Skip to content

TESEV’in Anayasa Komisyonu Raporu’nun basın toplantısı ve panelinde tuttuğum notlar

by 05/03/2012

Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV) 2 Mart 2012 Cuma günü Conrad Otel’de düzenlediği basın toplantısıyla kendi içerisinde kurmuş olduğu Anayasa Komisyonu’nun mevcut yeni Anayasa yapım süreciyle ilgili raporunu kamuoyuyla paylaştı. “Türkiye’nin Yeni Anayasasına Doğru” adını taşıyan rapor Komisyon üyeleri Prof.Dr. Mustafa Erdoğan ve Prof.Dr. Serap Yazıcı tarafından kaleme alınmış. 34 sayfalık raporda oldukça ilginç tespitler yer alıyor. Raporun tamamına buradan ulaşabilirsiniz.

Ferah bir salonda, düzgün bir ışık ve ses düzeni altında yapılan basın toplantısında TESEV Yönetim Kurulu Başkanı Can Paker’in açış konuşmasının ardından TESEV Anayasa İzleme Çalışması Danışmanı ve Atılım Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof.Dr. Levent Köker raporun ana hatlarını konuklara aktardı. Ardından kürsüye gelen TBMM Başkanı Cemil Çiçek yaklaşık iki saat kürsüde kaldı. Bu sürenin ilk bir saatini sunumuna, geri kalanını ise soru-cevap bölümüne ayırdı. Son bölümde ise köşe yazarı Etyen Mahçupyan moderatörlüğünde bir panel gerçekleşti.

Kanımca, hem basın toplantısı hem panel oldukça güzel organize edilmişti. Tek eksiklik basın toplantısıyla panel arasında bir kahve arası öngörülmemiş olmasıydı ki bu da fiilen gerçekleşti. Cemil Çiçek’le birlikte izleyicilerin yarısının, basın mensuplarının ise yüzde 90’ının toplantıyı terk ederken yaşanan hengame üzerine Etyen Mahçupyan daha panel başlamadan 5 dakikalık bir ara vermek zorunda kaldı. Tabii o ara oldu size 15 dakika. Paneli dinlemeye tenezzül etmeyenler oldukça güzel sunumları ve dinleyiciler arasındaki BDP milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in şahane konuşmasını kaçırmış oldu. Oraya kadar gelmişsin, zaten basılmış olan ve her zaman okuyabileceğin raporun tanıtımını ve her yerde aynı şeyleri söyleyen Cemil Çiçek’i dinle, asıl tartışmanın döndüğü, bilimsel bir şeylerin anlatıldığı ve bir çok şey öğrenme fırsatının yakalandığı paneli dinlemeden git! Gerçekten bazen aklım almıyor insanların davranışlarını. Neyse.

Notlar oldukça uzun. Bu uzunluk edit’leme sürecinin uzamasına da neden oluyor elbette. Ancak güncel bir yazıyı bir an önce yayınlamak gerektiğinden bu yazıda bazı kısaltmalar kullandım. Bundan sonraki yazılarda da ara-sıra bu tür kısaltmalara rastlayabilirsiniz. Kısaltmaların ne anlama geldiğini sayfanın sağında bulacaksınız.

Soru-cevap bölümlerinde yaşanan “korsan bildiri” vakalarını protesto etmek için o bölümlerde not tutmuyorum; kimsenin korsan bildirisine alet olmak istemiyorum. Ancak bu sefer, yine 1-2 korsan bildiri vakası yaşanmış olsa da, soru-cevap bölümünde not tutmadığım için hafif pişmanım. Özellikle Cemil Çiçek’e çok cesur sorular soruldu. Cevapları da bir o kadar ilginçti.

İyi okumalar diliyorum.

Can Paker  TESEV Yönetim Kurulu Başkanı

TESEV’in projesinin ilk toplantısına hoş geldiniz. TESEV 1982 AYsı’nın pek çok yeri bozuk olduğu için bütün bir AY değil, alt başlıkları olarak yoğun emek verdi. Kürt sorunu, azınlık hakları, yargı reformu, din-devlet-toplum ilişkileri gibi önemli konular var ve TESEV elle tutulur önerilerde bulundu. Tüm AY ile ilgili TBMM seçimlerinden sonra ortaya çıkan konuyla ilgili ise TESEV önce “Yeni AY’ya Doğru” adlı bir çalışma yaptı AY Komisyonu ile birlikte. AY’nın temel ilkelerinin ne olması gerektiğine dair bir komisyon çalışmasıydı. Kamuoyuna açıklandı ve şimdiki Komisyon’a gidilip ayrıntılarıyla anlatıldı. Şu anda farklı bir çalışmamız daha var: Yerelleşme ve bölgesel yönetimle ilgili AY’da görmek istediğimiz ilkeleri içeren somut çalışma. Bu da AY –Komisyonu’na sunulacak.

Yaptığımız, bu seçimlerde Türk halkına söz verilen AY çalışmalarının nasıl yürüdüğünün izlenmesi. Siyasi aktörler ve toplumsal aktörler, yani STK’ler ve medyayı izleyip AY’nın yapılış süreci içerisinde hangisinin ne yaptığını kamuoyuna raporlayacak bir çalışma içerisindeyiz. Bu çalışmamızı bir sitede (www.anayasaizleme.com) her gün takip edebilirsiniz.

TESEV’in inanışı, hiçbir AY’nın nihaî olmadığıdır. AY konusuna dinamik bir bakışla bakmamız lazım. Bu AY’nın da son ve nihai olmayacağını yıllar içerisinde göreceğiz. Toplumun gelişme dinamiğine uyarak değişebileceğini şimdiden kabul etmemiz lazım.

Birinci gereksinme, bu AY’nın 12 Eylül’ün otoriter kalıplarıyla yapıldığı. İkinci önemli konu, İHAM’da Türkiye’nin çok fazla mahkûm olması ve bunun temel nedeninin 1982 AYsı’ndan kaynaklanması. Bu AY yapılırsa ilk defa toplum tarafından yapılmış olacak. Bildiğiniz gibi daha öncekiler yukarıdan inmeydi. AY’nın militarist, güvenlik rejimi zihniyetinde değil, daha çok toplumun ve insanların haklarını gözeten bir AY olması için yola çıkılıyor. Son seçimlerde milletin verdiği görev de budur. Zaten güçlü olan devletin yerine bireyi koruyan AY ve yasaların çıkması gerekir. Bundan sonra kutsal devlet yerine kutsal bireyi temel alan bir hukuk düzenine geçmemiz arzulanmakta.

Mevcut TBMM’deki tüm siyasal aktörler Türkiye’deki oy verenlerin %95’ini temsil etmekte. Böyle bir temsil bugünkü TBMM’ye tamamıyla AY yapma yetkisini vermektedir. Temsil sorunu yoktur.

AY Uzlaşma Komisyonu’nda görüş birliğiyle karar alınmaktadır. Böylece siyasî aktörlerin sürecin öncesinde ve sonrasında birleştikleri ve ayrıştıkları hususlar netleşecektir. Böylece toplum tarafından nasıl bir gelecek tahayyül ettikleri anlaşılacaktır. TESEV olarak kamuoyunun dikkatine sunmak üzere bu projeyi gündeme getirdik. Kimin ne istediğinin kristalleşmiş şekilde aktarılmasının görevimiz olduğunu düşünüyoruz.

Bu projenin gerçekleşmesi için katkıda bulunanlara teşekkürlerimizi bildirir ve özellikle Sayın Başkanımıza geldikleri için huzurunuzda tekrar teşekkür ederim.

Levent Köker  TESEV Anayasa İzleme Çalışması Danışmanı, Atılım Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi

TESEV’in projesinin ilk raporunu sunmaktan memnunum. Sayın Başkanımızı da dinlemek arzusundayız. Kendisine içten teşekkürlerimi sunuyorum teşrif ettikleri için.

Sayın Paker de belirttiler, bugün geldiğimiz nokta, 2007’de alevli AY tartışmalarıyla başlayan süreçte geldiğimiz noktayı belirliyor. 2007-2011 arasındaki dönemde anayasal bir kriz dizisi yaşadık. Özellikle ana muhalefet partisinin yeni AY ihtiyacı konusunda olumsuz bir tavrı vardı. Tam manasında bir konsensüs olduğunu söyleyemiyoruz. Anca bugün yeni AY ihtiyacı konusunda siyasî aktörler arasında konsensüs var. Sayın Başkan bunu hayata geçirmek için inisiyatif aldı. TBMM’deki değişik görüşleri olan siyasî partilerin, sayın Meclis Başkanı’nın inisiyatifinde uzlaşmış olması olumlu bir gelişme.

Türkiye siyasetine damga vurmuş bir politikacımız, “nelerin olacağını anlamak için, nelerin olmayacağını bilmemiz gerekir” demişti. Meclis Başkanı tersini yapmaya çalışıyor. Neler üzerinde anlaşılabileceğini öncelikle belirlemek konsensüs süreci için çok önemli olacaktır. TESEV’in bir amacı, bu süreci kayıt altına almak. Bu sürece tarihsel anlamda bir not düşmek anlamı da var. Bu sürecin olumlu şekilde ilerlemesi adına, Mayıs ayının ardından özellikle, toplumsal anlamda bir destek görebilmesi için bir çalışma aynı zamanda.

Hem siyasi aktörler düzeyinde, hem de STK ve medya düzeyinde bu ilk raporlamanın öne çıkardığı konular var.

1) Siyasi aktörler seviyesinde, Uzlaşma Komisyonu’nun kurulmuş ve çalışıyor olması önemli. Çok net şekilde yeni AY istiyor aktörler ama anlaşamadıkları noktalar varsa bunların neler olduğunu görmüş olacağız. Siyasî aktörler, boşlukta hareket etmiyorlar. Toplum tabanının beklentilerini temsil ediyorlar. Bakalım bunların toplumsal temeli var mı? Görmüş olacağız.

Uzlaşma Komisyonu’nuın çalışma yöntemleriyle ilgili eleştiriler vardı. Ancak bu eleştiriler çalışma ortamını ilerletecektir.

1982 AYsı sanki yokmuş gibi yeni bir AY için düşünmek, Uzlaşma Komisyonu’nun ittifak ettiği önemli bir nokta. Revizyon şeklinde düşünülmüyor.

Uzlaşma Komisyonu’nun halen devam etmekte olan değişik kesimlerden görüş alma, tasnifin nasıl olacağı hususunda 82 AYsı’ndaki gibi yapmama iradesi de önemli. Kendi hukukunu yaratmaması olumlu.

2) Sivil toplum aktörlerine ilişkin olarak, bazı STK’lerde kendi içlerinde canlı bir AY tartışması var ama farklı görüşteki örgütlerle bir diyalog içine girmek konusunda çekingenlik var. Kendi aralarında tartışıyorlar ama birbirleriyle diyaloga girmek konusunda yeterli bir çaba gösterilmiyor. Bu aslında toplumsal tartışmanın yeni AY sürecini yönetmesi adına eleştirilmesi gereken bir husus.

Son noktalardan bir tanesi, bu sürecin önemli bir boyutu var: Türkiye tarihinde ilk defa, toplumun kendi AY’sını yapmasıyla ilgili tarihî bir dönemi yaşamaktayız. Ancak bazı toplum kesimlerinde bu yeni AY’nın hayata geçebileceğine dair bir olumsuzluk var. Öte yanda, şu anki mevzuattan kaynaklanan “fikirlerimi ifade edersem başıma bir iş gelir mi?” endişesi var. Toplumun kendi fikirlerini söyleyebilmesi adına önemli bir eksiklik. AY gibi önemli bir normun ortaya çıkması sürecinde tüm bireylerin diğerlerini eşiti olarak göreceği, çıkar ilişkilerinin girmediği bir tartışma ortamının oluşması lazım. Bazı mevzuatın düzeltilmesi veya değiştirilmesi gerekiyor. En önemli ayaklarından bazıları, AY’nın 90/son maddesine o kadar aykırı uygulanıyor ki, belki yasa değişikliği yerine yargı organlarının dikkatini çekmek gerekiyor. Örnek olarak yayın durdurma yaptırımıyla ilgili Terörle Mücadele Kanunu’nun ilgili hükmü İHAM tarafından mahkum edilmiştir. Mahkemeler bunu uygulamamakla yükümlüdür. Söz tamamen yargı organlarınındır. Adalet Bakanlığı’nın bu konuda bir çalışması var sanıyorum. Zikretmek gerekiyor. Yargıçların İHAS’ın üstünlüğünü kabul etmesiyle ilgili bir çalışması var.

Sayın TBMM Başkanı’na teşrifleri için bir kez daha teşekkür ediyorum ve kendisini kürsüye davet ediyorum.

Cemil Çiçek  TBMM Başkanı

Komisyon olarak bu tür toplantıları önemsiyoruz. Tarihî bir sorumlulukla karşı karşıya olduğumuz düşüncesiyle sürece dair tüm düşünceleri önemsiyoruz. Kim hangi toplantıyı düzenliyor demeden, “işimizi kolaylaştıracak bir gayrettir” diye toplantılara katılıyoruz. Bazen 15 dakikalık bir mesaj için tüm günü harcadığımız da oluyor. Olsun. Bölge toplantılarına katılıyoruz. Pazar günü İzmir’de olacağız. Sonrasında Erzurum’da, Bursa’da olacağız. TESEV önemli bir STK. Toplumsal sorunlara duyarlılığını eskiden beri bilirim. Bu toplantı da faydalı olacaktır. Devamını diliyoruz bu toplantıların.

Bu süreç iyi izlenmeli ki biz işimizi daha kolay yapabilelim. Katılımın gereği olarak bu sürecin iyi izlenmesinde ve toplumun tüm kesimlerinin iyi izlemesinde sayısız fayda var. Siyaset kurumunun kalitesi de bu süreci iyi bir şekilde bitirmesine bağlı olacak. Medyamıza büyük bir görev düşüyor. İlk toplantımız medya temsilcileriyle oldu, dört siyasi partiyle birlikte. Toplumun her kesiminde bunun canlı tutulması gerektiğini söylemem gerekir. Medya olmadan bu konuyu topluma mal etmek mümkün değil. Günümüz demokrasisinin katılımcı olduğunu biliyoruz ancak halen toplumun önemli bir bölümünde “seçtiklerimiz var, onlar halletsin” düşüncesinin hakim olduğunu görüyoruz. Doğru, ama arkasında da canlı bir halk desteğinin olması gerekiyor.

Türkiye’de birçok sorun var, tartışıyoruz. Ülkemizin içinden veya dışından kaynaklanan birçok sorun var. Ama Türkiye’nin bir de AY sorunu var. Her sorun AY’dan kaynaklanmıyor ama siyaset kesiminin en hararetli şekilde tartıştığı konuların temelinde AY’nın olduğunu görmemiz gerekiyor. Bu AY sorun çıkartma potansiyeli olan bir AY. Bu yalnız bugün söylenmiyor. Geriye dönük Meclis kayıtlarına baktığımızda da aynı şeyi görüyoruz. Anamuhalefet partisi “süratle bu AY değiştirilmediği takdirde rejim bunalımı çıkar” diyordu; halen de diyor. 1993’te “rejim bunalımı” çıkar demişler. Halbuki AY’lar rejim bunalımı çıkmasın diye yapılır. Bu ifadeler çok isabetlidir. Böyle bir potansiyel taşıdığı için her gün yansımalarını görüyoruz. “Her sabah dünya yeniden kurulur, her sabah Türkiye’de yeni bir sorun vardır” derim hep. Ama böyle gidemez; kaynaklarımızı heba ederiz. Burada genel bir mutabakat var. Meclis’te olan ve olmayan tüm siyasal partiler, STK’ler bu AY’dan şikayetçi.

Başka AY’larda böyle bir özellik var mıydı bilemem ama bu AY daha yapılırken itiraza maruz kalmış ve yürürlüğe girdiği andan itibaren değişmesi gerektiği söylenmiş. Türkiye 30 yıl daha bu şikayetlerle yola devam edemez. Bu elbise bize dar geliyor. Onun için sık sık da değiştirme ihtiyacı doğmuş. 30 yıl içerisinde 17 defa değişmiş. Böyle bir AY’nın demek ki 13-14 ayda bir değişiklik ihtiyacı doğmuş. Herkes yeri geldiğinde AY’nın birkaç maddesini değiştirme ihtiyacını duyduysa bu AY günümüz şartlarına uygun özellikler taşımıyor demektir.

Siyasetçiler olarak istikrara vurgu yaparız. Genelde kalkınma bakımından bunu vurgularız. Ülkede bir parti tek başına iktidar olsa bile 13-14 ayda bir en temel yasada değişiklik yapıyorsa olmaz. İnsanlar hayatlarını yasalara göre tanzim eder. Bugünkü mevzuata göre bir karar veriyorsunuz, bir sene sonra yasa değişiyor. Hukuk istikrarı bakımından bu AY’nın zararı olduğu ortadadır.

Paker’e atılıyorum, hayat değişiyorsa AY’lar da değişecektir. Ama bu kadar sık da olmaması lazım. Her AY yapıldığı dönemin şartlarını ve felsefesini yansıtır. Bu AY’nın felsefesi günümüz şartlarına uymuyor. Teoriden ziyade pratiğinde de görev yapmış biri olarak bu AY’nın nasıl zorluklar çıkardığını bizzat yaşamış biri olarak ifade ediyorum ki bu AY’nın öncelikleri günümüz öncelikleriyle uyuşmuyor. O tarihte Türkiye’nin önceliği güvenlikti belki, özgürlükler ikinci plandaydı. Bu çok net ortaya çıkıyor AY’nın düzenlemesinden. Özgürlüğü güvenlik açısından bir tehdit olarak gören bir anlayış içerisinde yapılmış. Bu günümüz şartlarına uymuyor. Neden? Türkiye’nin bir çok taahhüdü var. Bunların en başında İHAS geliyor. İHAM’ın yargı yetkisini de kabul ettik. Bir ihlal olduğunda, Strasbourg’dan dönüyor. İHAM’da en çok davası olan ülkeyiz; bunu önlemeye çalışıyoruz. Bireysel başvuru bunun yöntemlerinden biridir. Başka bir yöntem üzerinde de çalışıyoruz. İHAM Türkiye’yi çokça mahkum ediyorsa burada bir sıkıntı var. Bunun bir kısmı AY’dan, bir kısmı yasalardan, önemli bir kısmı da uygulamalardan kaynaklanıyor. Burada en önemli rollerden biri Yargıtay’a ve artık AYM’ye düşüyor. Bizim hâkim ve savcıların tayin ve terfilerinde sicilleri önemlidir. Bu da Yargıtay’dan geçen dosyalarla ilgilidir. AY 90. maddeye uygun kararlar verse, savcı “acaba hakim ne karar verdi?” diye bakar. Yargıtay’ın işi sıkı tutması gerekiyor. Bu kadar çok hak ihlaliyle ilgili davaya muhatap olunmasının özünde Yargıtay’ın yorum farkı vardır. 10 tane örnek karar verse ve detaylı şekilde yapsa bunu, bugün bu kadar çok mevzuat çıkartmaya gerek olmayabilir.

Ya özgürlük ya güvenlik değil, ikisi birden yeni AY’da olmalı. Geri kalanı yargı kararlarıyla düzeltilebilir.

Devlet-birey ilişkisine gelince, 82 AYsı devleti koruyan bir mantıkla düzenlendiği için ve günümüz dünyasında birey öne çıktığı için bu yönüyle de bir şey var.

Devletin erkleri arasında ciddi bir sıkıntının olduğunu gördüğünüzü zannediyorum. Yasama-Yürütme-Yargı arasında sağlıklı bir ilişkinin olmadığı ortadadır. Herkes herkesin alanına müdahale eder bir hale gelmiş. En fazla alanına müdahale edilen erk de yasamadır. Doğruysa böyle devam etsin. Ama olmadığını gördük. Bunun yeni baştan tartışılması gerekmektedir. Toplantılarda önemli ipuçları çıkıyor. Ankara, Konya, Edirne ve Diyarbakır’da yaptığımız çatı toplantılarda toplumun bizden daha önde olduğunu gördük. Çok net düşünceler söyleniyor.

Bu AY’da hem hak ve özgürlükler açısından yeni bir ele alışa ihtiyaç var; devletin işleyişiyle ilgili yeni bir ele alışa ihtiyaç var anayasal korumaya alınması gereken hak, özgürlük veya kurumlar olarak. Bunların en baştan değerlendirilmesi gerekir.

Bunlardan dolayıdır ki, 12 Haziran seçimlerinden sonra dört siyasal parti beş konuda anlaştı. Bunlardan ilki: Yeni bir AY. Bu, partilerin millete borcudur. Madem ki bu bir borç, alacaklı da alacağına sahip çıksın. Herkes “yeni bir AY borcumuzdur” dedi. İzleme meselesi bu alacak meselesinden çıkıyor zaten. İkinci anlaştıkları konu: Değerli AY hukukçularıyla bir toplantı yaptık. Bu da Türkiye’de bir ilktir. Genel kanaat, aslî kurucu iktidar-talî kurucu iktidar, akademisyenler tartışadursun, ama dört parti dedi ki “bu Meclis yeni AY’yı yapar.” %95 temsil, %87 katılım var. Üçüncüsü, bu yeni AY, Uzlaşma Komisyonu’nda her partinin eşit temsil edildiği bir ortamda yapılacak. Dördüncüsü, başkanı TBMM Başkanı olacak. Beşincisi de, halk da yazım sürecine katılacak. “Öncelikle halka soralım” dedik. “Ne bekliyor vatandaş AY’dan?” diye soralım dedik. Şimdi bunu soruyoruz. Herkesten de katkı beliyoruz. Medyadan da destek istiyoruz. Henüz medya beklenen desteği vermiş değil. Biz de ilk defa bu yöntemle AY yapıyoruz. Telkine, görüşlere ihtiyacımız var. Her şeyi bilen insanlar değiliz. Eksik bilgiyle yola çıktık. Her kesimden katkı bekliyoruz.

30 Nisan’a kadar halkın görüşlerini derlemeye çalışıyoruz. Her kapıyı da çalışıyoruz. Üç komisyon kurduk. 1. grup, siyasi partiler ve anayasal kuruluşlar, 2. grup meslek örgütleri ve sendikalar, 3. grup da STK’ler, oluşumlar ve cemaatler. Talep eden olursa, yüz yüze düşüncelerini ifade etmek isterlerse arkadaşlarımız dinliyor. Her siyasi partinin kendisinin belirlediği dörder kişi görevlendiriliyor. Meclis sadece ev sahipliği yapmaya çalışıyor. Her siyasi parti nereden istiyorsa oradan uzman görevlendiriyor, gelen görüşleri 23 başlık altında tasnif ediyor. Diyelim ki vatandaşlık konusunda, STK’ler ne demiş, diğer ülkelerin AY’sında neler denmiş, daha önce yapılan öneriler neler, bunlar raporlanıyor. 1 Mayıs’tan itibaren gelen görüşler çerçevesinde bir taslak metin ve ilkeler yazımı kısmına geçmiş olacağız. Takvimi vermedik, elimizi ayağımızı bağlamak olmaz. İşin önemli kısmının burası olduğunu düşünüyoruz. Bu taslak yazıldıktan sonra makul bir süre kamuoyunun tartışmasına açacağız. Halk görmeli kim ne söyledi, biz metinde neyi ortaya koyduk? Benim katıldığım toplantılarda öyle keskin talepler oluyor ki, “şu varsa var, yoksa boşa uğraşmayın”. Böyle bir anlayış olamaz. “Bizim AY’mız” dediğimize göre herkesin orta yola doğru buluşma noktasına gelmesi lazım. Bu tartışmanın ardından, bir kez daha Komisyon değerlendirecek ve sonra dört siyasi parti kendi organlarında görüşecek, teklif haline gelecek. Genel Kurul’a geldikten sonra halk oylamasına gidecek. “Bunun için beş ay yeter” dendi daha önceki toplantılarda. Biz bunu yılsonuna yetiştirmeye çalışıyoruz. Bunu uzun bulan oldu. Ama işin bir de realitesi var. Türkiye üç tane arka arkaya seçim yapacak. Dikkat azalır, o yüzden hedefimiz bu yılın sonuna kadar bitirmek.

Raporunuzu okudum, eleştirilere cevap var orada. Örneğin neden oybirliğiyle yapılıyor deniyor? E 2010’daki çabayı bir kenara koymak lazım o zaman. Bu Meclis başkanının koyduğu bir kural değil. Dört siyasi parti hangi kurallarda mutabık kaldıysa o şekilde yönetiyoruz. Görüş birliği içerisinde bu işi götürelim dendi. Aksi takdirde n’olurdu? Komisyonda muhalefet, Genel Kurul’da iktidar çoğunlukta. Süreç kilitlenirdi. Aldıkları karar budur. Basında da “kırmızı çizgiler nedeniyle bunlar nasıl bir araya gelecek?” dendi. Ama masaya oturanlar da bunu bilerek oturdu.

PANEL

Etyen Mahçupyan  Köşe yazarı, TESEV Demokratikleşme Programı Danışmanı

Toplum ilk kez kendi AY’sını yapacak deniyor. Bu olumlu bir şey tabi ama neden ilk kez yapıyor? “Daha önceden de yapmış olmalıydı”yı kastediyorsak, bu aslında toplumun zaafını da gösteriyor. Neden şimdiye kadar bir şey yapmamış? Tüm olumsuzlukların aslında bizim de sorumluluğumuz olduğunu görmemiz gerek.

Türkiye cemaatçi bir toplum. Her birinin içinde de küçük cemaatler var. İdeolojik bakışlar bile cemaatler oluşturabiliyor. Herkes cemaatini temsilen konuştuğu için aktörleşme süreci yaşanıyor. Toplumun tüm kesimleri için değil, kendi cemaatimize doğru konuşmaya doğru gidiyoruz. Bu da bir çatışma kültürü yaratıyor.

Buna karşın, bu AY sadece Meclis’le olamaz. Toplumun bunu istemesi gerekiyor. Buna ne kadar hazırız? Bu, toplumsal aktörlerin sorumluluğu. Şu anda TESEV’in yaptığı proje de aslında bu. Siyasal partiler dediğimiz şey sadece tepe değil, bir de taban var. Medya, STK’ler ve örgütlenememiş sivil toplumun kendi siyaset alanları var. Orada ne kadar sorumlu davranıyorlar? Bugünkü panelde buna tek tek bakacağız.

Tülin Bumin  Galatasaray Üniversitesi Felsefe Böllümü Öğretim Üyesi

Benimle başlamak biraz felsefeyle başlamak oluyor. Aslında AY politikanın en felsefî yanı. Bu bakımdan kendimde hak görebilirim. AY hukukla politikanın örtüştüğü bir alan. Hukukun politikleştiği, politikanın hukukîleştiği ve sınırların muğlaklaştığı bir alan. Fransa’da doktora yaparken bir hocam vardı, bir eseri vardı: “Yasa, ne hakla?” AY dediğimiz şey “ana-yasa” değil, başka bir şey. Bu soruya cevap aramalıyız, yasa, ne hakla? Konulan yasaların anlamının ve meşruluğunun temellendiği bir metin AY. Toplumun beklentileri göz önüne alınarak ve onların oyuna sunularak ve onların anlayabileceği bir metin olmalı. Bizim AY’mızın en sorunlu yanlarından biri bu. Hatta hukukçuların da sorunlu yanı bu.

AY’lar farklı süreçlerden geçti. Daha formel AY’dan daha içerikli AY’ya dönüştü. Pek çok yerde parti-hükümet programlarını andırır oldu. AY yapmak daha zor. Çünkü sosyal devletin gerilediği bir küreselleşme dönemindeyiz. Uygun olan belki yine bir haklar AY’sına; haklara sahip olma hakkına saygı duyan bir ruha sahip olmalı. Haklar, gelişen haklar. Şu an hiç düşünemediğimiz hakları kapsayabilecek bir AY ruhunu oluşturabilir miyiz?

Aslında AY’lar doğru bir demokratik çerçeve içinde cereyan ediyorsa işler; yasalar çatışmalardan beslenir. Politika çatışma demektir. Demokratik politika çatışmanın meşrulaştığı bir zemindir. Partiler ortak meselelere farklı yerlerden bakılabildiği için vardır. Demokrasi rejim olarak bunu meşru görmüş olan rejimdir. Uzlaşma ve diyaloglara getirirsek işi, çatışmasızlık, “önce konsensüs” bakışını öne alırsak politikayla uyumlu davranmış olmayız. Demokratik AY, politik olaylara farklı bakmayı meşrulaştıran bir AY’dır,. Kamusal alan ve politik olaylar zaten neyin meşru olup olmadığının tartışıldığı yerlerdir. Meşruluk, bir defada anayasal fetvayla kurulan bir şey değildir. Dolayısıyla bunları aklımızda tutarak demokratik rejime ait bir AY yapmaya çalışmamız lazım. Bu bir düşünme işidir. İnsanlık bunu düşünmüş. Batıdaki tartışmalara bakarsak insanlığın bunu ne kadar tartışmış olduğunu görüyoruz. Biz daha kapalı bir toplum olarak büyüdük. O yüzden şu anda AY yapıyorMUŞ gibi yapıyoruz. Politika aslında biraz böyle bir şeydir. Görüntüdür.

Üç seferdir seçilen bir çoğunluk hükümeti yasa koyarken bile bir problem. Demokrasilerde alternance dediğimiz şey demokratik terbiyeyi getiren şeydir. Çünkü böylece yasayı koyarken “ben gidiciyim, bir sonraki hükümet  bunu değiştirmesin” dersiniz. Bu da diğer bakış açılarını ziyaret etmenizi sağlar. Kendi dünyanızdan çıkabilmenizi sağlar. Kanaatler, dünyanın bize nasıl göründüğüdür. Acaba bir Ermeni son Hocalı Katliamı mitingini nasıl görüyor? Her şey için bu geçerli. Belli bir yerde olmak, “bana öyle geliyor ki” sözü… O noktaların hepsini ziyaret etmek gerek. Üç kere üst üste seçildi diye onu suçlayamayız. Ama ona etik bir görev düşüyor: Diğer bakış açılarını ziyaret etme görevi. Bu zor bir şey ama yapılacak başka şey yok. Muhalefetin, hiçbir zaman iktidar olamayacakları düşüncesi içerisinde nasıl AY yapım sürecine katılacağını düşünmek zor. Onların da diğer bakış açılarını ziyaret etmeleri gerektiğini düşünüyorum.

Sivil AY kavramını çok sevdik. Bir de civique terimi var. Sivil, askeri olmayan demek Civique ise yurttaşın olan demek. Yurttaşların AY’sı olacaksa milliyet AY’sı olmamalı diye düşünüyorum. Bu daha hukukî bir yurttaşlık tanımına da bizi götürecek. Avrupa Birliği’ndeki tüm çabalar bu yönde. En derin siyaset felsefesi tartışmaları orada. Özellikle yabancı işçilikle ilgili bu tartışma yürüyor. Bu tartışmalar çok önemli. Ne yazık ki bu tartışmalar yeteri kadar Türkiye’ye gelmedi. Daha teknik yönüyle ilgileniyoruz. Mesela bizde de yabancı işçi var, daha da fazla olacak. Neden onların da yurttaşlığını düşünecek bir AY hayal etmeyelim. Her şeyi arkadan takip etmemiz gerekmez. Yetişebiliriz, düşünmek yeterli.

Başka bakış açılarını ziyaret etmek empatiyle ilgili değil, düşünceyle ilgili, daha rasyonel bir şey.

Ferhat Boratav  CNNTürk Genel Yayın Yönetmeni

 Ben biraz korka korka geldim. Fatura medyaya kesilir eğer sürece bir şey olursa diye. Raporu okudum, temel tespitlere katılıyorum. Gerçekten de istenilen ölçüde medyada yer almıyor AY yapım süreci. Ama bu konuda çok fazla yapılabilecek bir şey olduğunu sanmıyorum. Henüz çalışmalar medyada daha fazla ilgi gösterilmesini gerektirecek bir toplumsal rüzgâr estirmiyor. İnsanların hayal dünyasını harekete geçirmiş değil.

Birincisi, en kritik konular, düşünce ve ifade özgürlüğü üzerindeki ağır tahakkümün altında. Bu hem katılımcıları hem medyayı etkiliyor. Değişmez maddeler, özerklik talepleri, vs. bunların hepsi kısıt altında. Siyasi liderlerin de genel olarak bu tartışmalara davetkâr olduklarını söyleyemeyiz. TÜSİAD’ın eğitim konusunda söylediğine karşılık “siz kendi işinize bakın” sözü kulaklarımızda. Davetkâr bir tavır yok.

İki psikolojik etken var, bir tanesine Çiçek değindi. “18. değişiklik nasıl olsa yapılır” deniyor ve insanlar kendilerini sorumluluk altında görmüyorlar. Bu “nasıl olsa” kolaycılığı, 2010 referandumundaki kekremsi tattan da kaynaklanıyor. Esas iki mesele var, bir tanesi, siyasilerin tartışmalarını veya uzmanların entellektüel egzersizlerini gündelik dile taşıyacak figürler yok. Bir tek Sezen Aksu konuşmuş. “Yeni AY istiyorum” demiş, “özgürlükçü olmalı” demiş. İnsanların gündelik hayatlarında birebir dokunabilecekleri kişilerden kimse konuşmamış.

En sonuncusu, AY tartışması bence gölge boksu olarak yaşanıyor. Gerçek aktörler ya konuşmuyor ya da onlara görüşleri sorulmuyor. Başkanlık sistemi olsun mu olmasın mı? Burhan Kuzu konuşuyordu ama kim adına belli değildi. O da şimdi konuşmuyor zaten. Komisyon’un parti liderlerini çağırıp “sen nasıl bir AY istiyorsun?” diye sorması lazım. Onlar konuşmuyor. Komisyon video linkiyle bir Pennsylvania’ya, bir de İmralı’ya bağlansaydı görün nasıl konuşuluyordu. Bir Fener Patriği geldi, süreç bir anda nasıl dirildi. Çünkü o gerçek insan. Keşke söylediğini kendi ağzından verebilseydik. Komisyon kamera kayıtlarının dışarıya verilmemesi ve Komisyon’a gelen önerilerin kapalı olması ciddi eksikliktir. Keşke kendi sesinden verebilseydik. Ona rağmen, o bir cümle, komada seyreden bir tartışmayı diriltti. O cümle de yurttaşlık tanımı, “TC’ye vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkes din, dil, etnik kimlik, vs. ayrımı olmadan Türk’tür.” Buna benzer görüşler defalarca dile getirildi, neden onunki öne çıktı? Çünkü medya gerçek aktörlerle konuşmayı sever. Bunlar olmayınca bu rapordaki tespitler evet doğrudur, bu tartışma istenilen düzeyde seyretmiyor.

Bakıyoruz, 1982 AYsı için hazırlık süreci bundan daha fazla heyecan yaratmış. Çok daha fazla tartışma yaratmış; daha fazla yer bulmuş medyada. Ben meslek hayatımda ancak anayasacıların üçüncü kuşak AY’lar dediklerini izleyebildim. Bunların hepsinde tartışmayı taşıyan önemli gerçek aktörler vardı: Valesa, Havel, Mandela. Bunlar devreye girmedikçe derinlikli bir tartışma olabileceğine inanmıyorum. Ha, Mayıs’tan sonra metin oluşturmaya başlanırsa bu tartışmalar daha ileriye gidecek ve yoğunluk kazanacaktır. Ama ben, orada bile hayal ettiğim heyecanı bulamayacağımı düşünüyorum.

Mehmet Uçum  Yeni Anayasa Platformu Üyesi, Hukukçu

 “İlk kez toplum AY yapmaya çalışıyor, neden daha önce yapmadı?” dendi. Kritik bir soru. AY hukukla politikanın en fazla örtüştüğü alan gerçekten. Üç tane meşruiyet seviyesi tarif edilir: Hukuksal, siyasal ve toplumsal meşruiyet. “Yeni AY mevcut hukuk sistemine dayalı olarak mı yapılacak?” gibi tartışmaların tamamı hukuk alanına özgüdür. Hangi hukuk sistemi içerisinde yapılıyor? Egemen hukuk sistemi içerisinde. Meşruiyetinin tartışıldığı bir hukuk sisteminden bahsediyoruz. Meşruiyeti orada aramaya kalkışırsak sorun çıkar.

İkincisi, siyasal meşruiyet arayışı, siyasal aktörler üzerinden yapılıyor. Siyasal aktörler uzlaşmalılar. Bu doğru mu? Siyasal aktörler yine bu sistemin koyduğu kurallar içerisinde faaliyet gösteren aktörler. Daha önce de uzlaşma oldu, 2001’de. Sistem içi revizyondan öteye gitmedi. Sorunlar çözülmedi.

Dolayısıyla üçüncü meşruiyet alanında yoğunlaşmak gerekiyor: Toplumsal meşruiyet. Artık hiçbir hukuk düzeni sizin için referans olamaz. Toplumun görüşleri, ihtiyaçları çerçevesinde bir anayasacılık faaliyeti meşru olur. Meşruiyeti sağlayacak şey toplumsal meşruiyettir. Bu noktada toplumsal meşruiyeti sağlayacak faaliyetler ne olabilir? STK’ler çıkıyor önümüze. Bu ayrımı ben yapmıyorum, onlar kendilerine STK diyorlar. Dört kategori STK var: İlki odalar, borsalar, barolar. Bunlar AY’nın 135. madddesine dayanır, dolayısıyla sistemin kuruluşlarıdır. İdarî yapının bir parçası olarak tanımlanmışlardır. Vesayet makamı olarak işlev görmektedirler. Bunlar esas itibariyle bilimsel profesyonel denen tüm meslek mensuplarına yönelik davranış ideolojisini yaratan kuruluşlardır. Bunların toplumsal meşruiyet yaratması tartışmalıdır. İkinci kategori sendikalardır. Yine bir yönlendirmeyle üye olunuyor burada. Türkiye’de çalışan 24 milyon kişi var ama 2.4 milyon sendika üyesi var. Ağalık gibi sendika başkanlığı yapan var. Bu sendikaların toplumsal meşruiyet bakımından sorgulanabilir olduğunu düşünüyorum. Üçüncü kategori: Dernekler, vakıflar. Üye tabanı dar olan kuruluşlar bunlar. 14.500 dernek var. Ancak üye sayıları çok az. Dördüncü kategori, benim önemsediğim tüzel kişiliği olmayan platformlar. Meşruiyeti sağlayanlar bunlar olabilir. Meşruiyeti genişletebilecek olanlar AY platformlarıdır. Bunların temel özelliği, ulaşabildikleri tüm insanlara ulaşıp görüşleriyle katkı yapmaya çalıştılar. AY odaklı bu sivil toplum çalışmalarının güçlenmesi gerekiyor. Meclis Başkanlığı’nın da bu platformların yaptığı çalışmalara daha dikkatli bakması gerekir. Aksi takdirde, diğerleri, kendi varlığını ortadan kaldıracak bir öneride bulunmaz. Üniversitelerden görüş alınması da sorunlu; bunlar da sistem içi kuruluşlardır.

Toplumsal meşruiyeti artırabilmek için AY diyalogunun bir kampanya halinde gerçekleştirilmesi gerekir. Toplumun taleplerini toparlayamak anayasacılık yapmak değildir. Anayasacılık, AY’yla o kişinin arasındaki bağları açığa çıkarabilmek demektir. AY tartışması o kişiyle devlet arasındaki ilişkinin gündelik hayatta açığa çıkarılması demektir. Nasıl bir devlet istediğini ifade edebilecek duruma gelir kişi. AY yapım sürecinde AY diyalogunun ciddi bir kampanya olarak başlatılması gerekiyor. Siyasî aktörler ve ünlü kişiler bu diyalogu başlatmak için devreye girmeliler. Bu toplum, aslında bir AY yapmış durumda. Nasıl bir sistemde yaşamak istediğini biliyor. Bunu açığa çıkartacak bir süreci yönetmek gerekir.

Ferhat Kentel  İstanbul Şehir Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi, TESEV Anayasa İzleme Çalışması Danışmanı

AY gerçekten insanların sorunlarına çözüm olarak görmek istediği bir mesele. Bu ihtiyacı hissederken aynı oranda talebini dile getirebiliyor mu? Pek değil. İzin verildiği zaman bir tür konuşma var. Bu devlet-birey arasındaki ilişkiye benziyor. Devletin ve darbelerin oynamış olduğu rol. Siyasî meselelere alenen, örgütsüz şekilde girmek çok kolay değil vatandaş için. Neden 82 AYsı’na evet dediğini sorguladığınızda, belki “artık başımızdan gitsinler” diye de vermiş olabilir. Potansiyel aslında korkmadan konuşabileceği ortamlarda daha fazla ortaya çıkıyor. Demokrasi ne kadar varsa sivil toplum o kadar güçlüdür Tersi de doğrudur, sivil toplum ne kadar güçlüyse demokrasi de o kadar güçlüdür. Bu bir tecrübe meselesi. Her geçen gün, AK Parti’nin iktidarı, 12 Eylül referandumu, vb. bunlar hep tecrübeydi. Bugün bu tecrübe havuzuna bir şey daha eklendi. Hukukun bizim işimiz olduğunu görmeye başladık nihayet.

Demokrasi ve tartışma ortamı arasındaki ortamı güçlendirmek adına Uzlaşma Komisyonu’ndan bir şeyler beklemek gerekiyor galiba. Oradan heyecan uyandırıcı bir şeyler gelmedikçe toplum heyecanlanmayacak. Sürekli bir tedirginlik içerisinde “başkaları ne diyecek acaba?” düşüncesi hâkim. Cemaatçilikten kaynaklanıyor bu ama cemaatler arasındaki ayrım da azalıyor.

Türkiye’de ciddi bir sosyal sorun var. İnsanlar sınıfların içinde yaşıyorlar, her ne kadar sınıftan bahsetmiyor olsalar da. Mesela “TİSK ne diyor?” dediğiniz zaman, muhteşem kırmızı çizgiler var. İnkılâp kanunlarının korunmasını istiyor. Tarihî olarak kurulmuş bir düzenin taşıyıcılığını yapıyor. Ekonomik AY öneriyor. İşçi kurumlarına baktığınızda bu kabul edilebilir bir şey değil. Sınıftan konuşmam önünde engeller var. Bu iki sınıf arasında diyalog imkânı ortadan kalkıyor. Sınıf sendikaları bile böyle bir yerden konuşmaya başlıyor.

Din meselesinde de ilginç bir hareketlilik var. Fethullah Gülen cemaatine yakın bir dernekle, Aleviler’e yakın bir dernek arasında çok rahat konuşulabilecek bir şeyler olduğunu görüyoruz. Cemaat var ama aşılabilir demek ki. Aleviler bu ülkede kabul edilmek istiyorlar.

Etnik meseleye gelince, Kürt siyasi hareketi modern bir siyaset hareket olarak konuşulmaya 80’den sonra başladı. Bu hareket ezberleri yıkıyor. “Kürtler var” deniyor artık. Ama bu, yeni cemaatçiliklere sebep oluyor. Örneğin Kürt karşıtları oluşuyor. Kürtlerden gelen önerileri kesinlikle kabul etmiyor. Çerkezler örneğin, inanılmaz taleplerle ortaya çıkıyor. Taleplerini dile getiriyorlar farklı bir grup olarak. Kürtler ve Çerkezler bedel ödediler bu toplum içerisinde. Ben bu toplum içerisinde benzeyen bir öğeyim ama farklı yönlerim var. Topu topu 50-60 binlik bir kitle olmalarına rağmen biz Ermeniler’den çok şey öğrendik. Çünkü 1915’i unutmadılar. Onlar da bizden bir şeyler öğrendi. Herkes birbirinden bir şey öğreniyor. Çünkü cemaatlerin sınırları kırık.

Biz devletten korkan bir toplumuz. Korunmak için kendimize evler yaratmak zorundayız. Herkes inanılmaz özgürlükçü taleplerde bulunuyor.

AY’nın yapılabileceğine dair inanç eksikliği var ve bunun aşılması için bu tecrübeye ihtiyacımız var. Ekolojik AY Platformu mesela, doğa nesne değil, öznedir diyor. Yabancılar, mülteciler için nasıl vatandaşlığı düşünülüyorsa doğa için de bu düşünülsün diyorlar. Biz kendimizi şahane yaratıklar olarak kabul etmeyelim. Artık akarsularla eşitliğimizi düşünme seviyesine geldik. Bütün her şey ortada. Bunların üzerine ne yapılacak? Bazen sertleşen bu hikâ

yeden herhalde bir şey çıkacak. Olacak AY’yı da 10 sene sonra değiştirmeyeceğiz demek değildir tabi bu.

Yorum Yapın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: