Skip to content

Almanya Federal Anayasa Mahkemesi: “Müslüman öğretmenler başörtüsü takabilir.”

by 17/04/2015

Bu haber, BAU Hukuk LAW 2018 Güncel Anayasal Gelişmeler dersi kapsamında hazırlanmıştır. Katkıda bulunanlar: Elif Uçan, Bahattin Mehmet Özbaba, Serdar Aydemir, Ülkü Uykun, Dilek Velioğlu, Irmak Kepenek, Feridun Atay (konuk öğrenci), Pelin Kımız, Anılay Atay, Çakıl Güldal, Hazal Aslan, Banu Şenyiğit, Merve Kemelek ve Aminat Bisultanova.

Almanya Federal Anayasa Mahkemesi (1), Müslüman kadın öğretmenlerin okulda başörtüsü takabileceğine karar verdi. Karlsruhe’deki mahkeme üyelerinin 6’ya 2 oy oranıyla verdiği kararda, öğretmenlerin başörtü takmasının karmaşaya yol açmadığı sürece bir sakıncasının bulunmadığını söyledi.

Bu karar tam da Suriye’den Avrupa’ya sığınan mülteciler (2) ve diğer Müslüman göçmenlerin Avrupa’da uyandırdığı milliyetçi duygular ve yükselen gerilim üzerine verildi.

Birtakım politikacılar ve hukukçular bu kararı dini ve kişisel özgürlükler (3) için bir gelişme olarak gördü. Almanya’nın 3.5 milyonluk Müslüman nüfusunun liderleri, daha önce başörtülü oldukları için öğretmenlik eğitimine katılamayan kadınların artık bunu yapmaya imkanı olabileceğini belirtti.

Bu karar başörtüsü takmaya genel bir izin olmasa bile (4), Almanya Müslümanlar Merkez Konseyi Genel Sekreteri Nurhan Soykan’a göre karar memnun edici. “Bu karar, Almanya’daki Müslüman kadınlara değer verildiğini gösteriyor ve Müslüman kadınların toplumda eşit haklarla yer almasını sağlıyor.”

Berlin Özgür Üniversitesi öğretim görevlisi Christian Pestalozza, kararın duruma özgü olarak uygulanabilir olmasından dolayı hoşnut olduğunu söyledi.

Ancak öğretmenler ve okul yönetimlerinin bazı sorunlarla karşılaşması olası görülmekte. Bazı yorumcular da bu kararın mültecilere karşı kötü duyguları arttırma riski olduğunu ve Pegida adlı İslam karşıtı harekete desteğin artabileceğini belirtiyor.

Almanya’nın en büyük öğretmen derneklerinden birinin başkanı olan Udo Beckmann, kararın, başörtüsünün kamu düzenini bozup bozmadığına karar vermek konusunda okul yöneticilerine yeni bir yük getirdiğini belirtti. Beckmann ayrıca, kararın, geleneksel ailelerden veya sosyal gruplardan gelen Müslüman kızların üzerindeki başörtüsü takma baskısını artıracağını ifade etti.

Telefonla görüşülen Beckmann, “Okullardaki başörtüsü yasağı, örtüyü kullanmak konusunda baskıya uğrayan kızlar için belli bir koruma alanı yaratıyordu” şeklinde konuştu. “Şimdi bu alan yok oluyor.”

Bugünlerde sayısı 18 milyonu bulan Müslümanlar ve etkileri hakkındaki endişeler, 500 milyonluk Avrupa çapında yaygın hale gelmiş durumda.

Kararla Almanya, devlet okullarında, İslamî başörtüsü dahil, görünür tüm dinsel sembolleri yasaklayan Fransa’yla keskin şekilde ters düşmüş oldu (5).

Fransız Müslüman avukatlar kararı memnuniyetle karşıladı. Fransa’da faaliyet gösteren İslamofobi Karşıtı Kolektif sözcüsü Elsa Ray, Alman Mahkemesi’nin kararının, dinsel özgürlüklere saygı gösterilmesi gerektiğini ortaya koyduğunu ifade etti.

Ancak Ray’in, Fransa mahkemelerinin Almanya örneğini izlemesi yönündeki umudu oldukça az. “Biz, başörtüsü yasağının genişletilmesi yönünde bir baskının olduğu Fransa’da, bundan çok uzaktayız” diyor. “Fransa’da şu anda, İslam konusunda bir histeri ve din ve inanç özgürlüğünü sınırlayan sekülarizm kavramı konusunda bir deformasyon mevcut. Almanya’daki karar burada da konuyu gündeme getirebilir ama yargıdaki atmosfer değişmeyecektir.”

Karlsruhe Mahkemesi, Almanya’nın en kalabalık eyaleti olan Kuzey Ren-Vestfalya’daki okullarda çalışan, kimliği açıklanmayan iki Müslüman kadının başvurusuyla ilgili karar vermişti. Başvuranlardan sosyal bilimler öğretmeni olan, başını açması talep edildiğinde, başörtüsü yerine örgü bir başlık ve boğazını saran bir kazak giymişti. Buna karşın disiplin cezası almış ve bunu dava etmişti.

İkinci başvurucu, birçok okulda Türkçe öğreten bir kadındı ve başörtüsünü çıkarmayı reddettiği için kovulmuştu.

Profesör Pestalozza kararı, derhal yürürlüğe girecek bir karar olarak yorumluyor.

Uzun kararında Mahkeme, açık şekilde, Almanya Anayasası tarafından tanınan din ve inanç özgürlüğünün devlet okullarında çalışan kadınlara, bir dinin şart koştuğu giyim kurallarıyla uyumlu giyinmesine izin verdiğini ifade etti. Buna ek olarak Mahkeme, kadınlara başörtüsü takma yasağının getirilmesinin, onları öğretmekten etkin şekilde alıkoyduğunu ve bunun da kadınlara karşı ayrımcılık uygulanmamasına yönelik anayasal gereklilikleri ihlal ettiğini belirtti.

Kararı özetleyen 11 sayfalık açıklamada da Mahkeme, devlet okullarının dinsel hoşgörüyü teşvik etmesi gerektiğini ve Yahudi kippasının, rahibe kıyafetinin veya haç gibi sembollerinin giyilmesinin bu hoşgörünün bir parçası olduğuna işaret etti.

Buna karşın Mahkeme, haçın, çarmıhın veya diğer dinsel sembollerin devlet okullarının duvarında bulunmasına dair yasağın devam ettiğine karar verdi. Profesör Pestalozza, “Duvarda yer alan bir haç veya çarmıh farklı bir şeydir” diyor. “Eğer onu duvara yerleştirirsen, bu artık öğretmenin bireysel bir eylemi değildir. Bu artık okuldur, ve dolayısıyla devlettir.”

Kaynak: NY Times


1) Almanya Federal Anayasa Mahkemesi Oluşumu

Alman Federal Anayasa Mahkemesi 16 hakimden oluşur. Hakimlerin yarısı Bundestag (birinci meclis [millet meclisi]), diğer yarısı da Bundestrat (ikinci meclis [senato]) tarafından seçilir (AY, m.94/1). Mahkeme Başkanı ve Başkan Vekili dönüşümlü olarak Bundestag ve Bundesrat tarafından seçilir. Görev süreleri 12 yıldır. Tekrar seçilmeleri mümkün değildir. Üye seçilebilmek için 40 yaşını doldurmuş olmak ve hakim olma yeterliliğine sahip olmak gerekir. Üniversite öğretim üyeliği dışında başka bir işle Anayasa Mahkemesi üyeliği bağdaşmaz.

Kemal Gözler, http://www.anayasa.gen.tr/aym-uyesecimi.htm

Alman Anayasa Mahkemesi, yargı yetkisini AYm92den almaktadır. Buna göre “Yargı yetkisi yargıçlara aittir; bu yetki, Federal Anayasa Mahkemesi, bu Anayasada öngörülen federal mahkemeler ve eyaletlerin mahkemeleri aracılığıyla kullanılır.”

Federal Anayasa Mahkemesi Yetkileri

Madde 93. Federal Anayasa Mahkemesi

(1) Federal Anayasa Mahkemesi, aşağıdaki konularda karar verir:

  1. Bir yüksek federal organın veya bu Anayasa veya bir yüksek federal organın tüzüğü tarafından özgü haklarla donatılmış diğer tarafların hak ve yükümlülüklerinin kapsamı konusundaki uyuşmazlıklar dolayısıyla bu Anayasanın yorumu hakkında;
  2. Federal Hükümetin, bir eyalet hükümetinin veya Federal Meclis üyelerinin dörtte birinin isteği üzerine, Federal hukuk veya eyalet hukukunun asli veya şekli bakımından bu Anayasaya veya eyalet hukukunun sair federal hukuka uygunluğu konusundaki görüş ayrılıkları veya kuşku halinde;

2a. Federal Konseyin, bir eyalet hükümetinin veya Parlamentosunun başvurusu üzerine, bir yasanın 72’nci maddenin ikinci fıkrasının varsayımlarına uyup uymadığına;

  1. Federasyon ve eyaletlerin hak ve yükümlülükleri, özellikle federal hukukun Federasyon adına eyaletlerce yürütülmesi ve Federasyon nezaretinin uygulanmasından çıkan görüş ayrılıkları konusunda;
  2. Federasyonla eyaletler arasında, eyaletlerin kendi aralarında veya başka bir yasa yolu bulunmadığı takdirde bir eyalet içinde çıkan kamu hukuku uyuşmazlıkları konusunda;

4a. Kamu makamlarınca kendi temel haklarından birinin veya 20’nci maddenin dördüncü fıkrasında, 33, 38, 101, 103 ve 104. maddelerde temin edilmiş haklarından birisinin ihlal edildiğini iddia eden herkesin yaptığı Anayasa şikayeti konusunda;

4b. Belediye ile köy ve belediye ile köy birliklerinin 28’inci maddeye göre sahip oldukları özerklik haklarının bir yasayla ihlal edilmesi halinde yapacakları Anayasa şikayetleri konusunda; şöyle ki, bu hakkı ihlal eden eyalet yasaları hakkında ancak eyalet anayasa mahkemesine şikayette bulunulamadığı takdirde Federal Anayasa Mahkemesine başvurulabilir.

  1. Bu Anayasada öngörülen diğer hallerde.

(2) Anayasa Mahkemesi bunlara ek olarak Federal Konseyin, bir eyalet meclisinin veya Parlamentosunun başvurusu üzerine, 72’nci maddenin dördüncü fıkrasında yer alan durumlarda 72’nci maddenin ikinci fıkrası uyarınca federal bir düzenleme gerekliliğinin olup olmadığı veya 125a maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan durumlarda federal hukukun artık çıkartılamayabileceği konularında karar verir. Düzenleme gerekliliğinin bulunmadığına veya federal hukukun artık çıkartılamayacağına ilişkin tespit, 72’nci maddenin dördüncü fıkrası veya 125a maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesi uyarınca federal bir yasanın yerine geçer. Birinci cümledeki başvuru ancak, bir kanun tasarısının 72’nci maddenin dördüncü fıkrası veya 125a maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesi doğrultusunda Federal Mecliste geri çevrilmiş olması halinde veya söz konusu tasarı üzerine bir yıl içinde görüşülmemiş veya karar verilmemiş olması halinde ya da bu doğrultuda bir kanun tasarısının Federal Konseyde geri çevrilmiş olması halinde mümkündür.

(3) Federal Anayasa Mahkemesi, ayrıca federal yasaların kendisini yetkili kıldıkları diğer hallerde faaliyete geçer.

AY m93’te atıf yapılan maddeler;

Madde 20. Devletin ana ilkeleri; direnme hakkı

Madde 28. Eyalet Anayasalarının Federal Anayasaya uygunluğu; yerel idarenin esasları

Madde 33. Yurttaşlık haklarında eşitlik; memurların durumu

Madde 38 Seçimler –Federal Meclis-

Madde 72. Federasyonun yarışan yasama yetkisi

Madde 101. İstisnai mahkemelerin kurulması yasağı

Madde 103. Sanığın temel hakları

Madde 104. Özgürlüklerin kısıtlanmasında hakların güvencesi

Madde 125. Yarışan yasama konusundaki Anayasa öncesi hukuk

Özetle;

Federal Anayasa Mahkemesi İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulmuş bir mahkemedir. Anayasa Mahkemesi’nin şeklen doğru yollarla yapılmış olan bir yasayı bile Temel Yasa’ya aykırılık gerekçesiyle iptal etme yetkisi vardır. Anayasa Mahkemesi, Temel Yasa’da belirtilen bu yetkisini ancak dava açılması durumunda kullanabilir. Anayasa Mahkemesi’nde dava açma hakkı Cumhurbaşkanı’na, Federal Meclis’e, Federal Konsey, Federal Hükümet gibi federal organlara, onların üyelerine – milletvekilleri ya da meclis grupları– ve eyalet hükümetlerine tanınmıştır. Anayasa Mahkemesi kuvvetler ayrılığı ve federal devlet yapısının korunmasını esas alır. Parlamentodaki azınlığın da mahkeme nezdinde dava açabilmesi için, Federal Meclis üyelerinin üçte birinin başvurusu yeterli görülmüştür.

Ayrıca her bir vatandaş da, resmi bir işlemden dolayı temel haklarından birinin ihlal edildiğini düşünüyorsa, diğer mahkemelere “anayasa ihlali şikayeti”nde bulunabilir. Tüm Alman mahkemeleri üst yasaya aykırılık açısından anayasa mahkemesine başvurmakla yükümlüdür. Ancak anayasaya aykırılık konusunda hüküm vermek, Anayasa Mahkemesi’nin tekelindedir.


2) Suriyeli mülteci krizinin giderek derinleştiğini belirten Uluslararası Af Örgütü, uluslararası topluma daha fazla yardım çağrısında bulundu. Milyonlarca Suriyeli, komşu ülkelere sığınırken, mültecilerin bir bölümü Ortadoğu dışındaki ülkelerde sığınmacı statüsü elde etti.

Son üç yılda, yaklaşık dört milyon Suriyeli iç savaş yüzünden ülkesini terk etti.
Uluslararası Af Örgütü’nden Şerif Elseyit Ali’ye göre, Suriyeli sığınmacıların çoğu, komşu ülkelerde yoksulluk içinde yaşıyor: “Kaçanların yüzde 95’i beş ülkeye dağılmış durumda. Bu ülkeler Türkiye, Lübnan, Ürdün, Irak ve Mısır.”
Şerif Elseyit Ali’ye göre, Avrupa Birliği, Suriyeli mülteci yükünün sadece küçük bir parçasını taşıyor: “Avrupa’daki toplam Suriyeli mülteci sayısı, Türkiye’ye sadece 10 gün içinde sığınan Suriyeliler’e eşit. Türkiye bir buçuk milyon mülteciye ev sahipliği yapıyor. Bu da Avrupa Birliği’ndeki toplam mültecilerin 10 kat fazlası demek.”
Birçok ülke, Suriyeli mültecilerin sadece yüzde ikisine kapılarını açtı. Amerika, çok az sayıda Suriyeli mülteciye yerleşim imkanı sundu.Birleşmiş Milletler, daha fazla ülkeyi mülteci kabul konusunda ikna etmek için Cenevre’de bir konferans düzenledi. Uluslararası Af Örgütü, Almanya’nın iyi bir örnek olduğunu söylüyor. Şimdiye kadar 46 bin Suriyeli’ye sığınma hakkı tanıyan Almanya, 30 bin mülteci daha alacağını açıkladı. İsveç de mültecilere kapılarını açtı.
(Cenevre, 11.07.2014 – Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği, Cuma günü, Avrupa ülkelerine Avrupa’daki güvenli ortama ulaşmaya çalışan artan sayıda Suriyeli mülteciye yardım etmek için daha fazlasını yapma çağrısında bulundu.
“Avrupa’daki Suriyeli Mülteciler: Avrupa, Koruma ve Dayanışmayı Sağlamak için Ne Yapabilir” isimli yeni bir rapor, Avrupa’nın Suriyeli mülteciler probleminin yalnızca küçük bir kısmını üstlendiğini ortaya koyuyor. Suriyeli mültecilerin yalnızca % 4’ü Avrupa’da sığınma talebinde bulundu.
Çatışma 2011 yılı Mart ayında başladığından bu yana; yaklaşık 123.600 Suriyeli, Türkiye’ye sığınanlar hariç, Avrupa’da sığınma talebinde bulundu. Suriye’ye komşu olan ülkelerde 2.9 milyondan fazla mülteci var.
Suriyeli sığınmacılar, Avrupa Birliği’nde çoğunlukla birkaç ülkede yoğunlaşmış durumdalar: Suriyeli sığınmacıların tüm yeni başvurularının % 56’sı İsveç ve Almanya’ya yapılırken; en çok başvurunun yapıldığı ilk 5 ülke (İsveç, Almanya, Bulgaristan, İsviçre ve Hollanda) başvuruların yaklaşık % 70’ini aldı.
Deniz yoluyla Avrupa’ya ulaşan Suriyelilerin sayısı 2013 yılında artış gösterdi ve Suriyeliler Akdeniz’de vatandaşları kurtarılan başlıca ülkelerden biri oldurken, 2013’te yalnızca İtalya tarafından kurtarılan Suriyeli sayısı 11.307’dir. Deniz yoluyla Avrupa’ya ulaşanların sayısı bu yıl da artış gösterdi.
Fakat, rapor UNHCR’yi endişelendiren bazı boşluklar ve uygulamalara da dikkat çekiyor. Bunların arasında, Bulgaristan, Kıbrıs, Yunanistan, İspanya, Arnavutluk, Karadağ, Rusya Federasyonu, Sırbıstan ve Ukrayna’da bildirilen kara ve deniz sınırlarındaki zorla geri gönderilme vakaları da bulunuyor. )

İnsan hakları grupları, 2015 sonuna kadar Suriyeli mültecilerin en az yüzde 5’ini daha çeşitli ülkelere yerleştirmek için çalışıyor.

Suriye’deki iç savaştan kaçan mülteciler, Almanya’ya gelmeye devam ediyor. Yaklaşık 4 bin mülteciyi kabul edeceğini açıklayan Almanya’ya bu hafta içerisinde 106 Suriyeli daha geldi.

Mültecilerle ilgili politikalar, Almanya’da koalisyon görüşmelerinde de ele alınan konular arasında yer alıyor. Yeşiller, ülkeye kabul edilen mülteci sayısının artırılmasını isterken, Birlik Partileri (CDU/CSU) ise buna karşı çıkıyor. Yapılan kamuoyu yoklamaları ise halkın çoğunluğunun mülteci alınmasına karşı olduğunu gösterdi. Cihan Haber Ajansı’na göre, Alman Birinci Devlet Televizyonu ARD tarafından yapılan ankette Almanların yüzde 51’i mültecilere karşı olduğunu söylerken, yüzde 43’ü ise Almanya’ya mülteci girişine izin verilmesini istedi. Mülteci karşıtlığı özellikle “Almanya için Alternatif Partisi” AfD, ve Hıristiyan Demokrat Birlik Partileri’nde yüksek çıktı. AfD taraftarlarının yüzde 70’i bu görüşü savunurken, Birlik Partileri mensuplarının yüzde 61 aynı fikri paylaştı.

KAYNAKÇA :

http://www.unhcr.org.tr/?content=574

http://www.aljazeera.com.tr/gorus/avrupanin-suriyeli-multeci-korkusu

http://www.amerikaninsesi.com/content/suriyeli-multeci-krizi-derinlesiyor/2561390.html


3) ABD Dışişleri Bakanlığı raporunun Almanya bölümünde federal hükümetin Müslümanların ve diğer azınlıkların topluma uyumu konusunda çabalarda bulunduğu, dinsel gruplara karşı işlenen suçları soruşturduğu, eğitim alanında hoşgörüyü teşvik ettiği kaydedildi. Bununla birlikte, Müslümanlara ve ayrıca Scientology, Yehova’nın Şahitleri gibi bazı dinsel azınlıklara yönelik, federal ve eyaletler düzeyindeki uygulamalarda, münferit endişelerin rapor edildiği vurgulandı.

Bazı Müslüman toplulukların toplumda ayrımcılığa uğradığına işaret edilen ABD’nin dinsel özgürlükler raporunda, Müslümanları temsil eden örgütlerin, kiliseler gibi yasal statü elde etme konusunda henüz görüşmelerin sonuçlandırılamadığı, okullarda İslam din dersi konusunda tartışmaların sürdüğü, cami inşaatlarının dönem dönem yerel düzeyde bazı grupların muhalefetiyle karşı karşıya kalabildiği belirtildi. Bununla birlikte, Almanya’da Müslüman, Hrıstiyan ve Musevi cemaatlerin, dinler arası diyalog ve hoşgörü konusunda birçok faaliyette bulunduğuna da dikkat çekildi.

ABD Dışişleri Bakanlığı, 2011 Uluslararası Dinsel Özgürlükler Raporu’nda dünya genelinde antisemitizim tehlikesine dikkat çekerken, Almanya’da Neonaziler ve aşırı sağcı grupların eylemlerinden duyulan kaygıları dile getirdi. Raporda, son bir yılda Müslüman gençler arasında da antisemitizminin yükseldiğinin, sivil toplum örgütleri tarafından hazırlanan raporlara yansıdığı belirtildi.

-Sünnet ile ilgili dava-

2014 Haziran ayında Almanya’da  Köln bölge mahkemesi (Landgericht), Müslüman anne ve babanın arzusu uyarınca dört yaşındaki çocuklarını sünnet eden bir doktorun, çocuğun bedensel bütünlüğünü ihlal ettiğine hükmetti. Bu karar, Almanya’da ve diğer ülkelerde ateşli bir tartışmayı da başlatmış oldu zira karar, Müslümanların ve Yahudilerin temel bir dini geleneğinin Alman anayasasına uygun olmadığı görüşüne dayanmaktaydı. Kararda, bu davada üç temel hakkın birbiriyle çatışma halinde olduğu ileri sürülüyordu: çocuğun bedensel bütünlük hakkı, anne-babanın çocuklarını nasıl 2 “Tagespiegel”’in hukuk yazarı Jost Müller-Neuhof Almanya Anayasa Mahkemesi Eski Başkanı Hans-Jürgen Papier yetiştireceklerine karar verme hakları ve dinsel özgürlük. Mahkeme, anne babanın, çocuğun sünnet olmak isteyip istemediğine kendi kendine karar verebilecek yaşa gelene dek bekleyebileceklerine, bu nedenle de bu haklar arasında en önemlisinin çocuğun bedensel bütünlük hakkı olduğuna karar verdi. Bununla birlikte doktor suçlamalardan beraat etti çünkü hâkim, doktorun yaptığı şeyin yasadışı olduğunu bilemeyeceğine karar verdi. Bu beraat, savunma avukatının temyize gidememesinin de teknik nedenini oluşturuyordu – temyiz ancak bir mahkûmiyet sonrasında mümkündü. Netice olarak geniş kapsamlı bir meseleyle ilgili dava, yeniden görülmek üzere daha yüksek bir mahkemeye sevk edilmemiş oldu.


4) IHAM Kararı: DAHLAB v. SWITZERLAND

Başvurucu Cenova’da bulunan bir ilkokulda öğretmendir. Başvurucunun iddiasına göre 4 yıllık bir süre boyunca başörtüsü takması dolayısıyla hiçbir şikayet almaması ve kendisinin Sözleşme’nin 9. maddesindeki dini açıklama özgürlüğünün ihlali söz konusudur. Bunun yanında Müslüman erkek öğretmenlerin hiçbir kısıtlamaya uğramadan eğitim verebilmelerine karşın kadın öğretmenlerin uğradığı muamelenin Sözleşme’nin 14. maddesindeki ayrımcılık yasağına aykırılık iddiasında bulunmaktadır.

Buna karşılık Hükümet savunmasında yapılan kısıtlamanın demokratik toplum gereklerine uygun olduğu, öğrencilerin yaşı göz önüne alındığında bütün dinlere eşit mesafede yaklaşma gerekliliğinin daha da önem kazandığı, yapılan kısıtlamanın yasal dayanağının da mevcut olduğu gerekçesiyle sınırlamanın yerinde olduğunu iddia etmiştir.

Mahkeme, çoğulculuğun demokratik toplumun ayrılmaz bir parçası olduğunu ve Sözleşme’nin 9. maddesinde korunan hakkın dine farklı bakış açılarını da kapsadığını belirtmiştir. Bunun yanında toplumda farklı dini grupların ve bakış açılarının bir arada bulunması sebebiyle belirli kısıtlamaların uygulanması, farklı grupların inançlarının saygı gösterilmesini sağlar. Yapılan kısıtlamanın da Sözleşme’nin 9. maddesinin 2. fıkrasında sayılan kamu düzeni, kamu güvenliği ve diğerlerinin özgürlükleri kapsamında değerlendirilebileceğinin altını çizer. Dinsel uyumun sağlanması yoluyla öğrencilerin korunması gerekçesiyle yapılan kısıtlamanın da demokratik toplumda gerekliliğini öne sürmüştür. Bu nedenle 9. maddenin ihlal edilmediği sonucuna ulaşmıştır. Sözleşme’nin 14. maddesinin ihlali iddiasını ise kısıtlamanın başvurucunun cinsiyetiyle alakalı olmaması sebebiyle reddetmiştir.


5) Fransa’da okullarda dini sembollerin kullanılmasına ilişkin ilk tartışma, 1989 yılında üç Müslüman kız öğrencinin okulda başörtüsü takmak istemesi üzerine çıkmıştır. Okul idaresi bu isteme olumsuz yanıt verse de, öğrenciler bu kara­ra uymamışlar, bunun üzerine de okuldan uzaklaştırılmışlardır. Dönemin Milli Eğitim Bakanı Lionel Jospin ise, meselenin taraflar arası diyalog ve uzlaşı ile çözümlenmesi yönünde açıklamada bulunsa da, bu ifade gerek Bakanın kendi partisinden gerekse Fransız basınından sert eleştiriler almış ve Bakan, mesele­nin nihai çözüme kavuşturulması amacıyla Danıştay’dan görüş istemek zorunda kalmıştır45. Danıştay, yaptığı açıklamada okullarda başörtüsü kullanımının din ve vicdan özgürlüğünün bir parçası olarak görülmesi gerektiğini, özgürlüğün sınırının okul düzeninin ve dirliğinin bozulmaması olarak değerlendirileceğini, yani başörtüsünün somut olayda başka öğrenciler üzerinde tahrik, baskı ve pro­paganda aracı olarak kullanılmadığı sürece okuldan uzaklaştırmanın söz konusu olamayacağını ifade etmiştir46. Danıştay, öğrenci veya başka eğitim görevlisinin özgürlüğüne, onuruna, onların sağlık ve güvenliklerine dokunacak şekilde ba­şörtüsünün kullanılmasını ve eğitimin normal işleyişine zarar verecek tüm uygu­lamaları kesin bir biçimde yasaklamıştır47. Danıştay’ın bu açıklaması, okullarda başörütüsü kullanımını serbest kılan bir niteliğine sahip gibi görünse de, kararın içerisinde birçok yasaklayıcı hükmü barındırdığı açıktır. Gerçekten, Danıştay, genel nitelikli sınırlayıcı bir hüküm getirmek yerine okullarda başörtüsü kul­lanımını belirli şartlara tabi kılmış, her somut olayda bu şartların ihlal edilip edilmediğinin araştırılması gerektiğini belirtmiştir. Bu bağlamda, beden eğitimi derslerine dini inanç gerekçe gösterilerek katılmamak, bu derslerde öğrencinin başörtüsünü çıkarmaması veya tüm bunların dışında okul sınırları içerisinde dini gösteri yapmanın eğitimin işleyişini ciddi aksattığı için kabul edilemez olduğu ifade edilmiştir48. Ancak Danıştay’ın, başörtüsü kullanımının okullarda serbest olduğu yönündeki içtihatı kamuoyunda eleştirilmiştir. Bu eleştirilerin temel kaynağı ise, Fransa’daki okulların özelliğidir. Fransa’da okullar tarih boyunca özgürleşmenin, eleştirisel düşüncenin, kültürel ve ailevi mirasın tartışmaya açıl­dığı mekânlar olarak görülmüştür49. Dolayısıyla, dini sembollerin kullanımının okullarda serbest bırakılması bu çoğulculuğun bozulmasına neden olabileceği iddia edilmiştir.

XXI. yüzyılın ilk yıllarından itibaren, dönemin Cumhurbaşkanı olan Jacques Chirac, okul­larda kullanılan dini sembollerin laikliğe aykırı olup olmadığının araştırılması için bir komisyon kurulması talimatını vermiştir. 18 uzman akademisyenden oluşan komisyonun başkanı Bernand Stasi olduğu için, Komisyon kamuoyunda “Stasi Komisyonu” olarak anılmıştır. Komisyonun hazırladığı rapor, kural olarak iki ana konu üzerine yoğunlaşmıştır. Bunlar: Fransa’da laikliğin geçirdiği tarihsel gelişim ile dini sembollerin, özellikle de başörtüsünün, devlet okullarında kullanılmasının laiklik ilkesine uygunluğu ve başörtüsü kullanılması konusunda kadınlar üzerinde herhangi bir baskının olup olmadığıdır.

Komisyon, laiklik hakkında hazırlanacak yasa önerisinde düzenlemenin şöyle ol­masını öngörmüştür: “Vicdan özgürlüğüne ve sözleşmeye bağlı özel kurumların kendi özgürlüklerine saygı içinde, okul, kolej ve liselerde, dini ya da siyasi aidiye­ti gösteren kıyafet ve işaretler yasaktır. Her türlü yaptırım orantılıdır ve öğrenci üstüne düşen mecburiyetlere uymaya davet edildikten sonra alınır55.” Komisyon önerisinde işaretler için şu ifadeler kullanılmıştır: “Yasak kapsamındaki dinsel kıyafet ve işaretler, büyük haç, başörtüsü ve kipa gibi bariz şekilde fark edilebilen işaretlerdir. Madalya, küçük haç, Hz. Davud yıldızı, Aziz Fatma eli, Küçük Kuran gibi bariz şekilde fark edilebilir olmayan işaretler bu kapsamda değildir56.”

Öneride ilk dikkat çeken, yasağın kapsamının sadece devlet okullarıyla sınırlı tutul­muş olmasıdır. Böylece, öğrenciler söz konusu sembolleri özel okullarda kullanabi­lecektir. Öneriye dair ikinci tespit, yasak kapsamına üniversitelerin dâhil edilmemiş ol­masıdır. Komisyon bu konuya ilişkin olarak raporunda, üniversitelerde yetişkin kişilerin okuduklarını ve üniversite öğrencilerinin dini, siyasi veya felsefi düşün­celerini serbestçe ifade etme hakları olduğunu belirtmiştir60. Öneriyle ilgili diğer tespit, yasak kapsamına tüm dini sembollerin değil, sadece dikkat çekici olan başörtüsü, büyük haç ve kipanın dâhil edilmiş olmasıdır. Do­layısıyla, küçük dini semboller yasak kapsamına alınmamıştır. Öneriye ilişkin son tespit, yasağın hem öğrenciler hem de öğretmenler için geçerli olduğudur. Aslında Fransa’da idarenin tarafsızlığı ilkesinden dolayı, kamu hizme­ti verenlerin dini sembol kullanamayacağı konusunda öteden beri bir fikir birliği bulunmaktadır. Komisyon raporunda da bu hususu açıkça dile getirmiş ve kamu hizmeti alan kişilerin, idarenin tarafsız olduğu konusunda şüpheye düşmemeleri gerektiğini, dolayısıyla idari görevlilerin dini sembol kullanmalarının mümkün olmadığını belirtmiştir62.

Komisyonun söz konusu Önerisi Fransız Meclisi’nde 10 Şubat 2004’de 491 ka­bul, 31 çekimser ve 36 red oyla, Senato’da ise 20’ye karşı 276 oyla kabul edilmiş ve nihayet 15 Mart 2004’te Chirac tarafından imzalanarak yasalaşmıştır63. Yasada sadece dikkat çekici/gösterişli dini sembollerin kullanılması yasaklanmıştır. Bun­lar daha önce belirtildiği üzere, başörtüsü, büyük haç ve kipadır.

Kaynak:

http://www.ankarabarosu.org.tr/siteler/ankarabarosu/tekmakale/2010-1/2010-1-kucuk.pdf

From → Haberler

Yorum Yapın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: