İçeriğe geç

İHAM’ın Altay v. Türkiye kararının özet çevirisi: “Cezaevi yetkililerinin ve infaz hakimliğinin gerekçe göstermeden avukat-müvekkil görüşmelerinde süresiz olarak görevli bulunmasına karar vermesi, öngörülebilir değildir ve özel hayata saygı hakkını ihlal eder”

by 23/04/2019

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM), 9 Nisan 2019 tarihinde verdiği kararında müebbet hapis cezası alarak Edirne F tipi Kapalı Cezaevi’nde kalan Mehmet Aytunç Altay’a avukatının kitap ve süreli yayınların olduğu bir posta göndermesi üzerine paketin şüpheli bulunarak incelenmesi ve inceleme sonucu başvurucunun avukatı ile görüşmelerinde bir görevlinin hazır bulunmasına ilişkin süresiz karar verilmesinin 8. maddede düzenlenen özel ve aile hayatına saygı hakkını ve bu kararın verilmesi ve karara yapılan itirazların değerlendirilmesinin duruşmasız olarak yapılmasının 6. maddede düzenlenen adil yargılanma hakkını ihlal ettiğine karar vermiştir.

OHAL KHK’leriyle getirilen düzenlemelerle gizli olması gereken avukat-müvekkil görüşmelerinin sesli ve görüntülü olarak kaydedilmesi, görüşmeler sırasında bir görevlinin hazır bulunması, savunma evrakına dahi el konulabilmesi mümkün hale geldi. Bu yüzden bu kararı çevirmek istedik. Çeviriyi, avukat Esin Bozovalı yaptı.

Altay ve Türkiye (no. 2)Başvuru no. 11236/09, Karar tarihi: 09.04.2019, Kararı buradan okuyabilirsiniz. 

Anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs suçundan hakkında müebbet hapis cezası verilen başvurucu, Edirne F tipi Kapalı Cezaevi’nde kalmaktadır. Hapishane idaresi, avukatının başvurucuya yolladığı paketin hapishane idaresi tarafından şüpheli bulunması üzerine 12.08.2005 tarihinde paketin savunmaya ilişkin olup olmadığına bakılması için savcılığa başvurmuştur. 25.08.2005 tarihinde Edirne İnfaz Hakimliği kararı ile paketin içeriğine bakılmış ve pakette “Küreselleşme ve Emperyalizm” isimli bir kitap, “Köxüz Anasyonal Neşriyat” isimli bir dergi ve “Express Enternasyonal Şalala” isimli bir gazete olduğu görülmüştür. Mahkeme bu eserlerin içeriğinin savunma hakkı ile ilgili olmadığı gerekçesi ile yayınların başvurucuya verilmemesine karar vermiştir.

Başvurucu, 16.09.2005 tarihinde verilen bu karara karşı Edirne Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde itiraz etmiştir. Başvurucu itirazında ilk olarak hapishane idaresinden bu yayınları talep ettiğinde, idarenin bu kitapların hapishaneye getirtilemeyeceğini ve ancak yakınları ya da avukatı tarafından postalanabileceğini belirtmesi üzerine bu kitapların hapishaneye gönderilmesini avukatından istediğini belirtmiştir. Ayrıca başvurucu, bu kitapların savunma hakkı ile ilgili olmasa dahi hiçbirinin yasadışı yayın olmadıklarını belirtmiştir. Edirne Ağır Ceza Mahkemesi, İnfaz Hakimliği’nin kararını hukuka uygun bularak başvurucunun itirazını 30.09.2005 tarihinde reddetmiştir.

Bu olaya ek olarak, 16.09.2005 tarihinde hapishane idaresi, 5351 No’lu Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 5. maddesinde düzenlendiği üzere bir görevlinin başvurucunun avukatı ile görüşmesinde hazır bulunmasına dair talepte bulunması için savcılığa başvurmuştur. İnfaz Hakimliği duruşmasız olarak ve başvurucunun savunmasını almadan yalnızca hapishane idaresinin talebi ile süre belirtilmeksizin başvurucu ve avukatının görüşmelerinde bir görevlinin mevcut olmasına karar vermiştir.

Başvurucu, 24.10.2005 tarihinde verilen kararda kararın gerekçesiz olduğu, yasal yayınların avukat tarafından müvekkiline postalanmasında hukuka aykırı bir durum olmadığı ve bu kararın ancak terör örgütü veya diğer suç örgütleri mensuplarının örgütsel amaçlı haberleşmelerine aracılık ettiğine ilişkin bulgu veya belge elde edilmesi halinde verilebileceğini belirterek Edirne Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde itiraz etmiştir. Edirne Ağır Ceza Mahkemesi 23.09.2005 tarihinde duruşma yapmadan ve itirazın gerekçelerine karşı açıkla da yapmadan itirazı gerekçesiz olarak reddetmiştir.

29.07.2008 tarihinde başvurucu avukatı ile görüşmesinde görevli bulunmasına dair sınırlandırmanın kaldırılması talebi ile İnfaz Hakimliği’ne başvurmuştur. 04.06.2008 tarihinde İnfaz Hakimliği 23.09.2005’te verilen kararın kesinleştiğini ve yeniden değerlendirme yapılmasına gerek olmadığını belirtilerek davası reddedilmiştir.

02.11.2010 tarihinde başvurucu, 6008 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 5. maddesi ile 4675 İnfaz Hakimliği Kanunu’nda yapılan disiplin cezalarına karşı yapılan şikayette infaz hakiminin kararını vermeden hükümlü veya tutuklunun savunmasını alması gerektiği bunu duruşmalı ya da ceza infaz kurumunda gerçekleştirebileceğine dair düzenlemeye dayanarak Edirne İnfaz Hakimliği’nden duruşma talebinde bulunmuştur. Edirne İnfaz Hakimliği, bu düzenlemenin yalnızca disiplin cezaları için geçerli olduğu ve avukatı ile görüşmesinde görevli bulunması kararının disiplin cezası olmadığı gerekçesi ile başvurucunun talebini reddetmiştir. Ayrıca başvurucunun avukatı ile görüşmelerinde görevli beklemesine dair kararın kaldırılması talebini de kararın kesin olduğu gerekçesi ile reddetmiştir. Başvurucunun ret kararına itirazı da 24.08.2011’de reddedilmiştir.

21.02.2013 tarihinde başvurucu yeniden Edirne İnfaz Hakimliği’ne bu kararın kaldırılması için başvurmuştur. 11.04.2013’te İnfaz Hakimliği başvurucunun ya da avukatının açısından koşullarda hiçbir değişiklik olmadığı için hala riskin devam ettiği gerekçesi ile itirazı reddetmiştir. Bu karara başvurucu tarafından yapılan itiraz da 10.06.2013 tarihinde reddedilmiştir.

Başvurucunun IHAM’a önceki başvurusu ile ilgili gelişmeler

17.02.2006 tarihinde başvurucu, avukatının gönderdiği içinde kitapların bulunduğu postanın içine bakılması ve kendisine verilmemesine ilişkin 25.08.2005 tarihli karara karşı İHAM’a başvurmuştur. Bu başvuru hakkında 8384 sayılı Kanun ile kurulan İnsan Hakları Tazminat Komitesi’ne başvuru yapılmadığı için iç hukuk yolları tüketilmediği gerekçesi ile kabul edilemezlik kararı verilmiştir.

01.11.2016 tarihinde İnsan Hakları Tazminat Komisyonu avukatı tarafından başvurucuya gönderilen kitapların ve süreli yayınların verilmemesi kararının Sözleşme’nin 10. Maddesinde düzenlenen ifade alma özgürlüğünü ihlal ettiğine karar vermiştir.

Başvurucunun avukatı ile görüşmesinde bir görevlinin hazır bulundurulması kararının Sözleşme’nin 8. maddesinde düzenlenen Aile ve Özel Hayatına Saygı Hakkını ihlal ettiği iddiasıyla ilgili olarak

Başvurucu 23.09.2005 tarihinde verilen avukatı ile görüşmesinde bir görevlinin hazır bulunması kararının gizli iletişim hakkını ihlal ettiğini iddia ederek Mahkeme’ye başvurmuştur.

Kabul edilebilirlik incelemesi

Hükümet, başvurucunun avukat görüşmelerinde görevli bulunmasına ilişkin kısıtlamanın özel hayata saygı hakkını ihlal ettiğine dair, başvurucunun kitapların verilmemesine dair önceki başvurusunda Komisyon’un karar verdiğini gerekçe göstererek önce İnsan Hakları Tazminat Komisyonu’na başvurması gerektiğini ve bu sebeple bu başvuru hakkında kabul edilemezlik kararı verilmesi gerektiğini iddia etmiştir.

Başvurucu, İnsan Hakları Tazminat Komisyonu’nun avukatı ile görüşmesinde görevli bulundurularak gizli iletişim hakkının ihlal edilmesi konusunda etkili bir yol olmadığını ileri sürmüştür. Başvurucu İnsan Hakları Tazminat Komisyonu’nun tazminat vermek dışında bu kısıtlama kararının kaldırılması konusunda karar vermeyeceğini ve kendisinin defalarca iç hukuk yollarında bu kararın kaldırılması için başvuru yaptığını ve taleplerinin reddedildiğini belirtmiştir.

Mahkeme, Hükümet’in Komisyon hakkındaki iddialarına karşılık, 35. maddede düzenlenen kabul edilebilirlik koşullarına göre iç hukuk yollarının erişilebilir olmasının yanı sıra yaşanan hak ihlalini ya da devamını önleme konusunda etkili olması gerektiğini vurgulamıştır. Mahkeme söz konusu olay açısından değerlendirildiğinde, başvurucunun avukatı ile görüşmesinde uygulanan kısıtlamanın hiçbir zaman mahkemeler, idare ve Hükümet savunması sırasında disiplin cezası olarak değerlendirilmediğini vurgulayarak Tazminat Komisyonu’nun bu kısıtlılığı durdurma ya da yeni önlemler konusunda etkili olmayacağını belirtmiştir. Bu sebeple Mahkeme başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.

Tarafların iddiaları

Başvurucu, iç hukukta yasadışı olmayan yayınların hapishanedeki tutuklu ya da hükümlülere gönderilmesini yasaklayan bir düzenleme olmadığını belirtmiştir. Benzer sebeplere bu yayınların avukat tarafından başvurucuya gönderilmesinde yayınların savunma hakkına ilişkin olmadığı gerekçesi ile avukatı ile görüşmesine yapılan kısıtlamanın da hukuka aykırı olduğunu iddia etmiştir. Keza, yayınların başvurucuya ulaştırılmasının başvurucunun haber alma hakkını ihlal ettiği Tazminat Komisyonu kararı ile de sabittir. Bu sebeple bu yayınların gönderilmesi üzerine avukat ile görüşmesinin kısıtlanmasında hukuka uygunluk sebebi yoktur ve infaz kurumu yetkililerinin ya da İnfaz Hakimliği’nin yayın gönderilmesinin avukatlık görevi ile bağdaşmayacağına dair karar verme yetkisi olmadığını, bu düzenlemenin avukat müvekkil gizliliği ilkesini ihlal ettiğini ileri sürmüştür. Ayrıca başvurucu bu kısıtlamanın süresiz verildiğini ve 13 senedir devam ettiğini belirtmiştir.

Hükümet başvurucunun avukatı ile görüşmesine getirilen kısıtlamanın 8. maddeyi ihlal etmediğini ve bu tedbirin 8. maddenin 2. fıkrasında sıralanan sebeplere uyumlu bir şekilde meşru amaca dayanarak hapishane düzeni ve güvenliğini korumak için verildiğini iddia etmiştir. Ayrıca Hükümet savunmasında, başvurucunun halihazırda 5 avukatının daha olduğu ve onlar hakkında bir sınırlandırma olmadığını, normalde hapishaneye gönderilen mektupların okunduğunu fakat avukat mektuplarının okunmadığını, sınırlandırma getirilen avukatın terör ile ilgili bir suçtan hüküm verilen başvurucuya savunma hakkı ile ilgili olmayan bu yayınları göndererek kendi konumunu suistimal ettiğini belirtmiştir.

Mahkeme’nin Değerlendirmesi

Mahkeme, tutuklu veya hükümlülerin hapishanedeki kaldıkları süre boyunca özel ve aile hayatına saygı, ifade özgürlüğü gibi Sözleşme’den doğan temel haklarına aynı şekilde sahip olduklarını belirtmiştir. Mahkeme verilen tedbirler açısından demokratik bir toplumda gerekliliğin meşru amaç ile orantılı olması gerektiğini vurgulamıştır. Mahkeme, avukat ve müvekkil görüşmesindeki gizliliğin 8. madde kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği konusunda, bu hakkın bir kişinin diğerleri ve dış dünya ile iletişim kurması ile kişisel özerkliğini ve özel sosyal hayatı da koruduğundan bu hakkın kapsamına profesyonel faaliyetlerin de katıldığını belirtmiştir. Mahkeme avukat müvekkil görüşmelerinin müvekkilinin hayatı hakkındaki gelişmeler hakkında bilgi almasını kapsadığını, avukat ile görüşülen konuların özellikle ceza yargılamasına konu olaylarda kişisel ve hassas konular olduğunu bu sebeple gizli ve özel olduğunu belirterek avukat müvekkil görüşmesinin bu madde kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ayrıca bu görüşmelerin öncelikli olduğunu vurgulamıştır. Mahkeme, bu gizliliğin avukat ve müvekkilin yüz yüze iletişiminde de dilekçe ile iletişim kurmalarında da korunması gerektiğini belirtmiştir. Mahkeme, avukat müvekkil görüşmesinin ancak demokratik bir toplumda gerekli olacak şekilde ve orantılı bir şekilde ancak istisnai durumlarda önemli bir suçun engellenmesi, hapishane güvenliğine karşı önemli bir tehdidin olması gerektiğini, yalnızca bir kişinin terör ile bağlantılı bir suçtan tutuklu bulunmasının haktan faydalanmasını engellemeyeceğini belirtmiştir. Ayrıca Mahkeme, hukuka uygun bir sebep ile sınırlandırma yapılabilmesi için bu sınırlandırmanın belirli koşullarla düzenlenerek öngörülebilir olması gerektiğini de vurgulamıştır.

Mahkeme, 5257 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanun’un 59. maddesinde düzenlenen avukat ile görüşme hakkının ancak terör örgütünü içeriden yönetme, ciddi bir suç işleme ya da hapishane güvenliği için önemli bir risk oluşturma gibi çok ciddi sebeplerin varlığında sınırlandırılabileceğini belirtmiştir. Tüm bu sebepler ile, Mahkeme Edirne İnfaz Hakimliği’nin sınırlandırma kararının gerekçesiz olması ve 8. maddenin 2. fıkrası açısından öngörülebilir olmaması sebebiyle hukuka uygun olmadığını ve 8. maddenin 1. fıkrasının ihlal edildiğine karar vermiştir.

Yere mahkemelerin duruşmasız olarak karar vermesinin Sözleşme’nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkını ihlal ettiği iddiasıyla ilgili olarak

Başvurucu, avukatı ile görüşmesinde görevlinin hazır bulunması kararının infaz hakimliği tarafından duruşmasız olarak verilmesi ve yapılan itirazın da ağır ceza mahkemesi tarafından duruşmasız olarak değerlendirmesinin adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini iddia etmiştir.

Kabul edilebilirlik değerlendirmesi

Hükümet, Edirne İnfaz Hakimliği tarafından verilen başvurucunun avukatı ile görüşme kararının hapishane güvenliğini korumak için verilen önleyici bir karar olduğunu, cezalandırıcı niteliği olan bir disiplin kararı olmadığını ve başvurucunun iddialarında avukatı tarafından temsil edilmesinin zarar göreceği bir yargılamaya atıfta bulunmadığını belirterek bu sebeplerle başvurunun adil yargılanma hakkı açısından kabul edilebilirlik şartı taşımadığını iddia etmiştir.

Mahkeme, verilen kısıtlama kararının Hükümet’in de iddia ettiği gibi başvurucunun aleyhine verilen bir disiplin cezası olarak nitelendirilemeyeceğini, bunun aksine başvurucunun avukatının hapishane kurallarına ihlal oluşturduğu iddiası ile başvurucunun değil avukatın başvurucu ile görüşmesi aleyhine verilen bir karar olduğunu bu sebeplerle olayın madde 6 § 1’in cezai boyutu değil ancak medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin boyutu açısından değerlendirilebileceğini ve genel olarak bu değerlendirme için iç hukukta zemini olan bir medeni bir hakka ilişkin bir gerçek ve ciddi bir uyuşmazlığın mevcut olması gerektiğini belirtmiştir.

Mahkeme, Türkiye’de Avrupa Hapishane Kuralları ile uyumlu bir şekilde iç hukukta tutukluların avukatları ile görüşmesinde gizliliğin korunduğunu belirterek olayın madde 6 § 1 kapsamında değerlendirilebileceğini ve dava konusu olayın medeni haklara ilişkin boyutu olduğunu vurgulamıştır. Mahkeme içtihadında da hükümlü ve tutuklulara ilişkin kısıtlama kararlarını, cezanın infazına ilişkin disiplin kararlarını ve hapishanede aile ziyaretleri gibi konuları da bu kapsamda değerlendirdiğini belirtmiştir. Söz konusu olayda verilen avukat-müvekkil gizliliği ilkesini kısıtlayan kararın 8. maddede düzenlenen özel yaşamı ilgilendiren bir konu olduğunu ve bu sebeple konunun medeni haklara daha çok yaklaşan bireysel niteliği ile iki kişinin iletişiminin gizliliğinin ihlali ile hakkın kullanılmasını engellediğinden olayın özel hukuk yönünün kamu hukukuna göre daha üstün olduğunu vurgulamıştır. Tüm bu sebeplerle Mahkeme, başvurunun madde 6 § 1’in medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin boyutundan kabul edilebilir olduğunu belirtmiştir.

 Tarafların iddiaları

Başvurucunun bu noktada başka bir beyanı yoktur. Hükümet adil yargılanma hakkının her aşamada duruşma yapılmasını zorunlu tutmadığını belirterek dava konusu olayda konunun çok karmaşık olmaması sebebiyle dosyanın yazılı olarak da görülebileceğini, ayrıca duruşma talebinin başvurucu tarafından Ağır Ceza Mahkemeleri nezdinde ileri sürülmesi yönünde bir engel olmadığını belirtmiştir. Hükümet ayrıca her tutuklunun İnfaz Hakimliği başvurularında dosyalarının duruşmalı olarak görülmesini talep ederse binlerce kişinin hapishane dışına çıkarılmasının ekonomik açıdan ve güvenlik açısından zorluk yaratacağını belirtmiştir.

Mahkeme’nin değerlendirmesi

Mahkeme, kamuya açık ve sözlü duruşma yapılmasının madde 6 § 1 açısından temel bir ilke olduğunu belirterek, bu ilkenin kesin olmadığını ve ancak istisnai durumlarda duruşmasız karar verilebileceğini vurgulamıştır. Dava konusu olayda yerel mahkemelerde hiçbir aşamada duruşma yapılmadığı ve ne başvurucunun ne de avukatının bu işlemlere katılmadığı tespit edilmiştir. Ayrıca Mahkeme, Hükümet’in başvurucunun Edirne Ağır Ceza Mahkemesi’nden duruşma talep edebileceği iddiasına karşılık Hükümet’in bu yönde bir örnek sunmaması dolayısıyla bu başvurunun başarıya ulaşacağına dair Mahkeme’nin ikna olmadığını belirtmiş, Edirne Ağır Ceza Mahkemesi’nin talep olmasa dahi davayı duruşmalı olarak görebileceği için bu durumdan başvurucunun sorumlu tutulamayacağını vurgulamıştır.

Mahkeme, dava konusu olayda istisnai olarak duruşmasız yargılama yapılmasına dair sebeplerin varlığını araştırdığında, hem infaz hakimliği hem de ağır ceza mahkemesinde duruşmasız karar verilmesinin başvurucunun bu kısıtlama kararına karşı savunma yapmasını engellediğine, infaz hakimliği duruşma yapmamışken ağır ceza mahkemesinin duruşmalı olarak yargılama yapmasının kısıtlama kararına ilişkin kararı iptal etmesi yönünde kendi izlenimine sahip olmasını da engellediğini belirtmiştir. Bu sebeplerle Mahkeme, her iki mahkemede de duruşma yapılmamasının madde 6 § 1’i ihlal ettiğine karar vermiştir.

Mahkeme madde 6 § 1’e ilişkin diğer şikayetleri değerlendirmeye gerek görmemiştir.

Adli Tazmin  (41. madde)

Başvurucu 100.000 Euro’luk manevi tazminat ve 3,960 Euro değerinde dava gideri (avukat ücreti ve posta masrafları) talep etmiştir. Mahkeme başvuruda masrafları destekleyen fatura gibi belgelerin gösterilmemesi sebebiyle yalnızca 2.000 Euro değerinde manevi tazminata hükmetmiştir.

Yorum Yapın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: