İçeriğe geç

İHAM’ın Sağdıç v. Türkiye kararının özet çevirisi: “Koramiral başvurucunun isim ve fotoğrafının ‘hükümeti devirmeye çalışan elebaşlarından biri’ olarak gazetelerde haber yapılarak hedef gösterilmesi, şeref ve itibarın korunması hakkının ihlalidir.”

by 24/02/2021

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM), Sağdıç v. Türkiye başvurusuna ilişkin kararında, oy çokluğuyla (beş oya iki oy), Sözleşme’nin 8. maddesinin (özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı) ihlal edildiğine karar vermiştir.

Bu davada, başvurucu, 2009 yılının Kasım ve Aralık aylarında Taraf ve Yeni Şafak isimli günlük gazetelerde yayımlanan ve başvurucuyu hükümeti devirmek için uygun koşulları yaratmayı amaçlayan “Kafes” kod adlı bir eylem planına dahil olmakla suçlayan haberler sebebiyle şeref ve itibarının korunması hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

Mahkeme, özellikle başvurucuyu ciddi cezai eylemlerle suçlayan ihtilaflı haberlerin içerdiği suçlamaların ciddiliğini göz önünde bulundurarak başvurucunun şeref ve itibarına verilen zararın 8. madde kapsamına girmesi için gerekli olan ağırlık eşiğine ulaştığını not etmiştir.

Mahkeme, yerel mahkemelerin bir yanda başvurucunun özel yaşamına saygı hakkı ile diğer yanda basın özgürlüğü arasında adil bir denge sağlanamadığına, haberlerin içeriğinin sorumlu gazetecilik standartları ile uyumlu olmadığına ve yerel mahkemelerin söz konusu menfaatleri tartarken çok daha titizlik göstermesi gerektiğine karar vermiştir. Yerel mahkemeler, başvurucuyu özellikle ağır eylemlerle suçlayan dolayısıyla başvurucunun kamu tepkisine maruz kalmasından sorumlu olan suçlamaların yayımlanması sonucu başvurucunun şeref ve itibarının korunması hakkının ihlal edilmesinin ciddiyetini yeterince dikkate almamıştır.

Sağdıç v. Türkiye kararının tamamına buradan ulaşabilirsiniz. Mahkeme tarafından yayımlanan kararın basın özetinin çevirisi Batuhan Karataş tarafından yapılmıştır.

Sağdıç v. Türkiye, Başvuru No: 9142/16, Karar Tarihi: 09.02.2021

Başvuruya Konu Olgular

Başvurucu Kadir Sağdıç, 1952 yılında doğmuş bir Türkiye vatandaşıdır. İstanbul’da yaşamaktadır. Başvuruya konu olan olayların gerçekleştiği dönemde başvurucu Türk Deniz Kuvvetleri bünyesinde koramiral rütbesine sahip bir kariyer subayıydı.

2009 yılının Kasım ve Aralık aylarında günlük yayın yapan Taraf ve Yeni Şafak gazetelerinde, o dönemde Ergenekon davasında görevli savcılar tarafından “Kafes” kod adlı bir eylem planı ortaya çıkarıldığına ilişkin bir dizi haber yayımlanmıştır.

Haberlere göre, söz konusu plan, başvurucununda dahil olduğu bir grup Deniz Kuvvetler personeli tarafından ülkenin dini azınlıklarını hedef alan saldırılar gerçekleştirerek dönemin hükümetini devirmek için uygun koşulların yaratılması amacıyla geliştirilmiştir.

Başvurucunun tam adı ile fotoğrafı, başvurucudan “Kafes” planının arkasındaki elebaşlarından birisi olarak bahseden bu haberlerin bazıları ile birlikte yayımlanmıştır.

2011 yılında başvurucu, bu iki gazeteye zararları sebebiyle dava açmış ancak davacının talepleri Bölge Adliye Mahkemesi ve Yargıtay tarafından reddedilmiştir. Başvurucu ayrıca Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunmuş ancak Anayasa Mahkemesi 2015 yılının Nisan ayında başvurucunun şeref ve itibarının korunması hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir.

Başvurucunun Şikayetleri

Başvurucu, 6. madde (adil yargılanma hakkı), 8. madde (özel ve aile hayatına saygı hakkı) ile 13. maddeye (etkili başvuru hakkı) dayanarak söz konusu haberlerde yer alan suçlamaların temelsiz olduğunu ve iftira niteliği taşıdığını iddia etmiştir. Başvurucu, adli merciilerin şeref ve itibarının korunması hakkına saygı göstermediği şikayetinde bulunmuştur. Mahkeme, söz konusu şikayetleri yalnızca 8. madde açısından incelemeye karar vermiştir.

Başvuru, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’ne 23 Ocak 2016 tarihinde yapılmıştır.

Mahkeme’nin Kararı

8. madde (özel ve aile hayatına saygı hakkı)

Mahkeme, başvurucuyu ciddi cezai eylemlerle suçlayan ihtilaflı haberlerin içerdiği suçlamaların ciddiliğini göz önünde bulundurarak başvurucunun şeref ve itibarına verilen zararın, 8. madde kapsamına girmesi için gerekli olan ağırlık eşiğine ulaştığını not etmiştir.

Mahkeme’nin kanaatine göre, başvurucu (olayların gerçekleştiği dönemde Türk Silahlı Kuvvetleri’nde yüksek rütbeli bir subay) yönünden  kabul edilebilir eleştiri sınırlarının özel bireylere ilişkin sınırlara göre daha geniş olmasına rağmen, özellikle başvurucuya yönelen suçlamaların mesleğinin gereklerini yerine getirme şekline ilişkin eleştirilerle sınırlı olmaması sebebiyle, başvurucunun kamu görevlisi olması, politikacılar ile aynı ölçüde kamu denetimine konu olmadığı anlamına gelmektedir. Söz konusu haberler başvurucunun ciddi suçlar işlediğini ifade etmiştir ve dolayısıyla başvurucuya ilişkin kamu güveninin sarsılmasından sorumludur. Başvurucunun hassas bir stratejik alanı ilgilendiren olan görevlerinin niteliği ve önemi göz önüne alındığında, kamu güvenine nail olması ve temelsiz suçlamalara karşı korunması başvurucunun genel çıkarına olmuştur.

Bu bağlamda Mahkeme, haberlerin içeriğinin, bazı haberlerin yanında tam ismi ve fotoğrafı dahi yayımlanan başvurucu için belirli bir derecede leke taşıdığını vurgulamıştır.

Gazeteciler haberleri kaleme alırken iddialarını, gerçekliği, yetkili makamlar tarafından tespit edilmeyen veya açıklanmayan belgelere dayandırmıştır. Bu belgeler adli soruşturmanın gizliliği içerisinde kalmaktaydı ve başvurucyu hükümeti devirmeyi amaçlayan saldırılar hazırlamak gibi ciddi suçlarla itham etmekteydi.

Mahkeme, gazetecilerin, o dönemin şartları uyarınca bu belgelere kendi araştırmalarını yapmadan güvenebileceklerine inanmaları için herhangi bir sebep olmadığını değerlendirmiştir. İlgili basın kuruluşları, haberlere dayanak olan belgelerin kaynağının veya yayınlanan bilgilerin gizli olduğundan habersiz olmaları mümkün değildir. Bu kuruluşların, söz konusu bilgilerin açıklanmasının, Türk Ceza Kanunu’nun 285. maddesi tarafından öngörülen ve adli soruşturmanın gizliliğini ihlal etmeyi suç haline getiren yasağı ihlal edeceğini bilmeleri gerekirdi. Mahkeme, basının demokratik bir toplumdaki hayati rolüne rağmen gazetecilerin, ilke olarak, 10. maddenin kendilerine sağladığı korumaya dayanarak olağan ceza hukukuna uyma yükümlülüğünden beri kılınamayacağını vurgulamıştır. 

Sonuç olarak, yargılamaya konu haberlerde konunun ele alınış şekli sorumlu gazeteciliğin standartları ile uyumlu olarak değerlendirilemez.

Yerel mahkemeler tarafından verilen kararlara ilişkin olarak ise Mahkeme, Bölge Adliye Mahkemesi’nin başvuruya konu haberlerin içeriğinin iddianamede yer almasını göz önünde bulundurarak açık gerçeği yansıttığına karar verdiğini not etmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi ayrıca haberlerin bir kamu yararı tartışmasına katkı yaptığını ve suçlamaların ciddiyeti ile başvurucunun görevleri göz önünde bulundurulduğunda ölçüsüz olmadığına karar vermiştir. Yargıtay herhangi bir ek gerekçe sunmadan kararı onamış, Anayasa Mahkemesi ise Bölge Adliye Mahkemesi’nin söz konusu çatışan menfaatleri gereğince tarttığına karar vererek başvurucunun bireysel başvurusunu reddetmiştir.

Mahkeme’ye göre, yerel mahkemeler bir yanda başvurucunun özel yaşamına saygı hakkı ile diğer yanda basın özgürlüğü arasında adil bir denge sağlayamamıştır. Mahkeme, sorumlu gazeteciliğin standartlarına aykırı olan söz konusu haberlerin içeriğini göz önünde bulundurarak, yerel mahkemelerin söz konusu menfaatleri tartarken çok daha titizlik göstermesi gerektiğini değerlendirmiştir. Somut başvuruda, ne sonrasında Yargıtay tarafından onanan Bölge Adliye Mahkemesi hükmünün ne de başvurucunun bireysel başvurusunu takiben kurulan Anayasa Mahkemesi hükmünün, o dönemde adli soruşturmanın gizliliği kapsamına giren ve başvurucuyu özellikle ağır eylemlerle suçlayan dolayısıyla başvurucunun kamu tepkisine maruz kalmasından sorumlu olan suçlamaların yayımlanmasıyla başvurucunun şeref ve itibarına verilen zararı yeterince ciddiye almadığı gözükmektedir.  

Sonuç olarak, yerel mahkemeler başvurucunun özel hayata saygı hakkını söz konusu haberler tarafından yol açılan zarara karşı koruyamamışlardır.

Bu sebeple, Sözleşme’nin 8. maddesi ihlal edilmiştir.

Adil Tazmin (41. madde)

Mahkeme, Türkiye’nin başvurucuya manevi tazminat olarak 2.000 Euro ve masraflar ile giderler için 2.000 Euro ödemesine karar vermiştir.

Ayrı Görüş

Yargıç Kjolbro ve Yargıç Ranzoni işbu hükme eklenmiş olan ortak bir muhalif görüş ortaya koymuşlardır.

Bu karar, yalnızca Fransızca yazılmıştır.

From → İnsan hakları

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: