Skip to content

Yurt dışı çıkış harcına karşı açtığım davada yeni aşama: Bölge İdare Mahkemesi’ne itiraz edildi

by 30/05/2012

Yurt dışına çıkışlarda alınan 15 TL’lik harcın dayanağını oluşturan kanunun Anayasa’ya aykırı olduğu iddiasıyla 2004 yılında bir makale yazmış, etkili olmayınca bir dava açmak suretiyle düşüncemin hayata geçmesini sağlamaya koyulmuştum. Blog’u takip edenler bilir, geçen günlerde, davayı açtığım İstanbul 6. Vergi Mahkemesi kararını vermiş ve iddiamı ciddi bulmamıştı.

Dün, 6. Vergi Mahkemesi’nin gerekçesiz kararına karşı İstanbul Bölge İdare Mahkemesi’ne itiraz ettim. Haksız yere alınan 15 TL’mi geri alabilmek için dava açarken 100 küsür lira dava harcı ve posta masrafı ödemiştim. Şimdi de, gerekçesiz ve “konu dışı” mahkeme kararına itiraz etmek için 100,95 TL ödedim. Hiç önemli değil. Hele de Anayasası’nda hukuk devleti yazan bir devletin kasasına hukuksuz şekilde giren milyar liraların yanında zerre kadar önemli değil.

Cümle alem bilsin diye itiraz gerekçelerimi aşağıya koyuyorum. Bakalım Bölge İdare Mahkemesi bu gerekçelere nasıl bir yanıt verecek. Umarım bu sefer iddiamız ciddi bulunur ve konu Anayasa Mahkemesi’ne taşınır. Aksi takdirde bu işi bireysel başvuru yolu çözecek. Tabii bireysel başvuru yapabilmek için de 150 TL’lik bir harç yatırmam gerekiyor ama artık bu yoldan dönüş yok 🙂

Buyrun, itiraz dilekçesindeki gerekçelerim:

1) Yurt Dışı Çıkış Harcı’nın Anayasa’nın 13. ve 23/3. Maddesine Aykırılığı: Türk hukuk sisteminde kurallar kademelenmesinde en üstte Anayasa yer alır. Kanunlar Anayasaya uygun olmak zorundadır. Normlar hiyerarşisi olarak da bilinen bu düzene göre Anayasaya uygun olmayan kanunlar, dava açılması halinde Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilir.

Anayasa’nın 13. maddesine göre “Temel hak ve özgürlükler, (…) yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerle ve ancak kanunla sınırlanabilir.” Temel hak ve özgürlüklerden Anayasa’nın 23. maddesinde düzenlenen “Yerleşme ve Seyahat Özgürlüğü”nün sınırlanma gerekçeleri ilgili maddenin üçüncü fıkrasında “Vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyeti, ancak suç soruşturmasını veya kovuşturması sebebiyle hâkim kararına bağlı olarak sınırlanabilir” denmek suretiyle sınırlı sayıda (numerus clausus) sayılmıştır. Dolayısıyla, Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca, bir kanunla dahi bu gerekçelere ekleme yapılamaz.

2001 yılında yaşanan ekonomik kriz nedeniyle kaynak arayışına giren hükümetin 29.06.2001 tarihinde Meclis’ten geçirdiği 4705 sayılı “Yurt Dışına Çıkışlarda Harç Alınması ve 4481 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” yürürlüğe girmiştir. Kanunun Anayasal dayanağı, o tarihteki haliyle, Anayasanın yerleşme ve seyahat hürriyetini düzenleyen 23’üncü maddesindeki sınırlama sebeplerinden biri olan “ülkenin ekonomik durumu” idi. Ekonomik program çerçevesinde ihtiyaç duyulan ek malî kaynağın sağlanabilmesi amacıyla hazırlanan bu kanun, o zamanlar Anayasanın 23. maddesinde bulunan bu hükme dayandırılmıştı.

Ancak uyum yasaları çerçevesinde Anayasa’nın 23’üncü maddesindeki söz konusu sınırlama gerekçesi, 17.10.2001 tarihinde 4709 sayılı kanunla kaldırılmıştır. Böylece Anayasadaki hüküm, vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyetinin ancak vatandaşlık ödevi ya da ceza soruşturması veya kovuşturması nedeniyle sınırlanabilmesini mümkün kılan bir hale gelmiştir. Burada dikkat edilmesi gereken, sınırlama gerekçelerinin sınırlı sayıda (numerus clausus) belirtilmiş olmasıdır. Bu da demektir ki bunlara yasayla veya başka bir yolla farklı sınırlama gerekçeleri eklenemez. Eklenirse, bu düzenlemelerin, Anayasa’nın 11’inci maddesinin son fıkrasında ifadesini bulan “kanunlar Anayasa’ya aykırı olamaz” ilkesi gereğince Anayasaya aykırılık teşkil edeceği açıktır.

Yurt dışına çıkışlarda belli bir miktar harç ödenmesini zorunlu kılan 4705 sayılı kanun, Anayasa değişikliğinin ardından Anayasal dayanaktan yoksun hale gelmesine rağmen yürürlükten kaldırılmamıştır. Bilakis, 8 Mart 2007’de, alınan harç miktarını 70 TL’den 15 TL’ye indirmesine karşın Anayasaya aykırı söz konusu durumu devam ettiren 5597 sayılı kanun Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edilmiş ve 4705 sayılı kanun yerine geçmiştir. Söz konusu kanunun ilk maddesi şu şekildedir:

“Türkiye Cumhuriyeti pasaportu ile yurt dışına çıkış yapanlardan çıkış başına 15 TL harç alınır.”

Bu nedenle, 4705 sayılı kanunun Anayasa’ya aykırılığıyla ilgili yukarıda bahsettiğimiz nedenler, 5597 sayılı kanun için de geçerlidir. 5597 sayılı kanun, Anayasanın 23. maddesinden düzenlenen seyahat özgürlüğüne, Anayasada öngörülmeyen ek bir sınırlama getirmektedir. Oysa bu, Anayasa’nın 13. maddesi ve kurallar kademelenmesi uyarınca hukuken mümkün olamamalıdır. 5597 sayılı “Yurt Dışına Çıkışlarda Harç Alınması (…) Hakkında Kanun” kişilerin seyahat özgürlüğünü Anayasa’nın 23’üncü maddesine aykırı şekilde sınırlandırmaktadır.

Bu noktada belirtmek isteriz ki, harç adı altında alınan 15 TL’nin, yurt dışına çıkan bir kişi için ödenemeyecek bir miktar olup olmaması önemli değildir. Yurt dışına çıkan bir kişinin 15 TL ödeyecek ekonomik gücü olduğu ve bu nedenle, normal şartlarda, söz konusu harcın seyahat özgürlüğünün özüne dokunmadığı iddia edilebilir. Buna karşın, istisnai şartlarda da olsa söz konusu harç hakkın özüne de dokunabilir. Örneğin pasaportu, vizesi ve bileti olmasına karşın havaalanında tüm parasını ve para çekebileceği kartlarını çaldıran bir yolcu da 5597  sayılı kanun gereğince ödemesi gereken harcı ödeyemediği için yurt dışına çıkamayacaktır. Böyle bir durumda, Anayasal bir hakkın kullanımı, bir kanun yoluyla engellenmiş olacaktır. Anayasanın kanunlardan üstün olduğu bir Hukuk Devletinde bunun mümkün olamaması gerekir.

Zaten önemli olan, söz konusu harcın özgürlüğün özüne dokunacak bir miktarda olup olmaması değildir. Önemli olan, harç adı altında alınan söz konusu paranın hukuksal dayanağını teşkil eden kanunun Anayasa’ya aykırı olmasıdır. Bu açıdan bakıldığında, değil 15 TL, 1 TL olsaydı dahi, söz konusu harç hukuka aykırı şekilde alındığı için iptal edilmelidir. Kaldı ki, yurt dışına yolculuğun ucuzlaması ve kolaylaşmasına bağlı olarak son yıllarda çok daha fazla sayıda vatandaş yurt dışına çıkmaktadır. Bu da, kişi başına ödenen miktar az olsa da, toplamda çok büyük bir meblağın Anayasa’ya aykırı şekilde devlete kaynak olarak aktarılmasına neden olmaktadır. Oysa Anayasa’nın 2. maddesi uyarınca Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir ve bir hukuk devleti, hukuka aykırı şekilde kaynak elde edemez.

2) Yurt Dışına Çıkış Harcı’nın Teknik Anlamda Gerçek Bir Harç Olmadığı: 5597 sayılı kanunla ihdas olunan harç, hukuken dayanağı olmayan bir harçtır. Zira vergi hukukunda harç, hizmetten yararlanan kişilerden yararlanma karşılığı alınan paradır (Doğan Şenyüz, Türk Vergi Sistemi, Ezgi Kitabevi, 2. baskı, 2000, Bursa, s.292). Bir diğer ifadeyle harç, bazı kamu hizmetlerinden yararlanan kimselerin belli bir ölçüde bu hizmetlerin maliyetine katılmaları amacıyla ya da kişilerin bazı işlemleri yapmaları sırasında konulan malî yükümlülüklerdir (Mualla Önce – Ahmet Kumrulu – Nami Çağan, Vergi Hukuku, Turhan Kitabevi, 10. bası, 2003, Ankara, s.435.). Anayasa Mahkemesi de harcı, 1986/20 esas sayılı ve 31.03.1987 karar günlü kararında şu şekilde tanımlamıştır: “492 sayılı Harçlar Kanunu’nun gerekçesinde harcın tanımı ‘fertlerin özel menfaatlerine ilişkin olarak, kamu kurumlan ve hizmetlerinden yararlanmaları karşılığında yaptıkları ödemelerdir.’ biçiminde yapılmıştır. Buna göre, bir hizmetin harç konusu olabilmesi için; kişilerin bir kamu kurumundan yararlanmaları, kişilere kamu eliyle özel bir yarar sağlanması ve kamu idaresinin kişilerin özel bir işiyle uğraşması gerekmektedir.”

Bu hukuksal gerçeğe karşın, 5597 sayılı kanunla ihdas edilen harcın alınmasını gerektirecek idarenin bir hizmet veya işlemi bulunmamaktadır. Nitekim doktrinde de söz konusu harcın gerçekten teknik anlamda bir harç olup olmadığının tartışmalı olduğu ifade edilmiştir (Gülsen Güneş, Vergi Hukuku – Prof.Dr. Adnan Tezel Günleri, Arıkan Yayınları, 2006, İstanbul, s.83.). Herhangi bir hizmet veya işlem mevcut olmayınca, bu olmayan hizmet veya işlemin maliyeti de söz konusu olamaz. Kişilerin harç parası yoluyla maliyetine katılmalarını gerektirecek idarenin bir hizmet veya işleminin mevcut olmaması nedeniyle, 5597 sayılı kanunla düzenlenen harcın alınması vergi hukukunun genel ilkelerine aykırıdır.

3) Yurt Dışına Çıkış Harcı’nın Verginin Yasallığı İlkesini İhlal Etmesi: 5597 sayılı kanunla ihdas edilen harç, verginin yasallığı anayasal ilkesiyle de çelişmektedir. Zira, harcın düzenlendiği 5597 sayılı Kanun’un ilk maddesinde harcın kime ödeneceği, nasıl ödeneceği, nasıl tahsil edileceği gibi en önemli unsurlar belirtilmemiştir. Oysa Anayasa Mahkemesi, 1986/20 esas sayılı ve 31.03.1987 karar günlü kararında şu ifadeyi kullanmıştır: “Mahkememizin yerleşmiş içtihatlarında da açıkça belirtildiği üzere, Anayasa Koyucu her çeşit mali yükümün kanunla konulmasını buyururken, keyfî ve takdirî uygulamaları önlemeyi amaçlamıştır. Kanun koyucunun yalnız konusunu belli ederek bir malî yükümün ilgililere yükletilmesine olur vermesi, bunun kanunla konulmuş sayılabilmesi için yeter neden olamaz. Malî yükümlerin, matrah ve oranlan, tarh ve tahakkuku, tahsil usulleri, yaptırımları, zamanaşımı, yukarı ve aşağı sınırları gibi çeşitli yönleri vardır. Bir malî yüküm bu yönleri dolayısıyla, yasayla “yeterince çerçevelenmemişse, kişilerin sosyal ve ekonomik durumlarını, hatta, temel haklarını etkileyecek keyfî uygulamalara yol açabilmesi mümkündür. Bu bakımdan malî yükümler belli başlı öğeleri de açıklanarak ve çerçeveleri kesin çizgilerle belirtilerek yasalarla düzenlenmelidir.” Anayasa Mahkemesi’nin yukarıda belirttiğimiz yerleşik içtihadına rağmen, 5597 sayılı Kanun’un yurt dışına çıkış harcını düzenleyen ilk maddesinin 6’ıncı fıkrasında bahsi geçen unsurların belirlenmesi Gelir İdaresi Başkanlığı’na bırakılmıştır. Bu nedenle, 5597 sayılı Kanun’un yurt dışı çıkış harcını düzenleyen ilk maddesi Anayasa’nın 73. maddesinin 3’üncü fıkrasında düzenlenen verginin yasallığı ilkesine ve Anayasa’nın 153. maddesinin son fıkrası gereğince herkes için bağlayıcı olan yukarıda belirttiğimiz Anayasa Mahkemesi kararına aykırıdır.

4) Yurt Dışı Çıkış Harcı’nın İHAS’ın 4 Numaralı Ek Protokolü’ne Aykırılığı: Uyum yasaları çerçevesinde Anayasa’nın 90’ıncı maddesinin son fıkrasında 2004 yılında değişiklik yapılmıştır. Söz konusu değişiklikle 90. maddeye eklenen fıkra uyarınca “usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümlerinin esas alınması” anayasal hüküm haline getirilmiştir. Böylece, temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası antlaşmalar kanunlardan üstün konuma gelmiştir. Temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası bir antlaşma olduğu konusunda tartışma olmayan ve Türkiye’nin de 19.10.1992’de imzaladığı ve 23.02.1994’te 3975 sayılı kanunla uygun bulduğu İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin 4 numaralı Ek Protokolü’nün 2’inci maddesi seyahat özgürlüğünü düzenlemektedir. Bu maddenin 2’inci fıkrası şu şekildedir: “Herkes, herhangi bir ülkeyi, kendisininki dahil olmak üzere, terk etmekte serbesttir.” Oysa Türk vatandaşları, 5597 sayılı kanun gereğince yurt dışı çıkış harcını ödemedikleri sürece ülkelerini terk edememektedir. Bu nedenle, 5597 sayılı “Yurt Dışına Çıkışlarda Harç Alınması Hakkında Kanun”, Anayasa’nın 90’ıncı maddesinin son fıkrası gereğince kurallar kademelenmesinde kanunlardan daha üstte olan İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin 4 numaralı Ek Protokolünün 2’inci maddesinin 2’inci fıkrasına aykırıdır.

5) Yurt Dışı Çıkış Harcı’nın Anayasa’nın 2’inci Maddesine Aykırılığı: Yukarıda saymış olduğumuz gerekçelerle, 5597 sayılı Kanun aynı zamanda Anayasa’nın 2. maddesindeki Hukuk Devleti ilkesine de aykırıdır. Çünkü, Anayasa Mahkemesi’nin 2004/94 esas sayılı ve 20.03.2008 karar günlü kararında da belirttiği üzere “Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devleti, tüm işlem ve eylemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdürmeyi amaçlayan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, insan haklarına saygı duyarak bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren ve yargı denetimine açık olan devlettir. 

“Hukuk devletinde, vergilendirmenin temel ilkelerinin gözetilmesi, vergilendirmeye ilişkin yasalarda bireylerin hak ve özgürlüklerinin korunması ve hukuk güvenliğinin sağlanması gerekir.”

6) Sonuç: 5597 sayılı kanunun ve bu kanun uyarınca alınan yurt dışı çıkış harcının Anayasal dayanağı yoktur. 5597 sayılı kanun, Anayasa’nın 2’inci, 23’üncü ve 73’üncü maddelerine ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin 4 numaralı Ek Protokolünün 2’inci maddesinin 2’inci fıkrasına açıkça aykırıdır ve iptal edilmesi gerekir.

3 Yorum
  1. Zeynep S. permalink

    Helal olsun size!

  2. ezgi permalink

    Destekliyorum…

  3. volkan permalink

    Helal Olsun. AİHM’e de başvurun! Destekçiniziz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: