İçeriğe geç

Mayıs-Haziran-Temmuz 2019 – İHAM Kararları Bülteni

by 02/09/2019

Merhaba,

Uzun bir aradan sonra üç aylık bir bültenle geri döndük. Mayıs, Haziran ve Temmuz aylarında verilen 28’i Türkiye’ye karşı 48 önemli İHAM kararının yer aldığı bülten hazır. Kadın hukuk fakültesi öğrencileriyle hazırladığımız bu bültende İHAM karar çevirilerini Serde Atalay, İdil Özcan, Gözde Gurbet Engin, İlkay Nadir, İrem Şanlı, Esin Bozovalı ile birlikte yaptık. 

Yeni adli yılda görüşmek üzere.

Yaşam Hakkı ve Etkili Soruşturma Yürütme Yükümlülüğü

Vazagashvili ve Shanava v. Gürcistan, Başvuru No: 5037/07, Karar Tarihi: 18.07.2019

İHAM, 18 Temmuz’da yayınladığı Vazagashvili ve Shanava v. Gürcistan kararında, 2006 senesinde üst düzey polis memurlarının da içinde bulunduğu İçişleri Bakanlığı’na bağlı polis birimi tarafından düzenlenen, biri Başvurucunun oğlu olan iki kişinin öldürüldüğü ve operasyonun başındaki polis memurunun kişisel kin ve husumetle hareket ettiği olayda Sözleşme’nin 2. maddesinin ihlal edildiğine ve Başvurucunun 34. madde kapsamında mağdur statüsünün sürdüğüne karar verdi. Kararın detaylı çevirisi.

İşkence, İnsanlıkdışı ve Kötü Muamele Yasağı ve Etkili Soruşturma Yürütme Yükümlülüğü

Sh. D. ve Diğerleri v. Yunanistan, Başvuru No. 14165/16, Karar Tarihi: 13.06.2019

İHAM, 13 Haziran’da yayınladığı Sh. D. ve Diğerleri v. Yunanistan kararında, beş Afgan refakatsiz çocuk mültecinin 2016 yılında Yunanistan’a düzensiz giriş yaptıktan yakalanarak çocuklar için uygun olmayan polis merkezlerinde, çocukların tutulmasına ilişkin yasal dayanak olmaksızın ve kendilerine tutulma sebepleri söylenmeksizin tutulmasının ve polis merkezinden salıverildikten sonra çocukların devlet tarafından bakım ve gözetim altına alınmamasının bunun yerine sokakta ve hijyen ve güvenlik açısından kötü koşullarda olan sivil toplum kuruluşlarının işlettiği çeşitli yerlerde kalmak zorunda kalmasının Sözleşme’nin 3. maddesinde düzenlenen aşağılayıcı muamele yasağını ihlal ettiğine ve çocukların hukuka aykırı tutulmalarının Sözleşme’nin 5/1. maddesinde düzenlenen keyfi gözaltı yasağını ihlal ettiğine karar vermiştir. Kararın detaylı çevirisi.

Ercan Akpınar v. Türkiye, Başvuru no. 34187/11, Karar tarihi: 18.06.2019

Türkiye İhtilalci Komünistler Birliği adına 13 Eylül 2000 tarihinde silahlı kuyumcu soygunu ve bu soygun sırasında kuyumcunun öldürülmesi nedeniyle ömür boyu hapis cezası ile cezalandırılan başvurucunun 2 Ağustos 2010 ve 6 Eylül 2010 tarihlerinde dişçide kelepçeyle muayene edilmek istememesi – Kötü muamele yasağının ihlali

A ve B v. Hırvatistan, Başvuru no. 7144/15, Karar tarihi: 20.06.2019

İHAM, 20 Haziran 2016 tarihli A ve B v. Hırvatistan kararında annenin çocuklarının babaları tarafından istismar edildiği şikayetine karşı Hırvat yetkililerin çocuk istismarı iddialarının soruşturulması için etkili adımları atıp atmadığını inceledi ve söz konusu iddianın Sözleşme’nin 3. ve 8. maddelerinde aranan güvenceler doğrultusunda soruşturulduğuna karar vererek ihlal bulmadı. Kararın detaylı çevirisi.

Gülkanat v. Türkiye, Başvuru no. 38176/08, Karar tarihi: 09.07.2019

9 Ağustos 1999 günü sabah 10 sularında evine gelen ve onlarla karakola gelmesini isteyen polisler tarafından karakola götürülen başvurucunun yolda polislerin arabayı durdurup kendisine hakaret ettiğini ve polislerden birinin kız kardeşini rahatsız etmekle suçladığını ve daha sonra üç polis tarafından dövüldüğünü iddia etmesi, karakolda polis amirine yaptığı bu şikayetin ve sağlık kontrolünden geçme isteğinin reddedilmesinin ardından öğlene doğru gözaltına alındığına dair hiçbir kayıt olmadan serbest bırakılması, ertesi gün 5 gün iş göremez raporu alıp savcılığa suç duyurusunda bulunmasının ardından polislere önce 2001 yılının Şubat ayında ertelemeli 3 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmesi ancak bu kararın Temmuz 2003’te Yargıtay tarafından bozulması, daha sonra ise Mart 2006’da yeniden ceza alan polislere verilen cezanın Nisan 2008’de Yargıtay tarafından zamanaşımı gerekçesiyle bozulması – İnsanlıkdışı muamele yasağının ve etkili soruşturma yürütme yükümlülüğünün ihlali

R.S. v. Macaristan, Başvuru No:  65290/14, Karar Tarihi: 02.07.2019

Başvurucunun bir gece kulübünde eğlendikten sonra arabada iken polis tarafından durdurulması, başvurucunun alkol testi yapılması amacıyla kendisine polis tarafından uzatılan alkolmetreyi üflemeyi reddetmesi, ardından kendisinin alkol veya uyuşturucu kullandığı şüphesiyle kelepçelenerek karakola götürülmesi, başvurucuya göre aynı zamanda kendisinin bacaklarından da bağlanması, karakola götürülmesinin ardından vücudundaki varsa alkol ve/veya uyuşturucunun tespit edilebilmesi için hastaneye götürülmesi, bu esnada başvurucunun doktora idrarını yapamadığını söylemesi, ardından polis raporlarına göre başvurucu direndiği için kendisinden sonda yöntemiyle idrar alınması ve tişörtünün de yırtılarak kan alınması, bu işlemlerin ardından başvurucunun ilgili işlemlere onam vermediği ve aynı zamanda polis tarafından bu süreçte dövülerek ve kelepçe kullanılarak kendisine şiddet uygulandığı iddiası, bu nedenle de işkence ve kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasıyla Mahkeme’ye başvurması – Mahkeme’nin ilgili sonda uygulamasının herhangi bir suç şüphesinde gerçekleştirilmesi noktasında keyfiliği engelleyen bir garantinin sağlanmadığını vurgulaması, aynı zamanda özellikle kişiden örnek alınmasını gerektirecek müdahalelerde kişiye atfedilen suç şüphesinin ciddiliğiyle müdahalenin orantılı olması gerektiği, somut olayda başvurucuya tıbbi ortamda sonda uygulaması yapıldığında herhangi bir tartışma olmadığının kabulü, bu müdahalenin başvurucunun kabul etmekten başka seçeneği olmayacak şekilde gerçekleştirildiği konusunda Mahkemenin şüphelerinin bulunduğunu belirtmesi, ayrıca bu tarz tıbbi müdahalelerde bireylerin rıza vermiş olsalar dahi verilmiş rızalarını müdahalenin her aşamasında yerel hukuk çerçevesinde geri çekme hakları bulunduğu, olayın tüm gerçekleri düşünüldüğünde müdahale esnasında başvurucunun özgür ve aydınlatılmış onamının bulunmadığının kabulü, başvurucunun alkollü olup olmadığının tespiti için başvurucudan kan alınması sebebiyle başvurucuya ayrıca zorla sonda uygulanmasının gerekli olmadığının belirtilmesi, ayrıca sonda işleminin genel olarak alkol ölçümünde kabul edilen bir uygulama olmaması, ilgili sonda uygulamasının iyileştirme yöntemi olarak değil kişiden delil elde etmek amaçlı olarak zorla elde edilmesi sebebiyle kişide güvensizlik ve stres uyandırabileceğinin kabulü, aynı zamanda bu delil elde etme sürecinin aslen fiziki ve zihinsel acı verme saikiyle gerçekleştirildiğinin belirtilmesi 3. madde ihlali

Özgürlük ve Güvenlik Hakkı

Doğan ve Çakmak v. Türkiye, Başvuru no. 28484/10 ve 58223/10, Karar tarihi: 06.06.2019

Balyoz operasyonları sırasında gözaltına alınıp tutuklanan başvurucuların tutuk itirazlarının etkili şekilde incelenmediği iddiası – Birleşmiş Milletler Keyfi Gözaltı ve Tutuklama Çalışma Grubu’nun aralarında başvurucunun da olduğu 250 kişi hakkında 1 Mayıs 2013 tarihinde söz konusu şikayeti de kapsayan bir karar vermiş olması nedeniyle başvuru, İHAS’ın 35. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kabul edilemez bulundu. Bu konuda verilen Gürdeniz kararının özet çevirisi için bkz: https://anayasagundemi.com/2014/04/11/iham-balyoz-davasi-hukumlusu-gurdenizin-basvurusunu-kabul-edilemez-buldu/

Şimşek ve Diğerleri v. Türkiye, Başvuru no. 46414/13, Karar tarihi: 18.06.2019

14 Nisan 2009-15 Şubat 2010 tarihleri arasında KCK operasyonları kapsamında gözaltına alınıp 18 Nisan 2009-15 Şubat 2010 tarihleri arasında tutuklanan 72 başvurucunun dava dosyasını inceleme imkanları olmadan ve duruşma yapılmadan haklarında tutukluluk halinin devamı kararı verildiği iddiası – 5. maddenin 4. fıkrasının ihlali

Tanrıverdi ve Diğerleri v. Türkiye, Başvuru no. 46444/13, Karar tarihi: 18.06.2019

KCK operasyonları kapsamında gözaltına alınıp 18 Nisan 2009-15 Şubat 2010 tarihleri arasında tutuklanan 11 başvurucunun dava dosyasını inceleme imkanları olmadığı iddiası – 5. maddenin 4. fıkrasının ihlali

Korban v. Ukrayna, Başvuru No: 26744/16, Karar Tarihi: 04.07.2019

Yerel yönetimlerde aktif bir politik kariyere sahip başvurucu Gennadiy Olegovych Korban’ın ofisinde bir siyasetçinin rızası hilafında tutulması olayı ve sonrasında yaşanan birtakım hadiseler sonucunda Korban hakkında bir kamu görevlisini iki kez rehin alma, ağırlaştırılmış araba hırsızlığı, organize şekilde zimmete para geçirme, suç örgütü kurma suçlarından şüpheli sıfatıyla gözaltı kararı çıkarılması, akabinde soruşturma yargıcı tarafından başvurucunun tutuklu yargılanmasının talep edilmesi, minibüs ile gözaltında bulunduğu bölgeden başka bir bölgeye taşınan başvurucunun, taşınma esnasında suya, yiyeceğe ya da tuvalete erişimi olmadığı iddiası ve sonrasında keyfi ve hukuka aykırı olduğundan bahisle gözaltı kararından şikayetçi olması, aynı gün Korban aleyhine “bir seçim görevlisinin işine ağır şekilde müdahale” şüphesiyle ayrı bir soruşturma açılması, bunun ertesi günü bir yargı kararı olmaksızın gözaltında tutma süresi sona erdiğinden serbest bırakılan başvurucunun salındığı anda derhal – bu kez “bir seçim görevlisinin işine ağır şekilde müdahale” suçunun şüphelisi olarak – soruşturma yargıcının kararıyla tekrar gözaltına alınması, başvurucunun bu kararın da hukuka aykırılığından şikayetçi olması, Korban’ın tutuklu yargılanması talebinin yinelenmesi, söz konusu talebin kısmen kabul edilerek başvurucunun tutuklu yargılanmak yerine izleme cihazı takmak suretiyle yirmi dört saat ev hapsine alınmasına karar verilmesi, başvurucunun gözaltı kararlarının hukuka aykırılığı iddialarının reddi, ev hapsinde olduğu süre içerisinde Korban’ın ciddi rahatsızlıklar geçirerek hastanede yatılı tedaviye alınmak zorunda kalması (bu süreçte başvurucunun sağlığını tehdit eder şekilde duruşmalara devam edilmesi ve yoğun medya ilgisi altında başvurucunun duruşmalara tıbbi gözetim altında katılmaya gayret etmesi), savcılığın bunu ve izleme cihazındaki birtakım teknik hataları gerekçe göstererek başvurucunun ev hapsini ihlal ettiği gerekçesiyle tutuklu yargılanması talebini tekrar etmesi ve talebin öncekilerle aynı ezbere gerekçelerle kabul edilerek Korban’ın tutuklu yargılanmasına başlanması, başvurucunun karara itiraz etmesi ancak sadece süresi kısaltılmakla birlikte tutuklu yargılamaya devam edilmesine karar verilmesi, yargılama esnasındaki üç duruşmada başvurucunun metal bir kutu içinde tutulması, Korban’ın tutukluluk sürelerinin uzatılması ve buna yönelik itirazlarının reddi, bu süreçte başvurucunun kamu görevlisini rehin alma suçunun mağduruyla uzlaşması ve suçu ikrarı, sonrasında başvurucunun bakıma muhtaç annesini gerekçe göstererek tekrar yirmi dört saat ev hapsine alınmayı talep etmesi ve talebin kabul edilerek Korban’ın izleme cihazı olmaksızın ev hapsine alınması, yaklaşık üç ay sonra başvurucunun tedavi için İsrail’e gitmesinin gerekmesi nedeniyle ev hapsinin firar etmeme yükümlülüğüne çevrilmesi, söz konusu yükümlülüğün süresinin bitmesinin akabinde başvurucu aleyhindeki diğer soruşturmalar yönünden kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesi, tüm bu zaman diliminde medyanın da yoğun ilgisini çeken cezai süreç hakkında resmi makamların ve farklı politik partiler ile oluşumların konuya ilişkin olarak Korban lehinde ya da aleyhinde basın açıklamalarında ve çeşitli dikkate değer söylemlerde bulunmaları, başvurucunun Sözleşme Madde 3; Madde 5 §§ 1, 3, 4, 5; Madde 5 ile bağlantılı olarak Madde 18 ve Madde 6 § 2 ihlali iddialarıyla Mahkeme’ye başvurması – Mahkeme, başvurucunun nakil koşullarına ilişkin şikayetlerini kabul edilemez bulmuş; başvurucunun sağlığı bozukken getirildiği duruşmalar ve metal kutuda tutulduğu duruşmalar yönünden Madde 3’ün ve ilk ve ikinci gözaltı kararı yönünden Madde 5 §§ 1, 3, 5’in ihlal edildiğine hükmetmiş; Madde 5 § 4 uyarınca yapılan şikayeti incelemeye gerek görmemiş; Madde 5 ile bağlantılı olarak Madde 18 ihlali bulmamış; son olarak da Madde 6 § 2’nin ihlal edildiğine karar vermiştir.

Tim Henrik Bruun Hansen v Danimarka, Başvuru No:51072/15, Karar Tarihi: 09.07.2019

Başvurucunun Mayıs 1996’da Yerel Mahkeme tarafından kişiyi özgürlüğünden alıkoyma, nitelikli cinsel istismara teşebbüs ve on yaşında bir kız çocuğunu kaçırma sebepleriyle suçlu bulunması, daha önce 1989 ve 1991 yıllarında yine kişiyi özgürlüğünden alıkoyma, 12 yaşından küçük çocukla cinsel ilişki, 15 yaşından küçük çocuğa tecavüze teşebbüs sebepleriyle 2 ve 3’er yıllık hapis cezasına çarptırılması göz önünde bulundurularak Danimarka Ceza Kanunu uyarınca; psikiyatrik denetim ve gözleme ihtiyaç duyan hükümlüleri de barındıran cezaevi Herstedvester Enstitüsü’nde gözetim altına alınmasına karar verilmesi, 1997 yılından 2013 yılına kadar Başvurucunun en az 7 farklı psikiyatr ve 8 farklı psikologla terapi ve görüşme denemelerinde bulunması, bunlardan altısı ile uzun süreli terapi seanslarının düzenlenmesi, bu sırada uzmanlar tarafından düzenlenen birkaç farklı tıbbi raporda; yapılan tıbbi muayeneler uyarınca Başvurucunun suçları işlediği sırada herhangi bir akıl hastalığının bulunmadığının, klinik ve psikolojik testlerde kişilik bozukluğu sinyallerinin olduğunun, Seksoloji Kliniği’nde ve Herstedvester Enstitüsü’nde psikiyatrlar tarafından yapılan terapi girişimlerinde Başvurucunun sonuçlarının farkında olmasına rağmen psikoterapiye karşı direnç göstermesi nedeniyle girişimlerin sonuçsuz kaldığının,  kimyasal hadım konusunda da ikna olmadığı gerekçeleriyle psikoterapi için tekrar tekrar denemenin sonuç vermeyeceğinin ve fakat kimyasal hadım konusunda ikna çabalarının devam etmesinin kayda değer olduğunun belirtilmesi, Başvurucunun tutukluluk süresi boyunca birkaç defa salıverilme isteğinde veya buna alternatif olarak cezasının daha hafif bir cezaya çevrilmesini istemesi, Yerel Mahkeme’nin tıbbi muayene raporları ışığında kimyasal hadım önerisinin kabul etmesi durumu haricinde Başvurucunun aynı suçu tekrar işleyebileceğine dair somut risk bulunması sebebiyle bu isteklerin reddedilmesi, 2014’te yinelenen salıverilme isteminin İlk Derece Bölge Mahkemesi tarafından 2015’te tekrar reddedilmesi üzerine Başvurucunun harici tıbbi incelemenin gerektiği, Enstitü’nün kimyasal hadım önerisi koşulu ile salıverilme önerisini reddettiği için davasının çıkmaza girdiği iddialarıyla Sözleşme’nin 5. maddesine dayanarak temyiz mahkemesine başvurması, 2016’da devam eden incelemede Adli Tıp Kurumu’ndan önceki raporlara benzer görüş alınması üzerine Yüksek Mahkeme’nin Başvurucunun Enstitü’de kalmasına karar vermesi, Başvurucunun Adli Tıp Kurumu’ndan alınan raporun Adli Tıp Kurumu’nun var olan deliller ve daha önceki raporlar baz alınarak görüş sunması nedeniyle harici tıbbi rapor sayılamayacağı ve davasının Enstitü sebebiyle açmaza girmesi sebepleriyle Sözleşme’nin 5. Maddesinin ihlal edildiği gerekçesiyle İHAM’a başvurması- Mahkeme, Yerel Mahkeme’nin Başvurucunun daha önce de ciddi cinsel suçlar nedeniyle iki kez mahkum edilmesini de göz önünde bulundurup aynı suçları tekrar işleyebileceği riskini ileri sürerek Enstitü’de tutulmasının devam etmesine karar verdiğini fakat Başvurucunun harici tıbbi muayene isteğini görmezden geldiğini belirtmiştir. Bu bağlamda Başvurucunun Enstitü’de yaklaşık 97’den itibaren 19 yıl tutulduğuna buna rağmen düzenlenen son tıbbi muayene raporunun 2007’de olduğuna dikkat çekmiştir. Mahkeme, Başvurucu ve Enstitü’deki tıbbi uzmanların; Başvurucunun tehlike arz eden durumunu azaltmaya yönelik iş birliğinde bulunmadıklarını belirtmiş ve nihayetinde durumun çıkmaza sürüklendiği sonucuna varmıştır. Yerel Mahkeme, Başvurucunun yaptığı birden fazla harici tıbbi muayene isteğine cevap vermemesini herhangi bir temele dayandırmamıştır ve Mahkeme, bu nedenle salıverilme veya cezasının daha hafif bir cezaya çevrilmesi isteklerinin reddinin Başvurucunun 1996 yılında cezaya çarptırılmasındaki amaçla bağdaşmadığı sonucuna varmıştır. Tüm bu nedenlerle Sözleşme’nin 5. Maddesinin ihlal edildiği kararına varılmıştır.

Adil Yargılanma Hakkı

Rustavi 2 Broadcasting Company Ltd ve Diğerleri v. Gürcistan, Başvuru No: 16812/17, Karar Tarihi: 18.07.2019

Gürcistan’da hükümetin el değiştirdiği bir dönemde pay sahipleri ve yayınlarının içeriği itibarıyla o dönemde iktidara gelen yeni hükümete daha yakın görünen bir televizyon kanalı olan Rustavi 2’nin tartışmaya konu birtakım hisse alım satım işlemleri sonrası eski hükümet yetkililerinin baskı ve korkutmaları ile el değiştirdiği bazı olaylar silsilesi sonrasında, yeni hükümete yakın olduğu iddia edilen ve kanalın eski ana hissedarlarından K.K.’nin, eski hükümet tarafından korku ve baskı ile hisselerini devretmek zorunda bırakıldığı gerekçesiyle hisse satım sözleşmelerinin mutlak butlanla geçersiz sayılması için açtığı davada, öncelikle Rustavi 2’nin varlıklarının dondurulmasına karar veren Hakim T.U.’nun çeşitli gerekçelere dayalı olarak davalı başvurucularca reddi talebinin reddedilmesi, esasa ilişkin incelemesi sonucunda Hakim T.U.’nun yapılan sözleşmenin özellikle satış değerini ve alıcıların niyetlerini araştırarak mutlak butlan iddiasını kabul etmesi, bunun üzerine başvurucuların aleyhlerine verilen ihtiyati tedbir kararına ve esasa ilişkin karara yönelik istinaf başvurularının ve istinaf başvurusuna bakan paneldeki hakimlerin tarafsız ve bağımsız olmadıkları gerekçesiyle reddine yönelik istemlerinin istinaf mahkemesince de reddi ve Hakim T.U.’nun mutlak butlan kararının istinafça onanması, yapılan temyiz başvurusunda başvurucuların yine tarafsızlık ve bağımsızlık endişesiyle çekilmesini istedikleri bir hakim ile mahkeme başkanının temyiz dosyasını görecek Yüksek Mahkeme heyetinde yer alması, söz konusu çekilme taleplerinin mahkemece yerinde görülmeyerek reddi sonrasında verilen esasa ilişkin kararda, istinaf kararının, gerekçedeki hukuki nitelendirme hatalarına atıfla bozularak davanın yeniden görülmesine karar verilmesi, başvurucuların Sözleşme Madde 6 § 1, Madde 10, Madde 18 ve Ek 1 No.lu Protokol Madde 1 ihlali iddiası ile Mahkeme’ye başvurması – Mahkeme, yalnızca Madde 6 § 1 ihlali iddiasını kabul edilebilir bularak başvurunun geri kalanının kabul edilemez olduğuna karar vermiş, bu nedenle Mahkeme Kuralları Kural 39’a göre istenen tedbir taleplerini incelemeye gerek görmemiş ve ilk derece, istinaf ve temyiz mahkemelerindeki farklı yargıçlar yönünden öne sürülen tarafsız ve bağımsız olunmadığı savunmasına dayalı Madde 6 § 1 ihlali iddiasını da reddederek ihlal bulmamıştır. 

Harun Gürbüz v. Türkiye, Başvuru no. 68556/10, Karar tarihi: 30.07.2019

2007 yılının Ocak ayında bir taksiciyi bıçaklayıp öldüren, aynı yılın Nisan ayında başka bir taksiciyi bıçaklayıp yaralayan ve M.K. ile birlikte gözaltına alınan başvurucunun polisteki ifadesinde suçu M.K. ile işlediklerini itiraf etmesi, bu ifadeler sırasında yanında avukat bulunmaması (polis İstanbul Barosu’ndan avukat göndermesini istemiş ancak Baro o dönemde CMK ücretlerinin ödenmemesi nedeniyle grevde olduğu için polis göndermemiş) ancak ikinci ifadesinden sonra ailesinin çağırdığı avukatla tekrar ifade vermek isteğinin polis tarafından reddedilmesi, savcılık önündeki ifadesinde ise ikinci saldırıya eşlik ettiğini kabul eden ancak bıçaklayan kişinin M.K. olduğunu, daha önceki ifadelerinin doğru olmadığını iddia eden başvurucuya 5 yıl ve 2 yıl 1 ay hapis cezası verilmesi – Avukatla temsil hakkının ihlali

Ürek ve Ürek v. Türkiye, Başvuru no. 74845/12, Karar tarihi: 30.07.2019

5 Aralık 2009 tarihinde Öcalan’ın cezaevi koşullarını protesto etmek amacıyla Cizre’de düzenlenen eyleme katılan, Öcalan’ın posterini taşıyıp slogan atan, polisin ‘dağılın’ çağrısından sonra yakalanıp tutuklanan başvurucuların ve avukatlarının yokluğunda 8 polisin duruşmada verdiği ‘başvurucuların polise taş attığı, slogan attığı’ ifadelere dayanılarak başvuruculara örgüt üyeliği ve örgüt propagandası suçlarından hapis cezası verilmesi, başvurucuların bir sonraki duruşmada kendilerine okunan polis ifadelerine itirazlarının ve polislerin tekrar duruşmaya çağrılması taleplerinin reddedilmesi ve bu kararın Yargıtay tarafından onanması – Adil yargılanma hakkının ihlali

Özel Hayata ve Aile Hayatına Saygı Hakkı

Vetsev v. Bulgaristan, Başvuru no. 54558/15, Karar tarihi: 02.05.2019

Başvurucunun hırsızlık suçundan yakalanıp tutuklanması; bu sırada erkek kardeşinin öldüğünü öğrenmesi, durumu öğrenir öğrenmez cenazeye katılmasına izin verilmesi için mahkemeye başvurması; mahkemenin görevliler eşliğinde nakledilerek erkek kardeşinin cenazesine katılmasına izin vermesi; mahkeme kararına cevaben Adalet Bakanlığı’nın bölgesel güvenlik hizmetlerinin yürürlükteki kurallar uyarınca tutuklu kişilerin görevliler eşliğinde nakledilmesinin yalnızca tutuklu kişiyi yargı makamları önüne getirmek için mümkün olduğunu belirtmesi; mahkemenin, bölgesel güvenlik hizmetlerinin başvurucuya eşlik etmeye izni olmadığından bahisle kararını bozması, ayrıca iş günü olmayan bir günde böyle bir operasyonun yürütülmesi için ödenmesi gereken ek ücretleri haklı bulmaması ve başvurucunun talebini reddetmesi; başvurucunun, yakınının cenazesine katılmasına izin verilmemesinin tutuklu kişilerin dışarıyla iletişim kurmaya yönelik haklarını gereğinden fazla kısıtladığını, mevcut davada ön soruşturmanın tamamlanmış olması ve başvurucunun sabıkalı olmaması dikkate alındığında, başvurucunun kaçma riski olduğu gerekçesiyle de bu kısıtlamanın haklı kılınamayacağını ve orantısız olduğunu, dolayısıyla Madde 8’in ihlal edildiğini ileri sürerek Mahkeme’ye başvurması — Mahkeme ulusal mevzuatın yalnızca hükümlü kişilerin çıkış izni alabilmesini mümkün kıldığı ve görevliler eşliğinde bir yere gitmenin yalnızca yargı kurumları arasındaki transferlerle sınırlı olduğunu, dolayısıyla tutukluların yakınlarının cenazelerine katılmak için bu imkanlardan faydalanamayacağını kaydetmiştir. Mahkeme, nakil için organizasyonda veya finansal meselelerde doğan zorlukların tedbirin orantılılık incelemesinde önemli olacağını, ama mevcut davada cenazenin başvurucunun tutuklu bulunduğu yere uzak olmayan bir yerde yapıldığını gözlemlemiştir. Mahkeme, ulusal makamların başvurucunun talebini yürürlükteki mevzuat kapsamında mümkün olmadığını ileri sürerek, bireysel ve detaylı bir inceleme yapılmadan ve yarışan menfaatler arasında denge kurmadan reddettiklerini belirtmiştir. Mahkeme, başvurucunun özel hayat ve aile hayatı hakkına müdahalenin demokratik toplumda gerekli olmadığına ve Madde 8’in ihlal edildiğine karar vermiştir.

Kavak v. Türkiye, Başvuru no. 30669/11, Karar tarihi: 07.05.2019

25 Eylül 2006 tarihinde Elazığ Teknik Bilimler Fakültesi’ne bomba ihbarı yapılması, bombanın güvenlik güçlerince etkisiz hale getirilmesinin ardından güvenlik müdürünün ihbarı yapanın sesini o tarihte fakültenin öğrencisi olan başvurucunun sesine benzetmesi, başvurucunun üzerinde güvenlik müdürünün numarası olan bir kağıtla yakalanması ve güvenlik kameraları kayıtlarına göre aramanın yapıldığı sırada başvurucunun telefon kabinlerinin yakınında görüntülenmesi, 27 Eylül 2006 günü gözaltına alınması, 29 Eylül günü savcılıktaki sorgusunda hakkındaki suçlamaların tamamını reddetmesi ve aynı gün tutuklanması üzerine, 1 Ekim 2006 günü Tercüman Gazetesi’nde ve web sayfasında olayla ilgili olarak “Fakültesini Havaya Uçuracaktı” başlıklı, başvurucunun fotoğrafının da bulunduğu bir haber yayınlanması, haberde başvurucunun suçunu itiraf ettiği ve amacına polisin operasyonu nedeniyle ulaşamadığının belirtilmesi, başvurucunun bütün suçlamalardan beraat etmesinin ardından gazeteye karşı açtığı manevî tazminat davasında ilk derece mahkemesinin haberdeki iddiaların resmî evraka ve yayımlandığı tarihteki gerçeğe dayandığı ve sanığın beraat etmesinin haberin gerçeğe uygunluğunu etkilemediği gerekçesiyle davayı reddetmesi, Yargıtay’ın da kararı onaması – Mahkeme’ye göre haberin hangi resmî belgelere dayandırıldığı açıklanmadığı gibi haberde doğru olmadığı halde başvurucunun suçunu itiraf ettiği iddiasına yer verilmesi ve bu nedenle ilk derece mahkemesinin haber içeriğinin gerçeğe uygun olduğu yönündeki değerlendirmesinde basın özgürlüğüyle başvurucunun itibarının korunması arasındaki dengenin sağlanamamış olması nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlali

Yılmaz v. Türkiye, Başvuru no. 36607/06, Karar tarihi: 04.06.2019

Din kültürü öğretmeni olan başvurucunun ikinci olduğu yarışmanın ardından Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yurtdışında çalışmak üzere atanmasının ardından hakkında yürütülen güvenlik soruşturmasında başvurucu ve eşi hakkında söz konusu belgede başvurucunun 1987 yılında Atatürk heykeline zarar verdiği iddiasıyla birkaç gün gözaltında kaldığı, evde haremlik selamlık uyguladığı, eşinin işe giderken başörtüsü üzerine peruk taktığı gibi bilgiler içeren ‘gizli’ bir belgeye ulaşılması nedeniyle göreve başlamasına izin verilmemesi, açtığı davaların reddedilmesi – Özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı (Mahkeme bu başvuruda ayrıca, yargılamanın 4 yıl 11 ay sürmesini makul sürede yargılanma hakkına aykırı bulmuştur.)

Özdil ve Diğerleri v. Moldova, Başvuru No: 42305/18, Karar Tarihi: 11.06.2019

İHAM, 11 Haziran 2019 tarihli Özdil ve Diğerleri v. Moldova kararıyla darbe girişiminden sonra Fetullah Gülen’e bağlı olduğu söylenen bir okulda çalışan beş öğretmenin özel uçakla Türkiye’ye sınır dışı edilmesinin özgürlük ve güvenlik hakkı ile özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı ihlali olduğuna karar verdi. Bu karar, darbe girişimi sonrası Türkiye’ye sınır dışı edilip burada tutuklanan kişilerle ilgili verilen ilk ihlal kararı. Kararın detaylı çevirisi.

Leyla Can v. Türkiye, Başvuru no. 43140/08, Karar tarihi: 18.06.2019

2006 yılında Eylül 1999 doğumlu bir çocuğu evlat edinen başvurucunun çocuğunun nüfus cüzdanında anne adı olarak biyolojik annesinin değil kendi adının yazması istemiyle açtığı davanın reddedilmesi – Aile hayatına saygı hakkı ihlali

Ulusoy v. Türkiye, Başvuru no. 54969/09, Karar tarihi: 25.06.2019

Glaisen v. İsviçre, Başvuru No: 40477/13, Karar Tarihi: 25.06.2019

 Felç olması sebebiyle tekerlekli sandalye kullanan engelli başvurucunun 4 Ekim 2008 tarihinde bir sinemaya giderek film izlemek istemesi, seçtiği filmin yalnızca bir sinemada bulunması, ancak ilgili sinemanın da tekerlekli sandalyeye uygun yapılandırılmamış olması sebebiyle başvurucunun erişimini reddetmesi, sinemanın başvurucuyu içeri alamaması sebebiyle başvurucunun 8. madde kapsamında ayrımcılık yasağının ihlal edildiği iddiası – Mahkemenin 8. madde kapsamında ayrımcılık yasağının değerlendirilmesi için kamuya ait ve kamuya açık binalara erişimin kişinin hayatını başkalarıyla ilişkiler geliştirme ve kişisel gelişim hakkını etkileyecek derecede istisnai olarak engellenmesi halinde düşünülmesi gerektiğinin vurgulanması, Mahkemenin başvurucunun çevresinde tekerlekli sandalyeye uygun başka sinemalar olması sebebiyle başvurucunun kişisel gelişim ve sosyalleşme hakkının engellenmediğini belirtmesi, yerel hukuk gereğince de engelli bireylerin sosyal hayata katılabilecekleri ve başkalarıyla iletişim kurabilecekleri bir çevrenin yaratılması gerekliliğinin vurgulanması, ancak somut olay bakımından Federal Mahkeme’nin niçin başvurucunun böyle bir sorunla karşılaştığına dair yapmış olduğu açıklamanın yeterli olduğu kanaatine varması ve bu nedenle incelemeye gerek olmadığı kararı – kabul edilemezlik kararı

Zu Guttenberg v. Almanya (kabul edilemezlik kararı), Başvuru no. 14047/16, Karar tarihi: 25.06.2019

Siyasetçi ve eski Federal Ekonomi ve Teknoloji Bakanı ve eski Federal Savunma Bakanı olan başvurucunun intihal nedeniyle görevinden alınması, meclisteki görevini de bırakması ve ailesiyle birlikte Amerika Birleşik Devletleri’ne taşınması; başvurucu ve ailesiyle ilgili, haftalık bir gazetede bir yazı yayımlanması; bu yazıda başvurucuya ve Berlin ve Amerika’daki evlerine ait, evlerin dışını ve içini gösteren fotoğrafların yayımlanması; başvurucu ve eşinin başvurusu üzerine bu fotoğrafların bir daha yayımlanmaması için mahkemenin tedbir kararı vermesi ve kararın bölge mahkemesi tarafından onanması; kararın, fotoğraflar ve açıklamaların mahallede yaşayan veya oradan geçen kişilerin evi tanımasına neden olabileceği, bu nedenle başvurucu ve ailesi için Berlin’deki evin artık dinlenmek üzere çekilebilecekleri bir yer olamayacağını, buna karşılık okurlarının çoğu Almanya’da yer alan bir dergide çıkan fotoğrafların Amerika’daki ev üzerinde aynı etkiyi doğurmayacağını, fotoğrafların yayımlanmasında kamusal menfaat bulunmadığını belirtmesi; istinaf mahkemesinin bu kararı bozması; istinaf mahkemesinin kararında, başvurucu ve eşi belli bir tanınırlığa sahip olduğundan, başvurucunun görevinden alınıp Amerika’ya taşınması hakkında bilgi edinme konusunda bir kamusal menfaat olduğunun belirtilmesi; ayrıca Berlin’deki evden taşındıkları ve okurların Amerika’daki evi tespit etmesinin güçlüğü dikkate alındığında, başvurucunun güvenlik endişelerinin yerinde olmadığına karar verilmesi; başvurucunun, hiçbir kamusal tartışmaya katkıda bulunmadığını ve yalnızca okuyucuların meraklarını tatmin ettiğini iddia ettiği, evlerine dair evin konumu, boyutu, odaları bahçesi gibi detayları gösteren, şikayet konusu fotoğrafların yayımlanmasının mahkemeler tarafından durdurulmamasının Madde 8’i ihlal ettiği iddiasıyla Mahkeme’ye başvuruda bulunması — Mahkeme, yazının yalnızca başvurucunun özel hayatının detaylarına dair okurların merakını gidermek için yazılmadığını, aynı zamanda başvurucunun Alman siyasetine dönüp dönmeyeceği meselesini de ele aldığını, dolayısıyla fotoğraflar ve açıklamalarının kamuyu ilgilendiren bir tartışmaya bir açıdan katkı sağladığını belirtmiştir. Başvurucu aynı zamanda belli bir tanınırlığa sahip, kamusal bir figürdür ve özel hayata saygı hakkına sağlanan koruma tanınmayan bir kişininkiyle aynı olmayacaktır. Mahkeme, istinaf mahkemesinin değerlendirmesini dikkat almış ve başvurucunun medya karşısındaki davranışları, başvurucu ve eşinin tanınırlık düzeyi, başvurucunun güvenlik endişelerinin zayıf oluşu, fotoğraflar ve açıklamaların iftira, aşağılama, kötüleme içerikli olmadığını dikkate almıştır. Mahkeme, istinaf mahkemesinin başvurucunun özel hayatına saygı hakkı ile derginin ifade özgürlüğü arasında, içtihattaki ilkeleri dikkate alarak adil bir denge kurduğuna karar vermiştir. Bu nedenle başvuru açıkça dayanaktan yoksun olduğundan bahisle kabul edilemez bulunmuştur.

İfade Özgürlüğü

Gürbüz ve Bayar v. Türkiye, Başvuru no. 8860/13, Karar tarihi: 23.07.2019

Abdullah Öcalan ve Murat Karayılan’ın açıklamalarını 3 Eylül 2004 tarihli gazetede yayımladıkları için örgüt propagandası yapma suçundan para cezasıyla cezalandırılması – İfade özgürlüğü ihlali yok. Kararın Adalet Bakanlığı tarafından yapılan çevirisini buradan okuyabilirsiniz. 

Polat v. Türkiye, Başvuru no. 64138/11, Karar tarihi: 07.05.2019

19 Nisan ve 29 Mayıs 2010 tarihlerinde Diyarbakır’da düzenlenen eylemlere katılıp burada “çok yaşa önder Apo”, “PKK halktır, halk burada” sloganları atıp Herne Peş marşını söylediği iddiasıyla başvurucuya altı ayrı örgüt propagandası suçundan 10’ar ay hapis cezası verilmesi ve 25 Temmuz 2012’ye kadar başvurucunun cezaevinde kalması – İfade özgürlüğü ihlali

Akyüz v. Türkiye, Başvuru no. 63681/12, Karar tarihi: 07.05.2019

29 Eylül 2004 tarihinde Batman’da düzenlenen bir eylemde Abdullah Öcalan’ın posterini taşıdığı ve “çok yaşa lider Öcalan” sloganı attığı iddiasıyla başvurucuya örgüt propagandası suçundan altı ay hapis cezası verilmesi – İfade özgürlüğü ihlali

Haber-Sen v. Türkiye, Başvuru no. 23891/12, Karar tarihi: 07.05.2019

27 Nisan 2009 tarihinde başvurucu sendika tarafından “TRT’DE İhale Bilmecesi” başlıklı ve TRT tarafından yapılan ihale çağrısı kapsamında yapılan usulsüzlüklere ilişkin basın bildirisinin Evrensel gazetesinde yayımlanmasının ardından bu alım ile yapılan harcamaların gereksiz olduğu ve meşru olmadığını ima ettiği dolayısıyla, bu iddiaların TRT’nin itibar hakkına ciddi şekilde zarar verdiği gerekçesiyle TRT’nin sendikaya tazminat davası açması ve tazminat ödemeye mahkum edilmesi – 10. maddenin ihlali 

Kararın Adalet Bakanlığı çevirisini buradan okuyabilirsiniz.  

Dağtekin v. Türkiye, Başvuru no. 69448/10, Karar tarihi: 28.05.2019

25 Ocak 2005 tarihinde DEHAP’ın Şanlırfa şubesi tarafından yapılan basın açıklamasında “barışın tesisi için Kürt lider Abdullah Öcalan’ın barış ve demokrasi çağrılarının” dinlenmesi gerektiğini söylediği için başvurucuya örgüt propagandası suçundan 10 ay hapis cezası verilmesi – İfade özgürlüğü ihlali

Taş Çakar v. Türkiye, Başvuru no. 73487/12, Karar tarihi: 28.05.2019

1 Mayıs 2006’da siyah bere, beyaz tişört, siyah pantolon ve kırmızı fular takan başvurucuya örgüt üniforması giydiği iddiasıyla örgüt propagandası yapma suçundan 10 ay hapis cezası verilmesi – İfade özgürlüğü ihlali

Kok v. Türkiye, Başvuru no. 32954/12, Karar tarihi: 02.07.2019

Dönemin DEHAP temsilcisi olan başvurucunun Trabzon’da güvenlik güçleri tarafından öldürülen PKK mensubu bir kişinin cenazesinin Mardin’e nakledilmesiyle ilgili 21 Ağustos 2005 tarihinde yaptığı konuşması nedeniyle örgüt propagandası yapma suçundan 1 yıl 8 ay hapis cezasıyla cezalandırılması ve cezanın daha sonra yapılan kanun değişikliğiyle ertelenmesi – İfade özgürlüğü ihlali

Kılınç v. Türkiye, Başvuru no. 73954/11, Karar tarihi: 02.07.2019

21 Mart 2007 tarihinde düzenlenen Nevruza katılan ve burada “PKK, sınır ötesi bir gerçek değil, Türkiye’nin gerçeğidir. (…) İmralı’daki zehirlenmeden haberimiz var, eğer devlet bu iddianın temelsiz olduğunu iddia ediyorsa bağımsız doktorlardan oluşan uzman bir grup tarafından görüş hazırlanmasını da kabul etmelidir.” diyen başvurucuya örgüt propagandası yapma suçundan 10 ay hapis cezası verilmesi – İfade özgürlüğü ihlali

Önal v. Türkiye, Başvuru no. 44982/07, Karar tarihi: 02.07.2019

1999 yılının Aralık ayında Kürt işinsanı Hüseyin Baybaşin’in hayatını ve Kürt sorununa yaklaşımını anlatan “Teyrê Baz ya da Kürt İş İnsanı: Hüseyin Baybaşin” isimli kitabı basan yayınevinin sahibi olan başvurucuya kitaptaki ifadeler nedeniyle devleti aşağılama (eski tck’nin 158. ve 159. maddeleri) suçundan 1.690 TL para cezası verilmesi – İfade özgürlüğü ihlali Kararın detaylı çevirisi.

Daş v. Türkiye, Başvuru no. 36909/07, Karar tarihi: 02.07.2019

Diyar Göç-Der üyesi başvurucunun 14 mart 2006 tarihinde derneğe yapılan baskında “Ben bir Kürdistan’lı olarak sayın Abdullah Öcalan’ı siyasal irade olarak görüyor ve kabul ediyorum” yazılı ve imzalı 2000 mektup bulunması ve imza kampanyası düzenlediği gerekçesiyle örgüt üyesi olduğu iddiasıyla (TCK 220/7 ve 314/2) 6 yıl 3 ay hapis cezasıyla cezalandırılması ve 19 Kasım 2010 tarihine kadar cezaevinde kalması – İfade özgürlüğü ihlali

Selahattin Demirtaş v. Türkiye (no. 3), Başvuru no. 8732/11, Karar tarihi: 09.07.2019

İHAM, yayımladığı Selahattin Demirtaş v. Türkiye (no. 3) kararıyla Demirtaş’ın 2005 yılında bir televizyon kanalına telefonla bağlanarak yaptığı konuşma nedeniyle örgüt propagandası yapma suçundan (Terörle Mücadele Kanunu’nun 7/2 maddesi) on ay hapis cezasıyla cezalandırılmasını, sonunda hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve erteleme kararı verilse de, ifade özgürlüğüne aykırı buldu. Mahkeme’ye göre söz konusu açıklama bir bütün olarak incelendiğinde şiddete ya da silahlı direnişe teşvik etmediği ve nefret söylemi içermediği için, propaganda suçundan hapis cezası verilmesi demokratik toplumda gerekli değildir. Kararın detaylı çevirisi.

Brzezinski v. Polonya, Başvuru No. 47542/07, Karar tarihi: 25.07.2019

Yerel seçimlerde aday olan başvurucunun seçim kampanyaları kapsamında halihazırda görevde olan ve seçimlerde tekrar aday olan belediye başkanıyla ilgili, belediye başkanının görevini kötüye kullandığı, şirketlerle belediyeyi zarara sokan sözleşmeler yaptığı ve bu sözleşmeleri iptal etmediği, danışmanların şirketlerden bağış aldığı gibi belediyenin kötü yönetimine ve belediyedeki yolsuzluklara dair iddialar ortaya atması; başvurucunun bu iddiaları bir broşür ile yayması; belediye başkanı ve adı geçen bir danışmanın başvurucuya karşı dava açması; yerel mahkemenin duruşmadan üç saat önce başvurucuyu telefonla arayarak duruşmayı haber vermesi ve başvurucunun duruşmaya katılamaması; bu duruşmada başvurucunun iddialarını yeterince kanıtlamadığından, kötü niyetli olduğundan ve ilgili broşür ile seçim propagandasının izin verilen sınırlarını aştığından bahisle, ilgili broşürün yayımlanmasının yasaklanması, başvurucunun yerel bir gazete aracılığıyla yanlış bilgileri düzeltmesine ve özür dilemesine, ve ayrıca bir yardım kuruluşuna verilmek üzere tazminat ödemesine hükmedilmesi; başvurucunun bu kararı üç gün sonra telefonla mahkemeyi aradığında öğrenmesi, aynı gün yaptığı itirazın reddedilmesi; başvurucunun ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiası — Mahkeme seçim kampanyası sürecinde adaylar hakkında yanlış bilgilerin yayılmasıyla mücadele edilmesi gerektiğini kabul etmiş ama aynı zamanda her çeşit fikrin de özgürce ifade edilmesi gerektiğini belirtmiştir. Oysa yerel mahkemeler başvurucunun iddialarının hiç duraksamadan yalan olarak nitelendirmiş ve adayların itibarını zedelediğine karar vermiştir. Başvurucunun üst sınırdan para cezası ödemesine hükmedilmesi de Mahkeme tarafından caydırıcı görülmüştür. Başvurucunun ifade özgürlüğüne yapılan müdahale orantısızdır, Madde 10 ihlal edilmiştir. Mahkeme, başvurucunun Madde 6 kapsamındaki iddialarını ayrıca incelemeye gerek görmemiştir.

Toplantı, Gösteri ve Dernek Kurma Özgürlüğü

Medeniyet, İrfan, Hayır, Refah Vakfı v. Türkiye, Başvuru no. 10814/07, Karar tarihi: 07.05.2019

1989’da yardımlaşma, İslam, teknoloji, kimya, enerji, nükleer fizik, vb. konularda araştırma ve yayın yapma, konferans düzenleme, üniversite kurma, tarım, endüstri ve ticaret alanlarında şirket kurma gibi amaçları olan MİHR Vakfı’nın Bursa ve Denizli’de organize etmek istediği iki etkinliğe, vakıf başkanının telekonferans yoluyla etkinliklere katılacak ve kendisinin son peygamber olduğunu iddia edecek olması nedeniyle izin verilmemesinin ardından Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün vakıf hakkında, amaçlarını gerçekleştirecek yeterli finansal kaynağının olmaması gerekçesiyle kapatma davası açması, başvurucu vakfın finansal sorunlarını kabul etmekle birlikte kapatılmak istenmesinin asıl nedeninin 28 Şubat 1997’de Milli Güvenlik Kurulu’nun “postmodern darbe” olarak adlandırılan müdahalesi olduğu iddiası – İhlal yok. Mahkeme’ye göre Türk hukuku ve pratiğinde vakıfların sosyal birlikteliğin sağlanması için oynadığı rol göz önüne alındığında vakıftan beklenen asgarî finansal kriterleri yerine getirme zorunluluğu Türkiye’deki kamusal nitelikteli vakıflar sisteminin etkinliği ve prestijini korumak amacını taşımaktadır. Bu nedenle yerel makamların başvurucu vakfın finansal nedenlerle kapatıldığına yönelik öne sürdüğü gerekçeler “uygun ve yeterlidir”; söz konusu yaptırım baskın bir sosyal ihtiyacı karşılamaktadır, amaçlanan meşru amaçlarla oranlıdır ve sonuç olarak demokratik bir toplumda zorunludur.

Chernega ve Diğerleri v. Ukrayna, Başvuru No. 74768/10, Karar Tarihi: 18.06.2019

Ukrayna’nın Kharkiv şehrinde bulunan bir parkta yapılacak yol inşaatını durdurmak için 2010 yılında on bir başvurucunun da içinde bulunduğu grubun ağaç kesimini ve inşaat çalışmalarını engellemek üzerine gerçekleştirdikleri protestolara karşı inşaat şirketi güvenlik görevlilerinin ve kimliği tespit edilemeyen üniformalı kişilerin müdahalede bulunması, bu sırada polisin bazı olaylarda alanda bulunmasına rağmen olaylara müdahale etmemesi, müdahaleler sırasında üç başvurucuya fiziksel şiddet uygulanması ve başvurucuların yaralanması fakat bu olayların ve kimliği belirsiz kişilerin müdahalede bulunmasının devlet yetkilileri tarafından hızlı ve etkili bir şekilde soruşturulmaması, soruşturmanın yalnızca ön araştırma ile sınırlı tutulması, yeterli delil toplanmaması ve başvurucuların soruşturma süreci ve yaşanan gecikmeler hakkında bilgilendirilmemesi, altı başvurucunun protestolar sırasında yakalanarak gözaltına alınması ve haklarında idari tutuklama cezası verilmesi, gözaltında bulunan iki başvurucunun haklarında verilen idari cezaya karşı yapılan itiraza ilişkin görülen duruşma hakkında bilgilendirilmemesi ve gözaltında bulunanların duruşmaya katılmasına ilişkin usulün net olmaması yüzünden başvurucuların duruşmaya katılamaması, tüm başvurucular şirketin güvenlik görevlilerinin protestolara müdahale etmesinin, altı başvurucu ise protestolara katılmaları sebebiyle yakalanarak haklarında idari ceza verilmesinin Sözleşme 11. maddesinde düzenlenen toplantı ve dernek kurma özgürlüğünü ve bu madde ile bağlantılı olarak 13. maddede düzenlenen etkili başvuru hakkını ihlal ettiğini, üç başvurucu gördükleri fiziksel şiddetin 3. maddede düzenlenen insanlık dışı muamele yasağını ihlal ettiğini ve iki başvurucu duruşmaya katılamamalarının adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini iddia ederek Mahkeme’ye başvurması – Kabul edilemezlik tartışmasına ilişkin olarak Mahkeme, protestoculara karşı müdahalede bulunanların devlet görevlileri değil özel inşaat şirketine bağlı güvenlik görevlileri olmasına rağmen polisin birçok olayda hazır bulunması fakat olaylara müdahale etmemesi ve pasif bir tutum sergilemesi sebepleriyle olayların sorumluluğunun Ukrayna devletine atfedilebilir olduğuna ve başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir – insanlık dışı muamele yasağının ihlali açısından Mahkeme, başvurucuların müdahalelerde yaralandıklarına ilişkin sundukları delillerde yaralanmanın direkt olarak güvenlik görevlileri ya da polisin eylemleri yüzünden oluştuğuna ilişkin bir delil olmadığından ve yaralanmanın protestocuları durdurmak amacıyla yapılan müdahalede gerçekleşmiş olabileceğinden insanlık dışı muamelenin sınırına ulaşmadığına ve esas açısından 3. maddenin ihlal edilmediğine fakat başvurucuların şikayetlerine karşı cezai soruşturma başlatılmamasının 3. maddeyi usulü açıdan ihlal ettiğine karar vermiştir – adil yargılanma hakkı açısından Mahkeme, başvurucuların haklarında verilen idari hapis cezasına karşı itiraz duruşması hakkında duruşma öncesinde bilgilendirilmemelerinin ve iç hukukta tutulanların idari cezaya itiraz duruşmasına katılmasına ilişkin usulü bir güvence sağlanmamasının 6. maddeyi ihlal ettiğine karar vermiştir – toplantı ve dernek kurma özgürlüğünün ihlali açısından Mahkeme, başvurucuların Ukrayna’da protestolara müdahale edilebilmesi için mahkeme kararı alınması gerektiğine ilişkin (Ukrayna Anayasasına dayanarak) iddialarını reddederek protestolara yapılan müdahalenin Ukrayna iç hukukunda düzenlenen polise mukavemet suçu ile ilgili olduğuna ve ayrıca bu müdahalenin protestocuların ve işçilerin güvenliğini ve sağlığını korumak amacıyla yapıldığına yani meşru bir amaca dayandığına fakat cezaların temyizde hafifletilmesine rağmen birinci ve ikinci başvurucunun dokuz gün tutuklu kalmasının orantısız olduğuna ve yalnızca bu iki başvurucu açısından 11. maddenin ihlal edildiğine diğer üç başvurucu açısından ise yapılan müdahalenin orantılı ve meşru amaç ile uyumlu olduğuna karar vererek 11. maddenin ihlal edilmediğine ve müdahale sırasında yaralandığını iddia eden iki başvurucu açısından ise güvenlik görevlilerinin kamusal alanda insanlara müdahale etme yetkisi olmamasına rağmen müdahalede bulunmasının, güvenlik görevlileri arasında üniforma giyen fakat kimliği tespit edilemeyen kişiler olmasının belirsizlik yaratmasının ve bu durumun devlet yetkilileri tarafından soruşturulmamasının, polisin müdahale sırasında pasif bir tutum sergileyerek dahil olmamasının 11. maddeyi ihlal ettiğine karar vermiştir.

Zülküf Murat Kahraman v. Türkiye, Başvuru no. 65808/10, Karar tarihi: 16.07.2019

2008 yılında Gaziantep’te Öcalan’ın cezaevi koşullarını protesto etmek amacıyla düzenlenen eyleme katılan başvurucuya TCK’nin 220. maddesinin 6. fıkrasıyla bağlantılı olarak 314. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen örgüt üyeliği suçundan hapis cezası verilmesi, başvurucunun 2009 yılından 2012 yılına kadar tutuklu kalması ve daha sonra 2013 yılında beraat etmesi – 11. maddenin ihlali

Jafarov ve Diğerleri v. Azerbaycan Başvurusu, Başvuru no. 27309/14, Karar tarihi: 25.07.2019

Başvurucular Rasul Agahasan oğlu Jafarov, Emin Rafig oğlu Huseynov ve Sabuhi Nazir oğlu Gafarov’un sırasıyla 1984, 1979 ve 1974 doğumlu Azerbaycan vatandaşları olması, başvurucuların 2010 yılında Bakü’de İnsan Hakları Kulübü (İHK) adlı derneği kurmuş olmaları, dernek kurucu belgelerine göre başvurucuların Jafarov’u dernek başkanı olarak seçmiş ve derneğin kamu tüzel kişisi olarak tescil edilmesi için Adalet Bakanlığı’na başvurmaya karar vermiş olmaları, başvurucuların tescil işlemi için 2011 yılında üç defa başvurmuş olmaları fakat her başvurunun çeşitli yasal prosedürlere uymadığı gerekçesiyle reddedilmiş olması, Bakanlığın 2011 Aralık ayındaki son ret kararında “yasal temsilcinin” yetkilerinin belirtilmemiş olduğunu gerekçe olarak göstermesi, başvurucuların; kanunun sadece bir yasal temsilci atanmasını gerektirmediği ve kendilerinin de sadece bir tane atamayı seçmedikleri için yetkilerinin ne olduğunu belirtmek zorunda olmadıkları iddiasıyla mahkemeye başvurmuş olmaları, başvurucuların ayrıca Bakanlığın, ilk incelemeden sonra iddia edilen tüm hata ve eksikliklerin bildiriminin yapılmasını gerektiren kayıt prosedürüne uymayarak, bu iddiaları sırayla/süreci uzatacak şekilde belirtmiş olmasından şikayetçi olması, buna rağmen mahkemelerin – en nihayetinde 2013’te Yüksek Mahkeme’nin de- Bakanlığın eylemlerinin yasaya uygun olduğuna karar vermesi, başvurucuların yaptıkları başvurunun reddedilmesinin esas sebebinin – Azerbaycan’daki STK aktivistleri ve insan hakları savunucularına yönelik zulme atıfta bulunarak- insan haklarına dair çalışmalarını sürdürmelerini engellemek olduğunu iddia etmeleri, özellikle başvurucu Jafarov’un yasadışı girişimcilik, vergi kaçakçılığı ve İHK için yasadışı kaynak kullanımı iddiasıyla 2014 yılında tutuklandığını belirttikleri, başvurucular Huseynov ve Gafarov’un aynı zulmü yaşamaktan korkarak ülkeyi terk etmek zorunda kaldıklarını iddia etmeleri,

Mahkeme, İHK’nın Devlet kaydı olmadan tüzel kişilik statüsü kazanamayacağını ve dolayısıyla banka hesabı açma, fon sağlama ya da çalışanları işe alma gibi hakları kullanamadığından düzgün biçimde çalışmalarını yapamadığını belirtmiştir. Mahkeme ayrıca, Bakanlığın dernek kayıt taleplerini sürekli biçimde reddetmesini, başvurucuların örgütlenme özgürlüğüne yönelik bir müdahale olarak değerlendirmektedir. Mahkeme, hakka dair müdahalenin “yasa ile öngörülmüş” olup olmadığını değerlendirirken ilk olarak, o tarihte yürürlükte bulunan Devlet Kayıt Yasası’nın tüzel kişilik bağlamında “yasal temsilci” kavramının kesin bir tanımını yapmadığını belirtmektedir. Ayrıca yasal temsilcilerin hangi durumlarda atanmış sayılacağı da açık biçimde gösterilmemiştir.

Mahkeme’ye göre, Adalet Bakanlığı, mevcut başvuruda İHK’nın yasal temsilcisi olarak addettiği kişiyi hiçbir zaman resmi olarak açıklamamıştır. Nitekim, Hükümetin Strazburg Mahkemesi önündeki pozisyonu açısından Jafarov’un İHK’nın başkanı ve yasal temsilcisi olması ile Bakü Temyiz Mahkemesi’nin üç kurucunun da kolektif olarak yasal temsilci olduğunu tespit etmesi arasında bir çelişki mevcuttur.  Ayrıca Bakanlık, ilgili hükmü, eğer bir yasal temsilci atamayı seçmişlerse, kurucu kararlarında yasal temsilciden bahsetmiş ve bu temsilcinin yetkilerini açıkça belirtmiş olmaları gerektiği ve bunun gayet sade bir dille ifade edilmiş olduğu şeklinde yorumlamıştır. Mahkeme’ye göre, yasanın açık olmadığı veya farklı yorumlara açık olduğu koşullarda yerel mahkemeler, “yasal temsilci” terimi ve bu kişilerin yetkilerinin belirlenmesinin kanuni bir gereklilik olduğu durumlar için makul bir tanımlama yapmalıdır. Ancak mahkemeler genel olarak detaylı bir gerekçe dahi göstermeden Bakanlığın eylemlerini yasal kabul etmekle sınırlı kalmış ve böylece başvurucuların iddialarının esas noktasını tartışmaktan kaçınmışlardır. Bu sebeple Mahkeme, o süreçte yürürlükte olan ve uygulanan kanunların, kişileri yetkililerin keyfi müdahalelerine karşı koruyamadığı ve Sözleşme’nin “hukuk kalitesi” gerekliliğini sağlayamadığı tespitinde bulunmuştur. Mahkeme tarafından ayrıca, Bakanlığın iç hukuktaki kayıt prosedürüne riayet etmediği tespit edilmiştir. Bakanlık, kanun gereği yapacağı ilk incelemeden sonra tespit ettiği bütün eksiklikleri başvuruculara tek seferde bildirmek yerine, her talep sonrasında yeni ve farklı bir eksiklik bulmuştur. Dolayısıyla kayıt başvurularındaki eksikliklerin, ilk inceleme sonrasında tek seferde tanımlanması gerektiğini belirten hüküm, başvurucular açısından doğru biçimde uygulanmamış ve bu kanuna aykırı gecikme derneğin tüzel kişilik statüsü kazanmasını engellemiştir. Sonuç olarak Mahkeme, ulusal otoritelerin derneğin tescilini reddetmelerinin kanuna aykırı olduğunu belirtmiş ve bu müdahalenin “kanunla öngörülmemiş” olduğundan bahisle, başvurucuların Sözleşme’nin 11. maddesi ile koruma altına alınmış olan örgütlenme özgürlüğünün ihlal edildiğine karar vermiştir.

Ayrımcılık Yasağı

Volodina v. Rusya, Başvuru no. 41261/17, Karar tarihi: 09.07.2019

Dava, Rus yetkililerin başvurucuyu tekrar eden ve devamlılık gösteren ev içi şiddetten koruyamamasına ilişkindir, bu şiddet örüntüsüne arabasının camını kırma, kaçırma, GPS’le takip, ısrarlı takip, mahrem fotoğraflarını yayınlama, fiziksel şiddet ve tehditler dâhildir. Başvurucu ayrıca Rusya’daki mevcut hukuki rejimin kadına karşı şiddet ve ayrımcılığı önlemekte yetersiz olduğunu iddia etmiştir. Mahkeme, başvurucunun eski partneri tarafından hem fiziksel hem psikolojik olarak kötü muameleye maruz bırakıldığına ve yetkililerin Sözleşme kapsamında başvurucuyu bu kötü muameleden korumaya ilişkin yükümlülüklerini yerine getiremediğine hükmetmiştir. Mahkeme, ev içi şiddetin Rus hukukunda bir suç olarak tanınmadığına ve uzaklaştırma ya da koruma kararı gibi bir mekanizmanın bulunmadığına, bu konuda özel bir yasal düzenleme/kanun olmadığına özellikle işaret etmiştir. Bu noksanlıkların hepsi, yetkililerin Rusya’da ev içi şiddet ve kadınlar üzerindeki ayrımcı etkilerinin ciddiyetini tanıma konusundaki isteksizlerini açıkça ortaya koymaktadır. Rusya’da kadınların sistematik olarak ev içi şiddete maruz kaldığını ve bu şiddetin etkili bir şekilde soruşturulup cezalandırılmadığını ortaya koyan ulusal ve uluslararası raporları da dikkate alan Mahkeme, bu kararda başvurucunun yıllarca maruz kaldığı çok çeşitli şiddeti kötü muamele yasağına aykırı buldu ve başvurucunun, kadın olması sebebiyle ayrımcılığa uğradığına karar verdi. Kadına yönelik şiddete ilişkin önemli uluslararası sözleşmelere de referans veren bu karar, Rusya’ya karşı ev içi şiddetle ilgili verilen ilk ihlal kararı. Kararın detaylı çevirisi. 

Zhdanov ve Diğerleri v. Rusya, Başvuru no. 12200/08, 35949/11 ve 58282/12, Karar tarihi: 16.07.2019

Zhdanov ve Diğerleri v. Rusya davası (başvuru no. 12200/08, 35949/11 ve 58282/12); Rusya’da lezbiyen, gay, biseksüel ve transgender (LGBT) insanların haklarının korunması ve desteklenmesi için kurulan örgütlerin tescil edilmesi talebinin reddedilmesi olayına dayanmaktadır. Kararın detaylı çevirisi.

Bireysel Başvuru Hakkı

Ayhan ve Diğerleri v. Türkiye, no. 2, Başvuru no. 4536/06 ve 53282/07, Karar tarihi: 04.06.2019

Edirne cezaevinde olan başvuruculara avukatları tarafından İHAM başvurusu yapabilmek için gönderilen yetki belgelerinin cezaevi tarafından İnfaz Hakimliği’ne iletilmesi ve İnfaz Hakimliği’nin bunun avukatlık faaliyetiyle bağdaşmadığı gerekçesiyle başvuruculara hiçbir zaman verilmemesi – Bireysel başvuru hakkının engellenmesi nedeniyle 34. madde ihlali

Mülkiyet Hakkı

Kaynar ve Diğerleri v. Türkiye, Başvuru no. 21104/06, 51103/06 ve 18809/07, Karar tarihi: 07.05.2019

Başvurucuların 1993 ve 1995 yıllarında satış yoluyla Gökçeada’da arazi edinmesi, bu arazilerin 3. derece sit alanı olması ve mülkiyete tâbi olmaması; kadastro işlemlerinden sonra arazilerin 1996 yılında Hazine adına tescil edilmesi; başvurucuların kadastro mahkemesinde söz konusu arazilerin bedel karşılığı edinildiğini ve kazandırıcı zamanaşımının koşullarının oluştuğunu, ilgili arazilerin kültürel veya doğal herhangi bir karakteristiği olmadığını, bu arazilerin tarım arazisi olarak veya hayvan otlatmak için kullanıldığını ileri sürmeleri; başvurucuların bu konularda mahkemeye bilirkişi raporları ve tanıklar sunması; ilk derece mahkemesinin başvurucuların kesintisiz olarak yeterli süre boyunca araziyi ellerinde bulundurduklarından bahisle başvurucular lehine tapu siciline tescil yönünde karar vermesi; Yargıtay’ın, esas hakkındaki kararın bu arazinin mera olup olmadığının, dolayısıyla kazandırıcı zamanaşımıyla edinilip edinilemeyeceğinin ve başvurucuların araziyi terk edip etmediklerinin araştırılmamış olmasından bahisle kararı bozması; arazinin mera olmadığının ve başvurucular tarafından kesintisiz olarak kullanıldığının tespit edilmesi; 2004’teki kanun değişikliğiyle birlikte doğal sit alanı olarak belirlenen arazilerinin mülkiyetinin kazandırıcı zamanaşımı yoluyla edinilemeyeceğinin açıklığa kavuşturulması; bunun üzerine mahkemenin kamu düzeninden bahisle geriye yürümezlik yasağından ayrılarak değişen kanun hükümlerini mevcut davaya uygulaması; mahkemenin arazilerin mera olmadığına ama doğal sit alanı olduğuna, bu nedenle bu arazilerin kazandırıcı zamanaşımı yoluyla edinilemeyeceğine ve Hazine adına tescil edilmelerine karar vermesi; bu kararın Yargıtay tarafından onanması; başvurucuların, yasal düzenleme yoluyla mülkiyet haklarına müdahale edildiğini, başvurucuların mevzuatın değiştiği tarihte kazandırıcı zamanaşımının şartlarının sağlandığını ve değişiklik olmasaydı arazinin adlarına tescil edilmesine karar verilmiş olduğunu ileri sürmesi ve 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiği iddiasıyla Mahkeme’ye başvurması —Mahkeme, uzun süredir kendilerinin veya taşınmazı satın aldıkları kişinin elinde bulundurduğu taşınmazlar bakımından malik olarak tanınmayı bekleyebileceğine, ancak mevzuattaki değişikliğin başvurucuların malik sıfatını kazanmasını engellediğine dikkat çekmiştir. Bu nedenle başvurucular mülklerinden mahrum kalmıştır. Mahkeme’ye göre kamu düzenine yapılan basit bir atıf kanunun bu şekilde geriye yürümesini haklı kılmamaktadır. Mahkeme çevrenin korunmasını güdülen bir meşru amaç görse de, değişen mevzuatın üç yıl kadar yürürlükte kaldığına, daha sonra dava konusu taşınmazların bu kanun kapsamından çıkarıldığına ve kazandırıcı zamanaşımı yoluyla mülkiyetlerinin kazanılmasının mümkün hale geldiğine dikkat çekmiştir. Dolayısıyla kanunun geriye yürütülmesi ile çevrenin korunması arasında bir bağlantı yoktur. Ayrıca başvurucular mallarına yapılan müdahale nedeniyle hiçbir tazminat almamıştır ve Hükümet bu durumu haklı kılacak hiçbir istisnai koşul ileri sürmemiştir. Başvurucular aşırı bir yük altında kalmıştır ve 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi ile korunan mülkiyet hakları ihlal edilmiştir.

Yargılamalar on yıl sürmüştür. Mahkeme Madde 6 altında makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

Madde 6 altında gerekçeli karar hakkının ihlali iddiaları açıkça dayanaktan yoksun olduğundan kabul edilemez bulunmuştur.

Nebi Doğan v. Türkiye, Başvuru no. 56440/07, Karar tarihi: 18.06.2019

Ankara – Pozantı arasındaki otoyol yapımı nedeniyle kamulaştırılma kararı alınan arazi için iki ayrı bilirkişi komisyonunun arazi sahibi başvurucuya, arazinin bulunduğu konum ve ticarî potansiyeli nedeniyle çevredeki diğer arazilere göre daha yüksek şekilde 2 milyon YTL üzerinde bedel ödenmesi gerektiği yönündeki raporu uyarınca Pozantı İlk Derece Mahkemesi’nin bu yönde karar vermesi, Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından bu kararın temyiz edilmesi ve Yargıtay’ın bedelin yüksek olması nedeniyle kararı alt derece mahkemesine geri göndermesi, Pozantı İlk Derece Mahkemesi’nin Yargıtay kararına uygun şekilde değerlendirme yapmak için yeniden iki bilirkişi komisyonu görevlendirmesi, bunların söz konusu arazinin referans arazilere göre beş kat daha değerli olduğu yönündeki ve arazinin bedelini 2 209 608 YTL olarak belirleyen raporlarına ragmen İlk Derece Mahkemesi’nin ilgili arazinin kamulaştırma bedelinin referans arazinin bedelinin iki katından daha fazla olamayacağı gerekçesiyle başvurucuya 938 797 YTL ödenmesine karar vermesi – Yerel mahkemenin hangi kriterlere dayanarak kamulaştırma bedelinin referans arazi bedelinin iki katından daha fazla olamayacağına karar verdiğini ortaya koyamaması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlali

Eğitim Hakkı

Mehmet Reşit Arslan ve Orhan Bingöl v. Türkiye, Başvuru no. 47121/06, Karar tarihi: 18.06.2019

Müebbet hapis cezasıyla cezaevinde olan başvurucuların üniversite eğitimlerine devam edebilmek amacıyla bilgisayar ve internete erişim isteklerinin cezaevi yönetimi ve hakimlikler tarafından reddedilmesi – Eğitim hakkı ihlali

Serbest seçim hakkı

Forcadelli Lluis ve Diğerleri v. İspanya, Başvuru No. 75147/17, Karar tarihi: 07.05.2019

Eylül 2017’de Özerk Katalonya Topluluğu Meclisi’nin, Katalonya’nın kendi kaderini tayini hakkında bir referandum düzenlenmesi için yasa çıkarması ve bu yasanın anayasal düzeni korumak için Anayasa Mahkemesi tarafından askıya alınması, 1 Ekim 2017’de Katalonya’da bu yasaya dayanılarak referandum yapılması, Özerk Katalonya Topluluğu Meclisi’nde iki meclis grubunun (meclisin %56.3’ünü temsil eden) talebi üzerine 9 Ekim 2o17 tarihinde referandum sonucunu ve bu sonucun etkilerini açıklamak amacıyla yapılacak olan genel kurulun karşı görüşteki üç meclis grubunun (meclisin %43.7’sini temsil eden) Anayasa Mahkemesi’ne başvurması üzerine ihtiyati tedbir kararı ile askıya alınması, 76 Katalonya meclis üyesinin Sözleşme 10. maddesinde düzenlenen ifade özgürlüğünün, 11. maddesinde düzenlenen toplantı ve dernek kurma özgürlüğünün, 1 No’lu Protokol 3. maddesinde  düzenlenen serbest seçim hakkının ve Sözleşme 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiası ile Mahkeme’ye başvurması –  Mahkeme, mağdur statüsü tartışmasına ilişkin olarak, topluluk olarak meclisin değil de başvurucu özel kişi grubu olan 76 meclis üyesinin kişisel hak ve özgülüklerinin ihlal edilmesine ilişkin değerlendirme yapmıştır – 11. madde açısından Mahkeme, İHAS 10. madde yerine 11. maddeden değerlendirme yapmayı yerinde görerek, anayasaya aykırı bir şekilde gerçekleştirilen referandumun sonucunda yapılacak olan bağımsızlık ilanına ilişkin genel kurulun askıya alınması kararının anayasal düzeni korumak amacını taşıdığını ve 11. maddede düzenlenen kamu düzenini korumak, suç işlenmesinin önlemek ve başkalarının haklarını korumak meşru amaçları ile uyumlu olduğuna, öngörülebilir olduğuna ve demokratik bir toplumda gerekli olduğuna karar vererek 11. madde açısından bu başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğuna ve bu sebeple kabul edilemez olduğuna karar vermiştir –1 No’lu Protokol 3. maddesi açısından ise Mahkeme, bu maddenin halkın kanaatlerini özgürce açıklamasını koruduğunu, referandumun anayasal düzeni korumak için askıya alınan ve geçerli olmayan bir yasaya dayanılarak yapıldığını ve bu referandumunun maddenin koruma kapsamına girmediğinden başvurunun konu bakımından kabul edilemez olduğuna karar vermiştir – 6. madde açısından Mahkeme başvurunun gerekçelendirilmediği ve açıkça dayanaktan yoksun olduğunu ileri sürerek başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.

Abdalov ve Diğerleri v Azerbaycan, Başvuru No: 28508/11, Karar Tarihi: 11.07.2019

Her üç Başvurucunun da 2010 parlamento seçimlerinde aday olmayı planlaması ve fakat Bölge Seçim Komisyonları tarafından üç Başvurucunun adaylıklarını desteklemek üzere toplanan imzalardan çoğunun geçersiz olduğunu ve alt sınır olan 450 imzaya ulaşamadıklarını bildirmesi, Başvurucuların Bölge Seçim Komisyonları’nın bulgularının gerçeği yansıtmadığı ve yasanın kendilerine tanıdığı usuli teminatların ihlal edildiği gerekçeleriyle Merkez Seçim Komisyonu’na itiraz etmesi ve daha sonra bu itirazları Yüksek Mahkeme’ye taşıması, dava görülmeye devam ederken 15 Eylül 2010’da seçim kampanyalarının resmi olarak başlaması, her üç Başvurucu için verilen kararın bozulması üzerine Yerel Mahkeme’nin Başvurucuların seçim komisyonlarınca aday olarak listelere kaydedilmesi için hüküm kurması; Birinci Başvurucunun 4 Kasım, İkinci Başvurucunun 2 Kasım, Üçüncü Başvurucunun seçim kampanyalarının son günü olan 5 Kasım’da resmi adaylık başvuru kartlarını almaları üzerine kendi seçim bölgelerindeki oylamanın ertelenmesi için başvuruda bulunmaları ve istemlerinin reddedilmesi üzerine kendi bölgelerinden seçilememeleri, yerel otoritelere diğer adaylarla eşit şartlarda kampanya yürütemedikleri gerekçesiyle geç yapılan adaylık kayıtlarıyla ilgili itirazda bulunmaları bunun yanında kendi bölgelerinde yapılmış olan seçimlerin geçersiz sayılması hususunda başvuru yapmaları ve Yerel Mahkeme’nin yapılan başvuruları reddetmesi üzerine her üç Başvurucunun da keyfi uygulamalar neticesinde adaylık başvurularının kabul edilmemesi sonrasında seçim kampanyalarının son günlerinde resmi adaylık başvuruları kabul edilerek diğer adaylarla eşit şartlarda seçim propagandası yürütemedikleri iddialarıyla 1 No’lu Protokol’ün 3. maddesinin ve Birinci Başvurucunun diğer iki Başvurucunun dava dosyalarına el konulması nedeniyle onlar adına başvuruda bulunarak Sözleşme’nin 34. maddesinin ihlal edildiği gerekçesiyle İHAM’a başvurması- Mahkeme, adayların başvurularının zamanında sonuçlandırılmasının, seçmene seçim kampanyasıyla ulaşabilmeleri açısından oldukça önemli olduğunun ve seçmenin adaylar arasından özgürce seçim yapabilmesinin de bununla son derece bağlantılı olduğunun altını çizmiştir. Mahkeme’ye göre, olayda, Birinci ve İkinci Başvurucunun seçim kampanyası yürütmek için sırasıyla bir ve üç gün sürelerinin olduğu; Üçüncü Başvurucunun adaylık başvurusunun son gün sonuç vermesinden dolayı hiç süresinin olmadığı açıktır. Adaylık başvurusunun geç kabul edilmesinin keyfi olup olmadığına bakarken Tahirov v. Azerbaycan kararına işaret edilmiş ve her ne kadar en sonunda Başvurucuların adaylıkları resmi olarak kabul edilse de en baştaki ret ve sonrasında itiraz/dava süreçlerinin bu kararla benzerlik gösterdiğini vurgulanmıştır. Bu bağlamda, Mahkemeye göre, usuli sürecin ve son başvuru tarihlerinin bu gibi itirazlarda seçim kampanyası ile aynı sürede olduğundan örtüşmesi ve 2010’da seçim kampanyası süresinin kısaltılması göz önüne alındığında bu gibi itirazların yerel otoriteler önünde süresinde sonuçlandırılması büyük önem arz etmektedir. Buna rağmen, merkez seçim komisyonlarının ve Yerel Mahkemelerin kararlarını gecikmeli olarak verdikleri ve kimi durumlarda hukuki süre olan üç gün üst sınırının ihlal edildiği görülmektedir. Adaylık başvurularının resmi olarak kabul edilmesinin seçim kampanyası için belirlenen resmi sürenin sonuna denk gelmesi ve propaganda için yeterli süreye sahip olmamaları adil ve demokratik koşullarda özgür seçim yürütülmesini tehlikeye atmaktadır. Tüm bu sebeplerle, Mahkeme, Başvurucuların şahsi seçilme haklarının engellendiği gerekçesiyle 1 No’lu Protokol’ün 3. Maddesinin ihlal edildiğine kanaat getirmiştir. Mahkeme, 34. Madde ile ilgili iddiaları değerlendirirken Annagi Hajibeyli kararının söz konusu dava ile neredeyse aynı olduğunu belirtmiş ve Azerbaycan Hükümeti’nin Sözleşme’nin 34. maddesindeki yükümlülüklerini yerine getirmediği sonucuna varmış ve ihlal kararı vermiştir. 

Aynı Suçtan İki Defa Yargılanamama ya da Cezalandırılamama Hakkı

Mihalache v. Romanya, Büyük Daire, Başvuru no. 54012/10, Karar tarihi: 08.07.2019

İHAM Büyük Daire, 8 Temmuz 2019 tarihli Mihalache v. Romanya kararında aynı suçtan iki defa yargılanmama veya cezalandırılmama hakkına ilişkin Sözleşme’ye Ek 7. Protokol’ün 4. maddesinin ihlal edildiğine karar verdi. Kararın detaylı çevirisi.

Yorum Yapın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: