Skip to content

İstanbul Aydın Üniversitesi’ndeki Anayasal Hak İhlalleri ve Bireysel Başvuru konferansında tuttuğum notlar

by 26/03/2012

23 Mart Cuma günü İstanbul Aydın Üniversitesi‘nde düzenlenen ve Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın konuşmacı olduğu Anayasal Hak İhlalleri ve Bireysel Başvuru konferansına katıldım. Üniversite’nin Florya’daki kampüsüne girdiğim andan itibaren kendimi persona non grata gibi hissettim. Kapıdaki güvenliğe konferansa geldiğimi ve nereye gitmem gerektiğini sorduğumda nedense önce “nerede öğrenci olduğumu” sordu. Bazı fakülte öğrencilerini almıyorlar mıydı bilmiyorum ama durumu izah edince, buz gibi bir suratla, gösterdiği kapıdan girip en alt kata inmem gerektiğini söyledi. Kapıdan girip aşağı inmek üzere asansörün çağrı düğmesine bastığımda arkamdan biri koşup “keşke basmasaydın” dedi. Meğer konuşmacı Haşim Kılıç üst kattaymış ve konferansa o asansör aracılığıyla inecekmiş, onun için kullanamazmışım. Asansörü kullanmam bu şekilde engellendikten sonra dar ve karmaşık koridorları kullanarak konferans salonuna arka kapısından girmek üzere ilerlemeye başladım. Neyse ki bazı öğrenciler de aynı yere gidiyordu. Sonunda ulaşacak mıydım yoksa? O kadar kolay değil elbette. Kapıda bir sürpriz daha bekliyordu bizi: Elle üst araması! Takım elbiseli güvenlik elemanları, anladığım kadarıyla, “istenmeyen bir duruma sebebiyet vermemek üzere” ceplerde yumurta arıyorlardı (İçeriye pet şişe de sokulmadığını öğrencilerin kendi aralarındaki konuşmalarından duydum). “Hak ihlalleriyle ilgili bir konferansın girişinde doğrudan hak ihlali olan bu muameleye maruz kalırsam olay çıkar” diye düşündüğümden çaktırmadan güvenliği geçip kapıdan içeriye süzülüverdim.

 Haşim Kılıç salona yarım saat gecikmeyle geldi. Çevresindeki iki duvardan ilki güvenlikçiler, ikincisi basın mensupları tarafından oluşturulmuştu. Basının bir süre görüntü almasından sonra konferansa geçildi. Bundan sonra konferans akışı son derece olumluydu. Konferans sunucusu genç ve heyecanlıydı ancak işini en iyi şekilde yaptı. Sırayla söz alan Hukuk Fakültesi Dekanı Prof.Dr. Yavuz Kaplan, Rektör Prof.Dr. Yadigar İzmirli ve Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Mustafa Aydın kısa ve öz konuşmalarıyla konuşmacıdan rol çalmadı.

Konferansın tek konuşmacısı Haşim Kılıç’ın sunumu ise, kanımca, tam bir hayal kırıklığıydı. Kılıç, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruyla ilgili neredeyse hiçbir şey söylemedi. Söylediği şeylerinse hiçbiri yeni değildi. “Belki öğrenciler güzel sorular sorar da onlara verilen cevaplar işimize yarar” dedim ve hatta bu nedenle ilk kez soru-cevap bölümünü de not etmeye karar verdim, ancak öğrencilerin soruları da bireysel başvurudan başka her şeyle ilgiliydi. Yalnızca bir öğrenci doğrudan konferans konusuyla ilgili soru sordu ve ilginç bir cevap aldı. Onu, notlarımın sonuna ekledim.

 Bu sefer uzun bir girizgâh oldu. Sırf belki birileri okur da düzenlemeyi düşündükleri konferanslarda bahsettiğim sorunların tekrarlanmasını önler diye.

 İyi okumalar.

Haşim Kılıç Anayasa Mahkemesi Başkanı

 Davetinizi kabul ederek geldim, büyük bir sevinçle geldim. Sizleri hoş buldum. Davetleri için rektöre, dekana çok teşekkür ediyorum. Yargı mensupları çok konuşmayı seven insanlar değildir. Her zaman hata yapmaktan korkarlar. Bu korkuları da yaptıkları görevin bir zarar görmesi endişesindendir. O yüzden Yüksek Mahkeme Başkanı olarak kafamdan çok sansürler geçirerek bazı şeyleri ifade edeceğim. Gönül isterdi ki daha açık konuşayım. Mayın tarlasında yürüyoruz. O nedenle ben biraz konuşayım, sonra da sizlerin sorularıyla belki genişletebiliriz. Sizler değerli hocalarımızı dinliyorsunuz, belki dinlemekten ziyade soru sorma hakkını daha geniş tutarsak daha isabetli bir yöntem izlemiş oluruz.

 Hocalarım benim için çok önemli şeyler söyledi. Takdiri halkımızındır Doğru şeyler yaptığımız gibi yanlışlar da olabilir. Tarih bunları yazacaktır.

 Hocamla konuşurken üniversitenin durumundan bahsetti. Aydın Üniversitesi’ni geldiği yer itibariyle gerek nitelik, gerek sayısal olarak kutluyorum. Fevkalade güzel çalışmalar içine girmişler.

 Konuma girmeden, Hukuk Fakülteleriyle ilgili bir kaç gözlemimi aktarayım. Üniversiteleri gerçekten çok özgür, her şeyin tartışıldığı yerler olarak görüyorum. Ama geçmişe baktığımızda üniversitelerin çok zor dönemler geçirdiğini de biliyoruz. Bazı makamların zorlamaları nedeniyle özgürlük alanını sizlere açamadı. Aydın Üniversitesi bu alanı en başarılı kullanan üniversitelerden biri olsa gerek.

 Üniversitelerde genel doğrular sorgulanıyor ve gerçeğe yaklaşma konusunda büyük çabalar sergileniyor. Eleştirel gençliğin yetişmesi temel hedef olmalıdır. Bu yönüyle Hukuk Fakülteleri çok önemli bir fakülte olarak yerini almıştır. Hukuk ile Tıp Fakülteleri arasında çok fark görmüyorum. İkisi de doğrudan insanla ilgileniyor. Her ikisinin de belki eleştireceğimiz noktaları vardır ama öveceğimiz noktaları da vardır.

 Eleştirilerimi aktarmak istiyorum. AYM olarak bireysel başvuruyu yönetmek üzere raportör yardımcılığı için sınav açtık. 3500 kişi müracaat etti. Asgari puanı aşan arkadaş 185 kişiydi. Biz 45 kişi alacaktık. Ne yazık ki ancak 26 kişiyi bulabildik. Kontenjanı doldurmadık. Fakültelerin durumuyla ilgili ciddi bir çalışma yapılmalı. Süreleri yeterli mi? Müfredat ne derece isabetli? Düşünmeli bunlar üzerinde. Mütevelli Heyeti Başkanı ekonomideki aktörlerle Üniversite’nin iyi ilişki kurduğunu ve oradaki ihtiyaçlara göre bölüm açtıklarını söyledi. Ben umuyorum ki biraz da kamuyla ilgilenerek sizlerin görev alacağı ihtiyaçları tespit noktasında araştırma yapmaları gerekir. Nasıl bir öğrenci istiyor mahkemeler, bunun üzerinde durulması gerekir. Diyalogun geliştirilerek ihtiyaçları karşılıklı tespit etmek zorundayız.

 Benim şöyle bir hukukçuya ihtiyacım var: Hukukun özüne inebilen, felsefesini bilen, buna uygun üretim yapabilecek bir öğrenci. Bu profili maalesef yakalayamıyoruz. Hukuk felsefesi ve sosyolojisi dersinin seçimlik ve bir-iki saat okutulan bir ders olduğunu görüyoruz. Son derece yanlış. Bunu gerçek anlamda öğrenmeden mezun olan öğrenci hukuk teknisyeni olabilir ama mühendisi olamaz. Bu noktaya eğilinmeli. Ağırlıklı olarak okutulmalı.

 Sizler hukuk üreteceksiniz. Yasal boşluk olduğu yerde kanun koyucu gibi hareket edip kural üreteceksiniz. Bunun tek yolu temel felsefeyi ve toplumun sosyolojik gerçeklerini bilebilmenizdir. Yoksa yapamazsınız. Sanırım bu mesaj yönetici arkadaşlar tarafından yeteri kadar anlaşılmıştır.

 Artık konumuzla ilgili bölüme girebiliriz. Ben aslında önce kendimden bahsetmek isterdim. Belki onunla ilgili soracaklarınız olabilir. Ben ekonomistim ama AYM’nin başındayım. Bu yadırganan bir tablo olabilir sizce de. Ama ben AYM’ye geldikten sonra iki dönem başkan vekilliği yaptım, sonra başkanlığa seçildim. İkinci kez de buna mahzar oldum. AYM’ler klasik anlamda bir hukuk uygulayan mekanlar değil. AYM’leri aslında bana kalırsa biraz da siyasal kurumlardır. Siyaseti yargılayan, ürettiğini denetleyen bir kurum. Bu siyasetin içinde ekonomiyi, sosyal boyutu, siyasal boyutu görüyorsunuz. Sadece hukuk boyutu değil, olması gereken çok çeşitli boyutları AYM’de görmeniz mümkün. Bu nedenle AY bu kurumun karışık olmasını arzu etmiş. Örnek veriyorum, Danıştay’a tetkik hakimi olarak alınan arkadaşların bir bölümü hukukçu ama bir bölümü de hukuk dışından geliyor. Bu arkadaşlar uzun yıllar çalışıyor ve Danıştay’ın üyesi oluyor bazıları. Bunların da AYM’ye üyelik kontenjanı var. Danıştay’ın içinde yaklaşık %40’a yakın hukuk kökenli olmayan arkadaşlar var. Bunlara “AYM üyesi olamazsınız” diyebilir misiniz? Bunlar da seçildiği zaman hukukçu olmayan kimliğiyle üye oluyorlar. Böyle bir yapıda çıkan başkanın da hukuk dışından gelme ihtimali vardır Böyle de olmuştur. Ne yazık ki bizden vazgeçemediler. Ben yorulduğumu ifade ettim ama devam etmem gerektiğini ifade ettiler.

 AY’nın yapısıyla ilgili teknik konularla boğmak istemiyorum. Sohbet tadında sürdürmek istiyorum. AY’ya baktığınızda başında devletin kimliği belirtiliyor. Devletin Cumhuriyet olduğu ifade edildikten sonra temel niteliklerini görüyoruz: Demokratik, laik, sosyal, hukuk devleti. Bu bence kimlik kartıdır. Devlet buna uygun olarak içinde barındırdığı insanları yönetmek zorundadır.

 Sonra temel hak ve özgürlüklerle ilgili bölüme geliyorsunuz. Burada da bir temel haklar, ekonomik haklar ve sosyal haklar olarak 3 bölüm olarak hak ve özgürlükleri görüyorsunuz. Bu bölümden sonra yasama, yürütme ve yargı organlarının yapısıyla ilgili ayrıntılı düzenlemeler var. Bizi ilgilendiren bu temel hak ve özgürlüklerle ilgili boyutu. Bu özgürlüklerin anlamı nedir? Neden bunlar yazılmıştır? Bence bu AY’yı, insan onurunu korumak üzere kurulmuş bir organizasyon olarak niteleyebilirsiniz. 22 yıldan beri görev yapan biri olarak tek cümle ile özetlemem gerekirse, AY : İnsan onuru’dur. Yasama-yürütme-yargı insan onurunu yüceltmek için kurulmuştur. AY’lar bunu teminat altına alır. Bu temel hak ve özgürlüklerin üzerindeki örtüyü kaldırdığınızda altından tek bir şey çıkar: İnsan onuru. Başka bir şey aramayın. Hangi hak veya özgürlüğü söylerseniz ben bununla bağlantı kurarım. Devletin kimliği olarak bahsettiğim değişmez hükümler var. Bunlar değişmez. Bunların içinde ne var da değiştirilemez? Bunların içinde biraz önce aktardığım hak ve özgürlükler var. Bunlar lafz olarak değişmez ama bunların dışındakiler değiştirilebilir. Siz, mülkiyet hakkını kaldırdım diyebilir misiniz? Teorik olarak baktığınızda mümkün. Değiştirilebilir kurallar arasında. Baştaki değişmez kurallarla bağlantı kurduğunuzda değişmez değerler, bu değerler. Yazılış itibariyle bir sakatlık vardır diyebiliriz ama aslolan temel hak ve özgürlüklerin değiştirilemeyeceğidir.

 Değerli hocalarımızdan bilenler vardır; Alman AYsı’nın değişmez kuralları arasında insan onuru vardır. Sadece bunun değiştirilmesinin teklif edilemeyeceğini dahi yazsanız yine aynı argümanlarla hareket ederiz. Bunları daha iyiye, daha güzele götürme noktasında tabii ki değişiklik yapılabilir.

 Ülkemizde nasıl bir uygulama oldu? AY’larda şu veya bu şekilde bir takım ilkeler yazılmış olabilir. Yasalar buna bağlı olarak çıkarılmış olabilir. Önemli olan bu AY ve yasaları hayata geçirecek hukukçularımızdır. Evrensel anlamdaki değerlerle bütünleşen bir yaklaşımla bu değerleri dolduramıyorsa AY’da istediği kadar “özgürlük” yazsın. Hiçbir anlamı yok. Türkiye’deki sorun, budur. Bunları hayata geçiren yargıçlarımızın hukuk üretememesinden kaynaklanıyor bu. AYM’de bunu çok yoğun yaşıyoruz. AY’lar ilke bazında kural getirir. Doğrudan uygulanamaz. AYM tarafından içleri doldurulur bu ilkelerin. Biz bunu başardık mı? Başardığımız yerler var ama olumsuz yönlerimiz de oldu. Bunu cesaretle itiraf etmek isterim. Bu kadar AY değişikliği ihtiyacı doğmasının temelinde AYM’nin hukuk üretememesi yatmaktadır. AYM ihtiyaçlara uygun değerler getirebilseydi belki bugün AY değişikliği şeklinde bir ihtiyacımız olmayacaktı. Bence bugün AYM’nin özgürlük alanlarını genişletici anlamdan ziyade daraltıcı bir anlayışla hareket ettiğini görüyorsunuz. Yasalar kötü olabilir ama yargıçlarımız iyi şekilde hayata geçirebilirse yeni yasalara ihtiyacımız olmayabilir.

 Biz laiklik konusunu nasıl doldurduk? Devleti laikleştirmeniz gerekirken dinleri laikleştirmeye çalıştınız. Devlet bireylerle kutsallar arasına girmeye, onları kontrol altına almaya çalıştı. Bu ve buna benzer durumlar. Demokrasi bir uzlaşma kültürüdür. Demokrasi bir müzakere, konuşma sanatıdır, hoşgörüdür. Bunları hayata geçirememişseniz demokrasiden bahsetmek mümkün değildir. Demokrasinin çoğulculuğunu ve katılımcılığını evrensel ilkelerle bütünleştirerek halkımızın beğenisine sunmak zorundayız. Bu görev öncelikle parlamentonundur. O yapmıyorsa görev AYM’nindir. Ama çok başarılı olduğumuzu söyleyemiyorum. Örneğin siyasal partiler konusundaki tavrını masaya yatıracak olursanız, çok fahiş hatalar yapılmıştır. Sevinçle ifade ederim ki 2000’li yllardan itibaren daha çağdaş değerlere uygun yorum yapılarak bu sorunlardan hızla uzaklaşmaya başladık.

 Umuyorum ki bu değerleri artık evrensel anlamlarıyla doldurmak suretiyle dünyanın şerefli üyesi olarak yerimizi almış oluruz.

 Biz bu değerlerin genetik yapılarıyla oynadık. Bozduk. Bize özgü demokrasi, laiklik, hukuk devleti, özgürlük yarattık. Sorun buradan çıktı. Oysa bize özgü değil, orijinal yapısıyla yorum yapmak suretiyle sizin önünüze çıkmamız gerekirdi. Maalesef beceremedik.

 Bu değerleri evrensel anlamda ne kadar iyi yorumlayabilirsek, bizim hukukumuza katabilirsek, bence Cumhuriyet’i, laikliği, demokrasiyi de o kadar güçlendirmiş oluruz ve gürbüzleştiririz. Aksi takdirde bağışıklı sistemi çökmüş bir demokrasi, laiklik ve hukuk devleti anlayışıyla karşı karşıya kalırız. Bugün bunların orijinal hallerinin getirilmesiyle ilgili çalışmaların yapıldığını sevinçle görüyorum.

 Hak ve özgürlüklerle ilgili genel olarak baktığınızda bunların ihlali neden oluyor? Öncelikle, yargıdan önce yasama ve yürütmenin hak ihlalini engellemek konusunda her türlü gayreti göstermesi gerekir. Hak ihlali devam ediyorsa yargının önüne gelir. İşte yargı bu noktada filtre eden, hak ihlalini ortadan kaldıran fonksiyonuyla bence temel aktör olarak karşımıza çıkıyor. Biz yargı olarak öncelikle hak ihlallerinin kökenine inmek zorundayız. Nereden doğuyorlar? İhlal deposu olarak gördüklerimiz: Mezhepsel, ırksal, ideolojik ayrımlar ve cinsiyet farklılıkları en çok kaynaklık eden konular.

 Irkî ve dinsel veya mezhepsel anlamda veya kadın-erkek konularında insanın içinde bir nefret duygusu oluyor önce. Daha sonra bu duygular söyleme geçiyor. Bu söylem daha sonra nefret suçlarına dönüşüyor. Bunların birleşmesi büyük toplumsal patlamalara neden oluyor.

 Hak ihlallerinin en çok yapıldığı yerlerde neler oluyor? Kuzey Afrika ülkelerine baktığınızda, hak ihlallerinin en çok yapıldığı yerlerde isyanları görüyorsunuz. Toplumsal tepki ortaya çıkıyor. Hak ihlallerini ne kadar ortadan kaldırırsak isyanları da azaltırız. Kuzey Afrika’daki anlayışa baktığımızda, oradaki çağ dışı uygulamalar oradaki tepkiye sebep oldu. Başka kaynaklar yok mudur? Sadece para, döviz, faiz, banka parametreleri arasında dünyayı idare etmeye kalkan para sihirbazlarına tepki olarak ortaya çıkan hareketler de var. Büyük protesto olaylarının çıktığını görüyoruz.

 Şimdi, Türkiye’deki her türlü grupların içine girdiğinizde her biri kendisinin kendi ülkesinde azınlık ruhuyla yaşadığını ifade ediyor. Neden? Neden öteki olduğunu hissediyor? İşte hak ihlallerinin temelinde yatan konularda bir tanesi. Bir diğer konu insanların hayat tarzına yapılan müdahale. Bu müdahale o insanın insan onuruna yapılmış en büyük işkencedir. Eğer hayat tarzlarına karşı bir saldırı varsa, eğer bu güvence altında değilse şüphesiz ki hak ihlalleri doğacaktır.

 Zaman zaman ülkemizde de yaşadığımız ifade özgürlüğü ile ilgili olumsuzluklar bu ihlallerin kaynaklarından biri olmuştur. İfade özgürlüğü içimizden konuşmaya dönüştü. Veya dinsel duygularımızın, kalbî duyguların dışarıya vurumunun laiklik ilkesiyle uyumlu olmadığını söylediler. Umuyorum bu evrensel değerleri hayatımıza geçirdikçe bu sorunlardan kurtulacağız.

 Hak ihlallerinin tek sığınağı var: Yasama ve yürütme bunu engelleyemiyorsa tek sığınak yargı. Eğer yargı da bunu ortadan kaldıramıyorsa artık yapacağımız çok fazla şey yok.

 Artık dünyamız bir köy haline geldi. Dünyanın en küçük yerinde meydana gelen hak ihlali dünyanın diğer ucunda tepki doğuruyor. Artık hiçbir ülke buna “iç işim olarak görüyorum” diyemez. Dünya barışı ancak tüm hak ihlallerin ortadan kaldırılmasıyla mümkün olabilir.

 Biz yargı olarak hak ihlallerini ortadan kaldırmaya çalışıyoruz. Kaldıramazsak ne olacak? 1987’de kabul ettiğimiz İHAM’ın yargılama hakkını kabul ettiğimiz boyutuyla, İHAM’a gidiliyor. Ama ne gidiş? İHAM’da birinci olduk. Neyse ki imdadımıza Rusya yetişti. Ama sonuçlara baktığınızda yine birinciyiz. Hak ihlallerinin büyük bölümünü adil yargılama konusu teşkil ediyor. Sizin hak ve hukukunuzu koruması gereken mahkemelerin ihlalleri teşkil ediyor.

 Yargı sistemimize göz atmak gerekirse, bugün İHAM’a yılda beş-altı bin civarında başvuru oluyor. Bu, neden kaynaklanıyor? İHAM’a olan müracaatın zor olması belki sayıyı az noktada tutuyor ama AYM’ye bireysel başvuru hakkı verdiğimiz anda çok büyük miktarda başvuruyla karşı karşıya kalacağız. Almanya’da 50 bin civarında kesinleşen yargı kararı var. 10’da 1’i AYM’ye gidiyor. Ama Türkiye’ye baktığınızda yargı kararı sayısı 500 binin üzerinde. 100’de 10’u giderse, AYM 50 bin civarında başvuruyla karşı karşıya kalacak.

 2010’daki AY değişikliğiyle İHAM’a yapılan yoğun başvurunun aza indirilmesi ve  değerlerin AYM aracılığıyla kazandırılması amacıyla bireysel başvuru devreye girdi. Eylül ayında bireysel başvurulara bakmaya başlayacak AYM. Yoğun bir çalışma var. Avrupa Konseyi ile yaptığımız anlaşmalarla, uzman geliş-gidişiyle Sözleşme hükümleri ve İHAM içtihatları çok yakından inceleniyor. Getirilen sistem ne getiriyor? AY’daki temel hak ve özgürlüklerden İHAS kapsamındakilerin bir kamu gücü tarafından ihlal edilmesi halinde AYM’ye bireysel başvuru yapılabilir deniyor. AY’daki hangi temel hak ve özgürlükler ihlal olursa mümkün olacak? AYM’de yaptığımız bir sempozyumda bazı arkadaşlarımız “İHAS kapsamında dendiğine göre artık Sözleşme anayasal norm haline gelmiştir. Bu nedenle AYM İHAM içtihadını uygulamak zorundadır” dedi. Ben bu düşünceye asla katılmıyorum. AY koyucunun arzusu, AY’nın hak ve özgürlükler bölümündeki temel haklar, ekonomik ve sosyal haklar bölümlerindeki haklardan ekonomik ve sosyal hakları dışlamak üzere bir hüküm koymak yönünde. Biz bireysel başvuruyu AY’mızdaki normlara göre sonuçlandıracağız demektir bu. İki metin arasında örtüşen kurallar görev alanımızdır.

 Sözleşme’de olup AY’da olmayan haklar ve tersi durumlarda ne olacak? İçtihatlarla AYM bunları açıklığa kavuşturacak.

 AY’daki hükme göre bir yasa çıkartıldı. Buna göre bir hakkın ihlal edildiği gerekçesiyle kesinleşen bir mahkeme kararı varsa bireysel başvuru yapılabilecek. Sözleşme ile AYM kurallarından örtüşenleri görev alanı kabul edeceğiz dedik ancak İHAM Sözleşme’deki anlayışı, yaklaşımı, espriyi ve ayrıntıyı içtihatlarıyla zenginleştirmiş. Biz o örtüşen noktalarda İHAM’ın anlayışını bizim AY’mızın içine aktaracağız. Onunla uyumlu halde bir yorum haline getireceğiz. Bu paralellikle birlikte o hakkın ihlal edilip edilmediğine bakacağız. Bunu başarabilirsek başarımızın temelinde bu yatacak. Yoksa sadece AY’daki kurallarla denetim yaparsak etkin bir denetim olmayacak. Bu halde, başımıza gelecek olan şu: İHAM bakacak, eğer etkin bir denetim varsa başvuruları kabul etmeyecek. Ama yapmıyorsa AYM’yi de dışlamak suretiyle başvuruları kabul etmeye devam edecek. AYM’nin gayreti etkin bir denetimi tesis etmek ve İHAM yolunu kapatmak veya aza indirmek.

 İhlal varsa ve AYM tespit etmişse dosya ilgili mahkemeye iade edilecek. O mahkeme bunu ortadan kaldırmak zorunda. İade etmek suretiyle yargılamanın yeniden yapılması yoluyla ihlalin ortadan kaldırılmasını gerektirmeyecek ihlaller de olabilir. Örnek: Uzun yargılama süreci olduysa ve adil yargılama konusunda ihlal verilmişse geri gönderip “kısa zamanda sonuçlandırın” mı denecek? Değil tabi. Böyle hallerde tazminat öngörülmüş. Tazminatla o insanın ihlal edilen hak ve özgürlüğünün acısını dindireceğiz.

 Etkin bir denetim yapabilirsek AYM alnı açık bir şekilde halkın karşısına çıkacaktır. Aksi takdirde bu mahkeme yok sayılarak İHAM davaları kabule devam edecektir.

 Hak ihlalinin ortadan kaldırılması bir rejimin sigortasıdır. Ortadan kaldırılamıyorsa o rejimin ömrü çok uzun değildir. Şunu unutmayın ki bir mazlumun döktüğü bir gözyaşı dünyanın en etkili silahından daha etkilidir. İşte mahkeme olarak hakkı ihlal edilenlerin, mazlumların yanında yer alacağız.

Soru-cevap

 Bireysel başvuru hakkının kötüye kullanılması halinde para cezasına çarptırma başka bir hak ihlaline neden olmaz mı?

 Yargının da sapıkları var. Bunlar, sırf mahkemeyi meşgul etmek için bu hakkı kötüye kullanır. İkincisi, bir hakkın kötüye kullanılıp kullanılmadığına karar verecek olan mahkemelerdir. Peşinen bu karara varılamaz. Nadir de olsa olabilecek olayların önüne geçmek için böyle bir düzen getirilmiştir. Mahkemeyi koruma adına bu kuralın yasa koyucu tarafından getirildiğini düşünüyorum. Şundan emin olun, mahkeme hiçbir zaman bunu yoğun şekilde kullanmayacaktır.

Yorum Yapın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: