İçeriğe geç

İHAM’ın Mile Novaković v. Hırvatistan kararının özet çevirisi: “Sırp ortaokul öğretmeninin eğitim verirken Hırvat dilini kullanmadığı gerekçesiyle işine son verilmesi, özel hayata saygı hakkının ihlalidir.”

by 25/12/2020

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM), 17 Atalık 2020 tarihli kararında Doğu Slavonya’da ortaokul öğretmeni olarak çalışan başvurucunun eğitim verirken standart Hırvat dilini kullanmadığı gerekçesiyle işten çıkarılmasını özel hayata saygı hakkına aykırı bulmuştur. Başvurucunun yaşı ve Sırp etnik kökeni nedeniyle ayrımcılığa uğradığı iddiasını ise ayrıca incelemeye gerek görmemiştir.

Kararın tamamını buradan okuyabilirsiniz. Kararın basın özeti çevirisi Serde Atalay tarafından yapılmıştır.

Mile Novaković v. Hırvatistan, Başvuru No. 73544/14, Karar Tarihi: 17.12.2020

Olayların Özeti

Mahkeme nezdinde başvurunun yapılmasından sonra başvurucu vefat etmiş, ancak başvurucunun eşi ve çocukları başvuruya devam etmek istediklerini beyan etmişlerdir.

Sırp kökenli olan ve Sırbistan’da eğitim almış bulunan başvurucu, 1971’den itibaren Hırvatistan’da öğretmen olarak çalışmaya başlamıştır. 1 Temmuz 1998 itibarıyla başvurucu, Darda Bölgesindeki ortaokulda belirsiz süreli iş sözleşmesi ile öğretmen olarak işe alınmıştır. Darda Bölgesi, Doğu Slavonya’da bulunan, savaş sonrasında 15 Ocak 1998 itibarıyla Hırvat topraklarına başarılı şekilde yeniden entegre olmuş bir bölgedir.

Başvurucu, Hırvat ve Sırp dahil farklı etnik kökenlerden olan ve 1991 sonrası kaçmak zorunda kaldıktan sonra Darda’ya geri dönenlerin de aralarında bulunduğu öğrencilerin yer aldığı sınıflara eğitim vermiştir.

1997/1998 eğitim-öğretim yılında, barışçıl yeniden entegrasyon süreci devam ederken başvurucu okulda Sırpça eğitim vermiştir. İzleyen senede, Hükümete göre, okul Ortaokul Yasası’nın 4. maddesini uygulamaya başlamıştır ki bu yasaya göre Hırvatistan Cumhuriyeti’ndeki tüm sınıflarda eğitimin Hırvatça verilmesi gerekmektedir. Anlaşılan o ki bölgedeki diğer bazı daha büyük okullar sınıflarda Sırpça dahil azınlık dillerinde ayrı eğitim vermeyi sürdürmüştür.

19 Kasım 1998’de Hırvat kökenli birtakım öğrencilerin, başvurucu ile Sırp kökenli üç öğretmenin daha standart Hırvat dilinde eğitim vermediğinden kimliği gizli şekilde şikâyette bulunmalarından sonra, bir müfettiş sınıflara katılmıştır. Bu esnada hiçbir Hırvat kökenli öğretmen teftişe tabi tutulmuş değildir.

4 Aralık 1998 tarihli bir raporda müfettiş, diğer öğretmenler bu gerekliliğe uyarken, başvurucu ile bir başka öğretmenin ders verirken standart Hırvat dilini kullanmadıklarını belirtmiş, bundan ötürü başvurucunun Hırvatça verilmesi gereken derslere (ki bu, daha sonra başvurucu tarafından iddialarında netleştirildiği üzere derslerin tümüne karşılık gelmektedir) girmekten yasaklanmasını önermiştir.

Bu tespitler ışığında, 7 Aralık 1998 tarihinde Eğitim ve Spor Bakanlığından yüksek rütbeli bir müfettiş, başvurucuyu Hırvatça verilecek derslere girmekten yasaklamıştır. Bu karara idare mahkemesi nezdinde itirazda bulunulmuş ve karar, bahse konu dönemde okulda hangi dilde ders verilmesi gerektiği sorusuna kesin bir çözüm bulunmadığı gerekçesiyle 2006’da iptal edilmiştir.

17 Aralık 1998 tarihli, Bakanlığa yazılmış mektubunda okul müdürü okuldaki sınıfların öğrencilerin etnik kökenine göre tayin edilmediğini, öğrencilerin birlikte ders görmeyi kabul ettiğini belirmiştir. 24 öğrenci Sırp, 10 öğrenci Hırvat kökenlidir; yine aynı şekilde bazı öğretmenler Sırp kökenliyken bazıları Hırvat kökenlidir. Ekim 1998 sonunda okul yetkili makamdan derslerin Hırvatça verilmesi yönünde sözlü bir talimat almış, yukarıda bahsi geçen teftiş de söz konusu talimatın üzerinden bir ay geçmeden gerçekleştirilmiştir. Müdür ayrıca öğretmenlerin ders verebilmeleri için gerekli olan standart Hırvatça dilinde uzmanlaşmak için ne kadar süreleri olduğunun da netleştirilmesini talep etmiştir.

Akabinde, yapılan teftiş ve başvurucunun ders vermekten yasaklanması kararı sonrası, 20 Mart 1999’da okul başvurucuyu “kişisel nedenlerden ötürü” işten çıkarmıştır. Verilen kararın gerekçesinde özetle başvurucunun başka bir okula transferinin, açık bir pozisyon bulunmadığından mümkün olmadığı, yaşı (55) ve hizmet süresi (29 yıl) gözetilerek başvurucuya bulunduğu aşamada ek eğitim verilmesinin mümkün olmadığı belirtilmiştir.

Yaklaşık 2 ay sonra başvurucu hukuk mahkemesi nezdinde karara karşı dava açmış ve işten çıkarılma kararına itiraz etmiştir. Mahkeme, işten çıkarılma kararının gerekçesini makul bularak başvurucunun talebini reddetmiştir. Başvurucunun bu karara karşı yaptığı istinaf ve temyiz başvuruları da sonuç vermemiştir. Ocak 2011’de başvurucu etnik kökeni nedeniyle ayrımcılığa uğradığı ve çalışma hakkı ile bir azınlık mensubu olarak ve kamu hizmetinde eşitlik hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine başvurmuştur. Mahkeme başvuruyu reddederek, başvurucunun Hırvatistan’daki diğer tüm öğretmenler gibi Hırvatça eğitim vermesi gerekirken bunu yapamadığı için işten çıkarıldığını, dolayısıyla söz konusu kararda bir keyfilik ya da ayrımcılık tespit edilmediğini belirtmiştir. Bu karar, 3 Temmuz 2014’te başvurucunun avukatına tebliğ edilmiştir.

Mahkeme’nin Değerlendirmesi

Öncelikle, başvurucunun eşi ile çocuklarının başvurucu yerine davaya devam edip edemeyeceği meselesi ile ilgili olarak Mahkeme, Hükümet’in, başvurucunun öne sürdüğü Madde 8 ve 14 ile düzenlenen haklarının devredilemez nitelikte olduğu ve bu nedenle yakınlarının davaya devam edemeyeceği yönündeki itirazını reddederek, davaya devam etme arzusunu dile getiren yakınlarının başvurucunun bahse konu haklarının ihlal edilip edilmediğini tespit ettirmekte menfaati olduğuna kanaat getirmiştir.

Madde 8 İhlali İddiası

Kabul Edilebilirlik

Hükümet, özetle, başvurucunun iç hukuktaki başvurularının hiçbirinde açıkça özel hayatının ihlalini öne sürmediğini, ayrıca başvurucunun işten çıkarılma gerekçelerinin hiçbir şekilde özel hayatıyla ilgili de olmadığını, dolayısıyla başvurunun kabul edilmez olduğunu öne sürmüştür. Başvurucu, açıkça Sözleşme Madde 8’i telaffuz etmese de yaptığı başvuru ve şikayetlerinin içeriğinin doğrudan bu maddeyi ilgilendirdiğini, zira işine keyfi biçimde ve etnik köken ile yaş temelinde ayrımcılık sonucunda son verildiğini belirtmiştir.

Mahkeme, Sözleşme Madde 35’in amacını ve iç hukuk yollarının tüketilmesi gereğinin gerekçesi ile mantığını ilgili içtihada atıfla tekrar hatırlattıktan sonra, bu kuralın belli bir esneklikle ve aşırı şekilciliğe kaçmadan uygulanması gerektiğini ifade etmiştir. Bununla birlikte, kuralın ilke olarak uluslararası seviyede yapılmak istenen başvuruların öncelikle ulusal makamlar nezdinde en azından içerik itibarıyla ve iç hukukta belirlenen şekli gerekliliklere uygun şekilde öne sürülmüş olmasını gerektirdiğini de hatırlatmıştır.

Madde 8’in uygulanması bakımından, Mahkeme, “özel hayat” kavramının tüketici bir saymayla sınırlanabilecek bir kavram olmadığını ve kişinin fiziksel ve psikolojik bütünlüğü ile sosyal kimliğini, bu bağlamda kişisel gelişimini ve diğer insanlar ve dış dünyayla ilişki kurma ve geliştirme hakkını da kapsadığını yerleşik içtihadına atıfla dile getirmiştir. Denisov v. Ukrayna kararı ile iş ilişkileri bağlamında Madde 8’in kapsamında ilişkin içtihadını tekrar gözden geçirdiğini hatırlatarak, işe ilişkin uyuşmazlıkların sırf bu karakterlerinden ötürü Madde 8 anlamında özel hayat kapsamının dışında kalmadığını belirtmiştir. Mahkeme, bu nevi bir uyuşmazlıkta özel hayata ilişkin bir meselenin iki şekilde ortaya çıkabileceğini netleştirmiştir. Buna göre söz konusu uyuşmazlık kaşı çıkılan tedbirin temelindeki nedenlerden kaynaklanabilir (neden bazlı yaklaşım) ya da bazı hallerde tedbirin özel hayat üzerindeki etkilerinden doğabilir (sonuç bazlı yaklaşım). Son olarak Mahkeme, sonuç bazlı bir yaklaşım benimsendiğinde, belli bir ağırlık eşiğinin aşılması gerektiğini ve başvurucudan karşı çıkılan tedbirin sonuçlarını ortaya koyan deliller sunmasının beklendiğini teyit etmiştir.

Mahkeme, işe ilişkin uyuşmazlıklarda, uygulanabilirlik ve bir “müdahalenin” varlığı meselelerinin kaçınılmaz biçimde bağlantılı olduğunu tekrar eder. Zira uygulanabilirlik Mahkeme’nin konu bakımından yetkisine ilişkin bir mesele olduğundan, ilgili incelemenin, bu meseleyi başvurunun esasıyla birleştirmek için haklı bir gerekçe olmadığı sürece kabul edilebilirlik aşamasında yapılması gerekir. Bu nedenle uygulanabilirlik sorununun eldeki davada kabul edilebilirlik aşamasında ele alınması, aksini haklı kılacak bir neden sunulmadığından, uygun görülmüştür.

Tüm bu genel ilkeler eldeki olaya uygulanırsa, öncelikle Madde 8’in uygulanabilirliği bakımından, Mahkeme’den ilk beklenen, bu davada özel hayatı ilgilendiren bir meselenin nasıl gündeme geldiğini belirlemesi, bir diğer deyişle meselenin başvurucunun işten çıkarılmasının temelinde yatan nedenlerden mi yoksa işten çıkarılmasının sonuçlarından mı kaynaklandığını tespit etmesidir. Bu bakımdan, Mahkeme, başvurucunun işten çıkarılmasının doğrudan nedeninin etnik kökeni ile yaşından ötürü gerekli koşullara uyum sağlayamayacağı iddiası olduğunu gözeterek, bir kişinin dilinin, etnik kimliğini bir parçası olarak özel hayatının vazgeçilmez bir yönünü teşkil ettiğini, yine aynı şekilde yaşın da açıkça kişinin fiziksel kimliğinin bir parçası olduğunu not eder. Bu bağlamda Mahkeme işten çıkarılma gerekçesi olarak “kişisel nedenlerin” öne sürüldüğü gerçeğine ayrı bir önem vermektedir. Başvurucunun işten çıkarılma gerekçeleri doğrultusunda Mahkeme, karşı çıkılan tedbirin temelindeki nedenlerin başvurucunun özel hayatı ile yeterince bağlantılı olduğuna karar vermiştir ki bu, Madde 8’in neden bazlı yaklaşım çerçevesinde mevcut olaya uygulanabilirliğini meşru kılar.

İç hukuk yollarının tüketilmesi bakımından, Mahkeme başvurucunun gerçekten de Madde 8’i ya da iç hukuktaki muadili olan Hırvatistan Anayasası Madde 35’i açıkça öne sürmediğini gözlemlemiştir. Ancak başvurucu etnik kökeni nedeniyle hukuka aykırı şekilde işten çıkarıldığını ve anayasal çalışma hakkının ihlal edildiğini öne sürmüştür. Başvurucunun kişisel nitelikleri ile işten çıkarılmasının gerekçesi arasındaki bağlantı gözetilmekle Mahkeme, başvurucunun, en azından içerik yönünden, Anayasa Mahkemesi nezdinde Madde 8 şikayetini öne sürdüğüne ikna olmuştur. Bu suretle başvurucu ulusal makamlara Madde 35’in amacına uygun şekilde gerçekleştirilen ihlali düzeltme olanağı vermiştir.

Tüm bu nedenlerle Hükümetin ilk itirazlarının reddedilmesine, başka herhangi bir nedenle açıkça dayanaktan yoksun ya da kabul edilemez bulunmadığından başvurunun kabul edilebilirliğine karar verilmiştir.

Esas

Mahkeme, yukarıda kabul edilebilirlik incelemesinde Madde 8’in uygulanabilirliğine ilişkin vardığı sonuçlar çerçevesinde, başvurucunun işten çıkarılmasının özel hayatına saygı hakkına bir müdahale teşkil ettiği kanaatindedir. Böyle bir müdahale, ancak yasaya uygun olduğu ve ikinci paragrafta belirlenen bir ya da daha fazla amacı gerçekleştirmek üzere demokratik bir toplumda gerekli olduğu müddetçe Madde 8’e uygundur.

Başvurucunun işten çıkarılmasının İş Kanunu m. 106 uyarınca iç hukukta dayanağının bulunduğu açık olduğu gibi, söz konusu yasanın kalitesi de tartışmaya açılmış değildir. Dolayısıyla bahse konu müdahale yasaya uygundur.

Mahkeme, Hükümetin, bahse konu müdahalenin diğer kişilerin haklarını koruma, bu bağlamda okuldaki diğer öğrencilerin Hırvat dilinde eğitim görme hakkını koruma amacına hizmet ettiği yönündeki iddiasını kabul etmiştir.

Mahkeme, bir müdahalenin, acil bir sosyal ihtiyaca cevap verdiği, özellikle de güdülen amaçla orantılı olduğu müddetçe meşru bir amaç için demokratik bir toplumda gerekli olduğu kanaatine varacaktır. Gereklilik değerlendirmesini yapmak her ne kadar ilk etapta ulusal makamlara düşse de müdahale için öne sürülen gerekçelerin ilgili ve yeterli olup olmadığına ilişkin nihai değerlendirme Sözleşme gerekleriyle uygunluk adına Mahkeme’nin incelemesine tabi kalmaya devam etmektedir.

Mahkeme başvurucunun Hırvatça yerine Sırpça eğitim verdiği için işten çıkarıldığını, ayrıca ulusal hukukun uluslararası standartlara uygun şekilde azınlık dilinde eğitime izin verdiğini not eder. Bu bağlamda Mahkeme, bahse konu dönemde okulda geçerli olan eğitim dili meselesinin çok net biçimde çözümlenmiş olmadığını not eder. Gerçekten de ulusal mahkemeler bu dönemde başvurucunun hangi dilde eğitim vermesi gerektiğini belirlemekte zorluk yaşamıştır. Her ne kadar Ortaokul Yasası uyarınca kural olarak tüm okulların Hırvatça eğitim vermesi gerektiği doğru olsa da, bölgedeki barışçıl yeniden entegrasyon sürecinin özel koşulları çerçevesinde Doğu Slavonya’daki bazı okullar söz konusu dönemde Sırpça dahil azınlık dillerinde eğitim vermeye devam etmiştir. Mahkeme, idare mahkemesinin başvurucunun hangi dilde ders vermesi gerektiğini net şekilde tespit edemediğini not eder. Bundan da öte, o zamanki müdürün yazdığı mektuba ve ilk derece mahkemesi nezdindeki ifadesine göre, okullarda sadece Hırvatça eğitim verilmesi gerektiğine ilişkin sözlü talimat okula sadece yukarıda bahsi geçen teftişten bir ay önce verilmiştir. Hukuk mahkemeleri bu hususu en nihayetinde kabul etmiştir.

Mahkeme ayrıca başvurucunun işten çıkarılma sürecini başlatan teftişin sadece Sırp kökenli dört öğretmen bakımından, Hırvat kökenli birtakım öğrencilerin kimliği belirsiz şikâyeti üzerine gerçekleştirildiğini not eder. Başvurucunun da belirttiği üzere, hiçbir Hırvat öğretmen ders esnasında dil kullanımlarının uygun olup olmadığına ya da verdikleri eğitimde yasanın gereklerine uyup uymadıklarına ilişkin teftişe tabi tutulmamıştır. Her ne kadar öğrencilerin şikayetinin sadece Sırp kökenli öğretmenlere yönelik olduğu doğruysa da bahse konu dönemde Doğu Slavonya bölgesinin savaş sonrası spesifik bağlamı gözetilirse, bazı kişi gruplarının etnik kökenle yakından ilişkili olarak dil temelinde ayrı muameleye tabi tutulması, hem Sözleşme hem de Hırvatistan Cumhuriyeti Anayasası ile korunan ayrımcılık yasağına uygunluk yönünden bir meseleyi meşru biçimde gündeme getirir. Aynı yönde, Mahkeme Hırvatistan’a ilişkin raporlarında Irkçılığa ve Hoşgörüsüzlüğe Karşı Avrupa Komisyonu’nun (European Commission Against Racism and Intolerance, ECRI) Sırp azınlığa mensup kişilerin haksız işten çıkarıldığını ve azınlık mensuplarının ulusal eğitimde dikkate değer biçimde yetersiz şekilde temsil edildiğini gözlemlediğini not eder.

Hükümet başvurucunun işten çıkarılmasının Hırvat öğrencilerin Hırvat dilinde eğitim görme hakkının korunması için gerekli olduğunu öne sürmüştür. Mahkeme her ne kadar bu amacın önemini özellikle de o dönemde Doğu Slavonya bölgesinin özel bağlamı bakımından küçümsemek istemese de, başvurucunun verdiği eğitimi yasal düzenlemelere uygun hale getirmesini sağlayacak hiçbir alternatif çözümün göz önünde dahi bulundurulmadığını not etmek durumundadır.

İlk olarak, Mahkeme, Eğitim Teftişi Yasasının ilgili bölümünün, bir öğretmenin yasal gerekliliklere uymadığının tespit edildiği hallerde iki alternatif sunduğunu belirtir. Buna göre bir müfettiş, öğretmene tespit ettiği aykırılıkları belli bir süre içerisinde gidermesi talimatını verebilir ya da daha radikal olarak, öğretmen işini yapmaktan tamamıyla alıkoyulabilir. Mahkeme müfettişin kararında, müfettişin başvurucu yönünden doğrudan daha sert olan tedbiri almayı tercih etmesini meşru gösteren bir şey tespit edememiştir.

Bundan da öte, İş Kanunu çerçevesinde kişisel nedenlerle işten çıkarma hallerinde işveren, işçiye başka bir görevlendirme için ek eğitim vermekle yükümlüdür, meğerki böyle bir eğitimin sonuçsuz kalacağı kanıtlanmış olsun. Mahkeme başvurucuya ek eğitim verilmesi imkanının okul tarafından başvurucunun yaşı ve hizmet süresi nedeniyle açıkça reddedilmiş olmasını çarpıcı bulmaktadır. Dahası, her ne kadar bu durumda ispat yükünün işveren üzerinde olduğu görülmekteyse de, ne okul ne de yerel makamlardan herhangi biri başvurucunun yaşının neden standart Hırvat dilinde eğitim verebilmesi için eğitim planını değiştirmesi önünde aşılmaz bir engel olacağını ikna edici ve detaylı şekilde açıklayabilmiştir.

Hükümet, işverenin, işçinin başka bir görevlendirmeye uygun olup olmayacağını değerlendirirken işçinin yaşını dikkate alabileceğine ilişkin bir ulusal üst mahkeme kararına dayanmıştır. Söz konusu dava, ana otobüs durağının üzerinde yer alan bir barda çalışan bir barmene ilişkin olup, olayda söz konusu barmen işverenin barı kapatmasından ötürü işten çıkarılmıştır. Bu durumda barmenin eğitim alabileceği diğer tek iş profesyonel otobüs şoförlüğü olup, üst mahkeme tarafından da açıklandığı üzere bu iş belli bir süre çalışma deneyimi gerektirmektedir. Her ne kadar yukarıda açıklandığı şekliyle ulusal mahkemelerin yaklaşımına soyut biçimde karşı çıkmak Mahkeme’nin işi olmasa da Mahkeme, yaş ya da işçinin eğitilmesinin mümkün olmaması gibi sebeplere dayanılan hallerde, keyfilikten kaçınmak için işverenin ve ulusal makamların vardıkları sonuç için yeterli ve ikna edici gerekçeler sunması gerektiğini gözlemleme durumundadır.

Bununla birlikte Mahkeme’ye göre başvurucunun davasında ulusal makamlar, başvurucunun neden Hırvat dilinde kendini geliştirmesinin beklenemeyeceğine ya da eğitim esnasındaki sözcük dağarcığını o dönemde okulda yeni benimsendiği gözlenen standarda uyumlu hale getiremeyeceğine ilişkin böylesi ilgili ve yeterli gerekçeler sunabilmiş değildir. Her iki dilin inkâr edilemez benzerliği ve başvurucunun profesyonel yaşamının büyük bir kısmı boyunca Hırvatistan’da yaşadığı ve çalıştığı dikkate alınırsa, mevcut koşullarda başvurucuya standart Hırvat dilinde ek eğitim verilmesi seçeneğinin neden göz önünde bulundurulmadığını anlamak güçtür. Bunun yerine, sadece başvurucunun yaşına ve hizmet süresine dayanmak suretiyle ulusal makamlar en ağır yaptırıma başvurmuş ve başvurucunun haklarına ciddi bir müdahalede bulunmuştur.

Doğu Slavonya bölgesinin bahse konu dönemdeki özel savaş sonrası bağlamını dikkate alarak, yukarıda gözlenen hususlar Mahkeme’nin başvurucunun işten çıkarılmasının acil bir sosyal ihtiyaca cevap vermediği ve güdülen amaçla orantılı olmadığı sonucuna varması için yeterlidir.

Bu nedenle Sözleşme’nin 8. maddesi ihlal edilmiştir.

Madde 8 ve 12 No.lu Protokol Madde 1 ile Bağlantılı Olarak Madde 14 İhlali İddiası

Mahkeme, her ne kadar Madde 8 ile yakından ilişkisi nedeniyle bu şikâyeti kabul edilebilir bulsa da, Madde 8’e ilişkin kararında yerel makamların başvurucuyu işten çıkarırken yaşına ve etnik kökenine dayandığını göz önünde bulundurmuştur. Bu nedenle işbu davada Madde 14 ya da 12 No.lu Protokol Madde 1 yönünden ayrı bir incelemeye gerek olmadığı sonucuna varılmıştır.

(Hakim Wojtyczek, karara muhalefet şerhi koymuştur.)

From → İnsan hakları

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

<span>%d</span> blogcu bunu beğendi: