İçeriğe geç

FORUM #Pride2020 – Av. Ayşe Uzun – Suriye’den Gelen LGBTİ+’ların Türkiye’de Varoluşlarını Mümkün Kılma Çabası

by 24/06/2020

“Bu yıl Onur Haftası etkinlikleri, COVID-19 salgını nedeniyle tarihinde ilk kez çevrimiçi olarak düzenleniyor. Biz de Onur Haftasını bu yıl LGBTİ+ topluluğuna yönelik artan nefrete karşı, 22-28 Haziran arası her gün Kaos-GL, SPOD, CİSST ve Diyarbakır Barosu’nda mücadele eden avukatların yazılarına ve İHAM karar çevirilerine yer vererek kutlamak istedik. LGBTİ+ hakları, insan haklarıdır.”

foto (anayasa gündemi)Suriye’den Gelen LGBTİ+’ların Türkiye’de Varoluşlarını Mümkün Kılma Çabası

Av. Ayşe Uzun 

“Başka bir dünyanın mümkün olabileceğine dair düşünce, zaten dünyaları mümkün olanlar için gereksiz bir takıntıdır. Oysa varoluşlarını hala mümkün kılmaya çalışanlar için, mümkünlük fikri bir zorunluluktur.”  Judith Butler.

Suriye’den ayrılmak zorunda kalan LGBTİ+’lar, sadece Suriye’deki isyanların başladığı 2011 yılı ve sonrasında değil öncesinde de  Türkiye’deydiler. Yerlerinden zorla edilen LGBTI+’lar varoluşlarını mümkün kılmak için Türkiye’ye yıllardır kaçıyorlar. Kimisi bu kaçış yolunu Avrupa’ya giden bir geçiş yolu olarak gördüğünü, kimisi ise Türkiye’de yaşamak için geldiğini belirtiyor.

2011 yılı ve sonrasında Suriye’de bulundukları yerleri terk etmek zorunda kalan insan sayısı arttıkça, konu Türkiye’de yaşayan insanların (özellikle vatandaş statüsü olan), politikacıların ve Avrupa Birliği’nin (AB) dikkatini çekmeye başladı. Türkiye’de 2011 yılından itibaren Suriye’den kaçan insanlar için açık kapı politikası izlendi ve gelenler için “kardeş”, “misafir”, “ensar” gibi tanımlar kullanılarak, hem durumun geçiciliği hem de bu sürecin aynı dine mensup, ortak tarihimiz olan kardeşlerimize yardım niteliğinde olduğu aksettirildi. Daha sonra bu politika, AB ile olan ilişkiler neticesinde Türkiye’nin, AB’nin sınır ve göç rejimine katılım kararı ile değişti. Bu karar neticesinde Türkiye’nin ilk iltica kanunu olan Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu, AB göç rejimi kavramlarını içerir şekilde 4 Nisan 2013’te Meclis’te kabul edildi. Bu yazı, 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun (YUKK) ve bu Kanun kapsamında çıkarılmış Geçici Koruma Yönetmeliğinin, uluslararası mevzuat ve politik söylemleri de dikkate alarak, Suriye’den kaçarak gelen LGBTİ+’lar üzerindeki etkilerinin bazı noktalarından bahsedecek. YUKK’un özneler üzerinde etkisi çok geniş kapsamlı bir konu olduğu için bu yazıda sadece kayıt işlemleri ve sevk edilen illerde  yaşama zorunluluğunun etkilerinden, sahadaki[1] gözlemlere ve öznelerle yapılan görüşmelere dayanılarak bahsedilecek.

Türkiye’ye geldikten sonra neoliberal muhafazakar devlet ve bu devletin aygıtları ile karşılaşan bu kişiler, “var” olmak için devlet tarafından tanınmak gerektiğini her fırsatta söyleyen resmi otoritelerin yönlendirmesiyle,  İl Göç İdarelerine başvurarak kayıt olmaktadır. YUKK ve Geçici Koruma Yönetmeliğinin yürürlüğe girmesiyle yetkili merci olan İl Göç İdareleri, eski uygulamadaki polis merkezlerinin (yabancılar şubenin) yerini almıştır. Kayıt olurken Suriye’den geliyor olmak, geçici koruma altına alınmak için yeterli olduğundan, uygulamada birçok kişi “hangi statü neyi kapsıyor”, “farkları nedir” ya da “alternatifleri var mı” gibi soruları soramadan, kendilerini İl Göç İdarelerindeki yetkililer tarafından geçici koruma altına alınmış buluyorlar.  Kayıt olmak için başvurdukları İl Göç İdarelerinden, geçici koruma kimlik  belgesi sahibi olarak ayrılıyorlar. İlgili düzenleme ve uygulama, AB ülkelerindeki sığınma başvuru sürecinde uygulanan prensip ve basamaklardan biri olan gerekçeli sığınma başvurusunun atlanarak statü alınmasına neden olmaktadır. Bunun kaynağı ise, Türkiye’nin 1951 tarihli Cenevre sözleşmesine coğrafi sınırlama ile taraf olması ve daha sonra YUKK ile kabul edilen AB göç rejimi kavramlarından geçici koruma statüsünün iç hukukta tanımış olmasıdır. Suriye’den kaçan LGBTİ+’lar için bu düzenlemenin en olumlu sonucu, statü almak için devlet otoriteleri karşısında cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği (CYCK) deneyimlerini uzun uzun anlatmak ve bu anlatıları kanıtlama beklentisini karşılamak zorunda kalmamalarıdır. (7)

Düzenlemenin neden olduğu olumsuz sonuçlardan biri ise; LGBTİ+’ların ikamet etmek üzere, Türkiye’nin sosyo-politik yapısı dikkate alınmadan, İl Göç İdareleri tarafından, Göç İdaresi Genel Müdürlüğü tarafından belirlenen açık illere[2] yönlendirilmeleri ve bu illerde ikamet etmeye mecbur bırakılmalarıdır. YUKK hükümlerine göre ilgili kişiler hak ve hizmetlere ancak resmi şekilde yönlendirilerek ikamet ettikleri illerde erişebiliyorlar, bununla birlikte herhangi bir nedenle başka bir ile geçici/kalıcı olarak gitmek de İl Göç İdarelerinin onayına tabi tutulmuştur.  Ancak Suriyeli LGBTİ+’lar çoğu zaman ailelerinden, işyerlerindeki kişilerden, komşularından ya da rastgele karşılaştıkları kişilerden cinsel kimliklerini ve yönelimlerini saklamak zorunda kalıyorlar. Büyük şehirlerin dışında ikamet etmek zorunda kalanlar için bu daha zor bir durum yaratıyor, çünkü kendilerine alan açabilecek LGBTİ+ dostu yerler bulmak bu şehirlerde neredeyse imkansızlaşıyor. Suriye’den gelen  akrabaları tarafından, Suriye’de ya da Türkiye’de, bir şekilde LGBTİ+ birey oldukları öğrenildiğinde tehdit ediliyor, şiddet ve baskı görüyorlar. Kimisine şehri terk etmesi ve bir daha karşılarına çıkmaması söyleniyor, kimisi baskı ve şiddet görerek “değiştirilmeye” çalışılıyor, kimisi ise canını zor kurtararak evden kaçıyor. Ancak bu kişiler sınır dışı edilmeye kadar varabilen resmi yaptırımlarla karşılaşmamak için bir yandan hala o ilde yaşamak zorundalar. Bu durumda  neler oluyor ?

İl Göç İdareleri başvurucuların kritik ihtiyaçlarına göre bazı istisnai durumlarda[3] takdir yetkisini kullanarak ikamet ili değişikliği yapmaktadır. Uygulamada; ikamet ilinde şiddete uğramak, hayati tehlikenin olması ya da hayatı çekilmez kılacak baskıların yaşanması il değişikliği gerekçesi olarak kabul edilebiliyor. Ancak idare; başvurucunun şiddet gördüğünü, tehdit edildiğini, ısrarlı takip mağduru olduğunu ispatlamasını istiyor. Yeknesak, yazılı ve sürekli bir uygulama olmamakla birlikte, koruma tedbirine başvurmak, suç duyurusunda bulunmak vb. şekillerde hukuki mücadele başlatmak, beyanların doğruluğunun ispatı  olarak kabul edilebilmektedir. Tabii bu sürede kişi hala orada yaşamak ya da o şehirden bir şekilde izin almadan kaçmışsa dahi; il değişikliği talebinde bulunmak ve yol izni almak için tekrar risk altında olduğu şehre dönmek zorunda. Bununla birlikte kişiler, yaşamak zorunda bırakıldıkları illerde maruz kaldıkları maddi imkansızlıklar, dil sorunu, ayrımcılık ve nefret söylemlerine ek olarak, LGBTİ+ oldukları için  mülteciler arası dayanışma ağından da uzak kalıyor. Bulundukları illerde LGBTİ+ mülteci dayanışma grupları bulunmadığından ve bir ihtimal yerel LGBTİ+ dayanışma grupları bulunsa bile dil bariyeri başta olmak üzere uğradıkları kesişimsel ayrımcılık  sebebiyle bu gruplar ile de buluşamadıklarından,  barınma başta olmak üzere birçok sorun ile karşılaşıyor. Özellikle dış görünüş itibariyle egemen cinsiyet rollerine uygun olmayan kişiler için tüm bu sorunlar daha da zorlaşıyor. Çoğu LGBTİ+ yukarıdaki nedenlerden ötürü yaşadıkları illerde kimliklerini ve yönelimlerini gizlediklerini, hatta ifşa edilmekten korktukları için özel hayatlarında bile konuşmalarına dikkat ettiklerini belirtmektedir. Bir nevi toplum içerisinde görünmez olarak şiddette uğramamaya çalışmaktadırlar. (6)

Suriye’den gelen LGBTİ+’lara yönelik şiddet eylemlerinin, nefret söylemlerinin, tehditlerin çeşitli nedenlerle güvenlik güçlerine, savcılıklara ya da mahkemelere intikal etmemesi de söz konusudur. Şikâyette bulunulmamasının başlıca nedenlerinden biri, öznelerin kendilerini koruyacak hak temelli bir sürecin sürdürüleceğine inanmamalarıdır. Ayrıca sınır dışı edilmekten korktukları için de gördükleri şiddete yönelik resmi mercilere başvurmaktan çekinmektedirler. Şahit oldukları bazı örnekler düşünüldüğünde, bu çekinmenin haklı nedenleri ortaya çıkmaktadır. Zira başvuruda bulunan kişilerin çoğu,  başvurdukları polis merkezlerinde polis memurları tarafından CYCK ve/veya Suriyeli olmaları nedeniyle ayrımcılığa ve şiddete uğramaktadır.

İkamet etmek zorunda oldukları illerde yargı sistemi ile sosyal normların yarattığı kimlik, statü ve diğer kategoriler arasında sıkışıp kalan LGBTİ+’lar için bu iller açık cezaevi haline gelmektedir. Butler’ın belirttiği gibi “yaşanabilir özne” olmak için hukuğun, devlet politikalarının ve sosyal normların oluşturduğu bu kategorilere dahil olmak ya da oluyormuş gibi davranmak gerekmektedir. (2, 3) Suriye’den kaçarak gelen LGBTİ+’ların hem Suriyeli olmak nedeniyle “misafir”, “yabancı”, “mülteci” gibi etkiletlerle hem de CYCK’leri nedeniyle kesişimsel ayrımcılağa [4]uğramaları, ötekileştirilmeleri nedeniyle Türkiye’de “yaşanabilir özne” olmaları imkansızlaşmaktadır. Yapılan görüşmelerin neredeyse hepsinde Suriyeli LGBTİ+’lar Türkiye’den mümkün olan en kısa sürede ayrılarak, üçüncü ülkelere[5] yerleşmek istediklerini belirtmiştir. Sahada yapılan görüşmelerde, Suriyeli gey olduğunu ifade eden bir kişiye geçici koruma kimlik belgesi sahibi olmak nasıl hissettiriyor diye sorduğumda ise;

“Ben kimliğim olunca kendimi güvende hissediyorum. Ama geçici olması çok kötü. Birkaç güne bitecekmiş gibi hissediyorum nasıl su içersin ve su biter onun gibi geliyor. Kesilecek bir gün biliyorum ve o kesildiğinde ne olacak onu merak ediyorum. Bir ara bir kafede oturuyordum, Türk biri ailesi ile yanıma geldi ve Suri Suri demeye başladı. Oradaki arkadaşlar bana ne dediğini tercüme ettiler. Bizi istemediklerini söylediklerini belirttiler……. Keşke Türkiye’de Avrupa ülkeleri gibi olsa oradaki arkadaşlarımla görüşüyorum, gey olmak normal orada, kimse kimseye bir şey demiyor.”

İç hukukta LGBTİ+’lara yönelik cinsel yönelim, cinsiyet kimliği ve interseks durum (CYCKİD) temelli ayrımcılık ve nefretle mücadele konusunda herhangi bir yasal düzenleme olmaması, devletin bu konuda bir sosyal politikasının da bulunmaması, Türkiye’nin bir çok ilinin özneler için yukarıda bahsedildiği gibi açık cezaevine dönüşmesine neden oldu. Bununla birlikte YUKK’un, CYCKID temelli başvurular kapsamında değerlendirildiği bir kılavuz hiçbir zaman düzenlenmedi. Halbuki Türkiye’nin de taraf olduğu İstanbul Sözleşmesi ve şiddetle mücadeleye ilişkin Avrupa Konseyi sözleşmesi toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin Mültecilerin Statüsüne ilişkin 1951 sözleşmesi anlamında zulüm olarak ve ikincil korumayı gerektiren ciddi bir hasar biçimi olarak tanınabilmesini temin etmek üzere taraf devletlere yükümlülük getirmiştir. Aynı şekilde sözleşmenin ayrımcılık yasağını düzenleyen 4. maddesinde ayrımcılık yapılmayacak temeller arasında cinsel yönelim ve toplumsal cinsiyet kimliği açıkça belirtilmiştir. BM, Avrupa Konseyi ve diğer bölgesel kuruluşlar da cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli ayrımcılıkla ilgili olarak çeşitli kararlar almış, ilkeler belirlemiştir.. Bunlardan bir tanesi de “Cinsel Yönelim ve Cinsiyet Kimliğiyle İlişkili Olarak Uluslararası İnsan Hakları Hukukunun Uygulanmasına Dair Yogyakarta İlkeleri” ve bu ilkeler bağlayıcılığı olmamakla birlikte insan haklarının CYCK esaslı ayrımcılık olmadan herkes için olduğunu belirtmektedir. Ancak Türkiye’deki kurallar ve politikalar hala heteroseksüelliğin tek “normal” cinsel yönelim olarak görülmesi üzerine inşa edilmektedir. Bu görünmez kurallar; insanların heteroseksüel kadınlar ve heteroseksüel erkekler olarak ikiye ayrıldığını, cinselliğe dayalı her türlü ilişkinin ve birlikteliğin sadece ve sadece karşı cinsiyetten kişiler arasında olabileceğini ve her cinsiyetin kendine özgü değişmez  rolleri olduğunu iddia eden inançlar, normlar ve politikalar ürünüdür.(6)

Türkiye’de LGBTİ+ mülteciler toplumsal cinsiyet, sınıf, ırk, etnik köken ile ilgili var olan toplumsal tabakalaşmanın yarattığı kesişimsel ayrımcılık ile mücadele ediyorlar. Peki bu mücadelelerinde kimlerle dayanışabiliyorlar ? Saha görüşmeleri sırasında beş yıldır İstanbul’da  yaşayan Suriye’li LGBTİ+ ile yaptığımız bir görüşmede, Türkiye’deki LGBTİ+ hareketine dahil olup olmadığını sorduğumuzda , şu şekilde bir yanıt verdi,

“Türkiye’de hareketin bir parçası olmak istiyorum ama ben geçici koruma altındayım, başımı derde sokmamam lazım yoksa problem yaşarım. Ben görünür olmayacağım etkinliklere katılıyorum, bir şekilde desteklemek için bunu haricinde dikkatli davranıyorum. Sonuçta ben burada misafirim, ev sahibinin hoşuna gitmeyen bir şey yaptığında evden kovulabilirim.”

Hannah Arendt’in belirrtiği gibi “İnsan hakları kavramının kağıtta kalmaması için onu yaşatacak kurumlara ve kitlelere ihtiyaç vardır.”(1) Ancak LGBTİ+ mülteciler; Türkiye’de yürürlükte olan mevzuatların yetersizliği, uluslararası insan hakları hukuku ile bağdaşmayacak mevzuat hükümleri ve yargı kararlarının varlığı, yeknesak olmayan ve insan haklarına  aykırılık teşkil eden uygulamalar ve politik söylemler nedeniyle yalnızlaştırılarak, mücadele alanları daraltılmaktadır. Bu nedenle de insan hakları kavramının kağıtta kalmaması için Türkiye’deki LGBTİ+ hareketinin sığınmacılara, mültecilere, göçmenlere alan açmasına ve devlet kurumları ile STK’ların  ayrımcılığı,  kesişimselliği dikkate alarak, heteronormatif ve/veya homonormatif temsillerden uzak, dayanışmaya dayalı, öznelere alan açan politika belirlemelerine ihtiyaç vardır. (5)

Sonuç Yerine

Öncelikle LGBTİ+ mültecilere yönelik Türkiye’de bir güvenli alan haritalandırması yapılmalıdır. Mevcut YUKK düzenlemesi nedeniyle ikamet illerine yapılacak yönlendirmelerin bu haritalandırma üzerinden yapılması için  politikalar geliştirilmelidir.

Politikacıların, kamu yetkililerinin ve kanaat önderlerinin homofobik, transfobik, ırkçı ve ayrımcı  nefret söylemleri ile etkin mücadele edilirken, LGBTİ+ sığınmacılara, mültecilere ve göçmenlere, LGBTİ+ hareketinin içinde alan açılmalıdır.

LGBTİ+ mültecilerin sorunlarına dair, özneleri de dahil ederek hassasiyet ve politikalar geliştirmelidir. Ancak bu mağdurluk üzerinden değil, sessizleştirme pratiklerinden uzak bireyleri destekleyici bir yerden ve dinleyerek gerçekleştirilmelidir.

Kaynakça

(1) Arendt, H. (1973). The origins of totalitarianism (Vol. 244). Houghton Mifflin Harcourt.

(2) Butler, J. (1998). How bodies come to matter: an interview with Judith Butler, Signs: Journal of Women in Culture and Society, 23:2 .

(3) Butler, J. (2002). Gender trouble. Routledge.

(4) Crenshaw, K. (1991). Mapping the margins: Intersectionality, identity politics, and violence against women of colour. Stanford Law Review, 43, 1241–1299.

(5) Cho, S., Crenshaw, K. W., & McCall, L. (2013). Toward a field of intersectionality studies: Theory, applications, and praxis. Signs: Journal of women in culture and society38(4), 785-810.

(6) KaosGL (2019). Turkey’s Challenge with LGBTI Refugees, Retrieved from: http://www.kaosgldernegi.org/resim/yayin/dl/lgbti_multecilereng_web.pdf

(7) Lehner, R. (2018). The EU-Turkey-‘deal’: Legal Challenges and Pitfalls. International Migration, IOM.

[1] Türkiye’ye diğer ülkelerden kaçarak gelen LGBTİ+’lara hukuki danışmanlık veriyorum. Bu yazı bu görüşmelerle birlikte akademik araştırmalarım için yaptığım saha çalışmalarından alıntılar içermektedir.

[2] Göç İdaresi İl Genel Müdürlükleri illerin yoğunluğuna göre dönem dönem bazı illere Suriye’den kaçan kişileri kaydetmemektedir, bazı illeri ise uzun süredir kayda kapalı tutmaktadır. Ancak açık ve kapalı olan illere ilişkin bilgiler herhangi bir şekilde duyurulmamaktadır.

[3] YUKK ve geçici koruma yönetmeliği kapsamında belirlenen özel ihtiyaç sahipleri ile  sosyal ve ekonomik haklara erişim kapsamında yapılabilmektedir. Bu durum il göç idarelerinin takdir yetkisinde ilerlemekle bilirkte, uygulama bir yeknesaklık ve süreklilik bulunmamaktadır.

[4] Kesişimsellik (intersectionality), Kimberle Williams Crenshaw’ın 1989 yılında yazdığı makale sonucu kavramsallaştırılmıştır.  Suriyeli LGBTİ+’lar hem Suriyeli olmak hem de LGBTİ+ olmaktan ötürü ırk, etnik köken, sınıf, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği nedeniyle uğradıkları ayrımcılık yapısal ve siyasal kesişimsellik olarak ele alınmalıdır.

[5] Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliğinin aracılık yaptığı üçüncü ülkeye yerleştirme programı düzensiz göçü engellemek için  küresel kuzey ülkelerinin belirlediği kotalar üzerinden ilerlemektedir.

Yorum Yapın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: