İçeriğe geç

İHAM’ın Aliyev v. Azerbaycan kararının özet çevirisi: “İnsan hakları avukatının çalışmaları nedeniyle tutuklanması, evinin ve ofisinin aranması susturma ve cezalandırma amaçlıdır.”

by 26/09/2018

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi, 20 Eylül 2018 tarihinde Türkiye’deki insan hakları savunucularını ve avukatları da yakından ilgilendiren çok önemli bir karara imza attı. Karar, Azerbaycan’da insan hakları hukuku alanında avukatlık yapan ve bir sivil toplum kuruluşunun başkanı olan Aliyev’in yasadışı girişimcilikte bulunma, güveni kötüye kullanma ve vergi kaçakçılığı suçları isnat edilerek evinin ve ofisinin aranmasına ve tutukluluğuna ilişkindir. Karar, özellikle avukat ofislerinin aranması ve insan hakları savunucularının korunması için önemli değerlendirmeler içeriyor.

Mahkeme, Aliyev v. Azerbaycan davasında tutuklamaya gerekçe oluşturacak, başvurucunun suç işlediğine dair makul şüphenin yetersizliği nedeniyle özgürlük ve güvenlik hakkının düzenlendiği 5. maddenin 1. fıkrasının c bendinin; tutukluluğun uygun bir hukuki denetimden geçirilmemesi eksikliği sebebiyle 5. maddenin 4. fıkrasının ihlal edildiğine karar vermiştir. Başvurucunun evinin ve ofisinin aranması ve İHAM’a yapılan başvuru dosyalarına el konulması özel hayata saygı hakkının ihlali olarak görülmüştür. Mahkeme ayrıca başvurucuya yapılan müdahalelerin Sözleşme’de tanınan meşru sebepleri taşımadığını ve başvurucunun insan hakları faaliyetleri sebebiyle susturulmasını ve cezalandırılmasını amaçladığını tespit ederek 18. Maddenin (haklara getirilecek kısıtlanmaların sınırlanması) özgürlük ve güvenlik hakkı ile özel hayata saygı hakkı bağlamında ihlal edildiğine hükmetmiştir. Bu karar, Mahkeme’nin Sözleşme’nin 18. maddesinin 5. madde dışında bir madde ile bağlantılı olarak ihlal edildiğine (8. madde ile) karar verdiği ilk karardır.

Başvurucunun gözaltında kalma koşulları Sözleşme’nin 3. maddesini (işkence, insanlıkdışı ve kötü muamele yasağı) ihlal ederken, tutukluluk süresince tıbbi tedavi ve tutukluluğun belli bir aşamadan sonrası 3. maddeyi ihlal etmemiştir.

Mahkeme ayrıca söz konusu davanın özel olarak, “Hükümet’e muhalif kişilerin, sivil toplumun ve insan hakları savunucularının keyfi şekilde yakalanması ve tutuklanmasına ilişkin sorunlu modelin bir parçası” olduğunu tespit etmiştir ve 46. madde uyarınca Mahkeme, söz konusu kişilerin korunması ve misilleme niteliğinde kovuşturma ve ceza hukukunun suiistimali pratiklerinin sona ermesi için Hükümet’e çağrıda bulunmuştur.

Bu nedenle bu önemli kararı detaylı şekilde çevirmek istedik ve stajyer avukat Polat Yamaner ve avukat Ramazan Demir ile birlikte özet bir çevirisini yaptık.

Aliyev v. Azerbaycan, Başvuru no. 68762/14, Karar tarihi: 20.09.2018, Kararın İngilizce yazılan tamamı için tıktık

Olayların Özeti

Başvurucu Intigam Kamil oglu Aliyev, 1962 yılı doğumlu ve Azeri vatandaşıdır, Absheron’da yaşamaktadır. Davaya konu olaylar Rasul Jafarov v. Azerbaycan davasına benzerdir.

Aliyev Strazburg Mahkemesi önündeki Başvurucuları temsil eden ünlü bir insan hakları avukatıdır. Kendisi ayrıca resmi olarak tescil edilmiş bir dernek olan Legal Education Society’nin genel başkanlığını yürütmektedir. Haziran 2014’te Başvurucu, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinin bir oturumunda, Azerbaycan’da insan haklarının durumu üzerine telefon bağlantısı ile bir rapor sunmuştur.

Başvurucunun bu sunumundan sonra aralarında iktidar partisi milletvekillerinin de bulunduğu çok sayıda kişi tarafından başvurucu ve başkanı olduğu sivil toplum kuruluşu hedef gösterilmiştir: “Bu hainler hukuk önünde hesap verecek”; “Bu insanlara ölüm cezası uygulanmalı, bir grup STK’nin faaliyetleri ciddi şekilde araştırılmalı ve eğer yasadışı bir şey keşfedilirse bu örgütler derhal yasaklanmalı ve liderleri cezalandırılmalı” gibi.

Mayıs 2014’te Başsavcılık, içlerinde Aliyev’in derneğinin de olduğu birçok sivil toplum kuruluşuna karşı mali usulsüzlükler yapıldığı iddiasıyla soruşturma başlatmıştır. Ağustos’ta Başvurucuya; yasadışı girişimcilikte bulunma, geniş çaplı vergi kaçakçılığı ve nitelikli güveni kötüye kullanma suçları isnat edilmiştir.

Davaya bakan savcı, Aliyev’in kendisinin tüzel kişiliğin –derneğin- yöneticisi olduğunu bildirmeyi ihmal ettiğini ve donörlerden gelen hibeleri tescil etmediğini belirtmiştir. Başvurucu imza yetkisi olmadan büyük meblağların konu olduğu sözleşmeler imzalamış, parayı bankaya yatırmış ve maaş ve hizmet ücretleri kisvesinde kendisine ve başkalarına para göndermiştir. Yetkililere göre Aliyev ayrıca yasadışı girişimcilik faaliyetlerinde bulunmuş ve bundan kar ederek vergi kaçakçılığı yapmıştır.

Başvurucunun evi ve aynı zamanda avukatlık faaliyetlerini yürüttüğü STK ofisi aranmıştır. Başvurucunun evinde bulunan belgelere, bilgisayarlara, USB’lere ve harici disklere el konulmuştur. Ofisten de dernek faaliyetiyle ilgili bütün belgeler ve aralarında Mahkeme’ye yapılan 100’den fazla başvuru dosyası ve iç hukukta devam eden davaların dosyaları alınmıştır. Başvurucunun arama ve el koyma kararlarının hukuka aykırı olduğu iddiasıyla yaptığı şikayetler, yerel mahkeme tarafından söz konusu tedbirlerin hukuka uygun olduğu gerekçesiyle reddedilmiştir. Yerel mahkeme ayrıca el konulan dava dosyalarının da ‘bu aşamada’ başvurucuya geri gerilmemesi gerektiğine karar vermiştir.

Başvurucu tutuklanmış ve üç ay boyunca, tutukluluğuna yaptığı itirazların reddiyle birlikte tutuklu kalmıştır. Başvurucu, 9-12 Ağustos tarihleri arasında yeni gelenlerin kaldığı ‘karantina’da kalmıştır, daha sonra kendisi dışında herkesin sigara içtiği 8 kişi ile paylaştığı, kendisine ait bir yatağın olmadığı, banyonun olmadığı, havalandırmanın olmadığı, açık havaya çıkmasının yasak olduğu, ışıkların sürekli açık olduğu ve suyun günde iki saat verildiği 10 metrekarelik bir alanda kalmıştır. 12 Ağustos’tan sonra ise Kızıl Haç yetkililerinin kendisini cezaevinde ziyaret etmesinin ardından odası değiştirilmiştir.

Aralık 2014’te Başsavcılık yeni suç isnatları getirmiştir: nitelikli güveni kötüye kullanma, kamu görevlisiyle yapılan sahtecilik ve geniş çaplı vergi kaçaklığı. Nisan 2015’te Başvurucu suçlu bulunmuş ve yedi buçuk yıl hapis cezasına çarptırılmıştır, Mart 2016’da ceza, beş yıllık tecilli cezaya çevrilmiş ve salıverilmiştir. Başvurucunun yargılanması ayrı bir başvurunun konusudur.

Başvurucunun İhlal İddiaları

2. maddeye (yaşam hakkı) ve 3. maddeye (işkence yasağı) dayanarak, Aliyev sağlık durumunun tutuklulukla bağdaşmadığı ve orada iken kendisine uygun bir tıbbi tedavi imkanının sağlanmadığından şikayetçidir. Başvurucu 3. madde kapsamında ayrıca tutukluluk ve mahkemeye götürülme şartlarından da şikayetçi olmuştur.

Aliyev Madde 5/1 ve 3 (özgürlük ve güvenlik hakkı/makul şüphe yokluğu/tutukluluğun devamlılığı için ilgili ve yeterli gerekçe yokluğu) ile Madde 5/4 (tutukluluğun hukuka uygunluğuna dair karar alma/hukuki denetim) kapsamında şikayetçidir. Devamında, Başvurucu evinin ve dernek ofisinin aranmasına karşın 8. madde (özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı) kapsamında şikayetçi olurken, 18. Madde (haklara getirilecek kısıtlanmaların sınırlanması) kapsamında, haklarına getirilen kısıtlamaların Sözleşme’de tanınan sebepler dışında olduğunu iddia etmiştir.

Son olarak, Başvurucu yakalanması ve tutukluluğuna ilişkin sürecin 11. maddeyi (toplantı ve dernek kurma özgürlüğü) ihlal ettiği sebebiyle şikayette bulunmuştur.

Başvurucu, 16 Ekim 2014 tarihinde İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’ne başvurmuştur. Başvurucunun davasına Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri, Helsinki İnsan Hakları Vakfı, İnsan Hakları Evi Vakfı ve Freedom House müdahil olup görüş sunmuştur.

Mahkeme’nin Kararı

Mahkeme, başvurucunun ihlal iddiaları hakkında kararını açıklamadan önce Azerbaycan’ın Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi önünde uygulanmayı bekleyen Mammadov grubu davalarıyla ilgili bilgi vermiş ve Azerbaycan tarafından sunulan eylem planına değinmiştir. Ayrıca, insan hakları savunucularının korunması ve insan hakları alanındaki faaliyetlerinin geliştirilmesi için yakın dönemde hazırlanan uluslararası rapor ve rehberler de hatırlatılmıştır. Bunlar: 17 Aralık 2015 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda alınan karar; 6 Şubat 2008 tarihinde Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından insan hakları savunucularının korunması için hazırlanan deklarasyon; 27 Haziran 2012 tarihinde Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi tarafından alınan karar; 6 Haziran 2018 tarihinde Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi tarafından alınan karar ve 10 Haziran 2014 tarihli AGİT’in insan hakları savunucularının korunması için hazırladığı rehberdir.

3. Maddenin İhlali İddiası

Mahkeme, Aliyev’in tutukluluk süresince kendisine tıbbi tedavi imkanının sağlanmamasını 3. madde ihlali olarak görmemiştir, nitekim Başvurucu imkanının sağlanmamasını ikna edici bir şekilde uygunsuz olarak göstermemiştir. Fakat söz konusu maddeden, 9-12 Ağustos 2014’te geçen sürede hücredeki yer yetersizliği ve diğer tutuklu kişilerle aynı yatağı paylaşma zorunluluğu sebebiyle ihlal bulunmuştur. Fakat 12 Ağustos sonrası cezaevi koşulları Sözleşme standartlarıyla uyumludur.

Mahkeme Başvurucunun 24 Ekim’de mahkemeye götürülme koşullarına ilişkin şikayetini, iç hukuktaki bütün başvuru yollarının tüketilmemesi sebebiyle reddetmiştir.

5. Maddenin 1. ve 3. Fıkrasının İhlali İddiası

Aliyev, yetkililerin kendisinin söz konusu suçları işlediğine dair bir makul şüpheye ve belgelerle sağlamlaştırılmış delillere dayanmadığından şikayetçi olmuştur. Hükümet bu argümanı reddetmiştir.

Rasul Jafarov kararında ortaya konan “makul şüphe” ilkelerine atıf yaparak Mahkeme, kişinin söz konusu suçu işlediğine dair objektif bir gözlemciyi ikna edecek yeterlilikte durum ve bilginin dosyada mevcut olması gerektiğini belirtmiştir.

Rasul Jafarov kararındaki başvurucuya benzer şekilde, Mahkeme Aliyev’e isnat edilen suçların ya idari nitelikte (yetkililere dernek başkanı olduğunu bildirmemesi) ya da bildirim yükümlülüğüne ilişkin (hibeleri bildirmek) olduğunu tespit etmiştir.

Ek olarak, savcılık makamı ne yasadışı girişimciliğe ne de hibelerden kar edildiğine ilişkin iddialarını destekleyebilecek bir belge gösterebilmiştir, dolayısıyla vergi kaçakçılığına ilişkin herhangi bir makul şüphe de ortada yoktur.

Ayrıca güveni kötüye kullanma ve sahtecilik isnatlarını kabul etmek de bir hayli zordur: rızaen para veren donörler, fonlamaların orantısızlığına dair hiçbir şikayette bulunmamıştır ve yetkililer Başvurucunun sahtecilik suçunu işlemiş olabileceğine dair hiçbir delil gösterememiştir.

Mahkeme, Aliyev’in özgürlüğünden “makul şüphe” olmaksızın yoksun bırakıldığına ve Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğine hükmetmiştir. Bu sebeple Madde 5/3’ün ayrıca incelenmesine gerek görülmemiştir.

5. Maddenin 4. Fıkrasının İhlali İddiası

Mahkeme ayrıca Sözleşme’nin bu hükmünden de ihlal bulmuştur, çünkü Rasul Jafarov davasında olduğu gibi yerel mahkemeler Aliyev’in yakalanması ve tutuklanmasına dayanak olacak makul şüphenin varlığını denetleyememişlerdir.  Özünde, mahkemeler savcılıktan gelen dosyaları otomatik olarak onaylamışlardır ve tutukluluğun hukuka uygunluğu hakkında gerçek, bağımsız bir denetimde bulunmamışlardır.

8. Maddenin İhlali İddiası

Mahkeme; özellikle Sözleşme sisteminin tam ortasında avukatlık mesleği mensuplarına yönelik zulüm ve taciz vakalarının durduğu bu zamanlarda, avukat mülklerinin aranmasında özellikle gereken sıkı inceleme ve dikkat yükümlülüğünün altını çizmiştir.

Sözleşme’nin 8. maddesinin 2. fıkrası ile bir kişinin özel hayatına ve aile hayatına saygı hakkına sınırlama getirilebileceğini kabul etmekle birlikte Mahkeme, maddenin 2. fıkrasında yer verilen sınırlandırma sebeplerinin dar yorumlanmasını gerektiğini hatırlatmaktadır. 8. maddenin 2. fıkrasında yer verilen sınırlandırma sebepleri belirlidir ve tanımları da sınırlıdır.

Mahkeme özellikle, yerel mahkemelerin arama izinlerine ilişkin, muğlak sebeplere dayanarak ve davaya konu olaylara ya da güveni kötüye kullanma ve sahtecilik suçlarına hiç değinmeden hükümde bulunduğunu tespit etmiştir. Yerel mahkemenin Aliyev’in ofisinde ve evinde ilgili delillerin bulunabileceğine dair makul bir şüpheye kanaat getirmediği görülmektedir.

Bütünüyle, aramanın 8. madde kapsamında özel hayata yapılan müdahaleye gerekçe olabilecek herhangi bir meşru amacı olmadığı açıktır ve bu sebeple bu hüküm ihlal edilmiştir.

18. Maddenin 5. Madde ve 8. Maddeyle Bağlantılı Olarak İhlali İddiası

Aliyev, tutuklanmasının ve Mahkeme önündeki dosyalarına el konulmasının, Hükümet’e muhalif biri ve insan hakları savunucusu olarak kendisini cezalandırmak ve susturmak amacıyla yapıldığı sebebiyle şikayetçidir.

18. maddenin yorumlanması ve uygulanmasına ilişkin genel ilkeler yakın zamanda Merabishvili v. Gürcistan Büyük Daire kararıyla ortaya konulmuştur. ([BD], Başvuru No. 72508/13, 28 Kasım 2017, para. 287-317) 14. maddeye benzer şekilde, 18. madde bağımsız uygulama alanı olan bir hak niteliğinde değildir. Söz konusu hüküm, taraf devletlerin yargı yetkileri kapsamında koruma taahhüdü altına girdikleri Sözleşme’de ya da Protokollerde yer alan hak ve özgürlükler paralelinde ileri sürülebilmektedir. 18. madde, taraf devletlerin Sözleşme’de yer almayan bir sebeple hak ve özgürlükleri kısıtlamasını yasaklamaktadır; bu bağlamda otonom haktır. Bu sebeple, 14. maddede olduğu gibi, beraberinde öne sürülen madde için ihlal bulunmasa dahi 18. maddenin ihlal edildiğine hükmedilebilir.

Sözleşme’de tanınan bir hak ya da özgürlüğün kısıtlanması durumunda, kısıtlanmaya ilişkin bütün gerekliliklerinin yerine getirilmemesi otomatik olarak 18. madde kapsamında değerlendirilecek bir mesele değildir. Söz konusu madde kapsamında ayrı bir değerlendirme yapılabilmesi için Sözleşme’de yer almayan bir sebeple gerçekleşen kısıtlamanın başvurunun esaslı bir unsurunu oluşturması gerekmektedir.

Kimi zamanlar, bir hak ya da özgürlük tamamıyla Sözleşme’de yer almayan bir sebeple kısıtlanabilmektedir. Ancak, kısıtlamanın hem Sözleşme’de yer alan bir amaçla hem de bir gizli amaçla, diğer bir deyişle birden fazla amaçla gerçekleşmesi aynı derecede mümkündür. Bu durumda, kısıtlamaya cevaz veren madde hükmüne göre kısıtlama meşru bir amaca dayansa dahi, kısıtlama ağırlıklı olarak Sözleşme’de yer almayan bir sebeple yapılmakta ise 18. madde ihlali söz konusu olabilecektir. Kısıtlamada hangi amacın baskın olduğu davaya konu olayın bağlamına göre değişecektir. Bu hususun belirlenmesinde Mahkeme; iddia edilen gizli amacın yapısını ve ağırlığını dikkate alarak ve Sözleşme’nin temel amacının hukukun üstünlüğü ilkesinin hakim olduğu demokratik toplum değerlerini korumak ve geliştirmek olduğunu hatırlayarak takdir edecektir.

İspat meselesine değinmek gerekirse, Mahkeme özel kurallar belirlemektense ispata ilişkin olağan yaklaşımını benimsemektedir. Bu yaklaşımın ilk unsuru, genel bir kural olarak,  ispat külfetinin taraflardan herhangi birine yüklenmemesidir, nitekim Mahkeme orijini fark etmeksizin davaya ilişkin bütün delilleri inceler ve gerektiği takdirde kendisi re’sen keşfe çıkar. Mahkeme’nin yaklaşımına ilişkin ikinci unsur, ispat standardının “makul şüphenin ötesinde” olmasıdır. Ancak söz konusu kavram, ulusal hukuk düzenlerinde geçtiği haliyle, aynı düzeyde bir kavram değildir. Öncelikle, ele alınan ispatın yeterince sağlam, açık ve çıkarılan neticeler ya da aksi ispat edilmemiş maddi karineler ile uyum içinde olması gerekmektedir. İkinci olarak, sonuca varmak için gereken ikna seviyesi yapısı gereği; olayların özelliklerine, iddiaların içeriğine ve ele alınan Sözleşme hakkına bağlıdır. Mahkeme’nin yaklaşımına ilişkin üçüncü unsur, Mahkeme’nin önündeki delillerin kabul edilebilirliğine ve olayla ilgisini takdir etmesinin yanı sıra, her delilin ispat değerine de karar verebilmesidir. Mahkeme delillerin değerlendirilmesinde belirli formülasyonlara bağlı değildir ve delillerin serbestçe değerlendirilmesi neticesinde, tarafların beyanlarının dışındakiler de dahil olmak üzere, sonuca ulaşır. Mahkeme ayrıca tarafların delillere ilişkin yaşayabileceği potansiyel güçlüklere karşı hassastır. Bu sebeple, Mahkeme’nin 18. madde kapsamında yapılan şikayetlerde yalnızca doğrudan delillerin öne sürülebilmesi yönünde özel bir ispat standardı ile kendini kısıtlaması için hiçbir sebep bulunmamaktadır.

Bu minvalde bağlamsal delil; başlıca olaylara ilişkin bilgileri, ikincil bilgileri ve başlıca olaylardan çıkarılabilecek ardışık olayları ifade etmektedir. Uluslararası gözlemcilerin, sivil toplum kuruluşlarının veya medyanın, raporları ya da beyanları yahut ulusal veya uluslararası mahkemelerin kararları özellikle davaya konu olaylara ışık tuttuğu ya da Mahkeme’nin tespitlerine destek olduğu ölçüde, genellikle dikkate alınmaktadır.

Mahkeme bu bağlamda ilk olarak başvurucunun durumunu dikkate almaktadır. Mahkeme’ye göre başvurucu, bir insan hakları savunucusudur ve insan hakları avukatıdır. Yukarıda sayılan uluslararası belgeler ışığında Mahkeme, Avrupa Konseyi ile yakın işbirliği içerisinde, diğer taraf devletlerde insan haklarının korunmasına katkı sunanlar dahil olmak üzere, insan hakları savunucularının, insan haklarının korunması ve geliştirilmesinde sahip olduğu özel rolün önemine dikkat çekmektedir. Mahkeme ayrıca başvurucunun halihazırda İHAM önünde olan çok sayıda başvurunun avukatlığını yaptığını ve İHAM kararlarının uygulanması amacıyla Bakanlar Komitesi’ne Derneği adına görüş sunduğunu dikkate almaktadır.

İkinci olarak, başvurucuya isnat edilen suçlamaları incelemektedir. Mahkeme, yukarıda da belirtildiği üzere, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının c bendinde yer verilen ‘makul şüphe’ şartına dayanmayan ciddi suçlamalarla karşı karşıya kalmıştır.

Üçüncü olarak, başvurucunun tutuklanmasının sivil toplum kuruluşlarını ve onların liderlerini hedef alan kamu görevlilerinin açıklamalarının eşliğinde gerçekleştiğini gözlemlemektedir. Mahkeme’ye göre sivil toplum kuruluşlarının ve liderlerinin kamu makamları tarafından “hain” ve “ülke içinde düşmanca faaliyet gösteren dış güçler” olarak tanımlanmaları, onların çalışmalarını gayrimeşru/yasadışı hale getirmeyi amaçlamaktadır.

Dördüncü olarak, başvurucunun evinin ve ofisinin aranması dikkate alınmaktadır. Mahkeme’ye göre, başvurucunun ofisinde yapılan aramada yalnızca Dernek’e ait belgelere el konulmamış, ayrıca, avukat-müvekkil gizliliğine aykırı olarak başvurucu tarafından İHAM’a yapılan başvuruların dosyalarına da el konulmuştur. Mahkeme daha önce Hajibeyli v. Azerbaycan kararında, bu durumun Sözleşme’nin 34. maddesinde düzenlenen bireysel başvuru hakkını ihlal ettiğini tespit etmiştir.

Mahkeme, son olarak, bu dava bağlamında; Azerbaycan’da sivil toplum kuruluşları için giderek sertleşen ve kısıtlayıcı mevzuatı ve Başvurucuya uygulanan yaptırımları dikkate alarak, Aliyev’in örgütlenme hakkının ve insan hakları faaliyetlerini anlamlı bir şekilde yerine getirme imkanının kısıtlandığını tespit etmiştir. Söz konusu yaptırımlar ayrıca daha geniş çapta STK faaliyetleri üzerinde dondurucu etki yaratmıştır.

Bütün koşulları beraber değerlendirdiğinde Mahkeme, Aliyev’e uygulanan kısıtlamaların Sözleşme’de tanınan meşru amaçları taşımadığına ve esasında kendisini susturmak ve cezalandırmak amacını taşıdığına hükmetmiştir. Bu sebeplerden özgürlük ve güvenlik hakkı ile özel hayata saygı hakkı bağlamında 18. madde ihlal edilmiştir. Bu karar, Mahkeme’nin 8. madde ile bağlantılı olarak 18. maddenin ihlal edildiğine karar verdiği ilk karardır.

11. Maddenin İhlal Edildiği İddiası

Kurulan diğer hükümlerle birlikte düşünüldüğünde 11. madde kapsamındaki şikayetin ayrıca incelenmesine gerek görülmemiştir.

46. Madde

Mahkeme Aliyev’in karşılaştığı yaptırımların kendisini susturmak ve cezalandırmak amacı taşıdığı tespitinde bulunmuştur. Benzer ihlaller Azerbaycan’daki başka davalarda da bulunmuştur ve bu sebeple münferit olaylar değillerdir. Esasında bu kararlar, Hükümet’e muhalif kişilerin, sivil toplumun ve insan hakları savunucularının keyfi şekilde yakalanması ve tutuklanmasına ilişkin sorunlu bir modeli yansıtmaktadırlar.

Mahkeme bu konuda daha önce Ilgar Mammadov, Rasul Jafarov, Mammadli v. Azerbaycan ve Rashad Hasanov and Diğerleri v. Azerbaycan kararlarında benzer ihlaller bulduğunu belirtmektedir. Mahkeme’ye göre söz konusu bu beş başvuruda meydana gelen olaylar münferit (izole) değildir. Bu ihlallerin gerekçeleri benzer ve birbiri ile bağlantılıdır. Aslında bu kararlar, Hükümet’e muhalif olanlar, sivil toplum aktivistleri ve insan hakları savunucularına karşı ceza hukukunun kötüye kullanılması ve misilleme amaçlı soruşturmalarla hukukun üstünlüğünün hiçe sayılması yoluyla keyfi gözaltı ve tutuklamaların rahatsız edici örneklerini temsil etmektedir. Bu tür keyfi tutuklama örneklerinin ifade özgürlüğü ve örgütlenme özgürlüğü gibi temel hak ve özgürlüklerin kullanımına misilleme amaçlı olduğu Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri ve diğer uluslararası insan hakları kurumlarının tespitlerine de konu olmuştur. Mahkeme bu nedenle, Devletin bu tarz uygulamalarından kaynaklanan örneklerin birbirini tekrar eden başvuruları arttırabileceğini tespit etmektedir. Mahkeme bu bağlamda yukarıda altı çizilen başvurulardakine benzer sorunların ortaya konulduğu birçok başka başvurunun ya Azerbaycan Hükümeti’ne bildirildiği ya da Mahkeme önünde devam ettiğini göz ardı etmemiştir.

Mahkeme halihazırda çok sayıda benzer başvuruyla karşı karşıyadır ve hukukun üstünlüğü ilkesinin koruyucuları olan yerel mahkemeler, başvurucuları keyfi tutuklamalara karşı korumamakta ve savcılığın tutukluluk istemlerini otomatik olarak onaylamaktadır.

18. Madde’nin tekrarlanan ihlalleri karşısında Mahkeme Devlet’in; Hükümet’e muhalif kişileri, sivil toplumu ve insan hakları savunucularını keyfi yakalama ve tutuklamaya karşı korumaya odaklanması gerektiğini düşünmektedir. Bu gruptan insanlara karşı, misilleme niteliğindeki kovuşturma süreçleri ve ceza hukukunun suiistimali bir tedbir ile sona erdirilmelidir.

Mahkeme son olarak eklemiştir: Sözleşme ihlallerine bir son getirilebilmesi ve ihlallerin tazmin edilebilmesi adına hükmolunacak bireysel tedbirler ve bu arada Aliyev’in profesyonel faaliyetlerine verilen zararın telafisi, bunların yapılabileceği çeşitli yollar dikkate alındığında Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından belirlenmelidir.

Adil Tazmin (41. Madde)

Mahkeme, Azerbaycan’ın Başvurucuya 20,000 Euro manevi tazminat ve 6.150 Euro olan masraf ve giderleri ödemesine hükmetmiştir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: