İçeriğe geç

İHAM’ın Tuncer Bakırhan v. Türkiye kararının özet çevirisi: “Siirt eski belediye başkanının politik eylemleri sebebiyle terör suçlarından uzun süre tutuklu kalması, özgürlük ve güvenlik hakkı ile ifade özgürlüğünü ihlal eder.”

by 19/11/2021

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi, 14 Eylül 2021 tarihli Tuncer Bakırhan v. Türkiye (başvuru no. 31417/19) kararıyla, oybirliğiyle İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin 5. maddesinin 3. fıkrasının (özgürlük ve güvenlik hakkı) ihlal edildiğine ve 10. maddenin (ifade özgürlüğü) ihlal edildiğine karar vermiştir.

Söz konusu dava, Türkiye’nin güneydoğusunda bulunan Siirt’in eski belediye başkanının, eylemleri ve beyanları sebebiyle ilk ve devam eden tutukluğuna ilişkindir. Başvurucu 2014 Mart’ta muhalefet partisi adayı olarak, seçilmiştir. Yetkililer başvurucuya terör örgütü (PKK, Kürdistan İşçi Partisi) propagandasını yayma ve örgüt üyeliği suçlarını isnat etmişlerdir.

Mahkeme, başvurucunun iki yıl on bir ay boyunca cezaevinde tutulduğunu, bu süre boyunca başvurucunun iki yıl sekiz ayı aşkın süredir tutuklu bulunduğunu kaydetmiştir. Mahkeme, derdest yargılama boyunca başvurucunun tutukluluğu için yeterli sebepler bulunmadığını tespit etmiştir.

Mahkeme ayrıca başvurucunun bir belediye başkanı olduğunu ve muhalefet partisini temsil etmek için seçildiğini kaydetmiştir. Mahkeme’nin görüşüne göre, başvurucunun eleştirdiği eylemler açık bir şekilde politik niteliktedir. Demokratik bir toplumda özgür politik tartışma ortamının temel yapısını dikkate alan Mahkeme, söz konusu tedbirin ciddiyetini haklılaştıran herhangi bir zorunlu sebep algılayamamıştır. Halkın seçtiği bir temsilci olan başvurucunun politik eylemleri sebebiyle bu kadar uzun süre tutulması, güdülen meşru amaçla açıkça orantısız bir müdahale teşkil etmektedir. Mahkeme bu sebeplerle söz konusu alıkoymanın demokratik bir toplumda gereksiz olduğuna karar vermiştir.

Kararın Fransızca aslını buradan, av. Polat Yamaner tarafından yapılan basın özeti çevirisini aşağıdan okuyabilirsiniz.

Tuncer Bakırhan v. Türkiye, Başvuru no: 31417/19, Karar tarihi: 14.09.2021

Başvuruya Konu Olayların Özeti

Başvurucu Tuncer Bakırhan, Türkiye vatandaşıdır ve 1970 yılında doğmuştur. Başvurunun yapıldığı tarihte başvurucu Bolu’da cezaevinde tutulmaktadır.

30 Mart 2014 yerel seçimlerinde, Bay Bakırhan BDP’nin (Barış ve Demokrasi Partisi) adayı olarak belediye başkanı seçilmiştir. Başvurucu tutuklanmasının ardından görevden uzaklaştırılmıştır. Başvurucu 11 Ekim 2019 tarihinde serbest bırakılmıştır.

Yetkililer başvurucuya terör örgütü (PKK) propagandasını yayma ve örgüt üyeliği suçlarını isnat etmişlerdir. Ekim 2019 tarihinde Siirt Ağır Ceza Mahkemesi, başvurucuya 10 yıl 18 gün hapis cezasına çarptırmıştır. Başvurucuya karşı yürütülen ceza dosyası hala derdest haldedir.

Başvurucunun İhlal İddiaları

Sözleşme’nin 5. maddesinin 3. fıkrasına (özgürlük ve güvenlik hakkı) dayanan Bay Bakırhan, tutukluluk halinin keyfi olduğu iddiasıyla şikâyetçi olmuştur.

10. maddeye (ifade özgürlüğü) dayanan başvurucu, ilk ve devam eden tutukluğunun, kamuoyu açıklamaları ve belirli toplantılara katılması temelinde karara bağlanması sebebiyle şikâyetçi olmuştur.

Başvurucu, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’ne 10 Mayıs 2019 tarihinde yapılmıştır.

Mahkeme’nin Kararı

5. maddenin 3. fıkrası (özgürlük ve güvenlik hakkı)

Mahkeme, başvurucunun ilk tutukluluğu için verilen sulh ceza hakimliği kararının yalnızca isnat edilen eylemlere dayanmadığını, ayrıca (a) silahlı örgüt üyeliği suçunun niteliği (Ceza Kanunu Madde 314/2) ve ilgili suçun sözde “katalog suçlar” arasında sayılmasına (Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 100/3) ve (b), delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme riski ile şüphelinin kaçacağı şüphesini uyandıran somut olguların varlığına dayandığını kaydetmektedir. Sulh ceza hakimliği tutukluluğun bu aşamada orantılı bir tedbir olduğuna ve mahkumiyet halinde verilecek asgari cezanın beş yıl hapis cezası olması sebebiyle adli kontrol tedbirlerinin yetersiz kalacağına karar vermiştir.

Mahkeme, bu gerekçelerin yeterliliğini değerlendirmiş ve diğer hususların yanı sıra takip eden hususları kaydetmiştir. Bir şehrin belediye başkanının tutukluluk haline ilişkin böylesi bir kararda, spesifik olgusal veya bireysel delillerin yokluğu, başvurucunun kaçma olasılığı argümanı için ikna edici değildir. Savcılığın iddianamesini başvurucunun yakalanmasından sonra bir aydan kısa sürede hazırladığı göz önüne alındığında, başvurucunun 16 Ekim 2016 tarihli tutukluluk kararının, delillerin durumuna ilişkin bir sebepten veya delillerin karartılmasına ilişkin farazi bir riskten ötürü haklı haklı hale geleceğine Mahkeme ikna olmamıştır. Son olarak Mahkeme, yerel yargı makamlarının (i) başvurucunun belediye başkanı olduğu, daimi ikametgahının bulunduğu ve adaletten kaçmadığı yönündeki iddialarını görmezden geldiğini; ve (ii) yargılama öncesi tutukluluğa alternatif tedbirler uygulama olasılığını dikkate almadığını veya bu tedbirlerin başvurucunun durumunda nasıl kullanılamayacağını açıklamadığını kaydetmiştir. Bu nedenlerle sulh ceza hakimliği tarafından öne sürülen gerekçeler, başvurucunun tutukluluğunun, kendi özel durumu ışığında, yerel hukukun gerektirdiği şekilde son çare olarak uygulandığını düşünmek için hiçbir sebep içermemektedir.

Mahkeme, derdest yargılama boyunca başvurucunun tutukluluk hali için yeterli sebepler bulunmadığını tespit etmiştir. Başvurucunun devam eden tutukluluk haline ilişkin olarak, Mahkeme ilk tutukluluk hali için yaptığı tespitlerden ayrışan herhangi bir sebep görmemektedir. Bu bağlamda Mahkeme, tutuklanan kişiye serbest bırakılmasını haklı kılan sebeplerin varlığını ispatla yükümlü kılmak suretiyle bu konulardaki ispat külfetinin tersine çevrilmemesi gerektiğini vurgulamanın faydalı olduğu kanaatindedir. Ayrıca, yukarıda belirtilen gerekliliklere uyulmamasının Türkiye’nin yaptığı derogasyon bildirimi tarafından haklı gösterilebileceği tespit edilmemiştir. Bu sebeplerle Mahkeme, başvurucunun ilk ve devam eden tutukluluğuna ilişkin yeterli sebepler bulunmaması temelinde Sözleşme’nin 5. maddesinin 3. fıkrasının ihlal edildiğine karar vermiştir.

10. madde (ifade özgürlüğü)

Mahkeme, başvurucunun ilk ve devam eden tutukluluk halinin ifade özgürlüğü hakkının kullanılmasına müdahale teşkil ettiği kanaatindedir. Bu müdahale, Ceza Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu olmak üzere, kanuni bir zemini bulunmaktadır ve meşru amaçlar izlemektedir (ulusal güvenliğin ve kamu güvenliğinin korunması, kargaşa ve suçun önlenmesi).

Demokratik bir toplumda müdahalenin gerekliliğine ilişkin olarak Mahkeme, başvurucunun bir şehrin belediye başkanı olduğunu ve muhalefet partisinin adayı olarak seçildiğini kaydetmektedir. İfade özgürlüğü herkes için önemli olmakla birlikte, halk tarafından bir temsilci için özel olarak önem taşımaktadır. Seçmenini temsil eden kişi, halkın kaygılarına dikkat çekmekte ve menfaatlerini savunmaktadır. Dolayısıyla, başvurucu gibi seçilmiş temsilcilerin ifade özgürlüğü ihlalleri, Mahkeme’nin yakından incelemesini gerektirmektedir.

Mahkeme, başvurucunun iki yıl on bir ay boyunca cezaevinde tutulduğunu, bu süre boyunca başvurucunun iki yıl sekiz ayı aşkın süredir tutuklu bulunduğunu kaydetmiştir. Mahkeme’nin görüşüne göre, başvurucunun eleştirdiği eylemler açık bir şekilde politik niteliktedir. Başvurucunun belediye başkanı olduğu şehirde, ilgili zaman aralığında aşırı gerilim olduğu göz önüne alındığında, belirli açıklamaların birçok yönden yorumlanabileceği görülmektedir. Bir belediye başkanı olarak, başvurucunun bu koşulların farkında olması gerekmektedir. Bu bağlamda, politikacıların açıklamalarında toplumsal çatışma iklimini teşvik edecek veya zaten patlamaya hazır bir durumu alevlendirebilecek yorumlar yapmaktan kaçınmaları elzem önem taşımaktadır. Bununla birlikte, demokratik bir toplumda özgür politik tartışma ortamının temel yapısını dikkate alan Mahkeme, söz konusu tedbirin ciddiyetini haklılaştıran herhangi bir zorunlu sebep algılayamamıştır. Halkın seçtiği bir temsilci olan başvurucunun politik eylemleri sebebiyle bu kadar uzun süre tutulması, Sözleşme’nin 10. maddesi uyarınca güdülen meşru amaçlarla açıkça orantısız bir müdahale teşkil etmektedir.

Sonuç olarak Mahkeme, şikâyete konu edilen tutuklamanın izlenen meşru amaçlarla orantılı olmadığına ve dolayısıyla demokratik bir toplumda gerekli olmadığına karar vermiştir. Aynı şekilde, söz konusu tedbirin olağanüstü halin özel koşulları tarafından kesinlikle gerekli olarak görülemeyeceği ortadadır. Bu sebeplerle Sözleşme’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.

Adli Tazmin (41. madde)

Mahkeme, Türkiye’nin başvurucuya 10,000 Euro manevi tazminat ödemesine ve 3,000 Euro olan harç ve masraf giderlerini ödemesine karar vermiştir.

From → Haberler

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: