İçeriğe geç

İHAM’ın Sukachov v. Ukrayna kararının özet çevirisi: 2005’ten bu yana Ukrayna’da cezaevlerinin koşullarının sistematik olarak kötüleşmesine karşı hızlı ve gerekli önlemlerin alınması için pilot karar alındı.

by 11/02/2020

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM), 30 Ocak 2020 tarihinde verdiği kararla Ukrayna’da kalabalık, ışıksız, havalandırma ve temizlik bakımından yetersiz cezaevlerinin sadece söz konusu karardaki başvurucuyu değil, aynı zamanda çok sayıda kişiyi ilgilendirdiğini söyleyerek pilot karar usulünü uyguladı. Mahkeme’ye göre 2005 yılında Mahkeme’nin bu konuda verdiği ilk karardan bu yana değişen hiçbir şey olmadı, cezaevlerinin koşulları yaygın ve sistematik olarak kötüleşti ve buna karşı iç hukukta uygun ve hızlı giderim sağlayacak etkili bir yol sağlanamadı. Bu yüzden Mahkeme, cezaevi koşullarının düzeltilmesi için etkili önleyici ve tazmin sağlayabilecek yollar kurulması için bu kararın kesinleşmesinden itibaren 18 ay içinde gerekli adımları atması için Ukrayna yetkililerine yükümlülükler yükledi. Bu karar, Mahkeme’nin cezaevi koşullarıyla ilgili sekizinci pilot kararı.

Kararın tamamını buradan, İlkay Nadir tarafından yapılan özet çevirisini ise aşağıdan okuyabilirsiniz.

Sukachov v. Ukrayna, Başvuru No: 14057/17, Karar Tarihi: 30.01.2020

Olayların Özeti

Başvurucunun Tutuklu Yargılama Sırasındaki Koşulları

Başvurucu, 2012 Mayıs’ta patlayıcı üretimi ve depolaması ve terörizm şüphesiyle tutuklandı. 2018’de Bölge Mahkemesi tarafından suçlu bulundu ve on iki yıl hapse mahkum edildi. 2012 Temmuz’dan beri kaldığı tutuklu yargılama evi (buradan sonra SIZO olarak anılacaktır) 2016’da hapishane olarak yeniden sınıflandırıldı. Başvurucu 2012-2013 ve 2013-2014 arasında 661 ve 655 no’lu hücrelerde kaldı ve Başvurucuya göre bir başka tutuklu ile kaldığı hücrelerde kişisel yaşam alanı 3.35 metre kareydi. 2014 Mayıs’ta kaldığı 931 no’lu hücrelerde ise toplam yaşam alanı 14.5 metre kare olup Başvurucu burada dört başka tutuklu ile beraber kalıyordu. Hükümet, bu tarih aralıklarındaki kayıtların yasal saklama süresinin geçmiş olması sebebiyle tutulmadığını ve bu nedenle hücrelerde kaç kişinin kaldığına dair kayıtları sunamadığını açıkladı. Başvurucu, 2014-2017 arasında kaldığı 911 no’lu hücrede 14.5 metre karelik alanda beş kişi olarak kaldılar. Hükümet 2015-2017 arasında hücrelerde kaç kişinin kaldığına dair bir tablo sundu ve tabloya göre 3 ile 5 arasında değişen tutuklu sayısına göre kişisel yaşam alanı ise 2.6 ile 4.3 metrekare arasında değişmekteydi.

Başvurucunun belirttiğine göre kaldığı hücrelerin havalandırması çok zayıftı ve kışın pencereler kilitle kapatıldığından içeriye temiz hava giremiyordu. Mayıs ve ekim ayları arasında pencere çerçeveleri kaldırılıyordu ve hücrelere ancak temiz hava girebiliyordu. Fakat, penceredeki cam levhaların yetersizliğinden dolayı hücre içerisindeki yapay ışığı gören haşereler içeriye giriyordu ve bu ışıklar hiç kapatılmıyordu. Hücre içerisinde tuvaletin olduğu kısım alçak bir bölme ile ayrılmıştı. Üstelik bu tuvaletlerde sifon drenaj sistemi olmadığından hücre içerisinde sürekli kötü kokuların olmasına sebep oluyordu. Bunun yanı sıra, tutukluların haftada bir kez duş alma şansı oluyordu ve hücredeki duş kabinlerinde yetersiz sayıda musluk vardı ve olanların da sadece birkaçı çalışıyordu. Ayrıca, duşta makul su sıcaklığını ayarlamak genellikle mümkün olmuyordu. Tesiste çamaşır yıkama merkezileştirilmediğinden tutuklular çamaşırlarını hücrelerde yıkayıp kurutmak zorunda kalıyordu ve bu da rutubete sebep oluyordu. Başvurucu bu iddialarına kanıt olarak 911 no’lu hücrede diğer tutuklularla beraber çekilmiş fotoğraflarını koydu. Fotoğrafta tuvaletin alçak bir duvarla hücrenin geri kalanından ayrıldığı ve kapısının olmadığı, hücre içinde asılı çamaşırların bulunduğu görülebiliyordu. Bunun yanı sıra, Başvurucu diğer tutukluların yazılı beyanlarını da sundu. Bu beyanlara göre, hücrede yataklar arasındaki 0.9 metreye kadar olan aralık o kadar kısıtlıydı ki herhangi bir fiziksel aktivite yapılması mümkün olmuyordu. Ayrıca, tuvalet 0.53 metre uzunluğundaki bir duvarla ayrılmıştı ve tutuklular yatak örtülerinden yaptıkları “perde” ile bu kısmı ayırmaya çalışmışlardı. Tuvalet deliği Başvurucuların kendi yaptıkları bir tıpa ile kapatılmaya çalışılmıştı çünkü buradan hücreye lağım kokusu yayılıyordu. Dahası, diğer tutuklular hücre içindeki havalandırmanın yetersiz olduğundan ve fazla sayıda haşerenin hücreye girdiğinden de bahsettiler. Başvurucu, bu yazılı beyanlara da dayanarak, yetersiz ışıklandırma, kalabalık, tutukluların maruz kaldığı yetersiz hijyeni, kişisel temizlik malzemelerinin yetersizliğini, günlük bir saatten az süren yürüyüşleri ve egzersiz yapılan avlunun küçük, kirli ve tozlu olmasını ekledi.

Başvurucu, Avrupa İşkenceyi ve İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı Muamele ve Cezayı Önleme Komitesi’nin Ukrayna’yı 2009 ve 2013 ziyaretlerinden sonra hazırladığı ve Ulusal Önleme Mekanizması’nın 2012’de hazırladığı rapora da dayandı.

Hükümete göre, İnfaz Kurumu tarafından hazırlanan rapor uyarınca tutuklular iyi durumdaydı ve tutukluların uyuma, oturma alanları yeterli ekipmanlara ve mobilyalara sahipti. Tutuklular, hücrelerde yemek yeme ve dinlenme imkanlarına sahipti. Tüm hücreler, temizlik malzemelerine ve çalışan tuvalet ekipmanlarına sahipti ve tuvaletler hücrelerden 1.6 metre uzunluğundaki duvarla ayrılmıştı. Hücrelerdeki ışık gece ve gündüz boyunca yeterli seviyedeydi ve havalandırma uygundu. Hükümlüler gece 10’dan sabah 6’ya kadar aralıksız uyuyabiliyordu ve günlük yürüyüş süresi bir saatti. Yürüyüş yapılan alan bazı hücreler için 11.5 metre kare genişliğindeydi, diğerleri için ise 15 ve 30 metrekare arasında değişmekteydi.

2016 Aralık’ta Başvurucu bir milletvekiline dilekçe yazdı ve SIZO’daki koşulların kötüleştiğini ve tutukluların üç haftadan fazladır duş almalarına izin verilmediğini belirterek teftiş yapılmasını istedi.  Söz konusu milletvekili başsavcıdan gerekli önlemleri almasını ve bununla ilgili kendisini bilgilendirmesini istedi. Bölge savcısı, Ocak 2017’de, iç denetim yapıldıktan sonra Başvurucunun iddialarının doğru olmadığını belirtti. Duş imkanları ve çamaşır yıkama hizmetleri için zaman ayarlamaları vardı ve sıcak su ve duş kabinleri açısından herhangi bir düzensizlik söz konusu değildi. Şubat ayında Başvurucu incelemenin uygun şekilde yapılmadığını belirterek şikayette bulundu. Mayıs 2017’de bölge savcısı incelemenin hukuka uygun şekilde yürütüldüğüyle ilgili bilgilendirildi. Yerel standartlar uyarınca yıkama olanakları haftada en az bir kez sağlanıyordu ve sıcak su ile ilgili bir sıkıntı da mevcut değildi. Hijyen ve duş olanakları yeterliydi.

Başvurucunun Duruşma Günlerindeki Nakil ve Tutulma Süreci

Bölge mahkemesine gelindiğinde Başvurucu bekleme alanında tutulduğunu ve burada koruma memurları için bir oda, üç tutuklu için hücre ve bir tuvalet bulunduğunu belirtti. Hükümet her bir hücrenin altı metrekare olduğunu ışıklandırıldığını ve oturak bulunduğunu ileri sürdü ve Başvurucu da buna itiraz etmedi. Başvurucuya göre hücrede temiz hava bulunmamaktaydı ve ışıklandırma yetersizdi, masa bulunmamaktaydı. Bunun yanı sıra, tutuklular tuvalete gitmek için koruma memurlarından izin almak zorundaydı. 3 ile 7 arasındaki tutuklu bu hücrelerde tutulmaktaydı ve Başvurucu celse vakti gelene kadar uzun süre bu hücrelerde tutulmuştu.  Buna kanıt olarak, Başvurucu tutulduğu hücrelerde çekilmiş fotoğrafları sundu ve Adli İdare’den alınan belge ile de hücrelerde havalandırma olmadığı doğrulandı. Başvurucu bunun yanı sıra Ulusal Önleme Mekanizması’nın raporuna da değindi.

Başvurucunun Şikayetleri

Başvurucu, tutuklu yargılandığı sürede içinde bulunduğu koşullar ve duruşma günlerindeki transfer ve tutulma sürecininin insanlık dışı ve onur kırıcı olduğu gerekçeleriyle İHAS’ın 3. ve şikayetleri konusunda etkili çözüm yolu bulunmadığı gerekçesiyle İHAS’ın 13. maddelerinin ihlal edildiği iddialarıyla İHAM’a başvurdu.

Mahkeme’nin Değerlendirmesi

Madde 3

Başvurucunun Tutuklu Yargılama Sırasındaki Koşulları

Genel Olarak

Mahkeme, Hükümet’in iddiaya cevaplarına baktığında Başvurucu’nun tuvaletin izole edilmemiş olması, havalandırma, temiz hava, rutubet, böcek meselelerine değindiğini belirtti. Tuvalet drenaj, duş ve çamaşır sistemleri ile ilgili ilk etapta ileri sürdüğü iddiaları devam ettirmediğinden Mahkeme, bu hususlarda inceleme yapmayacağını ifade etti. 

Öncelikle, 911 ve 913 no’lu hücrelerle ilgili Başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların fotoğraf ve diğer tutukluların beyanları ile desteklendiğini belirterek Hükümetin konuyla ilgili herhangi bir kanıt sunmadığının altını çizdi. Dahası, Mahkeme, SIZO’daki tutukluluk koşullarıyla ilgili aynı dönemler için kendilerine birçok başvurunun geldiğini de ekledi.

Mahkeme, Hükümetin yalnızca hapishane idaresi tarafından Mart 2018’de hazırlanan bilgilerle sınırlandırdığını-ki bu bilgiler söz konusu hücrelerde kaldıktan yaklaşık dört sene sonra hazırlanmıştı- onun dışında ise genel ifadelerle yetindiğini belirtti. Dahası, Başvurucu tarafından beyan edilen bazı iddialarla ilgili Hükümet hiçbir açıklama yapmamıştı. Buradan hareketle, Mahkeme 931 ve 911 no’lu hücrelerle ilgili Başvurucunun izahatlarına hak verdi. Ancak, tesisin 655 ve 661 no’lu hücrelerin bulunduğu kısmıyla ilgili olarak Avrupa İşkenceyi ve İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı Muamele ve Cezayı Önleme Komitesi’nin 2009 ziyaretinde yaptığı gözlemleri dikkate aldı. Bu kapsamda, hücrelerdeki yenilenme, tuvaletlerin izole edilmesi, ekipmanların tamamlanması, havalandırmanın yeterli olması göz önünde bulunduruldu. Her ne kadar, Başvurucu tesisin bu kısmındaki hücrelerde 2012-2014 yılları arasında kalmış olsa da, 2009’da hücrelerin durumu ile ilgili yapılan gözlemlerin hala devam etmiş olabileceğinden hareketle durumun makul şüphenin ötesine geçmediğini belirtti.

655 ve 661 no’lu hücreler

2012 Temmuz- 2014 Mayıs tarihleri arasında Başvurucu 3.35 metrekare kişisel alana sahip olduğu 655 ve 661 no’lu hücrelerde kaldı.  Mahkeme, bu nedenle alan faktörünün, Başvurucunun tutukluluk sürecindeki koşulları değerlendirmede ağırlıklı bir faktör olduğunu belirtti. Üstelik günün 23 saatini hücrede geçirdiğinden ve açık havada yaptığı aktivite bir saat ile sınırlandırıldığından durumu daha da ciddiydi. Egzersiz yapılan avlu hücrenin kendisinden yalnızca 3.8 metrekare geniş olduğundan ve aynı anda diğer tutuklular tarafından da kullanıldığından Mahkeme, bunun tutukluların gerçekten egzersiz yapabilmeleri için fazla küçük olduğunu belirtti. Dahası, Mahkeme, bu hücrede toplamda geçirilen sürenin bir yıl on ay olduğu göz önüne alındığında durumun daha da ciddi olduğunun altını çizdi. Bu nedenlerle, Mahkeme, Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine karar verdi.

931 no’lu hücre

Mahkeme, 655 ve 661 no’lu hücrelerle ilgili ifade edilen tüm kriterlerin Başvurucunun Mayıs 2014’te 20 gün kaldığı 931 no’lu hücre için de geçerli olduğundan hareketle Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine karar verdi.

911 no’lu hücre

Başvurucunun Mayıs 2014 ve Mart 2017 arasında kaldığı 911 no’lu hücrede kişisel alan 2.6 ile 3.25 metrekare arasında değişmekteydi. Mahkeme, Başvurucunun bu değişen kişisel alanlara sahip olduğu hücrelerde 38 ila 177 arasında değişen günler boyunca kaldığını ve bu sürelerin Sözleşme’nin 3. Maddesi’nin ihlal edildiği anlamındaki güçlü kanıyı oluşturduğunu belirtti. Üstelik her ne kadar görece kısa olan 10 ile 14 arasında değişen sürelerde de 3 metrekarenin altına düşen kişisel kalmış olsa da kişisel yaşam alanlarının sırf 3 metre karenin altında olması sebebiyle durumun devam eden ve uzun bir süreç olarak değerlendirilmesi gerektiğini saptadı. Hiçbir halde, bu koşullar tutuklular için başka olgularla hafifletilmedi ve buna karşılık, açık hava aktiviteleri de sınırlandırılmıştı. Bu nedenlerle, Mahkeme, Hükümetin Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiği yönündeki kuvvetli varsayımın aksini ispatlamakta yetersiz kaldığını ifade etti. Bunun yanı sıra daha geniş metrekarelerde kaldığı zamanlarda bile Başvurucunun durumunun daha önceki hücreler için açıklanan diğer durumlarla da kötüleştirildiğini belirtti.

Başvurucunun Duruşma Günlerindeki Nakil ve Tutulma Süreci

Mahkeme, başlangıçta, hapishane minibüsleri ve mahkemedeki bekleme alanlarında bulunan hücrelerdeki kişisel alanlarla ilgili taraftalardan bilgi gelmediğini belirtti. Bu nedenle, Mahkeme, ilk beyanlarında, Başvurucunun, minibüslerden birinin 2.1-2.2 metrekare büyüklüğünde ve altı ila on kişi için tasarlanmış ve diğerinin 0.4 metrekare büyüklüğünde iki hücreye sahip olduğu şeklinde genel ve kişisel olmayan saptamalarda bulunduğunu buna karşılık bu hücrelerde kaç kez nakledildiğini veya kaç kişi ile birlikte nakledildiğini beyan etmediğini belirti. Başvurucu, bunun yanı sıra duruşma beklenirken tutulduğu hücrelerde genellikle 3 ile 7 kişi arasında başka tutukluyla kaldığını ekledi. Mahkeme ayrıca, Başvurucunun ilk beyanlarında soyut ve kişisel olmayan şekilde açıklamalar yaptığını belirterek avukat tarafından temsil edilen Başvurucunun, davanın Hükümete bildirilmesinden sonra bu görüşlere ilişkin ayrıntılı beyanlarda bulunma şansına sahip olmasına rağmen, hem bu durumla ilgili ayrıntılı açıklamalar yapmadığını hem de durumun Başvurucunun bireysel durumunu nasıl ve ne ölçüde etkilediğini açıklayamadığını saptadı. Bu sebeple söz konusu bilgi ve detaylardan yoksun olan Mahkeme, minibüs ve mahkemelerin hücrelerinde Başvurucunun erişebileceği kişisel alan hakkında herhangi bir değerlendirme yapamayacağını belirtti.

Mahkeme, sonrasında Hükümet’in cevaplarına ilişkin gözlemlerinde, Başvurucunun cezaevi araçlarındaki yetersiz aydınlatma ve sıcaklık konusundaki ilk görüşlerini sürdürmediğini; sadece içerideki havalandırma sorunlarından açıkça bahsettiğini belirtti. Benzer şekilde, mahkemede tutulduğu hücrelerde doğal ışık yetersizliği ve tuvalet ile ilgili sorunlar hakkında ilk görüşlerini sürdürmedi; yalnızca bu hücrelerdeki havalandırma eksikliğinden bahsetti.  Dolayısıyla Mahkeme yalnızca havalandırmayla ilgili inceleme yapacağını ifade etti.

Mahkeme, Başvurucunun cezaevi araçlarındaki yetersiz havalandırma ile ilgili iddiaların genellikle 2013 için Ulusal Önleme Mekanizması raporu tarafından desteklendiğini belirtti. Ayrıca, Hükümet tarafından atıfta bulunulan yeterli özelliklerdeki minibüslerde taşındığı varsayıldığında bile, Mahkeme, 21 Kasım 2017 kayıtlarında, havalandırma fonksiyonunun minibüslerden sadece birinde çalıştığını, diğerlerinde ise “mevcut” olduğunu gördü. Ayrıca, kayıtların Başvurucunun ilk nakliyesinden beş yıldan fazla bir süre sonra hazırlanması sebebiyle havalandırmalardan birinin çalıştığını belirten raporun bile gerçek durumu yansıtmayacağını ifade etti. Mahkeme, Başvurucunun mahkemede tutulduğu hücrelerde ise havalandırmanın bulunmadığının 25 Mayıs 2015 tarihli mektupla teyit edildiğini ve Başvurucunun bu konudaki görüşlerinin Hükümet tarafından yalanlanmadığını tespit etti.

Mahkeme, bu noktada Başvurucunun minibüslerde ve mahkemede kötü havalandırılan veya havalandırılmayan hücrelerde kaç kez kaldığına dikkat etmekte ve bu durumun kendisine belirli bir derecede rahatsızlık vermiş olabileceğini kabul etmektedir. Bununla birlikte, Başvurucunun iddiaların niteliği ve kapsamı hakkında herhangi bir görüş sunmadığını ve bu uygunsuzluğun tek başına konuyu Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamında getirecek bir şiddet eşiğine ulaşıp ulaşmadığını göstermede yetersiz kaldığını ifade etti. Mahkeme, Başvurucunun, cezaevi araçlarında nakledilmesinin koşulları ve duruşma günlerinde mahkeme hücrelerindeki tutulma koşulları hakkında tartışılabilir bir iddiada bulunmadığını belirterek başvurunun bu kısmı açıkça dayanaktan yoksun olduğuna karar vermiştir.

Madde 13

Önleyici Tedbirler

Mahkeme, savcıya şikayette bulunmanın etkililiğini incelemiştir. Nitekim 2006 yılı başlarında, savcıya yapılan bir şikayetin, kovuşturmanın iç hukuka göre durumu ve özel olarak “iddia makamı” olduğu göz önüne alındığında, etkili ve erişilebilir bir çözüm olmadığına karar vermiştir ve şikayetin bağımsız ve tarafsız bir şekilde gözden geçirilmesi gerekliliği açısından yeterli güvence sağlanamadığını vurgulamıştır. Ayrıca, böyle bir şikayetin önleyici veya ıslah edici çözüm olanağı sağlamadığını belirtmiştir. Mahkeme ayrıca, tutukluluk koşullarına ilişkin sorunların bireysel bir durumu teşkil etmediğini ve fakat yapısal nitelikte olduğuna karar vermiştir. Mahkeme, bu nedenle Hükümet tarafından başka davalarda yapılan benzer referansları reddetmiştir.

Mahkeme ayrıca, Ukrayna hukuk sistemi uyarınca, kişi özgürlüğünün kısıtlanmasına ilişkin tedbirlerin uygulanması sırasında savcının yasalara uyulmasından sorumlu olduğunu belirtmiştir. Bu görevi yerine getirirken, bir savcı ilgili yetkililerden herhangi bir ihlali ve ihlale neden olan durumları ortadan kaldırmasını talep edebilmektedir. Savcının, uygun gözaltı koşullarını güvence altına alma konusunda inkar edilemez bir şekilde önemli bir rolü olmasına rağmen, savcıya yapılan şikayet, usul eksiklikleri nedeniyle de etkili başvuru yolunun gerekliliklerini sağlamamaktadır. Dolayısıyla, bu tür bir şikayet, gözaltında tutulan kişinin kişisel hakkına dayanmamaktadır ve konu tamamen savcı ve ilgili tesis arasında ele alınacak ve tutuklunun savcının şikayetiyle ilgili yaptıkları ile ilgili bilgi edinme hakkına ile ilgili olacaktır.

Ayrıca, savcıdan, tutukluluk koşullarının iyileştirilmesi için tesis yönetiminin katılımını gerektiren bir emir alınsa bile, zaten aşırı kalabalık bir tesisteki Başvurucunun kişisel durumu ancak diğer tutukluların zararı pahasına iyileştirilebilir. Sorunun yapısal niteliği göz önüne alındığında, Mahkeme Ukrayna aleyhine açılan bir dizi dava tespit etmiştir ve mevcut davada yeniden ifade ettiği üzere idare çok sayıda eşzamanlı talebi karşılayamamaktadır. Mevcut davada Hükümet, elverişsiz tutukluluk koşulları hakkında bir savcıya şikayette bulunulmasının iddia edilen ihlali veya ihlalin devam etmesini nasıl önleyebileceği veya Başvurucuya yeterli tazminatı nasıl sağlayabileceği konusunda yeni bir bilgi sunmamıştır. Mahkeme, Ukrayna’ya karşı önceki davalarda olduğu gibi, böyle bir şikayetin etkili bir hukuk yolunun gereklilikleri hususunda yetersiz kaldığı sonucuna varmıştır.

Mahkeme ayrıca, mevcut davada Hükümet tarafından ileri sürülen tek iç hukuk yolunun savcıya şikayette bulunduğunu gözlemlemektedir.  Mahkemeye göre bu etkili bir çözüm olarak kabul edilemez. Diğer bazı benzer davalarda, Hükümet, gözaltı koşullarına ilişkin şikayetler konusunda etkili olduğu iddia edilen diğer hukuk yollarını önermiştir ve Mahkeme, onları inceledikten sonra, özellikle de etkisiz olduklarını tespit etmiştir: Bu yollar SIZO idaresine veya diğer herhangi bir Devlet makamına yapılmaktadır. Mahkeme, şikayet edilen sorunların yapısal nitelikte olduğunu ve yalnızca Başvurucunun kişisel durumlarını ilgilendirmediğini dikkate aldığından belirtilen bu hukuk yollarının da mevcut davada etkili olmayacağı kanısındadır.

Telafi edici çareler

Mahkeme, Hükümet’in bu davada Başvurucunun böyle bir hukuk yolunun sahip olmadığını ileri sürdüğünü belirtti.

Tüm bu sepeplerle Mahkeme, Başvurucunun tutukluluk koşullarıyla ilgili şikayette bulunabilmesi için etkili bir hukuk yolunun bulunmaması nedeniyle, Sözleşme’nin 13. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.

Madde 46

Somut Davada Pilot Yargılama Usulünün Uygulanmasını Gerektiren Yapısal Problemin Varlığı

Mahkeme, somut davanın Ukrayna tarafından Sözleşme’nin 3. maddesinin tekrarlanan ihlali olduğunun altını çizdi ve Ukrayna’daki tutukluluk koşulları ile ilgili verdiği ilk karardan sonra -bazıları birden fazla başvurucu içeren ve 3. maddenin ihlalini oluşturan- tutuklu yargılananların tutulduğu tesislerdeki koşullarla ilgili toplam elli beş karar verdiğini belirtti.  Bu kararlardan bazılarında, Mahkeme, iç hukukta etkili başvuru yollarının eksikliği nedeniyle Sözleşme’nin 13. maddesinin de ihlalinin de bulunduğunu ifade etti. Bunun yanı sıra, Mahkeme, kararların çoğunda Ukrayna’daki tutukluluk koşullarının yapısal bir problem olduğunu belirtti ve somut davadaki problemlerin bulunduğu bu davada Sözleşme’nin 3. Maddesinin ihlal edildiği yönünde karar verdi. Somut davadaki problemler tek bir kişiyi ilgilendirmeyip yapısal bir problem teşkil etmekteydi ve Ukrayna ceza sistemini ve Sözleşme’nin 3. maddesi uyarınca yetersiz önlem alınmasını ilgilendirmekteydi.

Davadaki meselelere ilişkin problemlerin Mahkeme tarafından 2005 yılından beri ifade edilmesine rağmen, yerel anlamda problemlerin çözülmediği belirtildi ve şu anda da Mahkeme, önünde tutukluluk koşullarına ilişkin yaklaşık 120 ayrı davanın beklediğini ifade etti. Bu nedenle, mevcut davada pilot karar prosedürünün uygulanmasını uygun buldu. Bu noktada, Mahkeme, pilot karar uygulamasına karar verilmesinde sadece bekleyen dava sayısının çokluğunun değil gelecekte benzer başvuruların gelmesi ihtimali ile de yakından ilgili olduğunu belirtti.

Bu bağlamda Mahkeme, 1 Nisan 2019 tarihi itibariyle Ukrayna’daki yargılama esnasında tutuklu olan kişi sayısının 20.346 olduğunu gözlemlemektedir. Bir dizi uluslararası ve yerel raporda belirtildiği gibi, bu kişilerin çoğu aşırı kalabalık ve başka türlü yetersiz koşullarda tutulmaktadır. Dahası, durumlarında bir iyileşme elde etmelerini sağlayan etkili çözüm yolları da yoktur.

Bakanlar Komitesi ayrıca Ukrayna’da tutukluluk koşulları sorununun yapısal niteliğini de kabul etmiştir. Mahkeme, 2005 yılından bu yana tutukluluk koşullarına ilişkin kararlarının uygulanmasını denetlemektedir. Aralık 2018’de, sorunun yapısal niteliğini bir kez daha vurguladığı bir ara karar kabul etmiştir ve önceki kararlarda defalarca Ukrayna yetkililerini bu sorunun üstesinden gelmek için önleyici ve telafi edici çözümler oluşturmak için kararlı adımlar atmaya çağırdığını belirtmektedir. Bu doğrultuda Mahkemenin belirttiği üzere bazı adımlar atılmış olmasına rağmen somut bir ilerleme kaydedilmemiştir ve böylece Bakanlar Komitesi, yetkililerin bu yapısal sorunların çözülmesine yol açabilecek kapsamlı bir uzun vadeli stratejinin kabulü üzerinde çalışmaya devam etme ihtiyacının aciliyetini vurgulamıştır.         

Ulusal Önleme Mekanizması da ayrıca, Ukrayna’da tutukluluk koşulları sorunlarının devam eden doğasını defalarca kabul etmiştir. Ukrayna ile ilgili en son raporunda, hapishane sisteminde devam eden reformu ve aşırı kalabalıklığı azaltmak için alınan önlemleri memnuniyetle karşılamış, ancak reformun mahkeme öncesi tutukluluk halindeki kişilerin durumunu etkilemediğini vurgulamış ve yetkilileri bu kapsamda daha etkili önlemler almaya çağırmıştır. SIZO’da mahkum başına düşen 2.5 metrekarelik yaşam alanı durumunun hala devam etmekte olduğunu ve bu tesislerin aşırı kalabalıklaşmaya devam ettiğini belirtmiştir. Ayrıca, ziyaret edilen tesislerde başka kötü koşullar gözlemlenmiş olup bunların bazıları, önceki ziyaretlerinden bu yana daha da kötüleşmiştir.

Tüm bu hususlar göz önünde bulundurularak uzun yıllardır devam eden ve tekrarlayan problem göz önünde bulundurularak, etkilediği veya etkileyebileceği çok sayıda kişi ve acil olarak bunlara iç hukukta hızlı ve uygun bir tazminat verilmesi gereğini belirten Mahkeme, mevcut davada pilot karar prosedürünün uygulanmasının uygun olduğuna karar vermiştir.

  • Aşırı kalabalıklaşmayı azaltmak ve tutukluluk koşullarını iyileştirmek için önlemler

Aşırı kalabalık sorununa en uygun çözüm, tutukluluk gerektirmeyen tedbirlerin daha sık kullanılması ve tutuklu yargılamaya başvurunun en aza indirilmesi yoluyla tutulan kişilerin sayısını azaltmak olacaktır.

Ukrayna savcıları ve diğer kolluk kuvvetleri, çok ciddi durumlar dışında, tutukluluk süresinin uzatılması için yaptıkları taleplerin sayısını daha da azaltmaya teşvik edilmelidir. Savcılar ve hâkimler de tutukluluğa alternatif tedbirleri olabildiğince yaygın kullanmaya teşvik edilmelidir.

(b) Etkili tedbirler

(i) Önleyici tedbirler– Önleyici bir çözüm oluşturmanın en iyi yolu, tutukluluk tesislerini denetlemek için ayrıca bir kurum kurmak olacaktır. Böyle bir makam, tutukluların haklarının ihlallerini izleme, ceza makamlarından bağımsız olma, şikâyetçinin katılımı ile şikayetleri inceleme yetkisine ve görevine sahip olmalı ve uygun düzeltme emirleri verebilen bağlayıcı ve uygulanabilir kararlar verebilmelidir. Böyle bir prosedür, örneğin savcılar gibi, mevcut makamlar nezdinde oluşturulabilir. Davalı Devlet nihayetinde bir savcıya şikayette bulunma prosedürünü değiştirerek bu karara uymayı seçerse, prosedür kararda belirtilen ilkelere uymalıdır.

(ii) Telafi edici önlemler– Bu telafi biçimi, ilgili kişinin yetersiz tutukluluk koşullarında harcadığı her güne orantılı olarak cezasını azaltmak olabilir. Böyle bir çare sadece halihazırda tutuklu kişileri ilgilendirmelidir. Fakat, cezalarında bir indirim yapılması ancak Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğinin kabul edilmesini gerektirmesi ve bu ihlalin ölçülebilir bir şekilde telafi edilmesini gerektirmesi halinde, bunlar için yeterli ve uygun bir telafi teşkil edebilir.

(iii) Önleyici ve telafi edici çözüm yollarının kullanılabilir hale getirilmesi için zaman sınırı– Mevcut davada tespit edilen yapısal sorunun sürekli ve uzun süreli doğası ve şu anda ele alınan davadaki gibi soruna somut bir çözüm bulunmadığı düşünüldüğünde yerel düzeyde, belirli bir zaman sınırı belirlenmelidir ve bu karar kesinleştikten sonra en geç on sekiz ay içinde gerekli önleyici ve telafi edici hukuk yolları sağlanmalıdır.

(c) Diğer benzer davalarda izlenecek usul– Mahkeme, bu noktada, benzer davaların incelenmesini ertelemeyi uygun bulmamıştır.

Adil Tazmin

Mahkeme, Sözleşme’nin 3. Maddesinin ihlal edildiği gerekçesiyle 9.500 Euro manevi tazminata hükmetmiştir. Sözleşme’nin 13. Maddesi ile ilgili olarak ise ihlal kararının yeterli olduğuna karar vermiştir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: