İçeriğe geç

Mart 2020 – İHAM Kararları Bülteni

by 08/04/2020

Mart 2020’de yayımlanan 8’i Türkiye’ye karşı 17 İHAM kararının olduğu bülten yayında. Bu bültendeki karar çevirileri, Benan Molu, Rumeysa Budak, Polat Yamaner, İdil Özcan, Serde Atalay, Gözde Gurbet Engin, İlkay Nadir ve Serkan Köybaşı tarafından yapıldı.

Mahkeme, Koronavirüs nedeniyle Mahkeme eski çalışma düzenine dönene kadar yeni karar yayımlanmayacağını duyurmuştu, bu, bir süreliğine son bültenimiz olabilir. Yeni kararlar çıkması durumunda onları da paylaşmaya devam edeceğiz.

Sağlıklı günlerde görüşmek üzere. 

Özgürlük ve güvenlik hakkı

Baş v. Türkiye, Başvuru no. 66448/17, Karar tarihi: 03.03.2020.

İHAM, 3 Mart 2020 tarihli Baş v. Türkiye kararında eski hakim olan ve darbe girişimi sonrası tutuklanan başvurucunun makul şüphe yokluğunda tutuklandığına, ilk tutukluluk kararının verildiği anda makul şüphe olmadığına ve ilk tutukluluk kararının hukuksuz olduğuna karar vermiştir. Söz konusu kararda Mahkeme ayrıca sulh ceza hakimliklerinin bağımsız ve tarafsız olmadığı yönündeki iddiaları reddederek açıkça dayanaktan yoksun bulmuştur. Kararın kapsamlı çevirisini buradan okuyabilirsiniz. 

Adil yargılanma hakkı

Gaspari v. Ermenistan, Başvuru no. 6822/10, Karar tarihi: 26.03.2020

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi, 26 Mart 2020 tarihinde yayımlandığı Gaspari kararında aleyhine yürütülen ceza davasının yalnızca polis ifadelerine dayandığını, silahların eşitliği ilkesine uyulmadığını ve kendi tanıklarının katılımını savcılıkla eşit koşullarda sağlayamadığını iddia eden başvurucunun adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. Kararın çevirisini buradan okuyabilirsiniz. 

Dos Santos Calado ve diğerleri v. Portekiz, Başvuru no. 55997/14, 68143/16, 78841/16 ve 3706/17, Karar tarihi: 31.03.2020

İHAM, Portekiz Anayasa Mahkemesi’nin aşırı şekilci bir incelemede bulunarak bazı başvuruları kabul edilemez bulmasını mahkemeye erişim hakkı ihlali gördü. Başvuruları inceleyen raportör hukukçular daha sonra hakim olup karar vermesini ise hakimlerin tarafsızlığı ve bağımsızlığına aykırı görmedi. Kararın özet çevirisini buradan okuyabilirsiniz. 

Özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı

Platini v. İsviçre, başvuru no. 526/18, Karar tarihi: 05.03.2020

Profesyonel eski futbol oyuncusu, UEFA eski başkanı ve FIFA eski başkan yardımcısı Michel Platini ile FIFA eski başkanı arasında yapılan sözlü anlaşma neticesinde başvurucunun 2 milyon İsviçre Frankı “ek maaş ödemesi” almasıyla ilgili başlatılan disiplin soruşturması neticesinde başvurucunun dört yıl süreyle her türlü profesyonel futbol faaliyetinden men edilmesi ve 60,000 İsviçre Frankı para cezasına çarptırılması, Sözleşme’ye aykırı bulunmadı. Kararın özet çevirisini buradan okuyabilirsiniz.

Yayla v. Türkiye, Başvuru no. 3914/10, Karar tarihi: 24.03.2020

Profesör Atilla Yayla’nın fotoğrafının AKP Gençlik Kolları’nın bir etkinliğinde Kemalizm hakkında yaptığı konuşma nedeniyle Yeni Asır gazetesinin 19 Aralık 2006 tarihli sayısının yedinci sayfasında ‘Hain’ başlıklı bir yazı eşliğinde ve ertesi iki gün gazetenin ilk ve yedinci sayfalarında benzer haberlerin paylaşılması – Özel hayata saygı hakkının ihlali

İfade özgürlüğü

Altıntaş v. Türkiye, 50495/08, Karar tarihi: 10.03.2020

Tokat’ın bir köyü olan Kızıldere’de 1972 yılının Mart ayında THKP/C ve THKO üyelerinin öldürülmesiyle ilgili Mart 2007’de Tokat Demokrat dergisinde “Mahir ve arkadaşları hala gençliğin idolü olarak yaşamaktadır” başlıklı bir yazı yazan başvurucuya suçu ve suçluyu övme suçundan Nisan 2008’de para cezası verilmesi – İfade özgürlüğü ihlali yok. (2.000 TL’nin altındaki para cezalarının kesinleşmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlali)

Seğmen v. Türkiye, Başvuru no. 11314/10, Karar tarihi: 17.03.2020

Dönemin YÖK başkanının Kocaeli Üniversitesi’ni ziyarete geldiği gün düzenlenen bir eyleme katılıp DVD kayıtlarına ve bilirkişi raporlarına göre burada attığı sloganlar nedeniyle 10 Haziran 2008 tarihinde hakkında hakaret suçundan iddianame hazırlanan üniversite öğrencisi başvurucuya 30 Haziran 2009 tarihinde TCK’nin 125. maddesinde düzenlenen kamu görevlisine hakaret suçundan 1 yıl 2 ay 17 gün hapis cezası verilmesi ve bu cezanın ertelenmesi – İfade özgürlüğünün ihlali

Bakırhan v. Türkiye, Başvuru no. 73783/11, Karar tarihi: 17.03.2020

DEHAP Söke ilçe başkanı olan başvurucunun 18 Ekim 2003 tarihinde yaptığı açıklamada “İmralı cezaevini kapatın. KADEK’i yok etme politikası yerine, KADEK’in demokratik hayata katılımını sağlayın. Kürt sorununu yok saydığınız sürece yeni KADEK ve Öcalan’lar ortaya çıkacak” dediği için 4 Mayıs 2004’te hakkında eski TCK’nin 312. maddesinde düzenlenen suçu ve suçluyu övme suçundan iddianame hazırlanması ve 7 Haziran 2007’de yeni TCK’nin suçu ve suçluyu övme suçundan verilen 3 ay 10 gün hapis cezasının 2.000 TL para cezasına çevrilmesi – İfade özgürlüğünün ihlali

Zümrüt v. Türkiye, Başvuru no. 27167/12, Karar tarihi: 17.03.2020

Samsun’da çıkan Haber isimli yerel bir gazetede köşe yazarı olan başvurucu hakkında 8 Nisan 2011 tarihinde 2 Mart 2011 tarihinde yazdığı “R.’nin İtlerinden Yüce Allah’a Sığınmak” başlıklı köşe yazısı nedeniyle AKP milletvekiline hakaret ettiği gerekçesiyle iddianame hazırlanması ve 12 Ekim 2011 tarihinde 1.740 TL para cezası ödemeye mahkum edilmesi – İfade özgürlüğünün ihlali (2.000 TL’nin altındaki para cezalarının kesinleşmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlali)

Sevinç v. Türkiye, Başvuru no. 57878/10, Karar tarihi: 24.03.2020

22 Mayıs 2007 tarihinde izin dönüşü albaya haber vermediği için savunması istenilen ve savunmasında albayın kendisine kötü davrandığını yazan asker başvurucu hakkında İzmir Askeri Ceza Mahkemesi tarafından üstüne hakaret suçundan 2 ay 2 gün hapis cezasına çarptırılması – İfade özgürlüğünün ihlali (askeri mahkemede yargılanması nedeniyle 6. maddede düzenlenen tarafsız ve bağımsız mahkeme önünde yargılanma hakkının ihlali)

Pendov v. Bulgaristan, Başvuru no. 44229/11, Karar tarihi: 26.03.2020

Başvurucu Lazar Pendov’un 1986 doğumlu ve Plovdiv’de yaşayan bir Bulgaristan vatandaşı olması, 2010 yılında bir yayın evinin kendisi tarafından yayınlanan bir kitabın telif hakkı ihlal edilerek internetten erişime sunulduğu iddiasıyla suç duyurusunda bulunması, bu kapsamda yapılan soruşturmada kitabın yüklendiği sitenin kısmen başvurucunun sahip olduğu sunucuda olduğunun tespit edilmesi, sunucunun aynı zamanda başvurucunun sahip olduğu ve kendisi tarafından yönetilen Japon anime kültürüne özgülenmiş başka internet sitelerini de barındırıyor olması, 18 Haziran 2010 tarihinde çıkarılan arama müzekkeresine binaen 21 Haziran 2010 tarihinde polisler tarafından arama gerçekleştirilerek sunucuya el konulması, başvurucunun 23 Temmuz 2010 tarihinde ilgili üçüncü tarafların cezai soruşturması için gerekli verilerin kopyalanabileceğini ve sunucunun kendisinin sahip olduğu da dahil olmak üzere birçok internet sitesi barındırdığını belirterek sunucunun iadesi talebinde bulunması, sunucuya el koyma işlemi nedeniyle internet sitesinin çalışmayı durdurmuş olması ve bazı hizmetlerin sunucuda kayıtlı veriler olmadan geri yüklenemiyor olması, başvurucunun ayrıca bu el koyma işleminin kendisini “itibarsızlaştırdığını” ve sitenin çok ciddi bir kişisel çaba ve finansal yatırımı sonucu oluştuğunu belirtmiş olması, 10 Ağustos 2010 tarihinde başvurucunun site kullanıcılarının kişisel yazışmalarının da sunucuda saklanıyor oluşu ve ayrıca sunucuda telif hakkına tabi nesnelerin bulunması sebebiyle tekrar iade talebinde bulunması, başvurucunun sonraki süreçte de defalarca sunucusunun iade edilmesine dair talepte bulunmasına rağmen sunucunun kendisine 8 Şubat 2011’e kadar iade edilmemiş olması, sunucunun cezai soruşturma amacıyla uzmanlar tarafından ya da başka herhangi bir yolla incelenmemiş olması- İfade özgürlüğünün ihlali (Mahkeme, başvurucunun arama ve el koymanın hukuksuzluğu ile ilgili iddialarını başvuru süresinde yapılmadığından, Sözleşme’nin 8. maddesiyle ilgili iddialarını ise iç hukukta yeterince dile getirilmediği sonucuna vararak reddetmiştir. Mahkeme, Sözleşme’ye Ek-1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamında, sunucuya el koyma işleminin kanuni bir dayanağı ve suçun önlenmesine dair bir meşru amacı olduğunu belirtmiş, orantılılık ile ilgili olarak başvurucunun mülkünün elde tutulma süresini, gerekliliğini, başvurucu için sonuçlarını ve ilgili makamların davranışlarını değerlendirmiştir. Mahkeme’ye göre, sunucunun 7 buçuk ay boyunca ve hiçbir işlem yapılmadan tutulması, üçüncü bir kişiye dair soruşturma kapsamında tutulmuş olması, sunucunun tutulmasının başvurucuya “önemli bir zarar” verdiğinin iç hukukta da belirtilmiş olması, başvurucunun iç hukukta mülkünün kendisine verilmesi için ısrarlı bir çaba sarf etmiş olması ve ilgili makamların kısmi faaliyetsizliği nedeniyle müdahalenin orantılı olduğundan bahsedilemez. Bu bağlamda başvurucunun Sözleşme’ye Ek-1 No’lu Protokol’ün 1. Maddesi ile korunan mülkiyet hakkı ihlal edilmiştir.)

Din, vicdan ve inanç özgürlüğü

Dyagilev v. Rusya Başvurusu, Başvuru no. 49972/16, Karar tarihi: 10.03.2020

Başvurucu Maksim Andreyevich Dyagilev’in 1990 doğumlu ve St. Petersburg’da yaşayan bir Rusya vatandaşı olması, başvurucunun felsefe üzerine yüksek lisansını bitirdikten sonra askerlik için yükümlü hale gelmiş olması, başvurucunun Asker Anneleri Komitesi’nin yapmış olduğu bir seminere katıldıktan sonra pasifist felsefeye bağlı olduğunu anladığını iddia etmesi, başvurucunun zorunlu askerlik yerine sivil hizmet yapmak için yerel askeri komiserliğe başvurmuş olması, başvurucunun başvurusunu desteklemek amacıyla öz geçmişini ve çalıştığı yerden bir tavsiye mektubunu ekte sunmuş olması, başvurunun yedi üyeden oluşan bir askere alma komisyonu tarafından incelenerek başvurucu tarafından sağlanan belge ve bilgilerin başvurucunun gerçek bir pasifist olduğuna dair ikna edici olmaması gerekçesiyle reddedilmesi, başvurucunun şikayetinin, pasifistlikle ilgili belirlemenin kişinin öz geçmişinde ya da tavsiye mektubunda yer alamayacağı, askerlik hizmetinin imkansızlığı ile ilgili görüşlerin belirli bir süredir oluşmuş olması gerektiği belirtilerek aynı gerekçe ile Bölge Mahkemesi ve Temyiz Mahkemesi tarafından da reddedilmesi- Mahkeme, askeri hizmete karşı olmanın, bir kişinin vicdanıyla ya da derin ve gerçek anlamda diniyle ya da diğer inançlarıyla ciddi ve aşılmaz bir çatışma söz konusu olduğunda Sözleşme’nin 9. maddesinin güvencesinde olduğunu yinelemektedir. Bununla birlikte Mahkeme’ye göre, devletler bu muafiyetin istismar edilmesini önleyebilmek için bireylerin inançlarının ciddiyetini değerlendirecek etkili ve erişilebilir prosedürler oluşturma hakkına sahiptirler. Mahkeme’ye göre Rus makamlarının yürürlükteki prosedürü, bireysel koşulları incelemek açısından geniş bir kapsam sağladığı gibi uluslararası standartlar ve Mahkeme içtihadı uyarınca adil olması için yeterli garantiyi içermektedir. Askere alım komisyonunda görev yapan 7 üyenin çoğunluğu, 4 üyesi, yapısal olarak askeri makamlardan bağımsız olan kamu kurumu yetkililerinden, diğer 3 üye ise Savunma Bakanlığı görevlilerinden oluşmaktadır. Dolayısıyla Mahkeme, bu kompozisyonun ilk bakışta bağımsızlık gereksinimini karşıladığı kanaatindedir. Ayrıca Mahkeme’ye göre, komisyon kararları yargı denetiminden geçtiği için usule ilişkin herhangi bir kusur yargısal işlemlerle düzeltilebilir durumdadır. Mahkeme, somut başvuruda başkan dahil olmak üzere komisyon üyelerinin çoğunluğunun Savunma Bakanlığı’ndan bağımsız olmasını da göz önünde bulundurarak, başvurucuya gerekli bağımsızlık teminatlarının sağlandığı konusunda tatmin olmuştur. Ayrıca yerel mahkemeler tarafından başvurucunun talebi yeniden incelenirken kendisine inançlarına dair tanık ifadesi gibi bazı kanıtlar sunması için fırsat verilmiş fakat kendisi bu fırsatı kullanmamıştır. Bütün bunlara dayanarak Mahkeme, başvurucunun orduda görev yapma yükümlülüğü ile inançları arasında ciddi ve aşılması güç bir çatışmanın olduğunu kanıtlayamadığını kabul etmiş ve Sözleşme’nin 9. maddesinin ihlal edilmediğine karar vermiştir.

Grimmark v. İsveç, Başvuru No. 43726/17, Karar tarihi: 11.02.2020 – 12.03.2020

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi, dini inancı ve vicdani değerleri gereği kürtaj yapmayı reddeden, işe başvururken bu durumu bildiren başvurucunun bu sebeple işe alınmaması nedeniyle din ve vicdan özgürlüğünün ve ayrımcılık yasağının ihlal edildiği iddiasını açıkça dayanaktan yoksun bularak reddetti. Kararın özet çevirisini buradan okuyabilirsiniz. 

Ayrımcılık yasağı

Hudorovič ve Diğerleri v. Slovenya, Başvuru No. 24816/14 ve 25140/14, Karar tarihi: 10.03.2020

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi, 10 Mart 2020 tarihinde yayımladığı kararıyla Roman vatandaşların Roman oldukları için ve dezavantajlı statüleri nedeniyle temiz içme suyu ve sıhhi tesisat gibi temel kamu hizmetlerine erişemedikleri gerekçesiyle Sözleşme’nin 3., 8. ve 14. maddelerinin ihlal edildiği iddiasında ihlal bulmadı. Kararın özet çevirisini buradan okuyabilirsiniz. 

Mülkiyet hakkı

Grobelny v. Polonya, Başvuru no: 60477/12, Karar tarihi: 05.03.2020

1953 doğumlu Başvurucunun 1994 yılından Mart 2008’e kadar Çiftçi Sosyal Güvenlik Fonu’ndan sağlık bakımından çalışamayacak durumda olması nedeniyle işgöremezlik ödeneği almış olması, 2008 yılında Fon’un sağlık kurulunun Başvurucunun tamamen sağlık bakımından çalışamayacak durumda olmadığına karar vererek ilerideki ödemeleri yapmayı reddetmesi üzerine Başvurucunun sağlık durumunda herhangi bir değişiklik olmadığından hareketle kararı dava etmesi, Bölge Mahkemesi’nin uzmanlar tarafından düzenlenen medikal raporlar uyarınca davayı reddetmesi ve Başvurucunun “duygu durumlarının” kanıt sayılamayacağına kararında yer vermesi, 2009 yılında Başvurucunun omurga fıtığı nedeniyle ameliyat olması, Ocak 2010’da Başvurucunun Fon’a işgöremezlik ödeneği için başvuru yapması, sağlık kurulunun Başvurucunun sağlık bakımından çalışamayacak durumda olmasına karar vermesine rağmen sosyal güvenlik primini yatırmamış olmasından hareketle koşulları sağlamadığını öne sürerek başvuruyu reddetmesi, Nisan 2011’de Başvurucunun kararı temyiz etmesi üzerine Bölge Mahkemesi’nin Fon tarafından Başvurucunun çalışamayacak durumda olduğunun kabul ettiğinin sabit olması ve dahası önceki değerlendirme sırasında Başvurucunun sağlık durumunda bir iyileşme olmamış olmasına rağmen eksik sağlık dökumanları sebebiyle tam tersi karar verdiğini belirtmesi gerekçeleriyle Başvurucunun işgöremezlik ödeneği hakkını yeniden tesis etmesi, Başvurucunun işgöremezlik ödeneğine hakkının 2008 yılı itibarıyla tesis edilmesi istemiyle kararı temyiz etmesi, sağlık durumunun tekrar değerlendirilmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle başvurusunun reddine karar verilmesi, Başvurucunun 21 ay boyunca yoksun bırakıldığı işgöremezlik ödeneği ve harcamalarını kendi yaptığı sağlık muayeneleri için tazminat davası açması, iç hukuk uyarınca devlet kurumu olan Fon’un eylemlerinde hukuka aykırılık olmaması sebebiyle davasının reddedilmesi, Başvurucunun başvuruyu temyiz etmesi üzerine üst derece mahkemesinin aynı doğrultuda karar vermesi ve Başvurucunun 1 no’lu Protokol’ün 1. Maddesinin ihlal edildiği iddiasıyla İHAM’a başvurması- Mahkeme, öncelikle Nisan 2008-Ocak 2010 arasında Başvurucunun sağlık bakımından çalışamayacak durumda olduğu konusunda bir anlaşmazlığın olmadığını belirtti. Başvurucunun 21 ay boyunca işgöremezlik ödeneğinden yoksun bırakılması ve sonrasında bu kaybının tazmin edilmemesi konusunda Mahkeme, Hükümetin eyleminin meşru amaç güdüp gütmediği ve hukuka uygun olup olmadığı noktasında herhangi belirli bir inceleme yapmadığını saptadı. İlk olarak, sağlık durumu hususunda Fon’un sağlık uzmanları tarafından yapılan yanlış değerlendirmesinden ötürü işgöremezlik ödeneğinden tamamen yoksun bırakılmasının Başvurucu üzerine aşırı külfet yüklendiğini belirtti. İkinci olarak, Mahkeme, yerel otoritelerin tazminat yargılaması sırasında ne zamanında ne de uygun karar vererek açıkça Fon’un hatalı değerlendirmesini tazmin edemediklerini vurguladı. Ayrıca, yerel otoritelerin Başvurucuya Fon kaynaklı sonuçlara hukuki çözüm yolları önerilmiş olması gerektiğini de ekledi. Tüm bu gerekçelerle, Mahkeme, Başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan ihlalin orantısız olduğundan hareketle 1 no’lu Protokol’ün 1. Maddesinin ihlal edildiğine karar vererek tazminata hükmetti.

Alptekin ve Diğerleri v. Türkiye, Başvuru no. 43969/06, Başvuru tarihi: 17.03.2020

Tekirdağ’ın Ormanlı ilçesinde babalarından başvuruculara miras kalan 20 bin metrekarelik arazinin 14 500 metrekaresinin ormanlarla ilgili kanun gereğince 1985 ve 1987’de yapılan çalışmalar sonucunda Orman Kadastro Komisyonu tarafından orman ilan edilmesi üzerine başvurucuların babasının dava açarak arazinin Hazine adına tapuya kaydedilmesine itiraz etmesi ve yeniden kendi adına kaydedilmesini talep etmesi karşısında 3373 Sayılı Kanun’un 3302 Sayılı Kanun’un uygulanmasıyla gerçekleştirilmiş olan önceki sınırlamalara yönelik 10 yıllık kazandırıcı zamanaşımı kuralının geriye yönelik uygulamasına dair bir hüküm içermemesi nedeniyle davanın reddedilmesi ve bunun Danıştay tarafından onanması – Usul kurallarının son derece dar yorumlanması nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlali (Başvurucular 6384 Sayılı Kanun’la kurulan Tazminat Komisyonu’na başvurmadıkları için iç hukuk yargı yollarını tüketmediklerinden dolayı mülkiyet haklarının ihlal edildiğiyle ilgili iddiaları reddedilmiştir.)

Serbest Seçim Hakkı

Cegolea v. Romanya, Başvuru no. 25560/13, Karar tarihi: 24.03.2020

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi, başvurucu Gabriela Cegolea, Romanya’daki İtalyan azınlığı temsil eden bir vakıf adına aday olduğu 9 Aralık 2012 tarihli meclis seçimlerinde, seçilme hakkı bakımından ayrımcılığa uğradığı iddiasında Sözleşme’nin 14. maddesinin (ayrımcılık yasağı), Sözleşme’ye Ek 1 Numaralı Protokol’ün 3. maddesi (serbest seçim hakkı) ile bağlantılı olarak ihlal edildiğine karar vermiştir. Kararın özet çevirisini buradan okuyabilirsiniz. 

 

Yorum Yapın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: