Skip to content

Ekim ve Kasım 2017 – İHAM Kararları Bülteni

by 18/12/2017

Merhaba,

Ekim ve Kasım 2017’de çıkan 18’i Türkiye’ye karşı 40 İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi kararlarının yer aldığı bülten aşağıda. Ekim ve Kasım 2017’de yayımlanan önemli bazı Anayasa Mahkemesi kararlarının olduğu bülteni buradan okuyabilirsiniz.

Kadın hukuk fakültesi öğrencileriyle hazırladığımız bu on birinci bültende İHAM karar çevirilerini Serde Atalay, Sıla Sunar, Ayşenur Keskiner, İlke Özenç, İrem Şanlı ve Merve Kılıç ile birlikte yaptık.

Ağustos 2015’ten bu yana çıkan bültenlere buradan ulaşabilirsiniz.

Önümüzdeki ay görüşmek üzere.

Yaşam Hakkı ve Etkili Soruşturma Yürütme Yükümlülüğü

Güler ve Tekdal v. Türkiye, Başvuru no. 65815/10, Karar tarihi: 10.10.2017

12 Eylül 2008 tarihinde evden çıkan, ertesi gün evin yakınında bir köyde yanında mermi dolu silahla cenazesi bulunan başvurucu yakınının PKK üyesi olduğu iddiasıyla ölümü hakkında soruşturma başlatılmaması – Yaşam hakkının ve etkili soruşturma yürütme yükümlülüğünün ihlali

Mehmet Hidayet Altun v. Türkiye, Başvuru no. 48756/11, Karar tarihi: 14.11.2017

Zorunlu askerlik hizmeti sırasında 13 Nisan 2008’de anksiyete atağı geçiren ve Girne Hastanesi’nin psikiyatri servisine kaldırılan Resul Altun’un ertesi gün epilepsi krizi geçirip bilincini kaybetmesi üzerine 15 Nisan 2008’de Ankara GATA Askeri Hastanesi’ne kaldırılması ve 30 Nisan 2008’de epilepsi krizi sonrası oluşan komplikasyonlar nedeniyle hayatını kaybetmesi – Yaşam hakkı ihlali yok. [Ailenin açtığı tazminat davasında Askeri Yüksek Mahkemesi heyetinde iki askeri üyenin bulunması nedeniyle Mahkeme, tarafsız ve bağımsız mahkeme bağlamında adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verdi.]

Delibaş v. Türkiye, Başvuru no. 34764/07, Karar tarihi: 14.11.2017

17 Ağustos 1999’da Düzce’de meydana gelen depremde binanın çökmesi sonucu hayatını kaybeden kızının ölümü nedeniyle binanın müteahhidi ve mimarı hakkında başlatılan soruşturmada 21 Şubat 2007 tarihinde zamanaşımı nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesi, karara yapılan itirazdan sonra 23 Eylül 2009 tarihli kararda yalnızca iki kişiye ceza verilmesi ve bu cezanın ertelenmesi – Yaşam hakkı ve etkili soruşturma yürütme yükümlülüğü [Mahkeme bu başvuruda, başvurucuların İdare Mahkemesi’nde açtıkları tazminat davasında başvuruculara yaklaşık sekiz yıl sonra verilen 11.371 TL’lik tazminatın başvurucuların mağdur statüsünü ortadan kaldırmadığını, aksine, başvurucuların çektikleri acının karşısında uzun süren bu davanın da Devletin yükümlülüklerini ihlal ettiğine karar verdi.]

Ceesay v. Avusturya, Başvuru No. 72126/14, Karar Tarihi: 16.11.2017

Başvurucunun kardeşi Y.C.’nin Avusturya’da uyuşturucu ticaretinden ötürü 7 aylık hapis cezasını çekerken, Avusturya’ya sığınma talebinin reddedilerek hakkında sınır dışı kararı verilmesi, bunun üzerine sınır dışı kararının incelenmesi sürecinde hapishaneden çıkarılarak ıslahevine alınması, yapılan sağlık incelemelerinde sağlık durumunun polis doktorunca iyi olarak tespit edilmesi, ıslahevine alınmasından iki hafta sonra açlık grevine başlaması, açlık grevine başladığına ilişkin gerekli prosedürlerin kendisine usulünce bilgi verilerek tamamlanması ve grevin başında yapılan incelemede sağlık durumunun iyi olarak belirlenmesi, kendisi bakımından risk teşkil eden kilonun 54 kg olarak belirlenmesi, grevin başlamasından itibaren düzenli olarak sağlık kontrollerine devam edilmesi, ilerleyen süreçte açlık grevi formuna Y.C.’nin muayeneye direndiğine ve hasta numarası yaptığına ilişkin bazı notlar düşülmeye başlanması, Y.C.’nin ıslahevinde tutulmasına devam edilip edilemeyeceğinin tespiti için hastaneye götürülmesi ve muayeneye direnmesi; fakat el ve ayaklarının bağlanması suretiyle yapılan tetkikler sonucu ıslahevinde tutulmaya devam edilmesinde sakınca olmadığı sonucuna varılması, ıslahevine geri götürülen Y.C.’nin hastanedeki davranışlarından ötürü -sık aralıklarla bir polis memurunun Y.C.’yi kontrol etmesi şartıyla-  güvenlik hücresine alınması, istediği zaman su isteyebileceği söylenmesine karşın konulduğu hücrede bir su kaynağı bulunmaması, polis memurunun odayı ikinci kontrol edişinden sonra Y.C.’nin 59 kg iken öldüğünün anlaşılması, hastane raporunda Y.C.’ye düzenli olarak su verilmesi gerektiğinin ve özenli bir bakıma tabi tutulması gerektiğinin, fakat susuz kaldığının tespit edilmesi, daha sonra hastane doktorunca verilen raporda Y.C.’nin muayene sırasında hiçbir şekilde işbirliği yapmadığının ve sağlık durumunun ölümcül bir duruma işaret etmeyip, aksine kendisinin muayeneye direnecek kadar güçlü ve kuvvetli olduğunun ve dudaklarının kuru olması dışında herhangi başka bir susuzluk belirtisi olmadığının, ölümünün kendisi gibi deneyimli bir acil doktorunca bile öngörülemez bir vaka olduğunun belirtilmesi, Y.C.’nin öldüğü gün ölümü üzerine savcı tarafından ceza soruşturması başlatılarak yerel mahkemeden de soruşturma açılmasının istenmesi, soruşturma sürecinde Y.C.’nin test sonuçları, grev süresince tutulan formlar, kilosunun ölçüldüğü tartı vs. gibi tüm unsurların incelenmek üzere toplanması, ayrıca İçişleri Bakanlığının ilgili birimince de savcılığın talebi üzerine soruşturma açılması, uzman doktor tarafından yapılan otopside acil doktorunun bulgularını destekler sonuçlara yer verilerek, ek olarak ölen şahsın orak hücre hastalığı taşıyıcısı olduğunun ve yapılan muayenede bunun tespit edilememesinin normal olduğunun, ölümün bu hastalığın taşıyıcısı olmakla birlikte susuzluktan kaynaklandığının belirtilmesi, özetle varılan bulgulardan ötürü savcının yetkili kişilerin Y.C.’nin ölümünde kusurlu bir davranışı bulunmadığından bahisle soruşturmaya devam etmeme kararı alması ve kararın başvurucuya bildirilerek kendisine ayrıca başvurabileceği diğer yollar hakkında bilgi verilmesi, başvurucunun Avusturya Bağımsız İdari Paneline başvurarak Y.C.’nin tutuklanması ve tutukluluk koşulları hakkında şikâyette bulunması, yapılan incelemelerde dinlenen başka bir doktorun Y.C.’nin kritik kilosunun yanlış hesaplandığını ve bu hatadan kaynaklı olarak susuzluktan öldüğünü ifade etmesi, yapılan incelemeler ve tanıkların dinlenmesi sonucunda Panelce, verilen ilk otopsi raporuna dayanılarak, tutukluluğun hukuka aykırı olduğuna ve açlık grevindeki Y.C.’nin tutukluluk koşullarının İHAS’ın 3. maddesini ihlale ettiğine karar verilmesi, İçişleri Bakanlığının karara itiraz etmesi ve idare mahkemesinin Panel’in kararını tutukluluk durumuyla ilgili olarak Sözleşme’nin 5. maddesindeki hakların başkalarınca öne sürülmesinin mümkün olmadığından ve ayrıca m. 3 ihlali bulunmadığından bahisle bozması, başvurucunun bu süreçte İHAM’a yaptığı ilk başvurunun iç hukuk yolları henüz tamamlanmadığından reddedilmesi, dosya önüne tekrar gelen Panel’in tekrar ihlal bulması ve kararın idare mahkemesince yeniden bozulması, bunun üzerine Panel’in yeniden yaptığı incelemede başka bir doktordan alınan raporun ilk otopsi raporuyla paralel şekilde Y.C.’nin orak hücre taşıyıcısı olduğunu doğrulayarak ölümünde bunun rol oynamış olabileceğini, ayrıca Y.C.’nin kilosuna yönelik tespitlerin ölümünde önemli bir faktör olmadığını belirtmesi, bunun üzerine Panel’in bu raporu esas alarak ve devlet makamlarının görevinin tespit edilmesi beklenemeyecek genetik hastalıkları önceden tespit etmeye kadar genişletilemeyeceğini, ayrıca kendisinin idare mahkemesinin yorumuyla bağlı olduğunu belirterek başvuruyu bu kez reddetmesi, başvurucunun Anayasa Mahkemesine yaptığı başvurunun da reddedilmesi ve son raddede başvurucunun Y.C.’nin tutukluluk durumu ve açlık grevinde tutuklu bulunduğu sırada Y.C.’ye insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele yapıldığı ve kardeşinin ölüm sebebinin hala bilinmediği gerekçesiyle İHAS’ın 2. ve 3. maddelerinin ihlal edildiğini iddia ederek İHAM’a başvurması – Mahkeme oybirliğiyle, yürütülen soruşturmaların özenli, hızlı ve kapsamlı olduğundan ve herhangi bir başvuru hakkının kısıtlanmadığından bahisle m. 2’nin usuli boyutunun ihlali iddiasını reddetmiş ve 3. madde iddiasını da esas yönünden inceleyerek, benzer şekilde yetkili otoritelerin ölüm sebebini öngörmek ve bu konuda gerekenleri yapmak konusunda bir ihmallerinin olmadığı ve tutukluluk koşullarının hukuka uygun olduğu gerekçesiyle 3. madde yönünden de ihlal bulmamıştır.

İşkence Yasağı ve Etkili Soruşturma Yürütme Yükümlülüğü

Abele v. Letonya, Başvuru No: 60429/12 ve 72760/12, Karar Tarihi: 05.10.2017

Doğuştan sağır ve dilsiz olan aynı zamanda cinayet suçundan 15 yıl hapis cezasına mahkum edilmiş olan başvurucunun, hücresini işitme bozukluğu veya herhangi bir sağlık problemi olmayan iki kişiyle daha paylaşması, tek kişilik hücreye alınmayı talep etmesi üzerine bir sonraki sene en ağır ve kısıtlayıcı hapishane rejiminden orta seviyedeki rejime alınması fakat hiçbir işitme engeli bulunmayan 10-20 civarı mahkumla aynı hücreyi paylaşmak zorunda olmanın kendisini son derece savunmasız bıraktığını ve tecavüze maruz kaldığını, bunun yanı sıra yetersiz ısıtma gibi cezaevi koşullarının başvurucunun sağlık sorunlarını arttırdığını ve durumunun ağırlaşmasına sebep olduğu iddiasıyla başka bir hücreye veya farklı bir hapishaneye transferini talep etmeye devam etmesi üzerine çeşitli doktorlar tarafından muayene edilmesine rağmen sağlığın ciddi yönde bozulmadığına dair karar verilmesi – 3. maddenin ihlali

Braga v. Moldova ve Rusya, Başvuru No: 76957/01, Karar Tarihi: 17.10.2017

Moldova vatandaşı başvuru Andrian Braga’nın Transdinyester Moldova Cumhuriyeti yetkili savcısının talebi ve hakiminin kararına bağlı olarak dolandırıcılık ve rüşvet suçuna azmettirmeden tutuklanarak  5 yıl hapis cezasına mahkum edilmesi, 25 Ekim ila 21 Kasım 2001 tarihleri arasında Moldova hapishane hastanesine tedavi amacıyla nakledilmesi ve bu dönemde avukatı aracılığıyla hukuka uygun olarak kurulmamış Transdinyester Moldova Cumhuriyeti mahkemelerinin kararına bağlı olarak tutulması nedeniyle Moldova’dan tahliye talebinde bulunması ve 21 Kasım 2011 tarihinden sonra avukatı ile iletişiminin kesilmesi,  22 Ocak 2002 tarihinde başvurucunun af sayesinde tahliye olması, başvurucunun hiçbir devlet tarafından tanınmayan Transdinyester Moldova Cumhuriyeti savcısının talebi ve hakiminin kararı ile tutuklanarak tutukluluk döneminde havalandırması ve tuvaleti bulunmayan ve çok sayıda tüberküloz hastası bulunan bir hücrede günde yalnızca bir kez yemek servisi yapılan bir hücrede tutulması dolayısıyla insanlık dışı muameleye maruz kaldığı ve  özgürlük ve güvenlik hakkının ihlal edildiği iddiaları – insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele yasağının tutukluluk koşulları yönünden ihlali ile özgürlük ve güvenlik hakkının  ihlali  (Mahkeme bu başvuruda Moldova’nın 21 Kasım 2001 ile 22 Ocak 2002 tarihleri arasında işkence yasağının ihlali ve 25 Ekim ila 21 Kasım 2001 tarihleri arasındaki dönemde ise özgürlük ve güvenlik hakkının ihlalinden, Rusya’nın ise 25 Ekim ila 21 Kasım 2001 tarihleri arasındaki dönem hariç olmak üzere  işkence yasağı ve özgürlük ve güvenlik hakkının ihlallerinden ve ayrıca Moldova’nın İHAS 34. madde uyarınca bireysel başvuru hakkının ihlalinden sorumlu olacağına karar verdi.)

Draci v. Moldova ve Rusya, Başvuru No: 5349/02, Karar Tarihi: 17.10.2017

Ukrayna vatandaşı ve Ukrayna’da kurulmuş bir şirketin müdürü pozisyonunda bulunan başvurucu Alexandru Draci’nin Transdinyester Moldova Cumhuriyeti’nde bulunan kolektif bir çiftlik ile imzalamış olduğu sözleşmeye uymayı reddetmesi nedeniyle Transdinyester Moldova Cumhuriyeti otoritelerince dolandırıcılıkla suçlanması ve buradaki mahkemeler tarafından alınan karara bağlı olarak on yıl hapis cezasına mahkum edilmesi ve 2002 yılında çıkan af sayesinde tahliye olması, başvurucunun Braga kararındaki iddialara benzer şekilde çok sayıda tüberküloz hastasının bulunduğu ve parazit böceklerle dolu, penceresi, havalandırması ve tuvaleti bulunmayan bir hücrede tutulması ve burada yakalandığı bir deri hastalığına rağmen tıbbi bakımdan mahrum bırakılması dolayısıyla insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele yasağının ve tanınmayan bir devlet olarak Transdinyester Moldova Cumhuriyeti otoritelerince tutukluluğuna ilişkin olarak verilen kararların hukuksuz olacağı bahsiyle özgürlük ve güvenlik hakkının ihlal edildiği iddiaları – insanlık dışı muamele yasağı ile özgürlük ve güvenlik hakkının ihlali – (Mahkeme bu başvuruda işkence yasağı ile özgürlük ve güvenlik hakkının ihlalinden Moldova’nın sorumlu olmayacağına karar verirken her iki ihlal yönünden de Rusya’yı sorumlu buldu.)

Blair ve Diğerleri v. İtalya, Başvuru no: 1442/14, 21319/14, 21911/14, Karar tarihi: 26.10.2017
Azzolina ve Diğerleri v. İtalya, Başvuru no: 28923/09, 67599/10, Karar tarihi: 26.10.2017

2001’de İtalya’nın Cenova kentinde gerçekleşen G8 Zirvesi ile aynı anda düzenlenen 200.000’den fazla katılımcının olduğu küreselleşme karşıtı bir etkinlik esnasında yapılan gösteri yürüyüşlerinde polis ile göstericiler arasında çıkan çatışmalar sonucu polis tarafından tutuklanan göstericiler olan toplam 59 başvurucunun çeşitli cezaevlerine gönderilmeden önce geçici tutuklama merkezi olan Bolzaneto barakasında polis ve sağlık görevlileri tarafından tahriş edici gaz soluma, çıplak arama ve diğer kötü muamele biçimleri dahil olmak üzere uzun süreli hakaret ve fiziksel şiddete maruz bırakılması; bu olaylar neticesinde Cenova Savcılığı tarafından polis ve sağlık görevlileri hakkında soruşturma başlatılması, 14 Temmuz 2008’de sanıklardan on beş tanesinin dokuz ay beş yıl arasında çeşitli sürelerde hapis cezasına mahkum edilmesi, on tanesinin cezalarının infazının ertelenmesi, üç tanesi hakkında bütünüyle cezasızlığa hükmedilmesi ve iki tanesi hakkında kısmi cezasızlığa hükmedilmesi, 5 Mart 2010’da temyiz yargılaması esnasında suçların büyük kısmının zamanaşımına uğraması, 14 Haziran 2013’te Yüksek Mahkeme’nin bütün suçların fiilen zamanaşımına uğradığına hükmetmesi- İşkence yasağı ve etkili soruşturma yükümlülüğü ihlali

Cirino ve Renne v. İtalya, Başvuru No: 2539/13 ve 4705/13, Karar Tarihi:26.10.2017

Başvuruculardan Bay Cirino ve hapishane memuru arasında 10 Aralık  2004’te çıkan kavgaya Bay Renne’nin müdahale etmesi ve bu olaydan sonra başvurucuların ikisinin de ayrı ayrı hücrelere yerleştirilmeleri, daha sonra yerel mahkemenin de bulgularıyla teyit edilen iddialara göre her ikisinin de kıyafetleri çıkarılarak birkaç gün boyunca çıplak bırakılmaları, bu süre zarfında suyu akmayan alaturka tuvaletin olduğu, lavabosu ve penceresi olmayan, Aralık ayına göre yetersiz ısıtıcının olduğu, çarşafı ve şiltesi olmayan yatakların bulunduğu hücrelerde tutulmaları, aynı zamanda yemek ve  suyun çok kısıtlı miktarda verilmesi, hücre hapsi devam ederken her iki başvurucunun da her gün gündüz ve gece fark etmeksizin değişken aralıklarla  gruplar halindeki hapishane memurlarının şiddetine maruz kalmaları, 16 Aralık 2004 tarihinde hastaneye başvuran Bay Renne’nin, muayene sonucunda kaburgasında kırık ve vücudunda yaygın morarma tespit edilmesi, Bay Renne’nin tutukluluğu boyunca hücrenin dışına bir sefer duş almaya, bir sefer de açık hava izni olmak üzere yalnızca iki kez izin verilmesi;

2011’de 5 polis memurunun, kötü muamele ve kamu  görevini kötüye kullanmaktan yargılanmaları, Yerel Mahkeme’nin hapishane memurlarının davranışlarının bedensel zarara sebebiyet verdiğini kabul etmekle birlikte, bu suç için öngörülen yasal sürenin dolmasından dolayı takipsizlik kararı vermesi, söz konusu istismar eylemlerinin hemen hemen tümünden sorumlu olan iki memurun, bu hareketlerinin Birleşmiş Milletler’in İşkence ve Diğer Zalimane, Gayrı İnsani veya Küçültücü Muamele veya Cezaya Karşı Sözleşmesi uyarınca işkence olarak sınıflandırılabileceğini belirtmesi ama İtalya Ceza Kanunu işkence suçunu kapsamadığından mahkemenin, söz konusu davranışları işkence olarak sınıflandırmayacağını öne sürerek kanunda var olan “tutuklulara karşı görevi kötüye kullanma suçundan” hüküm kurulabilecekken bu suç için de yasal sürenin sona ermesi;

Dört hapishane memurunun söz konusu olayla ilgili olarak disiplin kovuşturması sonucu, birinin görevinden alınması; diğer üç subayın da görevden alınıp ​​ve daha sonra geçici bir süre için eski haline geri döndürülmesi veya askıya alınması – İşkence yasağının ve etkili soruşturma yürütme yükümlülüğünün ihlali

Hentschel ve Stark v. Almanya, Başvuru No: 47274/15, Karar Tarihi: 09.11.2017

Münih’te karışıklığı önleme ve kontrol birimleri de dahil 200’den fazla polisin görev yapmakta olduğu bir futbol maçına katılan iki başvurucunun maçtan sonra polisin iki taraftar grubu arasındaki çatışmayı önlemek adına müdahaleleri sırasında yaşanan karışıklıklarda kötü muameleye maruz kaldıkları iddiaları, polis tarafından oluşturulan güvenlik çemberinin dağılmasının ardından Hentschel’in hiçbir ön uyarı olmaksızın başına aldığı cop darbesi nedeniyle hastanede tedavi gerektirecek şekilde yaralanması, Stark’ın yakın mesafeden kullanılan biber gazı nedeniyle yere yığıldığı sırada polisin cop saldırısına maruz kalması, medyada bulan yankılarının ardından olaya ilişkin soruşturma başlatılması fakat başvurucuların saldırganları polis memuru olarak ifade edebilmesine rağmen ayırt edici hiçbir figür, işaret, yazı bulunmayan giydikleri standart üniformalar nedeniyle saldırıyı gerçekleştiren polis memurlarını ayırt edememeleri nedeniyle kimlik tespiti yapılamaması ve taraftar grubunun agresif ve provoke edici eylemleri nedeniyle polis müdahalesinin haklı kılınabileceği sonucuna varılan iki soruşturmaya da devam edilememesi, başvurucuların insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele yasağının ve etkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddiaları – Mahkeme bu başvuruda sağlık raporları ve tanık beyanlarının eksikliği ve başvurucuların olayın üzerinden en az altı hafta olmak üzere aylar sonra şikayette bulunmaları nedeniyle nedeniyle insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele yasağının esas yönünden ihlal edilmediğine karar verirken polislerin kasklarında ve üniformalarında teşhis edilebilmelerini sağlayacak işaret ve yazıların olmaması, Hükümet’in olay anına ilişkin video görüntülerinin tamamını değil, kim tarafından ne zaman silindiği belli olmayan kesintiler halinde görüntü paylaşılması, bu görüntülerin bağımsız bir uzman grubu tarafından incelenmemesi ve görüntülerdeki polislerin ifadelerinin aylar sonra alınması nedeniyle etkili soruşturma yürütülmemiş olması nedeniyle usul yönünden insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele yasağının ihlal edildiği sonucuna vardı.

Boudraa v. Türkiye, Başvuru no. 1009/16, Karar tarihi: 28.11.2017

2003 yılında Türkiye’den Cezayir’e sınırdışı edilen, 2013 yılında eşi ve çocuklarıyla yaşamak için Yalova’ya dönen ancak pasaportu olmadığı gerekçesiyle 3 Kasım 2013’ten 7 Ocak 2014’e kadar 66 gün boyunca yatağın olmadığı, temiz havaya çıkamadığı, yerde uyuduğu bir polis karakolunda tutulan başvurucunun Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı bireysel başvurunun reddedilmesi – Aşağılayıcı muamele yasağının ihlali

Dorneanu v. Romanya, Başvuru no: 55089/13, Karar tarihi: 28.11.2017

Prostat kanseri olan ve durumunun kritik olduğu onkolojistler tarafından teyit edilen başvurucuya Şubat 2013’te Yüksek Mahkeme tarafından üç yıl dört ay hapis cezası verilmesi ve Mart 2013’te cezanın infazına başlanılan gün başvurucunun hapishanede gerekli tedaviyi göremeyeceği ve hayati riski olduğu için Yerel Mahkeme’ye cezanın infazının sağlık nedenlerine dayanılarak ertelenmesi için başvurması sonucu Adli Tıp raporuna dayanılarak cezasının infazının üç aylık süreyle ertelenmesine hükmedilmesi, savcılığın temyiz etmesi üzerine Temyiz Mahkemesi’nin başvurucunun talebini reddi ve başvurucunun cezaevine geri gönderilmesi ve sonrasında durumu kötüleşen başvurucunun Aralık 2013’te hayatını kaybetmesi – Başvurucunun sağlık durumunun ve cezaevinde kaldığı koşulların, sürekli hastaneye getirilip götürülmesinin başvurucu üzerinde yarattığı olumsuz etkinin ve başvurucunun son günlerini insan onuruna yakışır şekilde geçirme hakkının dikkate alınmaması nedeniyle insanlıkdışı muamele yasağının ihlali

Adil Yargılanma Hakkı

Daştan v. Türkiye, Başvuru no. 37272/08, Karar tarihi: 10.10.2017

2003 yılında Tunceli’de askerlerin yaralandığı bombalı bir eylem gerçekleştirdiği iddiasıyla 2004 yılında tutuklanan ve müebbet hapis cezası alan başvurucuya verilen cezanın dinlenmesini istediği halde sürekli reddedilen bir tanık ifadesine dayanması – Tanığın başvurucunun doğrudan eyleme katıldığını görmediğini ve PKK içerisinde faaliyet yürüttüğünü bilmediğini başka bir davada söylemiş olmasına rağmen müebbet gibi başvurucuya verilebilecek en ağır ceza verilirken yargılamanın tek temel tanığına soru sorma imkanı tanınmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlali

Ilgar  Mammadov v. Azerbaycan (no. 2), Başvuru No: 919/15, Karar Tarihi: 16.10.2017

Kitlesel kargaşaya sebep olma ve kamu düzenini bozma sebebiyle yedi senelik hapis cezasına mahkum edilen başvurucunun, Azerbaycan hükümetini eleştirmesi ve 2013 yılı Kasım ayında gerçekleşecek başkanlık seçimlerinde adaylığını koyacağını bildirmesi, fakat Ocak 2013’te İsmailli’deki protestolar sırasında gözaltına alınarak tutuklu yargılanmak üzere cezaevine yerleştirildiğinden adaylığını koyamaması, öncelikle kamu düzenini bozma suçundan daha sonra kitlesel kargaşaya sebep olduğu ve polise karşı şiddetli direniş gösterdiği, göstericilere polise taş atmalarını söylediği gerekçesiyle yargılanması, Mart 2014’te başvurucunun ilk duruşmada suçlu bulunmasının ardından bir dizi temyizden sonra mahkumiyetinin kesinleşmesi  ve cezasının Yüksek Mahkeme tarafından onanması, yerel mahkemenin başvurucunun mahkumiyetine karar verirken kovuşturma aşamasında; tanıkların (çoğunlukla polislerin) ifadelerini, kolluk kuvvetlerinin yazılı ifadelerini, video kayıtlarını, eşzamanlı gazete haberlerini, başvurucunun blog ve sosyal medya yayınlarını ve Azadliq Radyo’nun röportajının metinini dayanak olarak kabul etmesi ve mahkemenin, savunma tanıklarının çoğunu (çoğunlukla gazetecilerin) ifadelerini başvurucuyu şahsen tanıdıkları ve bu nedenle kendisine yardım etmek istedikleri gerekçesiyle gerçekçi bulmayarak reddetmesi, devam eden dava sürecinde Bay Mammadov’nun defalarca kusurlu veya yanlış beyan edilen kanıtlara itirazda bulunması ve bu itirazların tamamının reddedilmesi nedeniyle başvurucunun, hakkında devam eden cezai işlemlerde kendisi aleyhindeki bir takım suçlamalardan dolayı 6. Madde (makul bir süre içinde adil yargılanma hakkı) ve 13. Madde (etkili bir başvuru hakkı) çerçevesinde şikâyet etmesi; cezai yargılamanın mantıksal dayanaktan yoksun olduğunu, mahkumiyetinin hatalı ve açıkça yanlış biçimde değerlendirilen kanıtlara dayalı olduğunu, yerel mahkemelerin savunanın itirazlarını ve taleplerini usulüne uygun olarak incelemediğini, duruşmalar sırasında dizüstü bilgisayar ve tablet bilgisayarları kullanmasına izin verilmediğini, tüm işlemlerin çok uzun sürdüğünü ve hakkında devam eden yargılamalarda muhalefet siyasetçisi olması sebebiyle kendisine ayrımcılık yapıldığını ve onu siyasi sahneden çıkarmak için böyle davrandıklarının iddiası – 6. Madde kapsamında adil yargılanma hakkının ihlali [Mahkeme bu başvuruda 13. ve 14. maddelerdeki şikayetlerin ayrı ayrı incelenmesine gerek olmadığına karar vermiştir. Başvurucu ayrıca başvurucu hakkında İsmayilli ayaklanmasından sonra gözaltına alınması ve tutuklu yargılanması sebebiyle başvurucunun İHAM’a geçmişte yaptığı başvurunun sonucunda Mahkeme’nin, Mammadov’un hiçbir dayanak veyahut delil gösterilmeden ve yeterli suç şüphesi oluşmadan tutukluluğunun devam etmesinin amacının İHAS’ın 18. maddesine aykırı olarak başvurucuyu susturmak ve hükümete olan eleştirel duruşu sebebiyle Mammadov’u cezalandırmak olduğuna karar vermesine dayanarak bu başvuruda da Sözleşme’nin 6. maddesiyle bağlantılı olarak 18. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Ancak Mahkeme, 6. Madde ile bağlantılı olarak 18. Maddeye göre şikayetin kabul edilebilirliğini ve esasını incelemenin gerekli olmadığını belirtmiştir.]

Tel v. Türkiye, Başvuru no. 36885/03, Karar tarihi: 17.10.2017

1993 yılının Ekim ayında Kütahya Dumlupınar Üniversitesi’nde araştırma görevlisi olarak işe başlayan başvurucunun, danışmanının görevde kalması yönündeki tavsiyesine rağmen performansı yeterli olmadığı yönünde hazırlanan bir rapora dayanılarak görevinden atılmasına karşı yaptığı itiraz ve açtığı davaların yalnızca bu rapora dayanılarak reddedilmesi – 6. maddenin ihlali

Özgür Keskin v. Türkiye, Başvuru no. 12305/09, Karar tarihi: 17.10.2017

Askere gitmek için çalıştığı işten ayrılan, askerlik hizmeti sırasında yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle askerlik hizmetini tamamlayamayan başvurucunun eski işine geri dönmek için yaptığı başvurunun iş yeri tarafından reddedilmesi üzerine 2007 yılında iş mahkemesinde açtığı davayı kazanmasına karşı iş yerinin kararı temyiz etmesi ancak başvurucunun temyizden haberdar edilmemesi ve yokluğunda yapılan duruşmada iş mahkemesinin kararının bozulması ve bu karara karşı başvurucunun itiraz hakkının olmaması – Adil yargılanma hakkının ihlali

Tibet Menteş ve Diğerleri v. Türkiye, Başvuru no. 57818/10, Karar tarihi: 24.10.2017

İzmir havaalanında Duty-Free bölümündeki mağazalarda çalışan başvurucuların fazla mesai ücretlerinin ödenmesi için iş mahkemelerinde açtıkları davaları bilirkişiler tarafından hazırlanan raporlar sonucu kazanmaları ve tazminata hak kazanmaları ancak davanın Yargıtay’a gönderilmesinin ardından burada fazla mesai kapsamının belirlenmesine yönelik yeni bir bilirkişi raporunun hazırlanmasıyla başvuruculara iş mahkemesinde ödenen tazminattan %90 oranında daha az bir tazminat ödenmesine karar verilmesi – Fazla mesai süresinin hesaplanmasına ilişkin sürecin adil olmadığı iddiasında ihlal yok.

Uğurlu ve Diğerleri v. Türkiye, Başvuru no. 26437/08, Karar tarihi: 14.11.2017

Türkiye’nin değişik illerinde arazi sahibi olan başvurucuların arazilerinin kamunun kullanımına açılması ve arazilerinin değeri artarken akıbetlerinin uzun vadede belirsizliği nedeniyle açtıkları davaların 2007-2010 yılları arasında arazilerinin resmi olarak kamulaştırılmadığı gerekmesiyle reddedilmesi – Gerekçeli karar hakkının ihlali

Yivli v. Türkiye, Başvuru no. 12723/11, Karar tarihi: 14.11.2017

Orduda görevli olan başvurucunun hakkında hazırlanan gizli ve erişimine izin verilmeyen soruşturma raporlarına dayanılarak görevine son verilmesi nedeniyle Savunma Bakanlığı’na açtığı davanın bu gizli raporlara ve kendisine tebliğ edilmeyen savcı görüşüne dayanılarak Yüksek Askeri İdare Mahkemesi tarafından reddedilmesi – Tarafsız ve bağımsız mahkeme bağlamında adil yargılanma hakkının ihlali

Ünal ve Diğerleri v. Türkiye, Başvuru no. 61981/09, 14.11.2017

Askeri okulda öğrenci olan başvurucuların gizli soruşturma raporlarına dayanılarak okuldan atılması ve açtıkları davanın Yüksek Askeri İdare Mahkemesi tarafından reddedilmesi – Adil yargılanma hakkı ihlali

Özmurat İnşaat Elektrik Nakliyat Temizlik San. ve Tic. LTD. ŞTİ v. Türkiye, Başvuru no. 48657/06, Karar tarihi: 28.11.2017

Mersin’deki şirketin maden ruhsatı olan bir arazide izinsiz kazı yapması nedeniyle 132.250 TL para cezası ödemeye mahkum edildiği davada olay yerinde keşif yapılması, tanık dinletilmesi ve duruşma yapılması taleplerinin gerekçe gösterilmeden reddedilmesi – 6. maddenin ihlali

Kanunsuz Suç ve Ceza Olmaz İlkesi

Haarde v. İzlanda, Başvuru No: 66847/12, Karar Tarihi: 23.11.2017

Daha önce ekonomi bakanlığı, başbakanlık ve meclis üyeliği yapmış başvurucunun başbakan olduğu dönemde (2008) ortaya çıkan banka kaynaklı finansal krizde meclis tarafından özel bir komisyon kurularak (Özel Araştırma Komisyonu) olay hakkında inceleme başlatılması, kurulan komitenin cezai yargılama ehliyetinin bulunmadığı, bu soruşturma komitesinin kararlarını değerlendirmek için ayrıca parlamento tabanlı bir ad hoc komite kurulması, savcılığa ifade vermek durumunda kaldığı, başvurucunun bu komisyonun cezai yargılama yetkisi bulunmadığından yargılamanın meşru olmadığı iddiası, nihai olarak başvurucu hakkında herhangi cezai bir kovuşturma yürütülmemesi ve başvurucu hakkında hüküm kurulmaması, komitedeki dokuz üyenin de parlamento üyesi olması sebebiyle başvurucunun yargılamanın tarafsızlığının ihlal edildiği iddiası, başvurucunun yargılama öncesi soruşturmanın eksik yürütüldüğü iddiası, Mahkemenin ise soruşturmada politik tercihlerin rol oynadığı düşünülse de başvurucunun iddianamesinin eksik şekilde düzenlenmediği ya da taraflı düzenlenmediği, İzlanda yasaları gereği yargılamanın yasal olduğu, ayrıca 7. Madde bakımından da İzlanda yasalarında prosedür öngörülmüş olduğundan yasallık bulunduğu – 6. ve 7. Madde açısından ihlal yok

Özel Hayata ve Aile Hayatına Saygı Hakkı

Lebois v. Bulgaristan, Başvuru no. 67482/14, Karar Tarihi: 19.10.2017

Bulgaristan’da araca izinsiz girip içinden eşya çaldığı şüphesiyle tutuklanan Fransız başvurucunun, üzerinde hiç parası olmaması nedeniyle tutuklu kaldığı tesiste telefon kartı alamayarak durumu yakınlarına bildirememesi, kendisine tercüman imkanı sunulmayan başvurucunun İngilizce bilen tutuklulardan birinin yardımıyla tutuklandıktan iki hafta sonra Fransız konsolosluğuna ulaşarak ailesine ve yakınlarına haber vermesi akabinde annesinin gönderdiği parayla telefon kartı alabilmesi ancak telefon kartına erişime ya da yeniden dolduruma ayda iki kez müsaade edilmesi ayrıca, telefon görüşmelerine ender imkan bulunması ve yapılan görüşmelerin kısa sürmesi, 24 mart ve 14 nisan 2014 tarihleri arasında başvurucunun Fransa’da yaşayan annesiyle telefon görüşmesi yapamaması ve yakınların ziyaretine yirmi dakikayı aşmayacak şekilde ayda iki kez izin verilmesi, 22 mart’ta başvurucuyu ziyarete gelen Bulgar kız arkadaşı ve arkadaşının başvurucunun başka bir kanada taşınması gerekçe gösterilerek ziyaretlerinin geri çevrilmesi – 8. maddenin ihlali

Tarman v. Türkiye, Başvuru no. 63903/10, Karar tarihi: 21.11.2017

2007 yılının Temmuz ayında Takvim ve Star gazetelerinde aralarında başvurucunun isim ve fotoğraflarının da yer aldığı ve başvurucuyu “PKK kamplarında özel olarak eğitilen canlı bomba” olarak tanımlayan “Dört canlı bomba aranıyor” ve “dört canlı bomba için alarm verildi” başlıklarıyla yayımlanan haberler nedeniyle başvurucunun kamuoyunda hedef haline getirildiği, can güvenliğinden endişe ettiği ve kişilik hakları ihlal edildiği gerekçesiyle açılan davaların ‘ifade/basın özgürlüğü’ denerek reddedilmesi – Özel hayata saygı hakkının ihlali

Din ve Vicdan Özgürlüğü

Adyan ve Diğerleri v. Ermenistan, Başvuru No. 75604/11, Karar Tarihi: 12.10.2017

Kendilerini Yahova Şahitleri olarak tanımlayan başvurucuların, Ermenistan yasalarına göre askerlik yaşları geldiğinden zorunlu askerlik hizmetlerini yapmak için orduya çağrılmaları, fakat dini inançları nedeniyle doğrudan veya dolaylı olarak askeri otoritelerin yürüttüğü askeri ya da alternatif herhangi bir hizmette çalışmak istemeyen başvurucuların vicdani redde bulunmaları, bu sebeple asker kaçağı olarak gösterilerek haklarında ceza davası açılması ile din ve vicdan özgürlüklerinin ihlal edildiği iddiası – Mahkeme, alternatif hizmetin askerlik sisteminden gerektiği şekilde ayrılmaması, alternatif hizmetin denetim ve organizasyonunun askeriyenin kontrolünde olması, alternatif hizmeti seçen kişilerin üniforma giymek zorunda olmaları ve askerlik 24 ay sürerken alternatif hizmetin cezalandırıcı bir şekilde 42 ay sürmesi, ayrıca başvurucuların 2013’te af çıkana kadar 2011 yılından 2013 yılına kadar hapiste kalmalarını din ve vicdan özgürlüğüne aykırı buldu.

İfade Özgürlüğü

Tamiz v. Birleşik Krallık, Başvuru No: 3877/14, Karar Tarihi: 19.09.2017

İngiliz vatandaşı başvurucuya ait bir fotoğraf ve yorum içerikli bir gönderinin Google Inc.’in yer sağlayıcısı olduğu blogger.com uzantılı bir blogta yayınlanması ve akabinde de gönderinin almış olduğu çok sayıda aşağılayıcı ve küçük düşürücü içerikli olduğu iddia edilen yorum nedeniyle başvurucunun şikayetine uğraması, yerel mahkemelerin başvurucunun iddialarını Google Inc.’in ifade özgürlüğü ile başvurucunun özel ve aile hayatına saygı hakkı arasında kurulması gerekli denge çerçevesinde incelemesi, İngiliz mahkemelerinin uğranılan muhtemel zarar ve haklı çıkma ihtimalinin çok düşük olması ve elde edilecek faydanın yanında yargılama masraflarının çok yüksek kalacak olması nedeniyle yargılamaya devam edilmemesi gerektiği yönünde görüş bildirmesi, başvurucunun saygınlığını koruma yönünde devletin özel ve aile hayatına saygı hakkı kapsamında pozitif yükümlülüklerini ihlal ettiği ve yerel mahkemeler tarafından uygulanan gerçek ve önemli haksız muamele testinin başvurucunun söz konusu ihlal bakımından hukuki çareye erişimini engeller nitelikte olduğu iddiaları – Açıkça dayanaktan yoksunluk nedeniyle kabul edilemezlik kararı

Dmitriyevskiy v. Rusya, Başvuru No: 42168/06, Karar Tarihi: 03.10.2017

2004 yılı başında Çeçen Cumhuriyeti’ndeki Rus-Çeçen Dostluk Derneği’nin yöneticisi olarak çalışan aynı zamanda yerel bir gazetenin baş editörü olan başvurucunun çalıştığı  gazetede Rusya’da ciddi cezai suçlamalarla aranan iki Çeçen ayrılıkçı lider tarafından yazıldığı düşünülen ve “soykırım, savaşa sürükleyen, toplu cinayetler, yargısız infaz, temelsiz olarak özgürlüğünden mahrum bırakma” gibi ifadeler de içeren yazıları yayınlanması/basımı gerekçesiyle yargılandığından, mahkeme tarafından atanan bir dil uzmanının makalelerin yazarlarının şiddet ve terör yanlısı söylemleri ile bağlantılı ırksal, etnik ya da sosyal uyuşmazlıkları kışkırtmaya çalıştığını tespit etmesi nedeniyle  halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçundan mahkum edilmesi – İfade özgürlüğünün ihlali (Yazıların ilkinin yazarı, yaklaşan başkanlık seçimlerinde  Cumhurbaşkanı aleyhine oy kullanmadıkları takdirde Rusya ve Çeçenistan’da kanın akmaya devam edeceğini, Çeçenleri oy kullanarak barışı seçmeye çağırmaktadır. İkincisinde yazar Çeçen halkının Kremlin hükümeti tarafından ayarlanan/düzenlenen ve hala devam eden bir soykırıma tabii tutulduğunu iddia etmektedir.)

Becker v. Norveç, Başvuru no. 21272/12, Karar Tarihi: 05.10.2017

Gazeteci olan başvurucunun Ağustos 2007’de Mr X ile yaptığı telefon konuşmasına ve tarafına Mr X aracılığıyla verilmiş bir avukat tarafından düzenlenmiş belgeye dayanarak borsaya kote edilmiş bir şirket hakkında yazı kaleme alması, işbu yazının yayımlanmasının ardından şirketin borsa bedelinin düşmesi. Mr X’in bir avukattan; şirketin hissedarları adına şirketin likiditasyonu, mali durumu ve geleceği hakkında endişelerini anlattığı izlenimini veren belge düzenlemesini talep ettiğine ilişkin suçlamalar üzerine Mr X hakkında Haziran 2010’da “piyasa manipülasyonu” ve “bilgi sızdırma” nedeniyle açılan soruşturma uyarınca başvurucunun polis tarafından ifadesinin alınması ve Mr X’in belgeyi kendisine verdiğine ilişkin beyanı hakkında bilgilendirilmesine karşın başvurucunun belgeyi aldığına ilişkin ifade vermeye rıza gösterdiğini ancak, gazetecilik kaynaklarının korunmasını gerekçe göstererek ek bilgi veremeyeceğini söylemesi akabinde, cezai kovuşturma sürecinde de Mr X aleyhine tanık olarak gösterilmesi üzerine başvurucunun iç hukuka ve sözleşmenin 10. maddesine dayanarak ifade vermeyi reddetmesi. Başvurucunun delil gösterme yükümlülüğü olduğunu söyleyen İlk Derece Mahkemesi kararının temyiz edilmesi üzerine, 2011’de Yüksek Mahkeme’nin temyizi “kaynağın ortaya çıkmasında ihlal olmadığı gibi, korunması gereken bir kaynak da bulunmadığı” gerekçesiyle reddetmesi ve ayrıca, başvurucuya yargılama düzenini bozduğu gerekçesiyle 3,700 Euro’luk para cezası verilmesi. – İfade özgürlüğü ihlali

Fatih Taş v. Türkiye (no. 2), Başvuru no. 6813/09, Karar tarihi: 10.10.2017

2014 yılında sahibi ve genel yayın yönetmeni olduğu VESTA dergisinde ‘kürt entelektüeli üzerine’ isimli makale yayımladığı için örgüt propagandası yapma suçundan verilen 10 aylık hapis cezasının daha sonra ertelenmesi – 10. maddenin ihlali

Eker v. Türkiye, Başvuru no. 24016/05, Karar tarihi: 24.10.2017

Sinop’ta çıkan Bizim Karadeniz isimli yerel gazetenin sahibi olan başvurucunun Şubat 2005’te Sinop Gazeteciler Derneği’ni artık amacına uygun hareket etmediği yönünde eleştiren ‘Yolunuz Açık Olsun’ başlıklı yazı yazması üzerine dernek başkanının kendisinin ve derneğin diğer üyelerinin onurunu hiçe saydığı gerekçesiyle Eker’e gazetede yayımlanması için bir cevap göndermesi ancak Eker’in bunu reddetmesi üzerine açılan davada mahkemenin bu cevabın başvurucunun gazetesinde yayımlanmasına karar vermesi – Mahkeme, Derneğin Eker’in iddialarına ve düşüncelerine yönelik cevabının üyelerin kendi itibarlarını koruma amacı taşıdığı ve eleştiri sınırını geçmediği, bu cevabı yayımlamanın Eker’in makalesinin özünde bir değişiklik yaratmayacağı ve Eker’in bu cevaba karşı cevaplarını yazma imkanının halen bulunduğu gerekçesiyle ifade özgürlüğünden ihlal bulmadı. [Başvurucunun duruşma yapılmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasında ise Mahkeme, davanın karmaşık bir dava olmadığı, bütün bilgilerin dava dosyasında yer aldığını, tanık dinletmeye ya da sözlü savunmaya gerek olmadığı gerekçesiyle duruşma yapılmasına gerek olmadığına karar vererek 6. maddeden ihlal bulmadı.]

Işıkırık v. Türkiye, Başvuru no. 41226/09, Karar tarihi: 14.11.2017

28 Mart 2006 tarihinde Diyarbakır’da PKK’li dört kişinin cenazesine katılıp burada tabutlardan birinin yakınında yürüdüğü, zafer işareti yaptığı, yasadışı sloganlar attığı ve 5 Mart 2007 tarihinde öğrencisi olduğu Dicle Üniversitesi’nde Abdullah Öcalan’ın cezaevi koşullarını protesto eylemine katıldığı gerekçesiyle 9 Mart 2007 tarihinde gözaltına alınan, ertesi gün tutuklanan, 30 Kasım 2007 tarihinde TCK’nin 220. maddesinin 6. fıkrasına atıfla TCK’nin 314. maddesi uyarınca ‘örgüt üyesi olma’ suçundan 6 yıl 3 ay ve TMK’nin 7. maddesinin 2. fıkrası uyarınca örgüt propagandası yapma suçundan 1 yıl 8 ay hapis cezası alan ve toplamda 4 yıl 8 ay cezaevinde kaldıktan sonra 15 Kasım 2011 tarihinde serbest kalan başvurucunun haklarının ihlal edildiği iddiası – Bu kararın detaylı özet çevirisini blogta yayımlamıştık: Buradan okuyabilirsiniz.

Dernek Kurma ve Toplantı ve Gösteri Özgürlüğü

Öğrü v. Türkiye, Başvuru no. 19631/12, Karar tarihi: 17.10.2017

13 Ekim 2010’da çalıştığı kurumda kreş açılması için Adana Adliyesi önünde sendikalarla basın açıklamasına katılan başvurucuya Valiliğin Adliye’nin 30 metre yakınında basın açıklaması yapılmasını yasakladığı gerekçesiyle 143 TL para cezası verilmesi – 11. maddenin ihlali

Ortodoks Ohrid Başpiskoposluğu (Pec Patrikliği Yunan-Ortodoks Ohrid Başpiskoposluğu) v. Makedonya, Başvuru no: 3532/07, Karar tarihi: 16.11.2017

Başvurucu dernek tarafından oluşturulan ruhani meclise başkan olarak atanan Makedon Ortodoks Kilisesi’nin eski piskoposu ve üyesinin daha önceden Sırp Ortodoks Kilisesi ile kilise hukukuna göre belirlenen birlik yapmaya hazırlandığının kamuya duyurulması ve sonrasında Makedon Kilisesi’nin birliğini ve Anayasa’yı koruma yükümlülüğünü ihlal ettiği gerekçesiyle yetkililer tarafından azledilmesi, başvurucu derneğin Sırp Ortodoks Kilisesi yetkisi altında özerk ve dini varlığına hukuki statü tanınması talebi karşısında yetkililerin kanuna dayanan nedenlerin yanında başvurucu derneğin yabancı kilise veya devlet tarafından kurulmuş olmasının hukuki statü tanınmasına engel olduğu ve derneğin belirttiği isimlerin “Ohrid Başpiskoposluğu“ ismini kullanması “tarihi, dini, ahlaki ve temel hakkı” olan “Makedon Ortodoks Ohrid Başpiskoposluğu” ismine çok benzer olduğu gerekçeleriyle bu talebi reddetmesi  – 9. Madde ışığında yorumlanan 11. Maddenin ihlali

Ayrımcılık Yasağı

Alexandru Enache v. Romanya, Başvuru no:16986/12, Karar Tarihi: 03.10.2017

Aralık 2011’de güveni kötüye kullanma suçundan yedi yıl hapis cezasına mahkum edilen başvurucunun bir kaç aylık bebeği olması sebebiyle cezasının daha ileri bir tarihte infaz edilmek üzere ertelenmesi için Romanya Ceza Usul Kanunu’nda bulunan bir yaşından küçük bebekleri olan kadınlara bebek bir yaşını doldurana kadar cezanın ertelenmesi talebi hakkı veren hükme dayanarak başvuruda bulunması ve fakat Yerel Mahkeme’nin başvurucunun erkek olmasından bahisle hükmün katı olarak uygulanması gerekliliği nedeniyle genişletilemeyeceği gerekçesiyle başvuruyu reddetmesi, ayrıca başvurucunun cezaevinin aşırı kalabalık olması, hücrelerin aşırı rutubetli olması ve hijyen ve güneş ışığından yoksun olmasına dair şikayette bulunması- Mahkeme, anne ve bir yaşındaki bebeğin arasındaki mutlak, zorunlu ve özel bağa dikkat çekerek, Romanya Ceza Usul Kanunu’nda bulunan mevzu bahis hükmün otomatik olarak uygulanmadığını aksine her dava özelinde kişilerin durumlarının ayrıca incelenerek uygulandığını, Roman kanunlarına göre cezanın başka bir tarihte infaz edilmek üzere ertelenmesinin başka yollar aracılığıyla mümkün olduğunu göz önünde bulundurmak suretiyle başvurucunun durumunun bu hükümler kapsamında değerlendirilmemesini devletin geniş takdir yetkisi kapsamında nitelendirmiş, ayrıca mevzu bahis hükmün başvurucu için çalıştırılmamasını kullanılan araç ve meşru amaç arasındaki bağ açısından orantılı bulmuştur. Özel hayata saygı hakkı bağlamında ayrımcılık yasağının ihlali yok. [Fakat Mahkeme bu başvuruda, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele yasağının ihlal edildiğine karar verdi.]

Ratzenböck ve Seydl v. Avusturya, Başvuru no. 28475/12, Karar Tarihi: 26.10.2017

Medeni birlikteliğin Avusturya’da eşcinsel çiftlerin evlenememesine alternatif bir çözüm yolu olarak getirilmesi nedeniyle, farklı cinsiyetten olan çiftin ‘daha modern’ buldukları medeni birliktelik kurumundan yararlanma talepli başvurularının yasal koşulları taşımadığı gerekçesiyle reddedilmesi – İlişkileri hukuken tanınabildiğinden, durumları evlenme veya diğer hukuki tanıma yollarına erişim imkanı olmayan eşcinsel çiftlerle kıyaslanamayacağı gerekçesiyle özel hayata ve aile hayatına saygı hakkıyla bağlantılı olarak ayrımcılık yasağından ihlal yok

M.F v. Macaristan, Başvuru No: 45855/12, Karar Tarihi: 31.10.2017

Başvurucu M.F’nin arabasında yakınlardaki bir yazlık evden çalınan eşyaların bulunmasıyla birlikte polis tarafından karakola götürülmesi, ardından başvurucunun önce iki polis sonra ise altı polis iki güvenlik görevlisi tarafından karakola götürülme evresinden sorgulamanın bitişine kadar kötü muameleye maruz kalması, bu polislerin başvurucuya tahta ve başka eşyalarla vurmaları, hakaret etmeleri, hatta birisinin “başvurucu ölürse üzülmeyeceğini en azından bir çingene eksik olacağını” söylemesi, bunun ardından başvurucunun Roman kökenli olmasından dolayı kötü muameleye maruz kaldığı ve bu nedenlerle Sözleşme’nin 3 ve 14. maddelerinin ihlal edildiği iddiası – Mahkeme polis tarafından madde 3 bakımından başvurucuya kötü muamele yapıldığını ve etkin soruşturma yükümlülüğünün de ihlal edildiğine, madde 14 bakımından ise polislerin yalnızca ırka dayalı olarak bu eylemi gerçekleştirdikleri iddiası bakımından yeterli delil bulunamaması nedeniyle ayrımcılık yasağına bu bakımdan ihlalin olmadığına, ancak devlet otoritelerinin olaydaki olası ırkçı motivasyonları soruşturmadığından etkin soruşturma yükümlülüğünü ihmal ettiğine ve bu nedenle 14. madde için de 3. madde ile birlikte ihlaline karar vermiştir.

Mülkiyet Hakkı

Krajnc v. Slovenya, Başvuru No: 38775/14, Karar Tarihi: 31.10.2017

Kamyon şoförü olarak çalışmakta olan başvurucu Slovenya vatandaşı Slavko Krajnc’ın epilepsisine bağlı olarak artık aynı işte aynı şekilde çalışmasına imkan vermeyecek derecede yaşadığı maluliyet dolayısıyla uygun bir  pozisyona yerleştirilene kadar emeklilik kurumu tarafından kendisine aylık 390 Euro tutarında maluliyet ödeneği bağlanmasının ardından geçen birkaç sene sonra maluliyet durumu ve çalışma gücü yeniden değerlendirilen başvurucunun doktoru tarafından  maluliyet kategorisi değişmeksizin maluliyet oranının arttığının ve kalıcı olacağının tespit edilmiş olmasına rağmen ilgili mevzuattaki değişiklikler nedeniyle başvurucuya bağlanan ödenek niteliği ve miktarının değiştirilerek aylık 190 Euroya düşürülmesi – İHAS Protokol No.1 m.1 kapsamında mülkiyetin korunması hakkının ihlali 

Serbest Seçim Hakkı

Cumhuriyet Halk Partisi v. Türkiye, Başvuru no. 48818/17, Karar tarihi: 21.11.2017

16 Nisan 2017 tarihinde gerçekleştirilen ve ülkenin ‘tek adam’ yönetimine geçişi gibi Hükümet sisteminde ve Anayasa ve pek çok kanunda köklü değişiklikler getiren anayasa referandumu sırasında Yüksek Seçim Kurulu tarafından sandık kurulu mührü taşımayan oy pusulaları ve zarfların dışarıdan getirildiği kanıtlanmadıkça geçerli sayılmasına karar verilmesi nedeniyle serbest seçim hakkının ihlal edildiği iddiası – Referandumun ‘yasama organı seçimi’ olmaması nedeniyle konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemezlik kararı

Yabancıların Toplu Olarak Sınırdışı Edilmesi Yasağı

N.D ve N.T v. İspanya, Başvuru no: 8675/15, 8697/15, Karar tarihi: 03.10.2017

Başvuruculardan Mali vatandaşı olan ilkinin Mart 2013’te Fas’a varmasının ardından yaklaşık dokuz ay boyunca İspanya’nın Kuzey Afrika kıyısında bulunan Melilla sınırına yakın Gurugu Dağı’nda bulunan geçici çözüm kampında kalması ve diğer başvurucunun ise 2012’nin sonunda Fas’a varması üzerine aynı kampta kalması üzerine 13 Ağustos 2014’te başvurucuların diğer aşağı Sahralı mülteciler ile birlikte ilk iki tanesi altı metrelik olan dış bariyerler ve üçüncüsü üç metrelik iç bariyer ile çevrili olan Melilla sınırından İspanya’ya geçme girişimlerinde ilk bariyeri aşmaları sonucunda Fas yetkililerinin üzerlerine taş attıkları iddiasına rağmen İspanyol Polisi tarafından başvuruculardan ilkinin tırmanmayı başardığı üçüncü bariyerin tepesinden diğerinin ise ikinci bariyerden alınması ve Guardia Civil mensupları tarafından kelepçelenip gözaltına alınmaları ve ardından Fas’a geri gönderilmeleri ve bu işlemler esnasında İspanyol yetkililerinin hiçbir şekilde başvurucuların kimliklerini kontrol etmemesi ve kişisel durumlarını açıklamak için veya avukatlardan ya da sağlık görevlilerinden destek alabilmek için herhangi bir fırsatlarının olmaması, daha sonra ise başvuruculardan ilkinin 9 Aralık 2014’te, diğerinin ise 23 Ekim 2014’te Melilla sınırını geçmek suretiyle İspanyol topraklarına geçmeyi başarmaları üzerine ikisi hakkında da sınırdışı etme emri düzenlenmesi ve başvuruculardan ilkinin bu sınırdışı emri üzerine 31 Mart 2015’te Mali’ye geri gönderilmesi, diğer başvurucunun ise şu andaki akıbetinin belli olmaması – Yabancıların toplu sınırdışı edilmeleri yasağının ihlali ve yabancıların toplu sınırdışı edilmeleri yasağı ile birlikte değerlendirilen etkili başvuru hakkının ihlali
 
[Mahkeme mevcut davayı Sözleşme’nin 1. maddesi açısından İspanya devletinin başvurucular üzerinde de jure kontrol uyguladığından ve başvurucuların sınır bariyerlerine tırmanması anından itibaren başvurucuların İspanyol yetkililerinin sürekli ve münhasır kontrolü altında olduklarından bahisle İspanya’nın yargı yetkisi kapsamında değerlendirmiştir. Mahkeme ayrıca sınırdışı etme işlemlerinin herhangi bir idari karara veya yargı kararına dayanmaması ve bu bağlamda başvurucuların herhangi bir usuli işleme tabi tutulmamalarını 4 Numaralı Ek Protokolün 4. maddesi açısından yeterli tedbirler meselesini bile gündeme getirmeyeceğini dolayısıyla toplu sınırdışı olduğundan şüphe duyulmayan İspanyol yetkililerinin işlemlerinin bu bağlamda ihlal teşkil ettiğine hükmetmiştir. Mahkeme ayrıca yetkililer tarafından derhal sınırdışı edilen başvuruculara ilgili mülteci hukuku hükümlerini veya sınırdışı edilmelerine karşılık yapılabilecek itiraz usullerini açıklayacak hukuki yardımın temin edilmemesini Sözleşme’nin 13. maddesini 4 Numaralı Ek Protokol 4. maddesi ile birlikte ele almak suretiyle etkili başvuru hakkının ihlali olarak değerlendirmiştir. (Başvurunun 12 Şubat 2015’te Mahkeme’ye ibrazı üzerine Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri yargılamaya müdahil olma hakkını kullanmak suretiyle yazılı görüşlerini Mahkeme’ye ibraz etmiş ayrıca Birleşmiş Milletler Mülteciler için Yüksek Komiser ve Birleşmiş Milletler İnsan Hakları için Yüksek Komiser Ofislerinden yazılı gözlemler Mahkeme’ye iletilmiştir.]

Yorum Yapın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: