Skip to content

SPoD’un “Yeni Anayasa Yapım Sürecinde LGBT Katılımı ve Demokratikleşme” toplantısında yaptığım konuşma

by 02/02/2012

Sosyal Politikalar Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği (SPoD) tarafından 24 Aralık 2011 Cumartesi akşamı düzenlenen “Yeni Anayasa Yapım Sürecinde LGBT Katılımı ve Demokratikleşme” başlıklı toplantıda yaptığım konuşmanın çözümü gönderildi. Hem toplantı, hem de çözüm için emeği geçen herkese çok teşekkürler. Çok verimli bir toplantı oldu. Herkes birbirinden bir şeyler öğrendi kanaatimce. Bu toplantı vesilesiyle, söz Hülya Gülbahar’dayken konuşmacı masasında oturmamak gerektiğini de öğrenmiş oldum. O kahkahaların hepsi içimde patladı 🙂

İlk konuşmacı olduğumdan açılışı yapan Mehmet Tarhan‘ın ve moderatör Ezgi Başaran‘ın konuşmaları da bana gönderilen mailin içerisinde vardı. Ben de hiç bozmadım.

İyi okumalar.

SPoD Anayasa Paneli 

“Yeni Anayasa Yapım Sürecinde LGBT Katılımı ve Demokratikleşme” 

Kayıt Zamanı                        : 24 Aralık 2011 

KISALTMALAR 

Mehmet Tarhan                   : MT

Ezgi Başaran                        : EB

Serkan Köybaşı                    : SK 

Kayıt Süresi                          : 02:09:08                   :

 00:17

MT: Arkadaşlar hoş geldiniz. SPoD Eylül ayı sonunda kurulmuş ama yaklaşık bir yıldır kuruluş hazırlıkları süren bir dernek. Sosyal Politikalar Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği. Derneğimizin ana hedefi özellikle LGBT politikalarında sosyal haklar perspektifiyle veriler üretmek ve bu anlamda politika zeminini genişletmek aslında, siyasi zeminini genişletmek gibi bir derdimiz var. Dört ana çalışma alanımız var; bir tanesi hukuk, adalete erişim, bir tanesi akademi, bir tanesi siyasi temsil, bir tanesi de ekonomik sosyal haklar tabii ki. Özellikle bu alanlardan hukuk meselesinde anayasa çalışmaları önemli gündem maddelerimizden bir tanesi geçtiğimiz günlerde SPoD’un anayasa görüşlerini de yayınladık, meclis sitesinde de yayınlandı, meclise gönderdik. Umuyoruz önümüzdeki haftalarda mecliste bir görüşme şansını da edineceğiz. Fakat o görüşler henüz ham görüşler çünkü biz anayasa yapım sürecinde görüşlerin bireylerden doğrudan doğruya toplanması, örgütlerin bu görüşleri iletmekle görevli ve onları derleyip toplayan ve insanları görüş
açıklama konusunda cesaretlendirmeye yarayacak organlar olduğunu düşünüyoruz sadece. O yüzden bir anayasa çalışması başlattık. Bugün ilk panelini yapıyoruz. Bu çalışmada daha sonra birkaç panel ve çeşitli şehirlerde ve İstanbul’da birkaç forum olacak. Bu forumlar sonrasında da sizden gelen görüşlerle birlikte, LGBT bireylerden gelen görüşlerle birlikte daha derli toplu daha geniş bir çerçevede kamuoyuyla ve haliyle karar vericilerle de paylaşmış olacağız. Mayıs’a kadar sürecek etkinlikler bunlar. Tabii bu, şu demek değil “biz anayasa görüşlerimizi kendi başımıza uydurduk”. SPoD’ta Lambdaistanbul’la birlikte bir söyleşi yaptık. Bir grup LGBT birey oraya geldi ve oradaki talepler üzerinden biraz şekillendirdik, orada konuşulan şeyler üzerinden geliştirdik ve bunu daha geniş bir kesimle şimdi tekrar konuşma niyetindeyiz. Bugünkü başlığımız, Yapım Sürecine LGBT’lerin Katılımı Ve Demokratikleşme Arasındaki İlişki. LGBT bireylerin eşit yurttaşlar olarak anayasanın yapım sürecine ve içeriğine dair görüşlerini açıklamasını diliyoruz ve bu toplantıya katılmayı kabul ederek bizi onurlandıran tüm konuklarımıza da çok teşekkür ediyoruz ve tabii sizlere. 02:58

 

Bir bildiri daha var, Lambdaistanbul aile grubunu biliyorsunuzdur pek çoğunuz, özellikle çocukları eşcinsel, biseksüel, trans olan anne babaların bir araya gelerek oluşturdukları bir grup. 3 yıldır çeşitli çalışmalar yürütüyorlar. Ayrıntılı bilgiyi listag.wordpress.com adresinden edinebilirsiniz. Şu anda da üzerinde çalıştıkları bir film var “Benim Çocuğum” diye. Aslında LGBT ailesi olmanın ne olduğunu ve o süreçte de LİSTAG gibi bir örgütlenmeyle nelerin değiştiğini anlatan bir belgesel film. Bu belgesel film için bazı çekimler yapılacak annelerimiz de aramızda. Bu sırada kimsenin görünmemesine olabildiğince dikkat edilecek, o görünürlük problemi yaşayan insanlar için ve tabii belgesel için de desteğinizi bekliyoruz. listagfilm.com adresinden girebilir, hem film hakkında bilgi alabilirsiniz hem de oradaki linkler üzerinden filme doğrudan katkıda bulunabilirsiniz. Teşekkürler. 04:10

04:29

EB: Benim adım Ezgi Başaran, Radikal Gazetesi’nde çalışıyorum. Bu panelin de moderatörü olarak niçin bana göre olduğunu birkaç cümleyle anlatayım istedim. Şimdi hepinizin herhalde doğduğundan beri tecrübe ettiği üzere bu ülke “Türk, Sünni, Heteroseksüel erkeklerin” yaşamasına elverişli bir ülke. Geri kalanlar için hayat son derece zor ve bu erkekler bizim hayatımıza yani ensemizdeki o devletin bütün aygıtlarını ele geçirmiş bu erkek zihniyeti ve anayasayı da bu zihniyetle yapmışlar ve bundan sonra da böyle yapacaklar gibi görünmekte. Bunun için işte Anayasa Kadın Platformu çok ciddi bir çalışma yapıyor. Bütün kadın dernekleriyle görüşüyorlar. Hülya Gülbahar, Fatma Şahin’e neredeyse elli kere değiştirilmiş, eklenmiş, çıkarılmış maddelerle taslaklar sunuyor. Bu noktada bence LGBT örgütlerinin de bu derece bir tazyik yapması gerekiyor. Şimdi diyebilirsiniz ki “biz şu anda Türkiye’de cumhurbaşkanın süresini bile tayin edemeyen insanların Ankara’da oturduğu bir ülkede yaşıyoruz dolayısıyla ‘kendim yaptım, kendim ettim’ hukukuna kalmış vaziyetteyiz, o anayasa komisyonundan da hiçbir şey çıkmaz”. Tabii hepimiz böyle şeyler düşünüyoruz ama bazen hakikaten de gidilen yol daha da önemli oluyor. LGBT bireylerinin bir anayasa sürecinde, özellikle yani şunu konuşup buna kafa yormaları yani “biz bir lütuf talep etmiyoruz, biz hakkımızı istiyoruz varsa bir hakkımız ki vardır, bunu almamız lazım” demek için oturup sonsuz kafa yormak gerekiyor. Bu toplantılardan belki onlarca yapmak gerekiyor. Bu noktada ben kendi düştüğüm umutsuzluğu biraz önce söylediğim gibi yani gerçekten kapsayıcı işte etnik-kör, tekçi olmayan herkesi kapsayan bir anayasa yapılmasının çok yakın bir ihtimal görmesem de bunun arkasında kadınların, LGBT bireylerin, Kürtlerin bu konuda tazyik yapmasının çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bir noktada bir şey değişecek ama bu komisyondan mı çıkar, sonra mı çıkar, gerçekten bunu yapmaya niyeti var mı yani tıynetine bakarak niyetini birazcık tahmin edersek… Neyse demek istediğim şu: Gerçek bir moral bozukluğu ve umutsuzluğun aslında bir manası yok. Evet, reel kalalım ama haklara da en azından kafa yormuş yani bir anda bir şey istendiği zaman hakikaten hazır şöyle taslaklardan bence çok çok yapmalı. Şimdi panelist arkadaşlarımdan Bahçeşehir Üniversitesi’nde çalışan Anayasa Hukukçusu Serkan Köybaşı ile başlamak istiyorum. O bize genel hatlarıyla “Demokratik Anayasa Nasıl Olur?” diye anlatacak ama ben bir soruyla başlayayım. SPoD’un da hazırladığı raporda, şimdi LGBT “Nasıl bir anayasa yapılmalı ki LGBT üyelerin de hakları onun içinde olsun?” dendiğinde mesela şöyle bir şey olabilir mi, yani 10. maddede ‘herkes eşittir” maddesinin içerisine bir cinsel yönelim cümle öbeği koymakla mesela hayatımız kolaylaşır mı, Sayın Serkan Köybaşı? 08:51

SK: Öncelikle nazik davetiniz ve cumartesi akşamı burada bulunduğunuz için bu soğuk havada teşekkür ediyorum. Tabii ben bu soruyla girmeyi düşünmüyordum ama ilk önce sorunuza cevap vereyim, hiçbir şey değişmez. Nedenini söyleyeyim, çünkü ben aynı zamanda Yeşiller Partisi üyesiyim, 1982 Anayasasında ilk yazıldığı andan beri çevre hakkı var yani sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı var ama 82 anayasasından beri en fazla zarar gören kavramlardan bir tanesi doğa. Yani anayasada bir şeylerin yazması hiçbir şeyi çözmez ama anayasa bütün kanunların temeli olması itibariyle tabii ki önemli bir metin. Ona bağlı olarak…

EB: Hiçbir LGBT referansı yok ama anayasada şu anda değil mi?

Serkan Köybaşı: Tabii tabii, hiçbir şekilde yok ve ayrımcılık kanunuydu zannedersem ona konulacaktı ondan bile geri adım atıldı. Anayasada bunun olması tabii ki gerekiyor. Çünkü buna bağlı olarak ileride kazanılacak hakların anayasal temeli oluşturulacak. O yüzden hiçbir anlamı olmaz demiyorum ama olması her şeyi bir anda güllük gülistanlık hale getirmez, onu demeye çalışıyorum. Şimdi benim yapacağım sunum teorik değil, hukuksal olacak ama önemli olduğunu düşünüyorum. Daha sonra LGBT hareketinin neden bu konuda ısrarcı olması gerektiğine bağlamak istiyorum.

Şimdi klasik bir söylem var, “Yeni anayasa şu anda neden yapılıyor? Aslında devrimden, darbeden sonra yapılır yeni anayasalar. Şu anda yeni anayasa yapmaya gerek yok.” Tartışılabilir bir düşünce ama artık bunun böyle olmadığı çok aşikâr. Çünkü dünyada 1970’lerin sonundan 80’lerin başından itibaren çok büyük bir anayasa yazım süreci yaşandı. Dünya üzerindeki ülkelerin yarısından çoğu ya anayasalarını yeni baştan yazdılar ya da yeni anayasa yazdılar. Yeni oluşan devlet olarak yeni anayasa yazdılar. Bu da demokratik bir anayasa yazım süreci yarattı. Bu kendiliğinden oldu, kimse bunu tasarlamamıştı. O kadar çok ülke bir anda anayasa yazdı ki bunun bir süreci oluştu kendiliğinden; dalga halinde yeni anayasa yazıldı. Bu yeni anayasa yazımının demokratik olması için kriteri Güney Afrika koydu. Güney Afrika son derece kötü 49-90 yılları arasında, son derece ırkçı bir Apartheid rejimiyle yönetiliyordu ve içerde siyahların silahlı ve silahsız baskısı vardı. Dışarıdansa beyazların rejimi Birleşmiş Milletler ambargosuyla sıkıştırılmıştı ve en sonunda beyazlar kabul ettiler masaya oturmayı, bunun için eskiden terörist başı ilan edilmiş, terörist lideri ilan edilmiş Nelson Mandela -ki gerçekten kendisi zamanında silahlı bir örgütün başındaydı “Ulusal Mızrak” adında- hapisten salıverildi; muhalefet lideri olarak tanındı. Daha sonra masadaki siyahların haklarını savunabilmeleri için eski anayasa tam anlamıyla çöpe atıldı. Geçici maddelerden oluşan, 34 maddeden oluşan yeni bir anayasa kabul edildi, geçici anayasa veya interim anayasa diyoruz. Bunun üzerinden pazarlıklar başladı. 1990-91 yılları arasında takvim belirlendi. Takvimin belirlenmesinin ardından 92-93 yılları arasında süreç belirlendi, geçici anayasa kabul edildi ve 94 yılında 4 yıl sonra, yani sürecin başlamasından 4 yıl sonra  ilk demokratik seçimler yapıldı. Bu seçimlerde ilk defa 50 yıldan beri ilk defa siyahlar oy kullandılar ve tabii ki siyahların partisi Afrika Ulusal Kongresi iktidara geldi. Seçimlerde sadece parlamento seçilmedi. Bir başka deyişle parlamento seçildi ama iki şapkalı bir parlamento seçildi. Aynı zamanda kurucu meclisti çünkü bu parlamento ve sabahları ilk seansta, ilk oturumda normal parlamento görevini görüyordu yani kanunları çıkartıyordu, diğer işleri yapıyordu ve ikinci oturumunda kurucu meclis gibi çalışıyordu yani anayasa yazıyordu. Ama anayasayı da kendisi yazmıyordu. 94-96 yılları arasında iki sene boyunca halktan talep toplandı. Ama tabii sorun şuydu, elli yıldan beri hiçbir hakkı olmayan hatta evlilik hakkı bile sınırlanmış olan siyahların okuma yazması tabii ki yoktu çünkü eğitimden mahrum bırakılmışlardı. “Bu insanların anayasada ne işi var?” demedi kimse, “anayasa yazamaz bunlar” demedi ve ilk önce bu insanlara anayasanın ne olduğu anlatıldı. Nasıl? Tiyatro oyunları yazıldı, çizgi filmler yaratıldı, şarkılar, şiirler… Ekipler köylere teker teker gittiler, anayasa nedir diye anlattılar ve daha sonra “anayasa bu, şimdi anayasada ne görmek istediğinizi bize söyleyin” dediler ve iki sene boyunca iki milyon adet talep geldi meclise. Öğleden sonra kurucu meclis gibi çalışan meclis komisyonlara ayrılmıştı, o komisyonlar bu iki milyon talebi değerlendirdi ve metin haline getirdi. Her komisyon bir bölümünü yazdı anayasanın gelen talepler doğrultusunda ve en sonunda bunlar birleştirildi, yeni anayasa metni oluşturuldu ve 1996’da anayasa metni hazırlandı. Anayasa mahkemesine sunuldu. Anayasa mahkemesi ilk geçici anayasadaki 34 ilkeden bazılarına aykırılık tespit etti, meclise bunu iade etti ve daha sonra meclis bunun üzerine düzeltmelerini yaptı, yeniden anayasa mahkemesine sundu ve anayasa mahkemesi kabul etti. “Artık geçici anayasayla aykırılıklar kalmamıştır” dedi. Nelson Mandela da Cumhurbaşkanı olmuştu o sırada. Çok sembolik bir şekilde 10 Aralık İnsan Hakları Günü’nde yeni anayasayı imzaladı ve yürürlüğe soktu. Şimdi bu, bütün dünyaya örnek olan süreç oldu. 7 yıl sürdü ama son derece demokratikti. Halkın % 73’üyle doğrudan ilişki kuruldu, yani % 73 ile yüz yüze temas kuruldu. Bu demektir ki aslında % 100 ile dolaylı bir şekilde temas kurulmuş oldu ve son derece demokratik bir anayasa yazımı olarak 97’de bir kenara not edildi.

Şimdi biz buna göre değerlendiriyoruz artık anayasa yazımlarını ve diyoruz ki “anayasanın içeriği ne kadar iyi olursa olsun, eğer halk tarafından yazılmıyorsa artık bu demokratik bir anayasa” değildir. Yani süreç, anayasa yazım süreci içeriği kadar önemli hale geldi. Hatırlıyorsanız, 2007 yılında, kapalı kapılar ardında Ergun Özbudun komisyonu anayasa yazarken başbakan şöyle bir demeçte bulunmuştu “Herkes için en iyisini yazıyoruz”. Herkesin ne istediğini çok iyi biliyordu çünkü. Ama işte artık bunun geçerli olmadığını söylüyoruz biz. Bu demokratik anayasa süreci şunu gösterdi: Artık kimse, kimse için anayasa yazamaz. Çünkü kimse diğerinin en iyisini bilemez, herkes iyisini kendisi bilir. O yüzden herkesin doğrudan katılımının sağlanması gerekir.

Şimdi bu bir ideal olarak, bir model olarak dururken iki tane örnekten bahsedeceğim hızlıca; birincisi İzlanda. İzlanda tabii çok farklı bir ülke. Krizle biliyorsunuz çöktü iki sene önce. Bankalar iflas etti ve yeni bir anayasa yazımı ihtiyacı doğdu ülkede. Bunun üzerine halktan rastgele şekilde 25 kişi seçildi. Bu 25 kişi toplumun bütün kesimlerini temsil ediyordu. % 50 kadın kotası vardı. Sendikacı, işçi, patron, bankacı, temizlikçi, engelli, eşcinsel bütün toplum kesimlerinden bir kişi vardı ve bu komisyonun görevi anayasayı yazmaktı. Halkın, sivil toplum kuruluşlarının görüşleri alındı ama asıl önemli olan, anayasayı facebookta yazdılar! Çünkü bir facebook sayfası açıldı; tabii internet  erişiminin % 100 olduğu bir ülke, gelir seviyesi yüksek, eğitim seviyesi yüksek ve facebooktan talep topladılar. Bizim de mesela şu anda TBMM web sayfasında bir bölüm var ve yazabiliyoruz. Tabii orada sorun var. Kimlik numaramızı neden yazıyoruz vs. Ama Türkiye’deki internet erişimini bir düşünelim, İzlanda bu konuda çok şanslıydı tabii o yüzden internetten yazdılar. Şu anda metni toparladı komisyon; parlamentoya sundu. Parlamentoda kabul edilmek üzere; yakın zamanlarda kabul edilir. Bu Güney Afrika modelini bir adım ileriye götürdü ama İzlanda çok şanslı bir ülke her anlamda. Kapalı bir toplum, işte gelir düzeyi çok fazla, internete erişim % 100 vs. Güney Afrika’dan farklıydı. İleriye götürmesi normaldi.

Ama nerdeyse aynı imkânlara sahip olan Macaristan bunun tam tersini yaptı. Macaristan’da bir Fidesz Partisi var. Macaristan’ın AKP’si olarak düşünün. Son derece popüler, son derece popülist, aynı zamanda muhafazakar ve dini kökenleri var. Fidesz Partisi seçimlerden % 53 alarak birinci parti çıktı; meclisin % 68’ine ulaştı yani 2/3’yi geçti. Tek başına anayasayı değiştirme imkânına ulaştı. İlk bir sene anayasada istediği gibi değişiklik yaptı; kimseye sormadan kendi istediği yönde. Sonra bu tatmin etmedi Fidesz Partisi’ni ve “anayasayı yeni baştan yapıyorum” dedi. Haziran 2010’da bizim “Ad Hoc” dediğimiz yani sadece bu iş için kurulmuş bir komisyon kurdu. Bu komisyondaki kişiler ne kadar çalışkanlarsa artık, anayasa taslağını bir ayda tamamladılar, Temmuz 2010’da. Taslak Fidesz milletvekillerine verildi. Fidesz milletvekilleri üzerine çalıştılar; tamamen gizli kapaklı şekilde, yani kamuoyuna kesinlikle hiçbir şey sızmadı. Tek sızan şey bir Macar Avrupa Parlamenterinin Ipad’indeki taslak. Ipad’inde varmış, birisi de açmış onu görmüş, bunun dışında hiçbir şey sızmadı. 14 Mart’ta, 14 Mart 2011’de parlamentoya sunuldu Fidesz milletvekillerinin hazırladığı taslak. Yani kamuoyuyla paylaşıldı ve “işte tartışma başlasın, sivil toplumun düşüncelerini merak ediyoruz” dendi. 14 Mart’ta parlamentoya ve kamuoyuna açıklandı, parlamentoya teslim edildi. 18 Nisan’da kabul edildi anayasa taslağı. Bu sırada tabii ki bütün muhalefet partileri boykot etmeye başladı süreci, “böyle anayasa yazımı olmaz” diye. En büyük ana muhalefet partisi sosyalistler, anayasanın kabul edildiği oturuma dahi katılmadılar ki, Fidesz Partisi muhafazakar, aşırı sağcılar dahi hayır oyu verdiler bu anayasa taslağına ve en sonunda sadece Fidesz Partisi’nin oylarıyla Macaristan’ın 2011’deki anayasası kabul edildi. 1 Ocak 2012’de yani 4-5 gün sonra yürürlüğe girecek. Ne görüyoruz bu anayasada? Dine önemli atıflar ve muhafazakarlık. Tabii en büyük darbeyi yargı alıyor çünkü anayasa mahkemesinin bütün gücü elinden alındı. Üye sayısı arttırıldı, yeni üyeler tamamen Fidesz yanlılarından oluşturuldu. Anayasa Mahkemesi’ne başvuru kısıtlandı. Anayasa Mahkemesi’nin değerlendirebileceği yani denetim yapabileceği kanunlar sınırlandı. Bir medya kurulu oluşturuldu, Macaristan’ın RTÜK’ü. Yoktu böyle bir kurul, yeni oluşturuldu. Beş üyesi var, beş üyesi de Fidesz yanlısı ve “siyasal dengeler gerekçesiyle” -tabir bu-, “siyasal dengeler gerekçesiyle” medya organlarına ceza kesebiliyor. Seçim komisyonu eskiden beş farklı partiden oluşan beş kişiden oluşuyordu, beş ayrı partiden bir üye vardı. Şu anda seçim komisyonunun beşi de Fidesz’li yeni anayasa gereğince. Seçim bölgeleri, Fidesz’in seçimleri kazanabileceği şekilde değiştirildi. Bunu nereden biliyoruz? Geçen üç seçimden sadece sonuncusunu Fidesz kazanmıştı. Bir Macar düşünce kuruluşu tarafından yeni seçim bölgelerine göre yapılan bir değerlendirmede, bu bölgeler eğer eskiden olsaydı geçen üç seçimi de Fidesz’in kazanacağı belirlendi. Onun dışında anayasada inanılmaz bir muhafazakârlık başladı. Bunun en büyük örneği bütün Avrupa’da eşcinsel evlilikler tanınmaya başlamışken açıkça evliliğin bir erkekle bir kadın arasında olacağının yazılmasıydı. İkinci en önemli muhafazakâr örneklerden bir tanesi, fetüsün ana rahmine düştüğü anda hakları olduğu yazıldı anayasaya. Bu tabii ki neye yol açacak daha sonra? Kürtajın yasaklanmasına ki İnsan Hakları Avrupa Mahkemesinin bu konuda verilmiş çeşitli kararları var; Polonya’ya karşı, X Birleşik Krallığa karşı gibi kararları var. Buna rağmen çok açıkça bu kararlar görmezden gelindi ki İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin aynı zamanda Macaristan Anayasası’nın içerisinde ona dahil olduğu da yazılmıştı ama bunun tamamen sözde olduğu çok açık. Girişinde ve ilerleyen yerlerinde Hıristiyan kökenlilere atıf yapıldı ve “Hıristiyan olmayan vatandaşların da bizimle birlikte yaşamalarına saygı duyulur” gibi lütuf içeren bir ifadeyle “evet yani onlar sadece bizimle yaşayan insanlar, bizden değil” hissi uyandırıldı. Sonuçta tek başına bir partinin yaptığı ve tamamen kendi programı gibi bir anayasa çıktı. Avrupa’nın ortasında oldu bu. Bu sırada Venedik Komisyonu çıldırdı; Amerika Birleşik Devletleri uyarı metni yayınladı; Avrupa Parlamentosu uyarı metni yayınladı, hiçbirini dikkate almadılar ve böyle bir anayasaları var şimdi, 2012’den sonra göreceğiz sonuçlarını. Bu arada son bir şey ekleyeyim, en büyük muhalefet partisi Sosyalist Parti tamamen süreci boykot etmişti. Şu anda gündemde olan bir anayasa değişikliği var. Anayasa yürürlüğe girmeden bu anayasada değişiklik teklifi verildi. Değişiklik teklifi şu: Komünist dönemi yasadışı ilan ediyor ve komünist dönemin yöneticisi olan Komünist Partiyi de suç örgütü ilan eden bir anayasa değişikliği. Bu değişiklik günümüzü çok etkilemez gibi düşünebiliriz, sonuçta geçmişlerine yönelik bir intikam alma süreci diye düşünebilirsiniz ama Sosyalist Parti günümüzde resmi olarak Komünist Parti’nin devamı olarak kabul ediliyor, dolayısıyla Komünist Parti’nin, suç örgütü ilan edilmesi ileride ana muhalefet partisi Sosyalist Parti’nin de suç örgütünün devamı olarak kabul edilmesi ihtimalini doğuruyor. Dolayısıyla yakın zamanlarda ana muhalefet partisini suç örgütü ilan etmiş olabilir Macaristan. Tamamen tek parti yönetimine doğru giden, buram buram otoriteryanizm kokan bir düzenleme.

Ben açıkçası, evet Fidesz’in AKP ile paralelliği çok açık ama 2007’deki süreci bence şu anda Macaristan yaşıyor diye düşünüyorum. Yani AKP’nin 2007’de yapmak istediği süreç 3-4 sene sonra Macaristan’da yaşandı. 2007’deki süreci engelleyen ise toplumsal muhalefetti Türkiye’de. Çok güçlü bir muhalefet oldu. Sivil toplum kuruluşlarının yanında hukukçulardan da, anayasacılardan da çok büyük bir tepki oldu ve bir anda yalnız kaldığını hissetti AKP ve o yüzden günümüzde aksak da olsa daha demokratik bir anayasa süreci yaşıyoruz. Şimdi burada demek ki sivil toplumun önemi ortaya çıkıyor ve artık biliyoruz ki bir şeyler değiştirilebiliyor. İşte bu toplantı da aslında LGBT hareketinin ve diğer toplantılar da, şu anda yaratılan diğer toplantılar da sivil toplumun anayasa yazım sürecindeki baskısıdır aslında ve bunlar işe yarıyor. Bu işe yaramayı eğer madde olarak anayasaya sokabilirsek, daha sonra Macar anayasası nasıl terse gittiyse biz ileriye götürebiliriz. Evet, eşitlik maddesine cinsel yönelimi eklemek belki yarın hayatları kolaylaştırmayacaktır ama ileride yapılması planlanan, ileride olması talep edilen düzenlemelere anayasal temel teşkil edecektir. Bu anlamda bu madde çok önemli. Biz de mesela Doğa Ana’nın haklarını anayasaya sokmaya çalışıyoruz, ekolojik bir anayasa olsun istiyoruz. Ekolojik anayasanın içerisinde LGBT hakları zaten var ama kadınların % 50 kota hakkı, onun dışında doğal varlıkların yaşama hakkı… bunların hepsini sokmaya çalışıyoruz. Bugün “Türkiye devleti, sosyal, laik, hukuk, ekolojik bir Cumhuriyet’tir” dense yarın ekolojik bir ülke olmayacağız ama onun yolunu açmış olacağız diye düşünüyoruz. O yüzden baskıya devam. Teşekkür ederim. 26:35

Yorum Yapın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: