Skip to content

Doğuş Üniversitesi’ndeki Anayasa Mahkemesi’ne Bireysel Başvuru Hakkı panelinde tuttuğum notlar

by 09/04/2013

20130405_150256_201304081351590345 Nisan Cuma günü Doğuş Üniversitesi Hukuk Fakültesi tarafından düzenlenen “Anayasa Mahkemesi’ne Bireysel Başvuru” paneline gittim. Aslında gitmeyecektim çünkü bu konuda söylenebilecek her şey söylendi gibi geliyor artık ve hatta o yüzden bazı panel ve konferanslar bilinen düşüncelerin tekrarlanmasından ibaret olmaya başladı. Ancak  konuşmacılara bakınca bu panelin diğerlerinden ayrıldığını gördüm. Tüm konuşmacılar Anayasa Mahkemesi çalışanıydı! Aralarında yargıç da vardı, raportör de. Dolayısıyla bireysel başvurularla ilgili ilk ağızdan bilgi almanın yanında aklıma takılan soruları da sorabilecektim. Nitekim, toplu soru soranlardan hiç hoşlanmamama rağmen – izleyici sayısının azlığından da faydalanarak-, söz aldığımda üç soru birden sorarak aklımdaki soru işaretlerini kısmen de olsa yok edebildim. Bu nedenle, istisnaî olarak bu notumda, konuşmanın ilgili bölümüne, soru-cevap bölümündeki soru ve cevabın bir özetini italik harflerle yerleştirdim.

Anayasa Mahkemesi Komisyonlar Başraportörü Dr. Hüseyin Ekinci’nin “Bireysel Başvuruda Kabul Edilebilirlik Kriterleri” başlıklı konuşmasını ise hem sunumu slaytla yapmış olması, hem de bu konunun daha önceki konferans ve panellerde defalarca anlatılmış olması nedeniyle not etmedim. Aslında daha sonra bundan biraz da pişmanlık duydum çünkü Ekinci ilk defa duyduğumuz bazı bilgiler aktardı. Ama ne yapalım, son pişmanlık fayda etmiyor 🙂

Bence çok güzel ve verimli bir toplantıydı. Ve üstelik, böyle toplantılardan genelde beklenmeyen bir şekilde, somut bir sonucu da oldu: Anayasa Mahkemesi Ar-İç Başraportörü Musa Sağlam, önlerine vicdanî retle ilgili bir başvuru gelmesi halinde, İHAM’ın Erçep ve Bayatyan kararları doğrultusunda, Anayasa Mahkemesi’nin bu hakkı tanıyacağını düşündüğünü iletti. Sunumunun genelinde bireysel başvurunun kapsamını daralttıkça daraltan Sağlam’ın bile bu şekilde düşünmesi, en azından vicdanî ret hakkı açısından Anayasa Mahkemesi’nin olumlu bir adım atacağı umudunu doğurdu.

Lafı daha fazla uzatmadan panelde tuttuğum notlara geçelim. İyi okumalar.

Prof.Dr. Zühtü Arslan

Anayasa Mahkemesi üyesi

Bireysel Başvuru ve Temel Hakların Korunmasındaki Rolü

 Ben atandığımda bir çok gazetede “AYM’yi eleştiren akademisyen AYM’ye üye oldu” diye haber çıktı ve şunu söyledim ben: “Öbür tarafına geçtiğimde de bu tür eleştirilerin ne kadar önemli olduğunu gördüm.” Yargı kararları herkesi bağlar ama yargı kararları kutsal kararlar değildir. En başta AYM kararları eleştiriye açık kararlardır. Eleştirilmeleri gerekir. Çünkü statik değildir hukuk, toplum geliştikçe hukuk da gelişmek zorundadır. Yön gösterici değerlendirmeler yapmazsanız hukuku dondurursunuz. Bize yol gösterici eleştirilerden her zaman istifade etmeye çalışırız.

 Sunumum bir çerçeve belirleme şeklinde olacak. Bazı rakamlar vereceğim; Türkiye’de BB’nin ihdas edilmesinin nedenini oluşturuyor bunlar.

 Türkiye’nin İHAM önündeki hali pek parlak değil. %13.2 dosya sayısıyla Rusya’dan sonra 2. sıradayız. 16.700 dosya var İHAM önünde Türkiye’ye ilişkin. İhlal konusundaysa, 1. sıradayız. 2404 ihlalle %18.9’u Türkiye’yle ilgili ihlaller.

 Dün akşam Almanya ve İspanya’daki duruma baktım. Almanya sadece 159 davada mahkûm olmuş. Üstelik nüfusları bizden fazla. İspanya’da ise sadece 65 ihlal var. 2011 yılında ihlalde 2. sıraya düştük, Rusya’nın ardındayız. Almanya 11, İspanya sadece 8 kez ihlal etmiş İHAS’ı. Bunlar sadece BB’nin iyi uygulanmasına bağlanamaz ama inanıyorum ki önemli bir faktör.

 Türkiye’de BB’yi iyice yerleştirdikten sonra ihlal sayılarının azabileceğini düşünüyorum. Tabii ki sihirli bir değnek değil. İhlal sayısını tek haneli sayılara çekecek bir değnek değil. Tüm H sisteminin sorunlarını bir anda ortadan kaldırmaz. Türkiye’nin ihlallerde ön sırada olması, Türkiye’nin yaşadığı dönüşümle de ilgili. Hem siyasal hem de ekonomik anlamda hâlâ büyük ölçüde geçiş süreci yaşıyor. Bunun getirdiği sorunlar var. Bunlar da hak ihlali olarak karşımıza çıkıyor. Kurumsallaşan bir Türkiye bu sayıları aşağı çekecektir.

 “BB’nin amacı Türkiye’nin dava sayısını azaltmaktır deniyor.” Bu yanlış değil ama yanlış ifade ediliyor. BB’nin asıl amacı Türkiye’nin insan hakları standardını artırmaktır. Dava sayısının azalması pratik bir sonuçtur. İHAS’tan imzanızı çekerseniz sıfıra da indirebilirsiniz. Ama bu, Türkiye’nin isteyeceği bir durum olmayacaktır. BB’nin Türkiye’nin demokrasi ve insan hakları standardını yükseltmek gibi bir vizyonu var. (Bu görüşünün, Almanya ve İspanya gibi ülkelerde BB hakkının AY’da yer alan tüm haklar için tanınmışken Türkiye’de yalnızca İHAS’ta bulunan haklar için tanınmasıyla çelişip çelişmediği yönündeki sorum üzerine Arslan: “Bu doğru bir düzenleme değil. BB’nin İHAS’a endekslenmesi Türkiye’nin bağımsızlığıyla da çelişkili bir durum yaratıyor. Belki ileride bir AY değişikliğiyle BB kapsamı AY’nın tüm maddelerine genişletilebilir.” şeklinde cevap verdi.)

 BB, AY yargısında bir kanun yolu. AYM’lere kişilerin haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle başvurmasını sağlayan bir yol. Almanya ve İspanya’da başarılı şekilde uygulanıyor. Türkiye’nin gündemine 2004’te AYM’nin teklifiyle girdi. Ama siyasîler bunu iyi değerlendiremedi. 2010 referandumdaki en önemli değişikliklerden biri bu oldu.20130405_150326_20130408134947927

 Doğası gereği ikincil bir yol. Hak ihlallerini gidermek asıl olarak mahkemelere aittir. AYM ikincil seviyede devreye girecektir. Avrupa’da da bu böyledir. İlk olarak ulusal hukuk sistemi hak ihlalini ortadan kaldıramadığında Strasbourg devreye girer. Bu nedenle bir kişi doğrudan hiçbir hukuk yolunu tüketmeden AYM’ye gelemez. Bu anlamda BB’ye bakan AYM bir temyiz mahkemesi değildir. Pratikte öyle bir algı var. Hayır, AYM bir temyiz mahkemesi haline gelmemiştir. Temyiz yolunda gözetilmesi gereken hususlar BB yolunda dikkate alınamaz.

 Herkes BB hakkını kullanabilir mi? Bazı sınırlamalar var. Normal şartlarda herkese tanınmıştır. hukuk yollarını tüketmiş olmak ve BB kapsamına giren bir hakkının ihlal edilmesi şartıyla herkes başvurabilir. BB kapsamındaki haklar daha çok literatürde 1. kuşak olarak bilinen kişisel ve siyasal haklardır. Bir kişi BB yapmak istiyorsa ihlal edildiğini iddia ettiği hakkının AY’da ve aynı zamanda İHAS’ta korunuyor olması gerekiyor. Yani bizim AY büyük bir daire, İHAS daha küçük bir dairedir. Bu iki dairenin ortak bölümü BB konusu yapılabilir. Örneğin çalışma hakkı için BB yapılamaz. Kamu tüzel kişileri de BB yapamıyor. Özel hukuk tüzel kişileri için ise ihlalin kendi özel hukuk tüzel kişilikleriyle ilgili olması halinde mümkün.

 BB kapsamında ihlal edildiği iddia edilen hakkın güncel olması gerekiyor. Soyut yasama işlemlerine karşı BB kullanılamıyor. Öncelikle o kanunun uygulanması ve hak ihlalinin ortaya çıkması gerekiyor.

 Onarıcı bir rol oynayabilir BB. Yani hakkı ihlal edilen kişilerin maddî ve manevî zararını tazmin etmenin yollarından biridir. Nasıl? AYM bir ihlal tespit etmişse ve bu bir yargı kararından kaynaklanıyorsa, o mahkemeden yargılamayı yenilemesini isteyebilir. Veya bu pratik bir değer taşımıyorsa doğrudan kendisi tazminata hükmedebilir. Üçüncü bir yol olarak, tazminatın hesaplanması karmaşık bir olguysa, diğer mahkemelerden tazminat alınmasını isteyebilir.

 Bundan daha önemli şekilde önleyici bir rolü vardır. Özellikle sistematik ihlallerde yasa koyucuya yol göstererek yapar bunu. BB yoluyla her bir ferdin hak ihlallerini ortadan kaldırmanın imkanı yok. Hiçbir yerde yok. Başvuruların çok az bir kısmı kabul edilir Avrupa’da ve Strasbourg’da. Bunu yapmak zorunda yoksa başvuru sağanağı altında BB’lere bakma ve aslî vazifelerini yapma fırsatı olmaz. BB mekanizması ile birlikte sağanak halinde başvuru yağıyor. Kendi başarısının kurbanı olmak kavramı Strasbourg’da çok kullanılıyor. İnsanlar sizi bir çözüm gibi gördükçe insanlar başvuruyor, bu da performansı düşürüyor. Bunu aşmanın tek yolu sistematik ihlallere yol açana hususları tespit etmek, yasa koyucuya yol göstermek ve yeni ihlallerin oluşmasını engellemek.

 Bir üçüncü ayağı da, 2004’te AY 90. maddeye bir fıkra eklendi (fıkrayı okudu) ama maalesef uygulamada yargıçlarımız tedirgin davranıyor. Çok cesur davranmıyorlar. Bu mekanizmayı işletmiyorlar. Kanun İHAS’a aykırı olsa da uyguluyorlar. Ama şimdi BB yoluyla AYM’ye düşen en önemli görevlerden biri İHAS’ı İHAM’a uygun şekilde yorumlamak olacaktır. Mahkemeyle paralel gitme zorunluluğu hissedeceğiz. Aksi takdirde BB’nin pratik sonucu gerçekleşmeyecek ve vatandaş yine İHAM’a gidecek. Ben inanıyorum ki AYM’nin cesur kararları sonucunda diğer mahkemeler de 90. maddeyi uygulayacaklar. (Bu düşüncesinin, yerel mahkemelerin AY 90. maddeyi uygulamasına karşın AYM’nin bu kararları dikkate almadığı kadının evlendikten sonraki soyadıyla ilgili kararıyla çelişip çelişmediğine dair sorum üzerine Arslan: “AYM, AY’nın 90. maddesini iptal/itiraz davalarında doğrudan uygulamıyor. Ancak BB davalarında göz önünde bulunduracaktır. Elbette AYM’nin İHAM kadar özgürlükçü kararlar verdiğini de iddia etmiyorum.” şeklinde cevap verdi. Soruyu ona sormamış olmama rağmen AYM Başkanvekili Dr. Alparslan Altan ise: “İHAM’ın her kararını da doğru kabul etmemek gerekir. Türkiye’de aileye verilen önem farklı, orada farklı” yönünde bir görüş beyan ederek kararlarının arkasında durdu!)

 Türkiye’de müthiş bir potansiyel var. Mahkemeler önündeki dava sayısı bunu ifade ediyor. UYAP’tan dava sayılarına baktım ve ürktüm. Umuyorum AYM’nin etkin BB uygulamasıyla bu sayılar da azalır.

Yard.Doç.Dr. Musa Sağlam

Anayasa Mahkemesi Ar-İç Başraportörü

Bireysel Başvuru Konusu Haklar

 AYM, AY’daki genel çerçeveyi somutlaştırırken hangi faktörleri dikkate almalıdır? Bunu ortaya koymaya çalışacağım. AY 148’e 2010’da yapılan değişiklikle BB eklendi. Bir hakkın BB konusu olabilmesi için mutlaka AY’da yer alması gerekir. Ancak bu yeterli değildir, aynı zamanda bu hakkın İHAS’ta da yer alması gerekir. 6216 sayılı Kanun bir belirleme yapmış: İHAS kavramı acaba protokolleri içeriyor mu? Yoksa sadece ana metinden mi bahsediyoruz? Ek protokollerden Türkiye’nin taraf oldukları da BB konusu olabilir demiştir Kanun.

 Böyle bir belirsizlik AYM için bir avantaj olabilir. AYM’lerin ciddi bir iş yükü altında ezildiğini görüyoruz. Bu çerçeve içerisinde BB konusu hakları belirlerken iş yükünü yönetme imkanı verebilir. Ancak dezavantajı ise, AYM her olayda, başlangıç itibariyle, hangi hakların BB kapsamına girdiğini belirlemek durumunda kalacaktır.

 Genel nitelikleri itibariyle, AY ve Kanun metinlerinin değerlendirmesinden, BB konusu haklar hem AY’da hem İHAS’ta bulunan haklardır. İkincisi, ek protokoller buna dahildir. Sadece AY’da veya sadece protokollerde yer alan haklar varsa bunlar dışarıda bırakılanlardır. Örneğin kamu hizmetlerine girme hakkı. Sınır dışı etmeyle ilgili hükümlerse İHAS’ta var ama AY’da yok.

 Doktrinde “taraf olmadığımız protokoller de kapsama dahildir” görüşü savunulmakta ancak Kanun’un açık ifadesi karşısında bu doğru değildir. Taraf olmadığımız 4, 7 ve 12. protokollerin BB kapsamında değerlendirilebilmesi mümkün değildir.

 Acaba AY ve İHAS’taki haklar arasında isim benzerliğine mi bakacağız? Yoksa içeriğine bakarak kapsam açısından da bir özdeşlik aranmakta mıdır? Çoğu hak hem isim hem de içerik olarak örtüşüyor. Ancak bazı haklar açısından, içeriklerin örtüşmediğini görüyoruz. 1 no’lu protokolün tanıdığı haklardan biri eğitim hakkı. Bizim AY’da da 24. maddede eğitim hakkı var. Ancak içerikleri farklı. Acaba hangi içerik bağlamında ele almalı AYM? Bu tartışmalı bir konu. Ben AY ve Kanun’da ifade edilen “kapsam” kelimesinin önemli olduğunu düşünüyorum. İsim değil, içeriğin benzerlik taşıması gerektiğini düşünüyorum.

 Almanya ve İspanya örneklerinde Türkiye’den temel bir farklılık vardır: BB konusu haklar bizzat AY’daki belli maddelere atıfta bulunarak belirlenmiş. Almanya AY’sı 93/4/a bendinde “temel haklar” olarak ifade edilmiş. Bunlara genel olarak baktığımızda bunlar klasik haklar. İspanya örneği de çok farklı değil. Almanya Federal AYM’nin “kişisel hakların geliştirilmesi” hakkını geniş yorumlamasının eleştirildiğini görüyoruz. Sosyal ve ekonomik hakların BB kapsamı dışında bırakıldığını görmekteyiz.

 Hakların İHAS’a bağlı olarak belirlenmesi sadece sosyal hakları dışarıda bırakma gerekçesine dayanmamaktadır. 2010 AY değişikliğinin gerekçesine baktığımızda İHAM önünde Türkiye’nin durumunun geniş şekilde anlatıldığını görüyoruz. Bu anlamda da diğer ülke uygulamalarının ileriye sürüldüğünü ve özellikle BB’nin varlığının böyle bir tabloyu oluşturduğuna vurgu yapıldığını görmekteyiz. İHAM’ın içtihadının da bir bütün olarak dikkate alınması gerektiğini ifade edebiliriz.

 AYM’nin yönetilebilir bir iş yüküyle karşı karşıya kalması önemli. Onbinlerce başvurunun geldiği ve bunların arasında yalnızca %1’inin dikkate değer olduğu bir durumda bazı dosyaları gözden kaçırabilirsiniz. Almanya ve İspanya örneklerinde de ciddi iş yükü sorunlarının ortaya çıktığını ve bunlara çözüm arandığını görmekteyiz. Bunlardan biri “anayasal önem”. Bir somut olayda AYM’nin konuyu inceleyebilmesi için sadece hak ihlali olması yeterli değildir, aynı zamanda anayasal bir öneminin olması gerekmektedir. Eğer daha önce aynı yönde bir karar verdiyse diğer mahkemelerin buna uygun karar vermesi gerekir. Defalarca ve defalarca önüne aynı ihlal gelmemelidir.

 Gerek AY gerekse Kanun’a baktığımızda ölçü normun AY’nın bizzat kendisi olduğunu görmekteyiz. İHAS kapsamı belirlemede bir etkendir sadece. AY’yı İHAS ile birlikte yorumladığınızda sonuç olarak İHAM’la paralel bir içtihadın çıkması söz konusudur. Ama AY ve İHAS’ın paralel yorumlanmadığı durumlar karşımıza çıkabilir. Bu durumda AYM’nin bizzat AY’yı dikkate alarak hüküm kurması gerekir. Örneğin AY’da 159. maddede sadece meslekten çıkarmaya ilişkin kararları denetime açıktır. AYM’nin önüne bununla ilgili bir BB geldiğinde, meslekten çıkarmaya dair bir karar değilse, dikkate almayacak ve değerlendirmeyecektir.

 İHAS’ın 9. maddesi ile Diyanet İşleri Başkanlığı’nın düzenlemesinin sorunlu olduğunu görmekteyiz. Burada da AY’yı dikkate alacağından İHAS’la paralel bir hüküm vermeyecektir.

 Sosyal ve ekonomik haklar AYM tarafından kapsam dışında bırakılmalıdır. 148. md’deki ifadenin temel amacı klasik haklarla bağlantılı sosyal ve ekonomik hakların da kapsam içerisinde olduğunu göstermektedir. Örnek: Sendika hakkı.

 Eğitim hakkıyla ilgili olarak AY’nın 42. ve 24. maddelerindeki ifadelerle İHAS’ı karşılaştırmak ilginç olacaktır. İHAM kararlarına bakıldığında, din dersinin zorunlu olmasında sorun olmadığını ancak içeriğinde anne-babanın dinsel inancına saygı göstermek zorunluluğunu ortaya koymaktadır.

 Öğrencinin maddî imkânlarının yokluğu nedeniyle burs bağlanması talebinin BB kapsamında olduğunu düşünmüyorum çünkü bu eğitim hakkının sosyal yönüdür.

 AY’nın “Temel Haklar” bölümünde olmayan 10. maddedeki eşitlik ilkesi çerçevesinde yapılan başvurular AYM tarafından değerlendirilecektir. Ancak çözülmesi gereken bir sorun, Türkiye’nin 12. protokole taraf olmamasıdır. Buradaki ayrımcılık yasağı genel olarak düzenlenmiştir. Acaba Türkiye eşitlik ilkesini/ayrımcılık yasağını sadece BB konusu haklar kapsamında mı ele alacak yoksa bütün AY’daki haklar çerçevesinde mi kabul edecektir?

 13. maddedeki etkili başvuru hakkı da bu bağlamda değerlendirilmelidir.

 İHAM, hakların çerçevesini sürekli genişletmekte. Örneğin İHAS’ın 6. ve 8. maddesinin oldukça geniş yorumlandığını ve genel çerçevesinin aşıldığını görmekteyiz. AYM’nin İHAM içtihadıyla paralel bir yorum yapma zorunluluğunun olduğunu görüyoruz.

 Taraf olmadığımız protokoller tamamen dışarıda kalmakta. Bunların AY’mızda yer alıp almaması önemli değildir. Örneğin seyahat özgürlüğü taraf olmadığımız bir protokolde yer almaktadır. AY’mızda da güvence altında olsa da BB konusu yapılamaz. (Konuşmanın sonunda moderatör Prof.Dr. Zafer Üskül’ün “seyahat özgürlüğü konusunda görüşünüze katılmıyorum çünkü aslında 4. protokol bir kanunla kabul edildi ancak bu İHAM’a bildirilmedi. Kanun koyucunun iradesi taraf olma yönünde. Belki AYM bunu da dikkate alarak yorum yapabilir mi?” yönündeki sorusuna Musa Sağlam: “İHAM’ın Türkiye’den gelen seyahat özgürlüğüyle ilgili başvurularda yetkisizlikten ret kararı verdiğini görüyoruz. Bu nedenle ben dışarıda kaldığını düşünüyorum.” şeklinde cevap verdi.)

 Takdir yetkisi hak ve özgürlüklerin kapsamını daraltır şekilde yorumlanabilir. AY’nın 72. maddesinin, kural olarak, vicdanî reddin tanınmasına izin verdiğini söyleyebiliriz. Ancak bunun önünde yasal engeller var. İHAM’ın Türkiye ve Ermenistan hakkında verdiği yerleşmiş içtihadı var. Bu hakkı tanımayan Avrupa Komisyonu üyesi bir tek Türkiye kalmıştır.

Dr. Alparslan Altan

Anayasa Mahkemesi Başkanvekili

Bireysel Başvuruların İncelenmesi Usûlü

 Ben, pratikle ilgili bilgiler vererek olayı somutlaştırmaya çalışacağım. BB konusu ülkemizde özellikle son onyıllarda yargıyla ilgili yaşanan sorunlar nedeniyle gündeme geldi. Bu sorunların bir kısmı yargı organlarının tutumlarının, diğer kısmı ise devletin yapılanmasının ve kamuoyunu oluşturan kişilerin yanlış tutumlarının bir sonucudur. Özellikle 2000’lerin başlarında bu alanda yaşanan sorunların İHAM dışında, kendi iç hukukumuzda bir çözüme kavuşturulması amacıyla ileri sürülen bir görüş olarak ortaya çıktı. 2004 yılında bir AY değişikliği yapılması için AYM bir açıklama yaptı. Daha sonra bazı STK’lerin görüşlerinde de BB’ye yer verildi. Son yıllarda da bu tartışmanın şiddetlenmesi üzerine BB’nin sisteme dahil edilmesi, ilk planda pratik bir gerekçeyle, İHAM’daki ihlal sayılarının azaltılması düşüncesiyle oldu.

 BB’yi inceleyen AYM’den bireylerin ve kamu kurumlarının ve akademisyenlerin büyük beklentileri oluştu. Referandumun ertesi akşamında AYM’nin fakslarına BB’ler gelmeye başladı. Hâlbuki bir geçiş süresi belirtilmişti. Tabi bu başvurular dikkate alınamadı ama vatandaşın beklentisini gösteren bir göstergedir bu.

 BB’de AYM’nin öncelikle etkili bir iç hukuk yolu olarak görülmesi ve İHAM tarafından da bu şekilde değerlendirilmesi gibi bir gereklilik var. AYM’nin aynı zamanda aşırı iş yükü altında ezilen ve işlevini yerine getiremeyen bir Mahkeme olmasını engellemek de gerekiyor. Bu amaçla kabul edilebilirlik kriterleri ve BB yöntemiyle ilgili usul mevzuata eklendi.

 Ülkemizde bir yargı sorunu var. Temel haklarla ilgili yaşanan sorunlar BB’yi ilgilendiriyor. Temel haklarla ilgili sorunların büyük kısmı yapısal sorunlardan oluşuyordu. Bunun dışında sürekli artan iş yükü, yoğun mevzuat değişiklikleriyle ortaya çıkan hukuksal karmaşa, temel haklarla ilgili düzenlemelerin yargıçlarımız tarafından ciddiye alınmaması ve kimi nedenlerle yargının saygınlığının zedelenmiş olması sıkıntıları artıran faktörlerdi. İHAM nezdindeki ülke imajının kötü olması ve bu konuyla ilgili çözüm arayışları bu yapısal sorunlarla ilgili önemli değişiklikler yapılmasını sağladı. Yapısal sorunlarla ilgili son 10 yılda önemli mesafe alındı ama uygulamada sıkıntı devam etmekte. AYM’nin öncelikli hedefi yapısal sorunlar ve tekrarlanan ihlallerle ilgili önlem alarak meydana gelen ihlallerin meydana gelmeden önce çözülmesini sağlayacak mekanizmaların kurulmasını sağlamaya yönelik olmalı.

 BB’yle ilgili uygulama 23 Eylül 2012’de başladı. Bu tarihten itibaren kişiler THÖ’lerinin ihlali iddiasıyla AYM’ye BB’de bulunmaya başladılar. Bugün itibariyle 3600 BB AYM’ye yapıldı. Bunlardan 2500 tanesi komisyonlar önünde, 1000 tanesi ön büroda ve 100 tanesi bölümler önünde inceleniyor. Şimdiye kadar 400 BB’yle ilgili kabul edilemezlik kararı verildi. 200 BB ise idari ret kararıyla sonuçlandırıldı. Kabul edilebilirlikle sonuçlanan bir BB henüz bulunmuyor. Bu başvuruların bir kısmıyla ilgili Adalet Bakanlığı’na kabul edilebilirlik ve esas açısından görüş bildirilmesi açısından gönderilmiş ve kabul edilebilirlik kararı verilecek dosyalar bulunmakta.

 AYM öncelikle bölümler ve komisyonlar aracılığıyla görevlerini yerine getirmekte. AYM’nin diğer görevleri 17 kişiden oluşan Genel Kurul tarafından yerine getirilirken BB’ler iki bölüm ve üç komisyon tarafından görülüyor. Genel Kurul’un da BB ile ilgili içtihat uyumunun sağlanması ve bölümler ve komisyonlar tarafından karara bağlanamayan önemli konularda karar verme görevi bulunuyor. Bunları saymazsak, esas olan, bölümler ve komisyonlar.

 Komisyonlar BB’lerle ilgili ikinci aşamada görev yapan ve özellikle kabul edilebilirlikle ilgili karar veren organlar. Kabul edilebilirlik konusunda oybirliği sağlanamaması halinde veya oybirliğiyle incelenen hususun bölümler tarafından görülmesi gereken bir konu olmasıyla ilgili BB’nin kabul edilebilirliğiyle ilgili karar vermeksizin dosyayı bölüme gönderebilir. Ancak oybirliğiyle kabul edilemezlik kararı verilebilir.

 Bölümler, komisyonlar tarafından oybirliği sağlanmaması nedeniyle gelen kabul edilebilirlik kararını verirler. Bunun dışında asıl işlevleri BB’nin esasıyla ilgili karar vermektir.

 Ön büro dediğimiz BB’lerin ilk incelemelerini yapan büromuz bulunuyor. Öncelikle BB’nin şekil yönünden eksiklik taşıyıp taşımadığına ilişkin ve komisyona havale edilmesi için ön inceleme yapıyorlar.

 Başarılı bir başvuruda bulunabilmek için BB sürecinin takip edilmesi gerekiyor. Bir kimsenin bir hakkının gerçekten ihlal edilmiş olması otomatik bir kabul edilebilirlik sonucunu doğurmuyor. Bunun başarılı şekilde ortaya konması ve gerekli şekil şartlarına uyulması gerekiyor. Bu nedenle başvurucunun tutumu büyük önem taşıyor. Ayrıntılı hükümler AYM’nin kuruluş kanunuu ve içtüzüğünde düzenlenmiş bulunuyor. Bunların gözetilmesi BB için önem taşıyor.

 BB’ler BB formu kullanılarak ve resmi dilde yapılması gerekiyor. Bir avukat tutma zorunluluğu yok. Kişi bizzat başvurabilir. BB dilekçesinin içeriği konusunda İçtüzük’te ayrıntılı hükümler bulunuyor. BB formunda başvurucunun/avukatının/kanunî temsilcisinin kişisel bilgileri, olayların anlatılması, ihlal iddiaları, güncel ve kişisel hakkının ihlalinin açıklanması, diğer başvuru yollarının tüketilmesine ilişkin bilgiler, tüketildiği tarihin açıklanması, süresi içerisinde yapılmadıysa mazerete ilişkin bilgiler, BB konusu olayla ilgili başka bir BB söz konusuysa bunun bilgisi, kimliğin gizli tutulması talebi varsa bu talep, hangi taleplerde bulunulduğu ve imza şekil açısından mutlaka yer almalı. BB’yi destekleyen belgelerin de forma eklenmesi gerekiyor.

 BB harca tâbi. Bu harç miktarı 150 TL idi; şimdi yeniden değerleme oranına göre 2013 yılı itibariyle 198,35 TL’dir. Bu harcı ödeyemeyecek durumda olanlara adlî yardım talebiyle AYM’ye başvurma imkânı getirilmiştir. Adlî yardımdan yararlanma isteğinde bulunanların, buna ilişkin belgeleri forma eklemeleri gerekmektedir.

 AYM’ye doğrudan veya mahkemelere ve yurtdışı temsilciliklere BB yapılabilir. AYM’ye posta veya benzer yolla BB yapma imkânı bulunmamakta. Aynı yöntem sonraki yazışmalar için de geçerlidir. Bu konuda kişiler yanlış uygulamalar yapmakta. Posta veya mail yoluyla başvuru yaptıklarını iddia ediyorlar ama bunlar AYM tarafından reddediliyor.

 Başvuruda eksiklikler varsa başvurucuya yazı yazılıyor ve 15 günü geçmemek üzere bir süre veriliyor. Bu süre içerisinde eksiklik giderildiyse dosya komisyonlara havale ediliyor. Giderilmezse idarî büroda idarî ret kararıyla reddediliyor.

 BB’de iki büro, iki bölüm ve her birinde üç komisyon bulunmakta. Dosyalar otomatik olarak dağıtılıyor. Uzmanlıkla ilgili bir ayrışma yok.

 Kabul edilebilirlikle ilgili diğer başarılı ülke uygulamalarına baktığımızda Almanya’da %97,5’luk, İspanya’da %99’luk bir kabul edilmezlik oranı bulunuyor. Türkiye’de bu oranın biraz daha yüksek olması bekleniyor.

 Kabul edilebilir dosyalar bölümlere gönderiliyor, bunlar esas aşamasında öncelikle BB ile ilgili görüşlerini bildirmesi için dosyayı Adalet Bakanlığı’na gönderiyor. Adalet Bakanlığı tam bir dava tarafı değil ancak Adalet Bakanlığı’nın isterse BB ile ilgili görüşünü AYM’ye bildireceğine dair bir düzenleme var. Adalet Bakanlığı görüşünü AYM’ye göndermesiyle birlikte işin esasıyla ilgili AYM kararını veriyor.

 Henüz esasla ilgili karar vermiş değil. Ancak Adalet Bakanlığı’nda görüş beklenen dosyalar bulunuyor. Adalet Bakanlığı’nın görüşünü göndermesi için 30 günlük süresi var. Bu süre gerekirse 30 gün daha uzatılabiliyor.

 Kural olarak dosya üzerinden inceleniyor. Ancak gerekirse duruşma yapabiliyor bölümler.

 BB sonucunda inceleme sonucuna göre başvurunun reddi kararı sona erme anlamına geliyor. Düşme kararı verilebiliyor. Bu haller, “davadan ferâgat, takipsiz bırakma, ihlalin sonuçlarının ortadan kalkması, davanın sürdürülmesi için haklı neden olmaması” olarak belirtiliyor İçtüzük’te. Daha önce kabul edilebilirlik kararı verilmiş olan bir davada bölümler her zaman kabul edilemezlik kararı verebilir.

 İhlal kararları, ihlalin tespiti ve giderilmesi için ne yapılması gerektiğini içerecek. Gerekli tedbirlere de hükmedebilir. En önemlileri, yargılamanın yenilenmesi veya somut olay itibariyle nasıl bir karar verilmesi veya uygulama yapılması gerekiyorsa AYM buna karar verebilir. Şayet yeniden yargılamaya veya yeni bir işlem yapılmasına imkan bulunmuyorsa AYM tazminata da karar verebilir.

 BB’nin AYM tarafından incelenmesi, BB’cinin başvurusunu takip etmesine bağlı. Eğer ferâgat etmişse AYM BB’nin düşmesine karar verecektir. Başvurucudan istenilenlerin yerine getirilmemesi ve ihlal sonuçlarının ortadan kalkmış olması halinde de düşme kararı verilebilecektir.

 AYM, BB’leri incelerken kararını AY’ya göre verecektir. Söz konusu haklarla ilgili İHAM içtihadını gözetmek durumundadır. BB’nin başarılı olabilmesi için AYM’nin işlerini, İHAS çerçevesinde, Türkiye’de insan hakları standardını geliştirmesi yönünde halletmesi lâzım. Ama sadece AYM’nin değil, tüm kamu güçlerinin bu yönde hareket etmesi gerekiyor.

One Comment
  1. Bu panel notuma rastlayan Radikal Gazetesi yazarı Pınar Öğünç Yard.Doç.Dr. Musa Sağlam’ın vicdanî retle ilgili sözlerini, Anayasa Gündemi’ne atıf da yaparak, yazısına taşıdı. Öğünç’ün yazısına ulaşmak için link: http://www.radikal.com.tr/radikal.aspx?atype=radikalyazar&articleid=1129323&yazar=pinar-ogunc&categoryid=77

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: