Skip to content

“Kürt sorununu çözmeyecekse yeni anayasaya gerek yok”*

by 06/02/2012

Bahçeşehir Üniversitesi Anayasa Hukuku Dalı Araştırma Görevlisi Serkan Köybaşı, yazılması planlanan anayasa için “Anadilde eğitim ve Kürt sorununu çözmeyen bir anayasayı yeni baştan yazmaya gerek yok” diyor.

Köybaşı’na göre, yeni anayasanın temelinde de özgürlükler olmalı.

Toplumun genelinin rahatsız olduğu bu anayasayı neden değiştiremedik?

Bunun Türkiye’den bağımsız bir nedeni var gibi geliyor bana. Anayasaların, anayasa yazım süreçlerinde yazılması gerekir. Almanlar buna “Anayasa yazım zamanı” derler. Toplumda karşılıklı bir güven duyulduğu zaman yazılması gerekir. Türkiye’ye baktığımız zaman 70’lerde, 80’lerde sürekli bir güvensizlik ve iyi niyet eksiliği var. Böyle ortamlarda da toplum sözleşmesinin birlikte yazılması mümkün olmuyor. Yazanlar askerler ya da belli bir grup oluyor. Türkiye’de sürekli bir çatışma, güvensizlik ortamı var. Bu yüzden sivil bir anayasa yazılmadı. 21 ve 24 anayasaları siviller tarafından yazıldı ancak onlar için de günümüzdeki demokratik şartların bulunmadığını söyleyebiliriz. Demokratik, modern bir anayasamızın olmamasının sebebi bu bence. Hâlâ bu iyi niyet eksikliğinin ve güvensizliğin olduğunu savunanlar da var. Şu anda da bir yazım çalışması var. Hatta süreç başlamadı bile.

Anayasanın ilk üç maddesi için ‘sivilleşmeye engel olduğu’ görüşü var. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?

Ben kesinlikle öyle olduğunu düşünmüyorum. Bunun ana sebebi de, Türkiye’de sivilleşmeye engel ve baskıcı yönetimleri devam ettiren unsur anti-demokratik yasalar. Baktığımız zaman toplumda gerginlik ve çatışma yaratan unsurların kanunlar olduğunu görüyoruz. Örneğin, Hrant Dink davası, anadilde eğitim, KCK tutuklamaları veya vicdani reddin henüz gelmemiş olması gibi benzer sorunların kaynağı kanunlar. Kanunların veya kanunların yanlış yorumlanması sorun. Anayasaya baktığımız zaman  1995,2001 ve 2004’te çok büyük değişiklere uğradı. Özellikle 2001 değişikliği ile ruhu değişti anayasanın. Özellikle 13. maddenin değiştirilmesi, 2004’te 90. maddenin son fıkrasının değiştirilmesi çok şeyi değiştirdi aslında. Anayasa, şu andaki haliyle bile düzgün bir şekilde uygulansa Türkiye’deki sivilleşmenin çoğu gerçekleşir, gerginliklerin çoğu giderilir.

Mesela?

En basiti vicdani ret. Anayasa açıkça açık kapı bırakırken, 1111 sayılı Askerlik Kanunu ile bu hak daraltılmış durumda ve bizim vicdani ret diye bir sorunumuz var. Vergilerimizle tazminatları İnsan Hakları Avrupa Mahkemesine ödemeye devam ediyoruz. Halbuki kanun düzeltilse, yeni bir zorunlu hizmet kanunu çıkarılsa, bu sorun ortadan kalkacak. Bunun anayasa ile bir ilgisi yok, yasanın değişmesi lazım. Türk Ceza Kanunu, Terörle Mücadele Kanunu gibi kanunlarda çok büyük sorunlar var. Bunları değiştirmek iktidar için çok kolay. Bir haftada değiştirebilir; bir gecede değişen kanunlarımız bile var bizim. Anayasanın değiştirilmesi bana göre işi biraz çıkmaza götürmek gibi geliyor. Anayasa zor yazılan bir metin. Bunlar değiştirilse, sonrasında anayasa da eğer hala değiştirilmek isteniliyorsa, değiştirilir.

Peki, ilk üç maddeye tekrar dönecek olursak, siz bu üç maddeyi genel kapsamda nasıl değerlendiriyorsunuz? Çok kapsamlı ve katı değil mi?

Dünyada bunun örnekleri çok az gerçekten. Evet, ilk üç madde fazla kapsamlı ve Anayasa Mahkemesi’ne çok fazla yetki veriyor. Mahkeme de gayet açık kullandı yetkisini bu zamana kadar. Dünyada, genellikle, bu maddeler bizim birinci maddemiz gibi hükümler içeriyor. Örneğin Fransa’da “Cumhuriyetçi hükümet yapısı değiştirilemez” diye bir madde var. Dünyanın 30’dan fazla ülkesinde var. Türkiye’deki gibi, “Milli Marş’ın değiştirilememesi” gibi “Başkentin değiştirilememesi” gibi maddeler yok.

Toplumsal ihtiyaçlar doğarsa, bayrak da değişir, marş da değişir, başkent de değişir. İkinci maddedeki sorun ise, Cumhuriyet’in niteliklerinden ziyade, hukuksal olmayan maddeleri içeriyor olması. Mesela “Atatürk milliyetçiliği” gibi. Bu kavramlar olursa başlangıçta olmalı ama içerikte çok fazla olmamalı. Muğlak kavramlar bunlar, içinin nasıl doldurulacağı, nasıl yorumlanacağı belli değil.

Anayasa’nın uzun bir dönemde yazılacağını söylediniz ama kurulan komisyon bir yıl içinde bu anayasayı yazacağını söylüyor.

Onu Başbakan söylüyor.

Peki, bu kadar net kırmızı çizgileri olan partiler, nasıl uzlaşacaklar anayasa konusunda? Örneğin, BDP ve MHP’nin uzlaşabileceğine inanıyor musunuz? Bu aslında “Anayasayı yapmama komisyonu” değil mi?

Her şeyden önce uzlaşmayı desteklemek lazım. AKP’nin çok büyük bir gücü var. Her partiden vekillerin oluşturduğu bir komisyonun kurulması güzel bir şey.

Söylediğiniz doğru. MHP ve BDP’nin yazımın başında çatışmaya girmeleri mümkün ve derlerse “Biz geri çekilmiyoruz” sistem kilitlenir. O yüzden bu kadar emek boşa gider. Ya bu anayasayla devam ederiz ya da AKP der ki “Madem uzlaşı yok, anayasayı ben yazarım” ve Macaristan’da olduğu gibi eleştirilen bir anayasamız olur. Uzlaşı önemli dedik ama partiler iyi niyetli olmazlarsa, geri çekilmek istemeyeceklerdir. Bu iyi niyetin oluştuğu bir ortamda tavizler verilir ve anayasa değişir. Bu olabilir ama bunun da bu ortamda olması mümkün değil. KCK operasyonlarınınn içeriğini de, yapısını da bilmiyorum. Ama BDP bundan zarar gördüğünü söylüyor. Belki de gerçekten görüyordur. Bunun sorumlusu olarak da AKP’yi gösteriyor. Böyle bir durumda yeni anayasa çok zor. Partilerin birbirine güven duyması şart.

Bunun için de yol temizliği gerek. Türk Ceza Kanunu, Terörle Mücadele Kanunu ve Askerlik Kanunu’nda revizyona gidilmesi gerek. Bunlar olursa, ifade özgürlüğünün önündeki engeller kalkar, korku ortadan kalkar, operasyonlar durur, çatışma ortamı ve kan dökülmesi durur. Bunlar olmadığı sürece, anayasa yazım sisteminin çökme ihtimali var.

Yani siz, “Kanunlar değişirse sivil bir anayasaya sahip oluruz” diyorsunuz.

Aslında anayasa doğrudan uygulanan bir metin değildir. Herkesin üzerinde uzlaştığı varsayılan ilkeleri koyar. Bizim yaşadığımız sorunların temelinde kanunlar yatıyor. Kanunların düzeltilmesi, özgürlükçü yorumlanması bize daha özgürlükçü bir ortam getirecek. Hatta anayasayı yazma ihtiyacımız da kalmayabilir; herkes ihtiyacını karşılamış olur. O zaman da “Bu anayasayı birçok kez değiştirdik, daha fazla değiştirmeye gerek yok. Buna artık ‘Yeni Anayasa’ ya da ‘2012 Anayasası’ diyelim” denilebilir. Ya da kanunlar değişir ve özgürlükçü bir ortam oluşur, o zaman anayasayı değiştirebilirler. Aslında şimdiki anayasamız da kötü bir anayasa değil. Sadece uygulanmıyor. Örneğin, ‘Sağlıklı çevrede yaşama hakkı” maddesi uygulanmıyor. O maddeye dayanarak, birçok çevre sorunu halledilir. Bu anayasa hükmü olarak var ama hükümetin de inanılmaz bir kalkınma politikası var. Trakya’ya örneğin, sanayi yığılıyor ama Ergene zehir akıyor. Yasa uygulansa, Ergene zehirlenmezdi. Tekrar ediyorum, anayasamız kötü bir anayasa değil sivilleşmek adına. Kanunları değiştirmemiz lazım.

Komisyon anayasayı yaptıktan sonra Genel Kurul’da değiştiremeyecek diye biliyorum.

Yine oy birliği ile değiştirilebilecek.

Bu yazılacak olan anayasanın demokratik olmadığını göstermez mi?

Meclisin iradesini kimse sınırlayamaz. “Komisyondan gelen metin değiştirilemez” deseler bile, isterlerse Genel Kurul’da değiştirebilirler.

Şu andaki niyet, genel kuruldaki değişikliğin oy birliği ile yapılacağı.

Demokratik olmadığını göstermez bence çünkü anayasayı yapmak için görevlendirilen kişi sayısı ne kadar çoksa, o kadar zor çıkar anayasa. 12 kişi ne az ne çok. Bu kişiler kafalarına estiği gibi anayasa yazmamalı.

STK’lerden, meclis dışı partilerden ve halktan görüş alınıyor şu an. O görüşler güzelce harmanlanıp, partilerin keyiflerine göre değiştirilmezlerse, 12 kişilik organ da demokratik sayılabilir. Taraflar “Evet bu benim anayasam oldu” diyebiliyor mu, ona bakmak lazım. Normalde, meclis bir vitrindir, tartışılır ve vekiller kişisel şov yapar. Çalışmalar zaten komisyonlarda olur. Vitrin, kanunu oylamak için el kaldırılan yerdir. 550 kişiyle anayasa yapmak zordur.

Peki siz bu yapılmaya çalışılan anayasanın anadilde eğitim sorununu çözebileceğine inanıyor musunuz?

Kanımca, anadilde eğitim sorununu çözmeyen bir anayasa süreci işleyemez.

Baktığımızda anayasalar, belli zamanlarda yapılır. Ya darbe ya yönetim değişikliği, savaş gibi durumlarda yapılır. Ya da toplumsal bir dönüşüm varsa, anayasalar yeniden yazılabiliyorlar. Türkiye’ye baktığımız zaman, toplumsal bir dönüşüm yaşanmaya çalışıldığını görüyoruz veya anayasa toplumsal dönüşüme göre şekillendirilmeye çalışılıyor. Bence, bu toplumsal değişimin ana ekseni Kürt sorunu. Eğer yeni anayasa bu sorunu çözmeyecek, Kürtlerin sorunlarını çözmeyecekse, yeni bir anayasa yazmaya gerek yok. O yüzden anadilde eğitim masaya mutlaka çözülmek zorunda bir talep olarak gelecek. Evrensel olarak kabul edilmiş bir şeydir anadilde eğitim.

Devletin resmi dili öğretme zorunluluğu, herkesin de öğrenme zorunluluğu var. Türkçe’nin resmi dil olması konusunda kimsenin sıkıntısı yok.

Devletin insanların anadillerini unutturma gibi bir görevi de yok. Resmi olan her şeyi Türkçe olarak yapmaları farklı bir konu. Türkiye’deki okullarda insanlara Fransızca, İngilizce anadilmiş gibi eğitim veriyoruz ancak Kürtçe eğitim kabul edilmiyor. Çok mantıksız.

Anayasanın bu sorunu çözdüğünü varsayarsak, bunun ucu özerkliğe varmayacak mı? Kürt vatandaşlarımızın ayrıca talep ettiği bir özerklik var ancak şahsi olarak edindiğim izlenim, Kürtlerin bunu daha da ileri götürmek istediği. AB’nin özerklik yasaları uygulanırsa, Kürtlerin bu sorunu çözülür mü?

Kürt hareketi içerisinde olmadığım için, ne talep ettiklerini bilemem.

AB’nin şartındaki gibi bir talep geliyorsa, devlet onu karşılamakla yükümlü.

Belediyelerden ve bölgelerden “Etnik bir grup olarak bütünlük arz ediyoruz” dendiği zaman, Türkiye’nin de imzaladığı bu şarta göre, bu hakkın verilmesi gerekiyor. Türkiye buna çekinceli yaklaşıyor ancak ülke bu çekinceleri gidermek zorunda. Özerklik talep ediyorlarsa, demokratik olarak isteniyorsa, neden özerklik verilmesin? Devlet topluma hizmet etmek için vardır. Toplumun bir kesiminin talebi varsa, bunun karşılanması gerekiyor. Mesela ben çıkıp diyebilmeliyim ki “Marmara Bölgesi olarak bir bütünlük arz ediyorum. Kendi kültürel yapım var, ben bazı alanlarda özerklik istiyorum”. Sonuçta biz devlete tâbi değiliz, devlet bize tâbi. Demokratik yollarla talep ediliyorsa eğer, federasyon da mümkündür. Ülkeler federasyon olduktan sonra bölünmüyor, Almanya gibi. Mesela Fransa bile -ki Avrupa’nın en merkeziyetçi ülkelerinden biridir- en sonunda özerkliğe varan değişiklikler yaptı. Özerk bölgeler konusunda ise en ideal ülke İspanya’dır. Ülke, birlik içinde kalmak için özerkliğe “Evet” dedi. Türkiye’de özerklik verilmesi, ülkeyi bölecekmiş gibi algılanıyor. Aslında özerklik birliği sağlamlaştırır.

Yine sivil anayasadan bahsetmek istiyorum. Türkiye Cumhuriyeti bu zamana kadar sivil bir anayasaya sahip oldu mu?

21-24 Anayasaları aslında sivil anayasalar. “Türkiye’de hiç sivil anayasa yok, biz yazıyoruz” demek demagoji aslında. 21 Anayasası bölgesel özerklik de veren, son derece sivil bir anayasa. Kaldı ki, şu anda hükümete yakın hukukçular tarafından da 21 Anayasası öne çıkartılıyor. 24 Anayasası “Tek Parti” döneminde yazıldığı için tamamen demokratik bir anayasa değil ama asker tarafından değil, meclis tarafından yazıldığı için sivil bir anayasa. O zamanlarda Avrupa’da da tek parti iktidarları vardı. İki dünya savaşı arasında yazıldı. Yani 21 sivil ve aynı zamanda demokratik bir anayasa.

Ucu çok açık bir soru ama, nasıl bir iskelet üzerinde şekillenmeli yeni anayasa?

Kişisel bir soru bu. Herkesin ayrı görüşü var anayasa ile ilgili. Benim bakış açım, yeni anayasanın kesinlikle özgürlük perspektifinden yazılması gerektiği. Yani, bireysel ve toplu özgürlüklerin üzerinden tanımlanması gerektiği. Herkesin birbirine iyi niyet beslediği, güven duyduğu bir ortam yaratacak bir anayasa olması lazım. Bunun için değişmez maddelerin sayısı azaltılmalı. Cumhuriyet ile ilgili madde kalmalı, diğer 2 madde değiştirilmeli ve hatta değiştirilebilir halde bırakılmalı. İnsan hakları kesinlikle odakta olmalı ve devletin vatandaşa hizmet için var olduğu ortaya çıkmalı, sosyal bir çizgisi olmalı, doğayı korumalı, kadın erkek eşitliği kesinlikle olmalı ve hatta bunu zorlayıcı olarak uygulamaya yansıtıcı kota uygulaması anayasaya girmeli. İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi Kararları ve Venedik Komisyonu’nun kararları dikkate alınmalı.

Sadece belli bir açıdan bakan bir özgürlükçülük değil, bizi rahatsız da etse, şok da etse, şiddete yönlendirmeyen, şiddeti övmeyen her türlü düşüncenin hem söylenebilmesi, hem de var olabilmesi için örgütlenmesi kabul edilmeli. Bu toplumsal bir anayasa olarak kabul edilebilir kanımca. Ana odağımızın özgürlük olması gerektiğini düşünüyorum.

Röportajın başında, anayasanın yazılması için toplumsal huzurun gerekli olduğunu söylediniz. Komisyon, bir yıl içinde anayasayı yazacağını ifade ediyor. Siz bir yıl içinde Türkiye’de toplumsal huzurun sağlanabileceğine, toplumun çok büyük bir kısmını tatmin edecek bir anayasanın çıkarılacağına inanıyor musunuz?

Aslında olabilirdi. Bir sene uzun bir süre. Sorun çıkaran kanunları değiştirirseniz, yeni anayasayı değiştirebilirsiniz. Ancak öyle gözükmüyor. KCK davası, artan şiddet olayları, devletin uçaklarıyla kendi halkını bombalaması ve özür bile dilenmemesi toplumu geriyor. Bunlar yüzünden anayasa yazım sürecinden uzaklaşıyoruz. Diğer taraftan bakarsanız, bir sene anayasa yazımı için kısa bir süre. Pratik olarak da yazılamaz. Venedik Komisyonu’nun, Macaristan anayasası yazılırken hazırladığı bir rapor var. Orada, “Biraz kendi haline bırakmak lazım” diyor. Macaristan’da iktidar partisi tek başına yazdı anayasayı. O yüzden sorun yaşamadılar. Türkiye’de uzlaşmacı yolda gidilirse bir senede yazılması zaten fiilen mümkün değil. Biraz sorunları çözmek lazım. Bugün mesela anadil sorununu çözemediniz. MHP ile BDP uzlaşmak istemez. Bu madde bir kenara konulur, diğer maddelere geçilir. Bu sırada da anadil hakkında araştırmalar, konferanslar yapılır, topluma sorulur ve bir tartışma ortamı yaratılıp uzlaşma aranır. Uzlaşılır ve madde eklenir. Bunlar zaman alan şeyler. Güney Afrika örneği var. Ülke anayasasını 7 yılda yazdı ama şu anda demokratik anayasa yazmak konusunda örnek gösteriliyorlar. Uzun bir süreçti ama toplumun her kesimi “Bu anayasayı ben yaptım” diye düşünüyor şu anda. Bu ortamın yaratılması için belki 7 sene değil ama 4-5 sene olabilir. Bunu bir seneya sıkıştırmamak lazım. Anayasa, toplum sözleşmesidir ve sözleşebilmemiz için de anlaşmamız, bunun için de diyaloga ihtiyacımız var.

*Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü Öğrencisi Süleyman Gökmen Kaya‘nın bir ödevi için benimle yaptığı röportaj. Anayasa Gündemi’nden başka bir yerde yayınlanmamıştır. 

Yorum Yapın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: