas önemli olan, Türkiye Cumhuriyeti’ndeki bütün insanların, tarımda çalışan, kadın, işçi, sendikalı sendikasız, herkese haklarını reel olarak vermemiz lazım. Aksi takdirde Mısır oluruz. Bir ülkede güvenceleri ortadan kaldırırsanız o ülkeyi teslim alırsınız. Bugün CHP olarak da, Türk toplumu olarak da yapmamız gereken bir şey var. “Kadın eşittir”, palavra! Ama maddesini yaz. “Kişi güvenliği vardır”, palavra! Ama maddesini yaz. İhlal etmek isteyen olursa bu maddeye çarpsın. Ve bunu yapması için yargıyı bağımsız hale getirmek gerekir. Bu ortamda yapılabilir mi? Çabamız bu. Uzlaşma Komisyonu olarak küresel sermayenin Anayasa’sını kabul etmemek için çalışıyoruz. En önemli sorun başkanlık veya Anayasa Mahkemesi üyelerinin görev süresi değil, kişilerin güvencesinin sağlanmasıdır. Düşünün, bu tür bir Anayasa’nın yapılmasına destek verin, tahmin ediyorum ki o birikime sahibiz. Yeter ki birileri kafamızı karıştırmasın. İnceleyin. Aynı kanaate varmak zorunda değiliz.

 Lütfen şunu da inceleyin. Barzani Türkiye’ye geldi “askerlerimi Kuzey Irak’tan çekeceğim” dedi. Biz askerleri gönderecektik. Barzani “hani nerede, neden girmediniz?” dedi. Sonra Uludere oldu. “MİT rapor verdi” dendi. MİT “vermedim” dedi. Kimse o soruları sormadı. Sonra İlker Başbuğ tutuklandı. Bu sanki çuval hadisesini hatırlatıyor. “Hükümetin isteğini yerine getirmezsen, başına çuval geçiririm” denmiş gibi.

Yorum Yapın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: