İçeriğe geç

FORUM – Av. Rabia Gündoğmuş – İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin Kadına Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddet Konulu İçtihadının Tedrici Gelişimi (2)

by 10/08/2020
Karikatür: Aslı Alpar

Av. Rabia Gündoğmuş

İstanbul Barosu

Çalışmanın bir önceki bölümünde devletlerin pozitif yükümlülüğü kavramının İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi nezdinde nasıl ortaya çıktığı, Opuz v. Türkiye Kararı ile Mahkeme’nin kadına yönelik şiddet konulu içtihadının nasıl farklılaştığı ve ayrımcılığın tespiti konusundaki kriterlerin neler olduğundan bahsedilmişti. Bu bölümde ise Mahkeme’nin Opuz v. Türkiye kararından sonra ev içi şiddet konulu içtihadının yerleşik hale gelmesinin seyri açıklanacaktır.

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin Opuz v. Türkiye Kararı’nın ardından kadına yönelik şiddet ve ev içi şiddet konulu kararlarından bazıları şunlardır: E.S. ve Diğerleri v. Slovakya[1], A v. Hırvatistan[2] , Valiuliene v. Litvanya[3], Eremia v. Moldova[4] , T.M. ve C.M. v. Moldova[5], Durmaz v. Türkiye[6], Civek v. Türkiye[7] , M.G. v. Türkiye[8] , Halime Kılıç v. Türkiye[9] , Talpis v. İtalya[10] ve Volodina v. Rusya[11].

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi, Opuz v. Türkiye Kararı ile oluşturduğu içtihadını yukarıda sayılan kararlar ile yerleşik hale getirmiştir. 2019 Temmuz’da vermiş olduğu Volodina v. Rusya Kararı ile kadına yönelik şiddet vakalarında İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin 3. maddesi açısından çığır açıcı bir yorumda bulunmuştur. Volodina v. Rusya Kararı, bu açıdan Opuz v. Türkiye Kararı’ndan ayrılmaktadır.

İHAM’ın Opuz v. Türkiye Kararı’ndan üç ay sonra verdiği, ev içi şiddete dair bir diğer karar ise E.S. ve Diğerleri v. Slovakya Kararı’dır. E.S. ve Diğerleri v. Slovakya Kararı’nda başvuran, eski eşi tarafından şiddete maruz kalan kadın E.S. ve onun üç çocuğudur.[12] Başvuran E.S. ve üç çocuğu, E.S.’nin eski eşi ve çocuklarının babası tarafından fiziksel ve psikolojik şiddete maruz kalmıştır.[13] Ayrıca başvuran E.S’nin kızı, babası tarafından cinsel istismara da maruz kalmıştır.

E.S. ve üç çocuğunun maruz kaldığı fiziksel, psikolojik ve cinsel şiddet vakalarına karşılık yerel mahkemeler yaklaşık üç yıl boyunca şiddete maruz kalanlar için herhangi bir koruyucu önlem almamıştır.[14] Cinsel istismar suçundan ötürü failin cezalandırılmasına bile iki yıl sonra karar verilmiştir. İHAM, E.S. ve Diğerleri v. Slovakya Kararı’nı 3. ve 8. maddeler üzerinden vermiştir[15]. Belirtilmesi gerekir ki başvuranlar 14. madde ihlalini ileri sürmemişlerdir. Dolayısıyla dosya içinde 14. maddenin ihlal iddiasını destekleyecek prima facie deliller de sunulmamıştır.

A v. Hırvatistan başvurusunda ise sadece 8. madde temelinde ihlal kararı verilmiştir.[16] Çünkü başvuran, ulusal boyutta kadına yönelik şiddet ve ev içi şiddete tolere eden bir iklim olduğunu prima facie delillerle ispatlamamış; konuya ilişkin hiçbir istatistiki veri ya da rapor sunmamıştır.[17]

A v. Hırvatistan Kararı’ndan sonra konuya ilişkin verilen bir diğer karar olan Valiuliene v. Litvanya Kararı’nın verildiği zaman diliminde ise İstanbul Sözleşmesi’nin imzaya açıldığının belirtilmesi gerekir. Valiuliene v. Litvanya Kararı, fiziksel şiddetin 3. madde kapsamında değerlendirilmesinde asgari eşiğin tanımlanması ve psikolojik şiddet vurgusu açısından önemli bir karardır.

Valiuliene v. Litvanya Kararı’nda, başvuran, partneriyle birlikte yaşayan ve beş ayrı kez fiziksel şiddete maruz kalan bir kadındır.[18] Başvuran, maruz kaldığı fiziksel şiddetten ötürü şikayetçi olsa da, görevli savcı başvuranın yaralanmalarının hafif nitelikte olduğundan ötürü kovuşturma aşamasına geçmemiştir.[19]  İHAM nezdinde yapılan yargılamada Hükümetin savunması da aynı yöndedir: Bir fiilin 3. madde kapsamında değerlendirilmesi için belirli bir asgari eşiğe ulaşması gerekmektedir ve somut olayda bu eşiğe ulaşılmamıştır.[20]

İHAM, bir fiilin 3. madde kapsamında değerlendirilmesi için belirli bir vahamet derecesine sahip olması gerektiğini kabul etmiştir ancak fiilin değerlendirilmesinde fiziksel etki kadar psikolojik etkinin de önemli olduğunun altını çizmiştir.[21] İHAM, Valiuliene v. Litvanya başvurusunda 3. maddenin ihlal edildiğine karar vermiştir.[22] Başvuranın 14. maddenin ihlal edildiğine yönelik bir iddiası ise bulunmamaktadır. Valiuliene v. Litvanya Kararı’nda 3. maddenin değerlendirilmesi sırasında, başvuranın maruz kaldığı psikolojik şiddetin vurgulanmasında İstanbul Sözleşmesi’nin etkisi yadsınamaz.

Eremia v. Moldova Kararı’nda ise, başvuran, eşi tarafından iki kızının önünde sürekli olarak fiziksel ve psikolojik şiddete maruz kalmıştır; başvuranın boşanma davası açmasının ardından şiddetin dozu giderek artmıştır.[23]  Başvuran, eşi A. tarafından maruz kaldığı ölümcül bir saldırı sonrası Adli Tıp tarafından 11 gün sonra muayene edilmiş ve muayenede herhangi bir fiziksel şiddet bulgusuna rastlanmamıştır.[24] Yine başvuranın talep ettiği koruma kararının 24 saat içerisinde çıkarılması zorunlu olmasına rağmen karar 13 gün sonra çıkarılmıştır.[25]  Koruma kararına rağmen saldırılar devam etmiş, başvurana polisler tarafından şikayetini geri çekmesi yönünde tavsiyeler verilmiştir.[26] Soruşturmada görevli olan savcı ise A.’nın toplumsal bir zararının olmaması sebebiyle soruşturmayı erteleme kararı vermiştir.[27]

İHAM ilgili kararında, dava konusu olaylar silsilesindeki adli ve yargısal pasif tavır karşısında toplumsal cinsiyete dayalı bir ayrımcılık olduğuna kanaat getirmiş ve 14. madde temelinde 3. maddenin ihlal edildiğine karar vermiştir.[28]

Eremia v. Moldova Kararı’nın 14. madde temelinde verilmesinin sebebi şudur: Başvuran, Moldova’da kadına yönelik şiddetin ciddi boyutlarını detaylı bir şekilde anlatan Birleşmiş Milletler Kadına Yönelik Şiddet, Nedenleri ve Sonuçları Özel Raportörü tarafından hazırlanmış istatistiki verileri dosya içinde sunmuştur.[29] Bir diğer ifadeyle İHAM, Opuz v. Türkiye Kararı’ndaki ayrımcılığın ispatlanması konusundaki prima facie delillerin Eremia v. Moldova dosyasında olması sebebiyle kararını 14. madde temelinde vermiştir, konuya ilişkin aynı kriterleri uygulamıştır.

T.M. ve C.M. v. Moldova kararında ise; başvuran T.M., eşi M.M.’ den kendisine ve çocuğu C.M.’ye karşı saldırgan tavırlar göstermesi ve kumar oynamaya başlaması sebebiyle boşanmıştır.[30]  Boşanma kararının ardından ortak konutun ¼ ünün M.M.’ye ¾’ünün ise T.M.’ye tahsis edilmesi ile M.M.’nin saldırılarının dozu artmıştır. T.M. koruma kararı almasına rağmen ilgili kararın tebliğ edilmesi 10 gün sürmüştür. Yine T.M.’nin ceza davası açılması talebi soruşturmada görevli olan savcı tarafından T.M.’nin yaralanmalarının belli bir ciddiyete ulaşmadığı sebebiyle reddedilmiştir.[31]

İHAM, soruşturmada görevli olan savcının tavrının Taraf Devletlerin pozitif yükümlülükleriyle bağdaşmadığını, ayrıca ev içi şiddetin sadece fiziksel şiddet ile sınırlı olmadığını, psikolojik, ekonomik şiddet gibi türlerinin de bulunduğunu ifade etmiştir. İHAM, yetkililerin konuya yaklaşımının, M.M.’nin tekrar şiddet uygulayacağının öngörülmesine rağmen buna göz yumulması şeklinde olduğu, bu durumun da önleme yükümlülüğünü ihlal etmesi sebebiyle 14. madde temelinde 3. maddenin ihlal edildiğine karar vermiştir.[32] 

İHAM’ın T.M. ve C.M. v. Moldova Kararı’nı 14. madde temelinde vermesinin sebebi ise, dosya içinde Moldova’da kadına yönelik şiddetin türlerini detaylı bir şekilde anlatan ve bu şiddetin %63’ünün ev içi şiddet olduğunu belirten, Moldova Cumhuriyeti Ulusal İstatistik Bürosu tarafından hazırlanan ”Moldova Cumhuriyeti’nde Aile İçinde Kadına Yönelik Şiddet” isimli raporun sunulmasından ötürüdür.[33]

İHAM tarafından, T.M. ve C.M. v. Moldova Kararı’yla aynı yıl verilen konuya ilişkin bir diğer karar ise Durmaz v. Türkiye Kararı’dır. Dava konusu olayda başvuran Ümran Durmaz, şüpheli şekilde öldürülen kızı Gülperi O. adına başvuruda bulunmuştur.[34]  Gülperi O., Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde hemşire olarak çalışmaktadır ve aynı hastanenin eczanesinde çalışan O.O. ile evlidir.[35]

Başvuran Ümran Durmaz; kızının, eşi tarafından çok sık şiddete maruz kaldığını ifade etmiştir.[36]  O.O.,18 Temmuz 2005 tarihinde, Gülperi O.’yu hastaneye getirip aşırı dozda ilaç yuttuğunu ifade etmiştir.[37]  Hastane polisinin olay üzerine O.O.’dan aldığı ifadede; O.O. eşi ile tartıştığını ve ona vurduğunu, ardından evden ayrıldığını ve döndüğünde Gülperi O.’nun fenalaşmış olduğunu gördüğünü söylemiştir.[38] Gülperi O.’nun hastanede tedavisine başlanmıştır ancak kurtarılamamıştır.[39] Gülperi O. hastaneye getirildikten yaklaşık üç buçuk saat sonra hayatını kaybetmiştir.[40]

Gülperi O.’nun, kesin ölüm sebebi yetkili merciler tarafından tespit edilmeden kayıtlara intihar olarak geçmiştir.[41] Gülperi O.’nun anne ve babası, kızlarının intihar etmediğini eşi tarafından öldürüldüğünü ifade etmiş ve suç duyurusunda bulunmuşlardır.[42] Suç duyurusu üzerine; görevli olan savcı, Adli Tıp Kurumu’nun Gülperi O.’nun vücudunda yabancı bir ilaca rastlanmadığı yönündeki raporuna rağmen, ölüm sebebinin intihar olduğuna karar vermiştir.[43]

Başvuran; savcının kararına karşı, ağır ceza mahkemesine itirazda bulunmuştur.[44] Ağır ceza mahkemesi ise görevli savcının kararında bir isabetsizlik olmadığı yönünde karar vermiştir.[45]

İHAM; Opuz v. Türkiye Kararı’ndaki kriterlerine atıf yaparak, ev içi şiddetin başta kadınları etkilediğine, Türkiye yargısının genel ve ayrımcı nitelikteki etkisizliğin ev içi şiddeti teşvik eden bir ortam yarattığını belirtmiştir.[46] İHAM; somut davada, soruşturmadaki eksikliklerden ve adli pasiflikten ötürü, ulusal makamların pozitif yükümlülüklerini yerine getirmediklerine, bu nedenle Sözleşme’nin 2. maddesinin usul yönünden ihlal edildiğine karar vermiştir.[47]

İHAM; Durmaz v. Türkiye Kararı’nda, Türkiye’de ev içi şiddeti tolere eden ayrımcı bir iklim olduğunu vurgulamasına rağmen sadece 2. madde üzerinden ihlal kararı vermiştir. Belirtilmesi gerekir ki; başvuran 14. maddenin ihlal edildiği iddiasında da bulunmamıştır.

Durmaz v. Türkiye kararından 15 ay sonra, yine Türkiye’ye karşı yapılan bir başvuruda çıkan başka bir karar ise Civek v. Türkiye Kararı’dır. Başvuranlar, babaları tarafından öldürülen anneleri adına başvuran Hayriye Pınar Civek, Rabia Merve Civek ve Yaşar Civek’tir.[48]

Başvuranların annesi Selma Civek, 23 yıllık evlilik hayatı boyunca şiddete maruz kalmış bir kadındır.[49] Selma Civek, artan şiddetten ötürü üç çocuğu ile sığınma evine yerleşmiştir.[50] Selma Civek, tüm çabalarına rağmen eşi tarafından bıçakla yaralanmış ve ölüm tehditleri almaya devam etmiştir.[51] Yaşanan bu bıçakla yaralama saldırısından sonra H.C. (Selma Civek’in eşi) tutuklanmıştır.[52] Ancak tutukluluk durumu, Selma Civek’ in şikayetini geri çekmesiyle sadece 27 gün sürmüştür.[53] Serbest bırakılan H.C., sokak ortasında Selma Civek’i 22 yerinden bıçaklayarak katletmiştir.[54]

İHAM, yine Opuz kararındaki kriterlerini tekrar etmiş, Taraf Devletin önleme yükümlülüğüne dair pozitif yükümlülüklerini ihlal ettiğinden ötürü Sözleşme’nin 2. maddesinin ihlal edildiğine oy birliğiyle karar vermiştir.[55] Civek v. Türkiye Kararı 14. madde zemininde verilmemiştir çünkü ayrımcılığın ispatına ilişkin prima facie deliller dosya içine konulmamıştır.[56]

Civek v. Türkiye ile aynı yıl verilen bir karar daha vardır: M. G. v. Türkiye Kararı.

M.G. v. Türkiye başvurusunda; başvuran, eşi tarafından, cinsel saldırıya, yaralamaya (sopayla ayakları kırılmış, jiletle dudağı kesilmiş, çakıyla yanağı delinmiştir) tehditlere, hakaretlere ve psikolojik şiddete maruz kalmıştır.[57] Başvuran hakkında, yaşamış olduğu şiddet silsilesinden kaynaklı olarak majör depresif bozukluk ve kronik travma sonrası stres bozukluğu teşhisi de mevcuttur.[58]

Başvuran; ruh sağlığının bozulmuş olduğuna dair psikiyatri bölümünden de rapor alarak şikayette bulunmasına rağmen, soruşturmada görevli savcı eski eşi hakkında zorla getirilme kararını 5 ay sonra çıkartmıştır.[59] Soruşturma ise Adli Tıp raporuna rağmen 5 yıl 6 aydan daha uzun bir süre sonra başlatılmıştır.[60]

Dava konusu olayda bir diğer hukuki sorun ise; başvuranın 24 Eylül 2007 tarihinde boşanması ve boşanmış olduğu süre ile 6284 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 20 Mart 2012 tarihi arasında yasal çerçeve ve uygulamanın koruma tedbirlerinden yararlanmasına dair net bir tavır sergilememesidir.[61] Çünkü 6284 sayılı Kanun’dan önceki 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun’da korumanın sınırlarının evli olmayan kadınları kapsadığına dair uygulamada yeknesaklık bulunmamaktaydı.

İHAM Opuz v. Türkiye Kararı’ndaki kriterleri vurgulamış, Sözleşme’nin 3. maddesi anlamında Taraf Devletlerin pozitif yükümlülüklerinin öncelikli olarak, kişiler tarafından yapılan kötü muameleleri önlemek ve cezalandırmak amacıyla yasal çerçeve oluşturmak olduğunu belirtmiştir.[62] Ev içi şiddete dair yasal bir çerçeve oluşturma yükümlülüğünün ardından, mağdurları koruma ve kötü muameleden sorumlu olanları cezalandırma yükümlülüğü gelmektedir.[63] M.G. v. Türkiye Kararı’nda İstanbul Sözleşmesi Madde 4, Madde 5, Madde 18, Madde 49, Madde 50, Madde 51 ve Madde 53’e doğrudan atıf yapılmıştır.[64]

M.G. v. Türkiye başvurusunda; başvuranın boşanması ile iç hukukta korumadan yoksun kalması hali zaten başlı başına bir ihlal sebebidir. İHAM da bunu belirtmiş; başvuranın, eski eşine karşı koruma tedbirlerinden 6284 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesine kadar faydalanamamasının, başvuranın fiziksel bütünlüğünü tehdit altında bıraktığını vurgulamıştır.[65]   İHAM; yasal boşluk olan dönemden ötürü, başvuranın, korku, kırılganlık ve güvensizlik duygularıyla yaşamak zorunda kaldığını belirtmiştir.[66]

İHAM başvuranın boşandığı ve 6284 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği, yaklaşık olarak beş yıllık süre zarfında, başvuran açısından yasal bir güvencenin olmaması ve başvuranın maruz kaldığı şiddeti yetkili makamlara bildirmesine rağmen süregiden adli pasiflikten ötürü Türkiye’nin İHAS’ın 3. maddesiyle birlikte 14. maddesini ihlal ettiğine karar vermiştir.[67] M.G. v. Türkiye Kararı’ndaki 14. madde ihlalinin tespiti, dosya içindeki Türkiye’de kadına yönelik şiddet konusunda yasal çerçevenin eksikliklerini anlatan İnsan Hakları İzleme Örgütü ve Mor Çatı Kadın Sığınma Vakfı’nın istatistiki verilerini barındıran raporları sayesinde yapılmıştır.[68]

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin M.G. v. Türkiye Kararı ile ev içi şiddete dair 3. maddeye dair kriterlerinin yerleşik hale geldiği görülmektedir. Taraf Devletlerin İHAS 3. maddeye dair maddi ve usule ilişkin pozitif yükümlülüklerini yerine getirmemesinden ötürü ihlal kararları çıkacağı belirginleşmiştir. Ev içi şiddet vakalarında İHAS 3. maddeye dair maddi yükümlülüklerin başlıcaları şunlardır:

• Ev içi şiddeti önlemeye dair yasa çıkarılması,

• Koruyucu ve önleyici tedbirlerin alınmış olması,

• Alınmış olan bu tedbirlerin etkili şekilde uygulanması.

İHAS 3. maddeye dair Taraf Devletlerin usule ilişkin yükümlülüklerinin başlıcaları ise şunlardır:

• Ev içi şiddete dair etkili bir soruşturma yapılması,

• Adli ve yargısal pasiflik gösterilmemesi,

• Şiddet vakalarına karşılık olarak ivedi bir şekilde cevap verilmesi,

• Yargılamaların uzun sürmemesi ve cezasızlığın önüne geçilmesi.[69]

Opuz v. Türkiye Kararı ile belirtilen bu kriterler M.G. v. Türkiye Kararı ile yerleşik bir hale gelmiştir. İHAM, ev içi şiddete dair yerleşik içtihadını, başta Türkiye ve Doğu Avrupa ülkelerinden gelen kadına yönelik şiddet konulu başvuruları ile oluşturmuştur. Civek v. Türkiye ve M.G. v. Türkiye kararlarının verildiği yıl olan 2016’da Türkiye’ye karşı bir ihlal kararı daha verilmiştir: Halime Kılıç v. Türkiye.

Halime Kılıç v. Türkiye Kararı’nda; başvuran Halime Kılıç, davayı katledilen kızı Fatma Babatlı adına açmıştır.[70] Fatma Babatlı, 17 yıldır evlidir ve evlendiği süre boyunca hem kendisi hem de çocukları eşi S.B. tarafından şiddet görmektedir.[71] Dava konusu olayları, şiddetin artık dayanılmaz bir boyuta geldiği 4 ayrı vaka oluşturmuş ki sonuncusu Fatma Babatlı’nın ölümü ile neticelenmiştir.[72]

İHAM, Fatma Babatlı’nın maruz kaldığı şiddetten ötürü dört defa ulusal makamlara başvurduğunu, üç adet koruma kararı çıkarttığını belirtmiştir.[73] Ancak birinci koruma kararı S.B.’ye 19 gün, ikinci ise 8 hafta sonra tebliğ edilmiştir.[74] O kadar ki koruma kararlarının çıktığı ve tebliğ edildiği zaman aralığında Fatma Babatlı tekrar şiddet görmüştür.[75]

Şikayete konu vakalardan birinde; S.B., Fatma Babatlı ve kız kardeşlerini yaralamış, Fatma Babatlı’nın boynuna jilet dayayıp ölümcül bir hamle yapmak üzereyken polisleri görüp kaçmış ve tüm bu fiillerden ötürü S.B. hakkında sadece adli para cezası ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmiştir.[76] Benzer bir ciddi şiddet vakasında da sulh ceza hakimliği, soruşturmada görevli olan savcının talebinin aksine S.B.’nin serbest bırakılmasına karar vermiştir.[77]

İHAM, ayrıca S.B.’nin hakkında çıkan koruma kararlarını defalarca ihlal etmesine rağmen ulusal makamların bu konuda hiçbir şey yapmadıklarını, şiddetin tekrarlanacağı bir cezasızlık ortamı oluşturduklarını belirtmiştir.[78] Bütün bu sayılan sebeplerden ötürü, Türkiye yaşam hakkını koruma konusunda üzerine düşen özen ve koruma yükümlülüklerini yerine getirmemiştir. Mahkeme, İHAS’ın 2. maddesiyle beraber 14. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.[79]  Halime Kılıç v. Türkiye başvurusunda, sivil toplum örgütlerinin gölge raporları, İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün ”Türkiye’de Aile İçi Şiddet ve Korumaya Erişim” konulu raporu, Hacettepe Üniversitesi’nin ”Türkiye’de Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet” isimli raporu ve konuya ilişkin diğer raporlar da sunulmuştur.[80] Halime Kılıç v. Türkiye Kararı’nda da kadına yönelik şiddetin tanımı İstanbul Sözleşmesi Madde 3 çerçevesinde yapılmıştır.

Halime Kılıç v. Türkiye Kararı’ndan bir yıl sonra ev içi şiddete dair verilen bir diğer karar ise Talpis v. İtalya Kararı’dır.

Başvuran Elisaveta Talpis, A.T. ile evlidir ve bu evlilikten iki çocuğu bulunmaktadır. A.T., kızına ve başvurana fiziksel şiddet uygulamakta, ayrıca başvuranı arkadaşlarıyla cinsel birliktelik yaşamaya zorlamaktadır.[81]

Başvuran bu saldırılara karşı defalarca şikayette bulunmuş, sağlık raporu almış, kızı ve oğlu için de koruma talep etmiştir ancak şikayetlerine karşın etkin bir koruma sağlanamamış, A.T. için sadece para cezasına hükmedilmiştir.[82]

A.T’nin üçüncü saldırısında başvuran yaralanmış oğlu ise öldürülmüştür; yaralama ve cinayetten ötürü yedi ay sonra dava açılmış, yargılama ise üç yıl sürmüştür.[83] İHAM, başvuranın oğlunun ölümünden ötürü İtalya’ nın özen yükümlülüğünü ihlal ettiği gerekçesiyle 2. maddeden ihlal kararı vermiştir.[84]

İHAM, İHAS 3. maddeye ilişkin olarak, doğrudan İstanbul Sözleşmesi’nin başlangıç kısmına atıf yapmış, ev içi şiddet vakalarına ilişkin Taraf Devletlerin daha fazla özen göstermesi gerektiğini belirtmiş, başvuran Elisaveta Talpis’i devlet tarafından korunması gereken hassas kişi (vulnerable person) olarak nitelendirmiştir.[85] Talpis v. İtalya Kararı’nda hassas kişi tanımlaması ve ceza yargılamasının bütün aşamalarında mağdur haklı odaklı bir perspektif izlenmesi gerektiği vurgusu İstanbul Sözleşmesi’ne dayanılarak yapılmıştır. Kadına yönelik şiddet vakalarında mağdur haklarının öncelenmesi ile İstanbul Sözleşmesi’nin ikincil mağduriyetleri önleme yükümlülüğü doğrudan bağlantılı konulardır. İstanbul Sözleşmesi’nin 18. maddesinde şiddete maruz kalan kişilerin ikincil mağduriyetinin (revictimization) önleme yükümlülüğünün altı çizilmiştir. Şiddete maruz kalan kişinin dinlenmesinden, destek hizmetlerinin sunulmasına, mahkemelerde ya da kollukta mağduru tekrar travmatize etmemek adına öncelikle gözetilecek olan mağdur haklarıdır.[86] Çünkü şiddet zaten doğası gereği maruz kalanı ikincil bir konuma düşürmüştür.

İHAM, işlenen cinayet ve yaralama nedeniyle ancak yedi ay sonra dava açılıp yargılamanın ise üç yıl sürmesinden ötürü adli ve yargısal pasiflik olduğundan hareketle 3. maddeden ihlal kararı vermiştir.[87] Talpis v. İtalya başvurusunda; Ulusal İstatistik Enstitüsü’nün ”Kadına Yönelik Şiddet” isimli raporundan istatistiki veriler, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Komitesi’nin tavsiye kararları ve Birleşmiş Milletler Özel Raportörü’nün İtalya ziyaretine dair kadına yönelik şiddet konulu görüşleri bulunmaktadır.[88] Bu veriler ile 3. madde ile birlikte 14. maddenin ihlal edildiğine karar verilmiştir.

Her ne kadar ayrık görüş ile sınırlı olsa da, İHAS 3. madde açısından çığır açıcı tespitin yapıldığı karar ise Volodina v. Rusya Kararı’dır.

Volodina v. Rusya Kararı’nın 3. madde açısından farklılığını ortaya koyabilmek için öncelikle 3. maddeden kısaca bahsedilmesi gerekmektedir. Sözleşme’nin 3.maddesi işkence yasağını düzenlemekte ve aşağıdaki ifadeyi içermektedir:

”Hiç kimse, işkenceye, insanlık dışı ve aşağılayıcı muameleye ya da cezaya maruz bırakılamaz.”

Madde lafzından da anlaşılacağı üzere burada ikili bir ayrıma gidilmektedir; işkence ve insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele. Sözleşme’nin 3. maddesinin bir olayda uygulanabilmesi için asgari ağırlık düzeyine ulaşmış bir şiddetin bulunması gerekmektedir ancak bu muameleler ilgili maddede tek tek tanımlanmamıştır.[89]

İHAM, işkencenin tanımıyla ilgili olarak Birleşmiş Milletler İşkenceye ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Onur Kırıcı Muamele veya Cezaya Karşı Sözleşme’nin 1.maddesinde yapılan tanımı kabul etmiştir. Bu tanıma göre işkence; kamu görevlisi ya da resmi sıfatla hareket eden bir kişi tarafından ya da bu kişilerin onaylarıyla üçüncü kişiler tarafından bilgi elde etmek, işlenmiş veya işlendiğinden şüphelenen bir fiil nedeniyle cezalandırmak veya zorlamak amacıyla veya ayrımcılığa dayanan herhangi bir sebeple kasten işlenen ve işlendiği kimseye fiziksel ve ruhsal olarak ağır acı veya ıstırap veren herhangi bir fiildir.[90] Asgari bir seviyeye ulaşan ancak işkencenin tanımındaki unsurların yer almadığı şiddet fiilleri genel olarak insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele kapsamında ele alınmaktadır.[91]

Kadınların insan hakları alanında çalışanların büyük bir kesiminin ev içi şiddetle ilgili olarak taleplerinden birisi de ev içi şiddetin işkence olarak kabul edilmesidir.  İHAM, ev içi şiddete ilişkin kararlarında 3. maddeden ihlal vermekle birlikte ev içi şiddeti doğrudan işkence olarak nitelendirmemiştir. Konuyla ilgili olarak, 2019 tarihli Volodina v. Rusya Kararı’nda Hakim Pinto De Albuquerque ve Dedov ayrık görüşünde işkence nitelendirmesi yapılmış ancak henüz içtihat değişikliği gerçekleşmemiştir.

Volodina v. Rusya Kararı’nda; başvuran Valeriya Volodina eski partneri S. ile 2014 yılında birlikte yaşamaya başlamış, evden ayrılmak istediğinde ise S. saldırganlaşmaya başlamış ve ölüm tehditlerinde bulunmuştur.[92]

Başvuru konusu olayda 2016 Ocak- 2018 Mart arasında yedi ayrı ciddi şiddet vakası bulunmaktadır; S. başvuranın arabasının camlarını kırmış, fren hortumunu kesmiş, içinde kimliğinin ve cep telefonunun bulunduğu çantasını çalmıştır.[93] Şiddet vakalarının birinde S., başvuran hamile iken başvuranın yüzüne ve karnına yumruk atmış ve kürtaj olmasına sebep olmuştur.[94] Başvuran en baştan beri her bir şiddet vakası hakkında şikayetçi olmuştur ancak şiddet olaylarının önü kesilmemiştir.

Başvuran taşınmak için devamlı teşebbüslerde bulunmuş, Moskova’ya sığınmaya çalışmış, S.’ye adres vermemesine rağmen başvuranın iş aradığı bir sırada S. sahte bir iş mülakatı düzenleyerek başvuranı kaçırmıştır.[95] Başvuran daha sonra çantasının içine saklanmış bir GPS cihazı bulmuştur.[96] S. ayrıca başvuranın özel fotoğraflarını kamusal alanlarda, sosyal ağlarda rızası olmadan paylaşmıştır.[97] Tüm bu şiddet, ısrarlı takip, ölümle tehdit, özel hayatın gizliliğinin ihlali suçlarına rağmen ulusal makamlar süreğen bir şekilde adli pasiflik göstermiştir.[98]

İHAM 3. madde açısından yaptığı değerlendirmede, başvuranın hamileyken maruz kaldığı fiziksel şiddet ile 3. madde açısından asgari eşiğe ulaşıldığını tespit etmiş ayrıca ev içi şiddetin en önemli unsurlarından birinin psikolojik etki olduğunun altını çizmiştir.[99] Mahkeme, S.’nin devamlı olarak uyguladığı taciz, tehdit ve ısrarlı takip ile başvuran üzerinde korku, kaygı ve derin bir güçsüzlük hissi yarattığını belirtmiş, bu durumun da 3. madde açısından insan onuruyla bağdaşmayan asgari eşiğe ulaştığını belirtmiştir.[100] İHAM, 3. maddedeki yasakların ihlal edildiğine dair tespitinin ardından Taraf Devletin bu ihlal karşısında pozitif yükümlülüklerini yerine getirip getirmediğini incelemeye geçmiştir.

İHAM, öncelikli olarak Rusya’da kadınları şiddetten korumaya yönelik yeterli hukuki çerçevenin oluşturulmadığını tespit etmiş, önleme ve etkili bir soruşturma yürütme yükümlülüklerinin yerine getirilmediğinden hareketle 3. maddenin ihlal edildiğine kanaat getirmiştir.[101] Mahkeme ayrıca Rusya’da ev içi şiddetten orantısız bir şekilde kadınların etkilendiğini belirtmiş ve Rus yetkililerin ev içi şiddete izin veren iklimi tolere eden tavrından ötürü 3. madde ile birlikte 14. maddenin de ihlal edildiğini tespit etmiştir.[102]

Buraya kadar bakıldığında; Volodina v. Rusya Kararı İHAM’ ın ev içi şiddete dair vermiş olduğu diğer kararlardan çok farklı değildir; ev içi şiddet kötü muamele yasağı kapsamında değerlendirilmiş, kötü muamele yasağı sadece fiziksel şiddet ile sınırlı tutulmamış, psikolojik şiddet de bu kapsamda ele alınmıştır. Ev içi şiddete dair 14. maddeyle birlikte 3. maddenin ihlalinin tespit edildiği diğer kararlarda da olduğu gibi devletlerin sorumluluğunu doğuran en önemli unsur; yetkililerin ev içi şiddete izin veren iklimi tolere eden tavrı diğer bir deyimle adli pasifliktir.

Volodina v. Rusya Kararı’nı İHAM’ın diğer kararlarından ayıran unsur ise Hakim Pinto De Albuquerque ve Dedov’un ayrık görüşleridir. Hakim Pinto De Albuquerque ve Dedov, başvuranın fiziksel ve psikolojik olarak yaşadıklarının 3. madde kapsamında olduğunun tartışmasız olduğunun ancak 3. maddenin kendi içerisinde üç farklı muamele barındırdığını belirtmişlerdir: İşkence, insanlık dışı muamele, aşağılayıcı muamele.[103]

Hakimler, başvuranın yaşamış olduklarını kötü muamele olarak değil doğrudan işkence olarak nitelendirmişlerdir. Bu nitelendirmenin kaynağı olarak ise Birleşmiş Milletler İşkenceye Karşı Sözleşme’nin 2 Numaralı Genel Yorumu’nu göstermişler, devletlerin üçüncü kişiler arasındaki şiddete karşı sistematik ihmalleri, rızaları ve onaylarının da BM İşkenceye Karşı Sözleşme’nin kapsamı altında olduğunu belirtmişlerdir.[104] BM özel raportörü de, kadınlara yönelik toplumsal cinsiyet kaynaklı şiddetin kötü muamele yerine işkence olarak nitelendirmesi gerektiğini vurgulamıştır.[105]

Hakimlerin de belirttiği gibi ev içi şiddetin kötü muamele olarak değil de işkence olarak nitelendirilmesi durumunda Taraf Devletin pozitif yükümlülükleri daha katı olacak, başvuranın mağduriyetinin bertaraf edilmesi için atılacak adımlar daha yüksek standartları içerecektir.[106] 

İHAM’ın yakın geçmişteki kararlarına girmeye başlayan İstanbul Sözleşmesi hükümleri ve Volodina Kararı’ndaki yukarıda görüşe bakıldığında zaman içerisinde ev içi şiddetin Mahkeme tarafından kötü muamele yasağı kapsamında değerlendirilmesi yerine işkence olarak değerlendirileceğini öngörmek pek de zor değildir. İstanbul Sözleşmesi’nin yürürlüğe girmesiyle İHAM’ın konuya ilişkin her kararında Sözleşme’ye atıf yaptığı ve içtihadını güçlendirdiği açıktır. İstanbul Sözleşmesi, kadına yönelik şiddeti önlemeye özgülenen ikinci uluslararası sözleşme olmasına rağmen devletlerin pozitif yükümlülüklerini en ayrıntılı şekilde düzenleyen hukuki metindir. Sözleşme’yi bu kadar önemli kılan insan hakları hukukundaki kadına yönelik şiddete dair bütün gelişmeleri içerisine alıp hatta bir adım öteye taşıyarak kodifiye etmesidir. Sadece 2020 Temmuz ayında 36 kadının erkek şiddeti sonucu öldürüldüğü bir ülkede ise kadınların şiddetten uzak yaşam hakları için İstanbul Sözleşmesi’nden taviz vermeyeceği ise apaçıktır.


[1] E.S. ve Diğerleri v. Slovakya, Başvuru No: 8227/04, 15.09.2009.

[2] A v. Hırvatistan, Başvuru No: 55164/08, 14.10.2010.

[3] Valiuliene v. Litvanya, Başvuru No: 33234/07, 26.03.2013.

[4] Eremia v. Moldova, Başvuru No: 3564/11, 28.08.2013.

[5] T.M. ve C.M. v. Moldova, Başvuru No: 26608/11, 28.04.2014.

[6] Durmaz v. Türkiye, Başvuru No: 3621/07, 13.11.2014.

[7] Civek v. Türkiye, Başvuru No: 55354/11, 23.02.2016.

[8] M.G. v. Türkiye, Başvuru No: 646/10, 22.03.2016.

[9] Halime Kılıç v. Türkiye, Başvuru No: 63034/11, 28.06.2016.

[10] Talpis v. İtalya, Başvuru No: 41237/14, 02.03.2017.

[11] Volodina v. Rusya, Başvuru No: 41261/17, 09.07.2019.

[12] E.S. ve Diğerleri v. Slovakya, para. 5.

[13] E.S. ve Diğerleri v. Slovakya, para. 6.

[14] E.S. ve Diğerleri v. Slovakya, para. 8.

[15] E.S. ve Diğerleri v. Slovakya, para. 44.

[16] A v. Hırvatistan, para. 100-104.

[17] A v. Hırvatistan, para. 104.

[18] Valiuliene v. Litvanya, para. 7.

[19] Valiuliene v. Litvanya, para. 10-19.

[20] Valiuliene v. Litvanya, para. 54-63.

[21] Valiuliene v. Litvanya, para. 69.

[22] Valiuliene v. Litvanya, para. 86.

[23] Eremia v. Moldova, para. 7.

[24] Eremia v. Moldova, para. 8-12.

[25] Eremia v. Moldova, para. 14-18.

[26] Eremia v. Moldova, para. 27.

[27] Eremia v. Moldova, para. 91.

[28] Eremia v. Moldova, para. 91.

[29] Eremia v. Moldova, para. 89-91.

[30] T.M. ve C.M. v. Moldova, para. 6-8.

[31] T.M. ve C.M. v. Moldova, para. 9-13.

[32] T.M. ve C.M. v. Moldova, para. 62,64.

[33] T.M. ve C.M. v. Moldova, para. 26.

[34] Durmaz v. Türkiye, para. 3.

[35] Durmaz v. Türkiye, para. 7.

[36] Durmaz v. Türkiye, para. 8.

[37] Durmaz v. Türkiye, para. 9.

[38] Durmaz v. Türkiye, para. 10.

[39] Durmaz v. Türkiye, para. 12.

[40] Durmaz v. Türkiye, para. 12.

[41] Durmaz v. Türkiye, para. 12.

[42] Durmaz v. Türkiye, para. 13, 15.

[43] Durmaz v. Türkiye, para. 16.

[44] Durmaz v. Türkiye, para. 25,26.

[45] Durmaz v. Türkiye, para. 27.

[46] Durmaz v. Türkiye, para. 65.

[47] Durmaz v. Türkiye, para. 67.

[48] Civek v. Türkiye, para. 1.

[49] Civek v. Türkiye, para. 33-69.

[50] Civek v. Türkiye, para. 8.

[51] Civek v. Türkiye, para. 11

[52] Civek v. Türkiye, para. 14

[53] Civek v. Türkiye, para. 18.

[54] Civek v. Türkiye, para. 26.

[55] Civek v. Türkiye, para. 65-66.

[56] Civek v. Türkiye, para. 69.

[57] M.G. v. Türkiye, para. 7.

[58] M.G. v. Türkiye, para. 11.

[59] M.G. v. Türkiye, para. 25.

[60] M.G. v. Türkiye, para. 38.

[61] M.G. v. Türkiye, para. 9.

[62] M.G. v. Türkiye, para. 85.

[63] M.G. v. Türkiye, para. 85.

[64] M. G. v. Türkiye, para. 54.

[65] M.G. v. Türkiye, para. 105.

[66] M.G. v. Türkiye, para. 105.

[67] M.G. v. Türkiye, para. 107.

[68] M.G. v. Türkiye, para. 45, 52.

[69] Tijen Dündar Sezer, İnsan Hakları Hukuku Açısından Kadınlara Yönelik Şiddet, Turhan Kitabevi, Mayıs 2019, Ankara, s. 184.

[70] Halime Kılıç v. Türkiye, para. 3.

[71] Halime Kılıç v. Türkiye, para. 7.

[72] Halime Kılıç v. Türkiye, para. 7-45.

[73] Halime Kılıç v. Türkiye, para. 94, 95.

[74] Halime Kılıç v. Türkiye, para. 96.

[75] Halime Kılıç v. Türkiye, para. 96.

[76] Halime Kılıç v. Türkiye, para. 28.

[77] Halime Kılıç v. Türkiye, para. 38.

[78] Halime Kılıç v. Türkiye, para. 99.

[79] Halime Kılıç v. Türkiye, para. 122.

[80] Halime Kılıç v. Türkiye, para. 61-63, 67-69.

[81] Talpis v. Italya, para. 9,10,14.

[82] Talpis v. Italya, para. 35.

[83] Talpis v. Italya, para. 42, 43.

[84] Talpis v. Italya, para. 125.

[85] Talpis v. Italya, para. 129.

[86] Bertil Emrah Oder, Kadına Yönelik Şiddet Karşısında Anayasal Tutumlar: Normatif ve Yargısal Boyut, Şiddet ve İnsan Hakları (Violence and Human Rights) içinde, Yayıma Hazırlayan: İoanna Kuçuradi, Özge Yücel Dericiler, Maltepe Üniversitesi İnsan Hakları Araştırma ve Uygulama Merkezi ve UNESCO Felsefe ve İnsan Hakları Kürsüsü Yayınları-4, İstanbul 2013, s. 100- 110, s. 105.

[87] Talpis v. Italya, para. 131, 132.

[88] Talpis v. İtalya, para. 55,57, 91-93.

[89] Osman Doğru, Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru Rehberi, Legal, Mart 2013, İstanbul, s. 8.

[90] Age., s. 8.

[91] Age., s. 8.

[92] Volodina v. Rusya, para. 8, 9

[93] Volodina v. Rusya, para. 10-22.

[94] Volodina v. Rusya, para. 14.

[95] Volodina v. Rusya, para. 20-24.

[96] Volodina v. Rusya, para. 28.

[97] Volodina v. Rusya, para. 30.

[98] Volodina v. Rusya, para. 94.

[99] Volodina v. Rusya, para. 74.

[100] Volodina v. Rusya, para. 75.

[101] Volodina v. Rusya, para. 78-102.

[102] Volodina v. Rusya, para. 132,133.

[103] Volodina v. Rusya Separate Opinion of Judge Pinto de Albuquerque, Joined by Judge Dedov, para. 2.

[104] Age., para. 2,3.

[105] Age., para. 4

[106] Age., para. 9, 10.

Anayasa Gündemi – FORUM sayfasında yayınlanan yazılar herhangi bir denetimden veya hakem kontrolünden geçmemektedir. Yazıların içeriğinden yalnızca yazar(lar) sorumludur. Yazılar ancak kaynak gösterilerek ve link verilerek kullanılabilir.

From → forum

Yorum Yapın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: