Skip to content

Anayasa Mahkemesi’nden bir ilk: Bir sınırdışı işlemi tedbir kararıyla durduruldu

by 10/02/2014

Anayasa_MahkemesiAnayasa Mahkemesi bireysel başvurulardaki ilk tedbir kararını verdi. Arap Baharı’nın ardından Cezayir’den kaçarak önce Suriye’ye, daha sonra da pasaportsuz olarak Türkiye’ye geçen bir mültecinin başvurusunda sınırdışı işlemini durdurmak amacıyla alınan tedbir kararı 6216 sayılı Kanun’un 46/5 maddesine ve Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 73. maddesine dayanıyor. Çok olumlu olduğunu düşündüğüm henüz yayınlanmamış bu kararı aynen -yalnızca güvenlik nedeniyle başvurucunun adı ve dosya numarası gizlenmiş halde- aşağıda bulabilirsiniz.

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ  BÖLÜM

TEDBİRE İLİŞKİN ARA  KARAR

 Başvuru Numarası: 2013/XXXX

Karar Tarihi: 30/12/2013

BİRİNCİ BÖLÜM

ARA KARAR

 

 

            Başkan                       :  Serruh KALELİ

Üyeler                        : Mehmet ERTEN

                                      Zehra Ayla PERKTAŞ

                                      Burhan ÜSTÜN

                                      Zühtü ARSLAN

Raportör                    : Esat Caner YILMAZOĞLU

Başvurucu                 : XXXXXXXXXXXXXXX  

Vekili                          : Av. Abdulhalim YILMAZ

BAŞVURUNUN KONUSU

  1.  Cezayir vatandaşı olan başvurucu, sığınmacı statüsü verilmesi için Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’ne (BMMYK) yaptığı başvurunun sonucu beklenmeksizin, pasaportu bulunmadığı gerekçesi ile sınır dışı edilmesine ilişkin işlem nedeniyle iade edileceği ülkesinde yaşam hakkının ihlal edilmesi ve işkence ve kötü muameleye tabi tutulma riski bulunduğunu iddia ederek anayasal haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tedbir talep etmiştir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

  1. Başvuru, 27/12/2013 tarihinde Bakırköy 6. Asliye Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.
  2. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca, 27/12/2013 tarihinde başvurunun karara bağlanması için Bölüm tarafından karar alınması gerekli görüldüğünden, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 33. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

  1. Başvuru dilekçesindeki ilgili olaylar özetle şöyledir:
  2.  Başvurucu Cezayir vatandaşı olup 2001-2003 yılları arasında kaçak olarak Türkiye’de yaşamış, 2003 yılında pasaportsuz seyahat ettiği gerekçesi ile yakalanarak ülkesi Cezayir’e sınırdışı edilmiştir.
  3. Başvurucu 2010 yılında Tunus’ta  başlayan ve “Arap Baharı” olarak isimlendirilen gelişmeler sırasında ülkesi Cezayir’de kurulan siyasi nitelikteki “Reshad Hareketi” (Rachad Movement) isimli oluşuma katılmış, yapılan bir barışçıl protesto eyleminde liderlik ettiği gerekçesi ile polis tarafından gözaltına alınmış, beyanına göre gözaltı sırasında gördüğü işkence sonrasında ayağı kırılmıştır.
  4. Anılan barışçıl gösterilerin sona ermesinin ardından sık sık hakkında ceza soruşturmaları açılan başvurucu siyasi nedenlerle tekrar hapsedileceği endişesiyle ülkesini terk ederek Suriye’ye gitmiş, anılan dönemde bu ülkede yaşanan iç kargaşa sebebiyle pasaport ve resmi belgelerini alamadan Hatay ili, Cilvegözü sınır kapısından pasaportsuz olarak Türkiye’ye giriş yapmıştır.
  5.  Başvurucu, Yalova iline giderek eşi ve çocuklarıyla birlikte bu ilde yaşamaya başlamış, yaşadıkları konutta, komşusunun gürültü yaptıkları şikayeti üzerine yapılan kontrol esnasında pasaportu bulunmadığı gerekçesi ile 3/11/2013 tarihinde gözaltına alınarak Yalova Emniyet Müdürlüğü Yabancılar Şube Müdürlüğü nezarethanesine konulmuştur.
  6. Başvurucu, polise verdiği ifadesinde siyasi nedenlerle önce Suriye ve bu ülkede yaşanan kargaşa nedeniyle pasaportunu ve diğer resmi belgelerini yanına alma imkanı bulamadan pasaportsuz olarak Türkiye’ye geldiğini belirterek sığınma talebinde bulunmuş idarece sığınma talep formu doldurularak ekli belgeler ile birlikte başvurucu hakkında karar verilmek üzere İçişleri Bakanlığına gönderilmiştir.
  7.  İçişleri Bakanlığı tarafından dosya üzerinde gerekli değerlendirme yapılarak sığınma başvurusunun reddedildiğine ilişkin karar 6/12/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilerek 72 saat içerisinde bu karara itiraz edilebileceği başvurucuya bildirilmiştir.
  8.  Başvurucu, sığınma talebinin reddine ilişkin bu karara usul ve esasa ilişkin nedenlerle, ayrıca itiraz süresinin çok kısa olduğu ve avukatı ile görüşerek ek bir itiraz dilekçesi vermek istediğini belirterek itiraz etmiştir.
  9. Başvurucunun avukatı, 17/12/2013 tarihinde Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’ne (BMMYK) başvurarak iltica başvurusunda bulunmuştur.
  10. Başvurucunun avukatı 23/12/2013 tarihinde BMMYK’ya yapılan iltica başvurusunun örneğini de ekleyerek idareye yeni bir itiraz dilekçesi vermiş, başvurunun sonucunun beklenmesi ve başvurucunun serbest bırakılmasını talep etmiştir.
  11. 25/12/2013 tarihli ve 17:30 saatli cevabi yazı ile sığınma başvurusunun nihai olarak reddedildiği ve Cezayir’e sınırdışı edileceği bildirilmiş, başvurucu bu konudaki tebliğ evrakını imzalamaktan imtina etmiştir.
  12. Başvurucunun avukatı, Yalova Emniyet Müdürlüğü Yabancılar Şube Müdürlüğü yetkilileri ile yaptığı görüşme neticesinde “…başvuranın pasaportu bulunmadığından 27/12/2013 Cuma günü İstanbul’daki Cezayir Konsolosluğuna götürüleceği, Cezayir’e gönderilmesi için seyahat belgesi (travel document) düzenlendikten sonra uçakla ülkesine gönderileceği, açılacak bir davada mahkeme kararı verilmesini veya BMMYK kararını bekleyemeyecekleri, İçişleri Bakanlığından bir talimat gelmediği sürece en kısa sürede şahsı ülkesine göndermek zorunda olduklarının (şahsın pasaportu bulunmadığından istediği –güvenli üçüncü- bir ülkeye gönderemeyeceklerini) ifade edildiğini” belirtmiştir.
  13. Başvurucu 30/12/2013 tarihi itibariyle Yalova Emniyet Müdürlüğü Yabancılar Şube Müdürlüğünde sınırdışı edilmek üzere bekletilmektedir.

B. İlgili Hukuk

  1.  30/11/1994 tarih ve 22127 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Türkiyeye İltica Eden veya Başka Bir Ülkeye İltica Etmek Üzere Türkiyeden İkamet İzni Talep Eden Münferit Yabancılar İle Topluca Sığınma Amacıyla Sınırlarımıza Gelen Yabancılara ve Olabilecek Nüfus Hareketlerine Uygulanacak Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin  6. maddesi şöyledir:

 “Türkiye’ye iltica eden veya başka bir ülkeye iltica etmek üzere Türkiye’den ikamet izni talep eden münferit yabancıların talepleri, 1951 tarihli Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Cenevre Sözleşmesi ile Mültecilerin Hukuki Statüsüne ilişkin 31 Ocak 1967 tarihli Protokol ve bu Yönetmelik gereğince İçişleri Bakanlığı’nca karara bağlanır.”

Yönetmeliğin 3. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“ Sığınmacı: Irkı, dini, milliyeti, belirli bir toplumsal gruba üyeliği veya siyasi düşünceleri nedeniyle takibata uğrayacağından haklı olarak korktuğu için vatandaşı olduğu ülke dışında bulunan ve vatandaşı olduğu ülkenin himayesinden istifade edemeyen veya korkudan dolayı istifade etmek istemeyen ya da uyruğu yoksa ve önceden ikamet ettiği ülke dışında bulunuyorsa oraya dönmeyen veya korkusundan dolayı dönmek istemeyen yabancıyı,…ifade eder”

  1. 28 Temmuz 1951 tarihinde Cenevre’de imzalanarak 22 Nisan 1954 tarihinde yürürlüğe giren ve Türkiye tarafından 24 Ağustos 1951 tarihinde imzalanarak 29 Ağustos 1961 tarihinde onaylanan ve 5 Eylül 1961 gün ve 10898 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Mültecilerin Hukuki Durumuna İlişkin Cenevre Sözleşmesi’nin 33. maddesi şöyledir:

Hiçbir Taraf Devlet, bir mülteciyi, ırkı, dini, tâbiiyeti, belli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasi fikirleri dolayısıyla hayatı ya da özgürlüğü tehdit altında olacak ülkelerin sınırlarına her ne şekilde olursa olsun geri göndermeyecek veya iade etmeyecektir.

Bununla beraber, bulunduğu ülkenin güvenliği için tehlikeli sayılması yolunda ciddi sebepler bulunan veya özellikle ciddi bir adi suçtan dolayı kesinleşmiş bir hükümle mahkum olduğu için söz konusu ülkenin halkı açısından bir tehlike oluşturmaya devam eden bir mülteci, işbu hükümden yararlanmayı talep edemez.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

  1.  Mahkemenin 30/12/2013 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 27/12/2013 tarih ve 2013/9673 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

  1.  Cezayir vatandaşı olan başvurucu, sığınmacı statüsü verilmesi için Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’ne (BMMYK) başvurarak yapmış olduğu başvurunun sonucu beklenmeksizin, pasaportu bulunmadığı gerekçesi ile sınır dışı edilmesine ilişkin karar nedeniyle iade edileceği ülkesinde daha önce “Reshad Hareketi (Rachad Movement)” isimli oluşum bünyesinde protesto eyleminde liderlik ettiği gerekçesi ile polis tarafından gözaltına alındığını işkence ve kötü muameleye tabi tutulduğunu, hapis yattığını, halihazırda muhalif siyasi hareket kurucularından olması nedeniyle ülkesi Cezayir’de takibat altında olduğunu, arandığını ve gıyabında ceza yargılamasının sürdüğünü, sınırdışı edilmesi durumunda idam cezası verilmesinin olası olduğunu, yaşam hakkının ihlal edilmesi ve işkence ve kötü muameleye tabi tutulma riski bulunduğunu, Türk Hükümeti tarafından Cezayir’e zorla gönderilmesi halinde bu durumun Türkiye’nin de taraf olduğu Cenevre Sözleşmesinin 33. Maddesinde tanımlanan “zulüm tehlikesi altında olduğu yere geri göndermeme (non-rafoulment)” ilkesinin ve Birleşmiş Milletler İşkenceye Karşı Sözleşmenin 3. maddesinin ihlali sonucunu doğuracağını, eşinin ve çocuklarının Yalova’da yaşıyor olmaları nedeniyle aile bütünlüğünün sona ereceğini, mevcut olayda İdare Mahkemesine başvurmanın etkili olmadığını, bu nedenle Anayasa’nın 17., 19., 40. ve 41. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve hakkında tesis edilen idari işlem hakkında tedbir kararı verilmesi talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

  1. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasında herkesin, Anayasa’da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabileceği hükmüne yer verilmiştir.
  2. 6216 sayılı Kanun’un 49. maddesinin (5) numaralı fıkrası şöyledir:

“Bölümler, esas inceleme aşamasında, başvurucunun temel haklarının korunması için zorunlu gördükleri tedbirlere resen veya başvurucunun talebi üzerine karar verebilir. Tedbire karar verilmesi hâlinde, esas hakkındaki kararın en geç altı ay içinde verilmesi gerekir. Aksi takdirde tedbir kararı kendiliğinden kalkar”.

  1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün “Tedbir kararı” başlıklı 73. maddesi şu şekildedir:

“(1) Başvurucunun yaşamına ya da maddi veya manevi bütünlüğüne yönelik ciddi bir tehlike bulunduğunun anlaşılması üzerine, Bölümlerce esas inceleme aşamasında gerekli tedbirlere resen veya başvurucunun talebi üzerine karar verilebilir.

(2) İncelenen başvurulara ilişkin olarak; resen ya da başvurucunun talebi üzerine dosyanın esası hakkında karar verilmeden önce, tedbir kararına başvurulmaması hâlinde başvurucunun yaşamına ya da maddi veya manevi bütünlüğüne yönelik ciddi bir tehlike bulunduğunun anlaşılması üzerine, Komisyonlarca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesi derhâl yapılarak, tedbir hususunu da karara bağlamak üzere başvuru, ilgili Bölüme gönderilir.

(3) Bölüm, tedbire karar vermesi hâlinde gereğinin ifası için bunu ilgili kişi ve kurumlara bildirir.

(4) Tedbir kararı verilen başvurunun esası hakkındaki kararın en geç altı ay içinde verilmesi gerekir. Tedbirin devamı konusunda yeni bir karar alınmadığında, başvurucunun hakkının ihlal edilmediğine ya da başvurunun düşmesine karar verildiği durumlarda tedbir kararı kendiliğinden kalkar”.

  1. Anılan Kanun ve İçtüzük hükümlerine göre başvurucunun yaşamına ya da maddi veya manevi bütünlüğüne yönelik ciddi bir tehlike bulunduğunun anlaşılması üzerine, Bölümlerce esas inceleme aşamasında gerekli tedbirlere resen veya başvurucunun talebi üzerine karar verilebilir. Yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığın bütünlüğünün korunması hakkı Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınmış haklardandır. Yukarıda belirtilen hükümler çerçevesinde tedbir kararı verilebilmesi için başvurucunun yaşamına ya da maddi veya manevi bütünlüğüne yönelik ciddi bir tehlike bulunduğunun anlaşılması gerekir.
  2. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, ikincil nitelikte bir kanun yolu olup kural olarak ancak kesinleşmiş işlemler aleyhine bu yola başvurulabildiğinden, bu yola gidilmesinin bireysel başvuru konusu işlem ve kararların uygulanmasına herhangi bir etkisi yoktur. Ancak bir işlem ya da kararın uygulanması halinde bireyin anayasal haklarının ihlali yönünde ciddi bir tehlike ortaya çıkacaksa, 6216 sayılı Kanun ile Mahkemeye bu tehlikeyi önlemek amacıyla tedbir kararı verme yetkisi tanınmıştır. Bu yönüyle tedbir yetkisi istisnai bir yetki olup, ancak işlem veya kararın uygulanması halinde yaşam hakkına ya da bireyin maddi ve manevi bütünlüğüne yönelik gerçek ve ciddi bir risk doğacaksa tedbire başvurulabilir.
  3. Diğer taraftan bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca, başvurucunun Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması ve aynı zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması gerekir. Anayasa Mahkemesinin başvuru yolları henüz tüketilmeden bir başvuruyu kabul edip incelemesi kural olarak mümkün değildir. Ancak başvuru yolunun tüketilmesinin başvurucunun hakkına yönelik ihlalin giderilmesi açısından herhangi bir etkisi yoksa, başka bir deyişle başvurulacak yol etkisizse ya da başvuru yolunun tüketilmesinin beklenmesi halinde başvurucunun haklarına yönelik ciddi ve geri dönülmesi imkansız bir tehlike ortaya çıkacaksa anayasal haklara saygı ilkesi Mahkemenin bu başvuruları incelemesini gerektirebilir.
  4.  Başvuru konusu olayda, başvurucu sınır dışı edilmesi halinde Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının tehlikeye girme, işkence ve kötü muameleye tabi tutulma riski bulunduğunu ileri sürerek, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 73. maddesi uyarınca tedbir kararı verilmesini talep etmiştir.
  5. Başvurucunun sınırdışı edilmesi durumunda işkence ve kötü muameleye tabi tutulma riskine ilişkin somut ve ciddi veriler olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. Başvurucu, Cezayir vatandaşı olup sığınmacı statüsü verilmesi amacıyla yaptığı başvurusu yetkili makamlarca değerlendirildikten sonra uygun görülmeyerek ülkeden çıkışının sağlanacağı bildirilmiştir. Başvurucunun ülkesi Cezayir’e sınır dışı edilmesi halinde bu ülkede yaşamına ya da maddi ve manevi varlığına yönelik risk bulunduğu iddiaları ciddi görüldüğünden, başvurunun esası hakkında herhangi bir hukuki değerlendirme yapılmaksızın bu aşamada koşulları oluşan tedbir talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir. Üye Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşe katılmamıştır.

V.  HÜKÜM

Başvuru konusu olayda başvurucunun yaşamına ya da maddi veya manevi bütünlüğüne yönelik bir tehlike olduğu iddiasının bu aşamada ciddi bulunması nedeniyle 6216 sayılı Kanun’un 49. maddesinin (5) numaralı fıkrası ve Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 73. maddesi gereğince “tedbir talebinin kabulüne”, Mahkemece yeniden bir karar verilinceye kadar başvurucu XXXXXXXXXXXXXX’nın Cezayir’e sınırdışı edilmesine ilişkin idari işlemin uygulanmamasına, ara karar gereğinin ivedi olarak ifası için İçişleri Bakanlığına bildirilmesine 30/12/2013 tarihinde Üye Zehra Ayla PERKTAŞ’ın karşıoyu ve OY ÇOKLUĞUYLA karar verildi.

Başkan

Serruh KALELİ

Üye

Mehmet ERTEN

Üye

Zehra Ayla PERKTAŞ

Üye

Burhan ÜSTÜN

Üye

Zühtü ARSLAN

 KARŞIOY GEREKÇESİ

Başvurucu sınır dışı edilmesi halinde hayatının tehlikeye gireceği veya işkence, insanlık dışı ya da aşağılayıcı muameleye veya cezaya maruz kalabileceğine ilişkin ciddi bir risk bulunduğuna dair esaslı bir neden ileri sürmediği gibi belge de sunmamıştır. Bu nedenle bu aşamada koşulları oluşmayan tedbir talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

                                                                                                          Üye

                                                                                                          Zehra Ayla PERKTAŞ

Yorum Yapın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: