İçeriğe geç

İHAM’ın Baljak ve Diğerleri v.  Hırvatistan kararının özet çevirisi: “Askerler tarafından esir alınan ve cenazesi yıllar sonra bir toplu mezarda bulunan kişinin nasıl öldüğünün tespit edilmesinde ispat yükü, yetkililerin üzerindedir.”

by 13/12/2021

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM) 25 Kasım 2021 tarihli Baljak ve Diğerleri v. Hırvatistan kararında (başvuru no. 41295/19) oy çokluğuyla İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin (İHAS) adil yargılanma hakkına ilişkin 6. maddesinin ihlaline hükmetmiştir.

Dava, başvurucuların devlete karşı akrabalarının ölümü için açtığı tazminat davasının, akrabalarının ölümünde Devletin sorumluluğunu kanıtlayamadıkları gerekçesiyle yerel mahkeme tarafından reddedilmesine ilişkindir. Başvurucuların Hırvat askerleri tarafından alıkoyulan ve bilinmeyen bir yere götürülen akrabasının cenazesi, yıllar sonra kafasında kurşun yarasıyla bir toplu mezarda bulunmuştur.

Mahkeme, yerel mahkemelerin davayı reddederken vardığı sonuçların açıkça makul olmadığına karar vermiştir. Başvurucuların, yerel mahkemeler tarafından karşılanamayacak derecede bir ispat yüküyle karşı karşıya bırakılmaları, bilhassa davaya konu eylemlerin ağırlığı dikkate alındığında kabul edilemezdir.

Ayrıca Mahkeme, başvurucuların Devlet’in hukuk yargılamasında vekil ile temsil edilmesi sebebiyle ortaya çıkan giderleri ödemesine karar verilmesine ilişkin şikayetini erken bulmuş ve bu şikayeti kabul edilemez bulmuştur.

İngilizce olan kararın tamamını buradan okuyabilirsiniz. Kararın basın özeti çevirisi ise Erse Kahraman tarafından yapılmıştır.

Baljak ve Diğerleri v. Hırvatistan, Başvuru no. 41295/19, Karar Tarihi: 25.11.2021

Temel Olaylar

Başvurucular, Milan Baljak, Draginja Baljak, Stana Baljak and Dušanka Tripunović, sırasıyla 1943, 1924, 1940 ve 1974 doğumludur ve Hırvatistan vatandaşıdır. İlk üçü Petrovaradin’de (Sırbistan) ve dördüncüsü Banja Luka’da (Bosna Hersek) yaşamaktadır.

Hırvat yetkililer, 1995 yılı Ağustos ayının başında, 1991 yılından beri Sırp paramiliter güçleri tarafından işgal edilen Hırvat bölgesinin kontrolünü yeniden ele geçirmek için “Kasırga Operasyonu” adında, askeri bir operasyonun yapılacağını duyurmuştur. 5 Ağustos’ta, Hırvat ordusu K. şehrinin kontrolünü ele geçirmiştir. Aynı gün, başvurucuların akrabası (oğlu, ağabeyi ve torunu) S.B., komşu köyde Hırvat askerleri tarafından esir alınmıştır.  Hırvat askerleri tarafından 20 kişiyle birlikte bir bodruma koyulmuştur. Ertesi gün, o ve diğer pek çok kişi Hırvat askerleri tarafından bilinmeyen bir yere götürülmüştür. Başvurucular, ondan bir daha haber alamamıştır. 2002 yılında, S.B.’nin cenazesi, kafasında bir kurşun yarası ve onunla birlikte götürülen diğer kişilerin cenazeleri ile birlikte bir mezarda bulunmuştur. S.B.’nin kayboluşuna veya ölümüne ilişkin herhangi bir soruşturma başlatılmadığı anlaşılmaktadır.

Başvurucular, 24 Haziran 2005’te Zagreb Belediye Hukuk Mahkemesi’nde Devlet’e karşı hukuk davası açmış ve S.B.’nin Hırvat askerleri tarafından öldürüldüğü iddiasıyla tazminat talebinde bulunmuştur. Devlet, başvurucuların S.B.’nin Hırvat askerleri tarafından öldürüldüğünü kanıtlamadığını ve herhalükarda S.B.’nin ölümünün savaş zararı olduğunu ve bundan sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek davaya itiraz etmiştir.

Başvurucuların davası, Zagreb Belediye Hukuk Mahkemesi tarafından 2015 yılı Ocak ayında reddedilmiştir. Mahkeme, başvurucuların,  S.B.’nin Hırvat askerleri tarafından öldürüldüğünü kanıtlayamadıklarına kanaat getirmiştir. Dinlenen tanıklar, S.B.’nin nasıl öldüğünü görmemiştir.  S.B.’nin Hırvat askerleri tarafından esir alınması ve daha sonra bir mezarda cenazesinin bulunması, onun düşman kuvvetler tarafından öldürülmüş olma ihtimalini ortadan kaldırmamaktadır. Sonuçta son görüldüğü yer, askeri çatışmaların meydana geldiği bir bölgedir. Sorumluluk Kanunu kapsamında,  savaş zararı karine uygulanmış ve başvurucular aksini kanıtlayamamıştır.

Yerel mahkeme, başvurucuların kişi başına 17,450 Hırvat kunası (yaklaşık 2,330 avro) tutarındaki yargılama giderini Devlet’e ödemesine hükmetmiştir.

Karar, istinaf mahkemesi ve temyiz mahkemesi tarafından onanmıştır. Anayasa Mahkemesi, 2019 yılı Ocak ayında başvurucuların şikâyetlerini reddetmiş, yerel mahkemelerin kararlarının keyfi olmadığına hükmetmiştir. Ancak dört Anayasa Mahkemesi yargıcı karşı oy vermiştir. Yargıçlar, S.B. Hırvat askerlerinin denetiminde olduğu için Devlet’in ona ilişkin sorumluluk taşıdığını ve S.B.’nin başına gelenler göz önüne alındığında, ispat yükünün başvuruculara geçmemesi gerektiği görüşündedir. Ayrıca esir alınan kişilerin öldürülmesinin uluslararası hukuk tarafından yasaklandığını ve bunun savaş zararı olarak kabul edilemeyeceğini belirtmiştir. Son olarak, S.B.’nin öldürülmesine ilişkin ceza mahkemesi kararının olmamasının konuyla ilgisi yoktur ve failleri tespit etme ve yargılama yükümlülüğü Devlet’e aittir.

Başvurucuların talebi üzerine, Ekonomi Bakanı üç başvurucunun yargılama giderine ilişkin borcunu mali açıdan zor durumda olmalarına dayanarak silmiş, ancak diğer dört başvurucu için bunu yapmamıştır. Bu karara itiraz edilmemiştir.

Başvurucunun İhlal İddiaları

Başvurucular, Sözleşme’nin adil yargılanma hakkında ilişkin 6. maddesine dayanarak yerel mahkemelerin davalarının reddine karar vermesinin keyfi olduğu sebebiyle şikayette bulunmuştur. S.B.’nin Hırvat askerlerinin denetiminde olduğu için, alıkoyulması ile öldürülmesi arasında açık bir bağlantı olduğunu ve ona ne olduğuna ilişkin ispat yükünün yetkililerde olduğunu ileri sürmüştür. Ayrıca başvurucular, savaş esirlerinin öldürülmesinin hukuka aykırı olduğunu ve savaş zararı değil, savaş suçu olduğunu iddia etmiştir.

Bunun yanı sıra, Sözleşme’nin 6. maddesi ve Sözleşme’ye Ek 1 numaralı Protokol’ün 1. maddesi (mülkiyetin korunması) uyarınca, mali durumları ve tazminat talebinde bulundukları koşullar göz önüne alındığında, Devlet’in hukuk yargılamasında vekil ile temsil edilmesi sebebiyle ortaya çıkan giderleri ödemesine karar verilmesinin ölçüsüz olmasını ileri sürerek şikayette bulunmuşlardır.

Başvuru, 29 Temmuz 2019 tarihinde İHAM’a yapılmıştır.

Mahkeme’nin Kararı

Madde 6

Mahkeme, Hırvat hukukunda, söz konusu zarar savaş zararı olmadığı sürece, Devlet’in silahlı kuvvetlerin üyeleri tarafından yol açacağı her türlü zarardan sorumlu olacağına değinmiştir. Bu kapsamda, silahlı kuvvetler üyeleri tarafından askeri hizmet sırasında veya 17 Ağustos 1990- 30 Haziran 1996 tarihleri arasındaki savaş sırasında askeri muhaberede yapılan eylemler, aksi kanıtlanmadığı sürece, savaş zararı kabul edilmektedir.

Mahkeme, birkaç davada askerler tarafından esir alındıktan sonra kaybolan kişilerin    öldüğünün kabul edildiğini ve bu sebeple Devlet’in ölümlerinden sorumlu tutulduğuna karar verildiğini vurgulamaktadır. Benzer durumlarda, bundan önce mağdurun hayatta kaldığına veya farklı şartlarda hayatını kaybettiğine ilişkin tatmin edici ve ikna edici bir açıklama sunmaya ilişkin ispat yükünün yetkililerde olduğuna karar verilmiştir. – örneğin, bakınız 21 Ocak 2021 tarihli Trivkanović v. Hırvatistan (no. 54916/16) kararı.

Başvurucuların akrabasının kayboluşuna ve ölümüne ilişkin herhangi bir cezai soruşturma veya mahkumiyet kararı yoktur. Bu durumda, buna ilişkin sorumluluk başvurucularda olamaz. S.B.’nin Hırvat askerlerinin denetimi altındayken kaybolduğu ve toplu mezarda başından vurulmuş halde cenazesi bulunana kadar ondan veya onunla aynı zamanda alıkoyulan diğer kişilerden haber alınmadığı tartışmasızdır. Mahkeme’nin içtihatları gereği, bu şartlar altında S.B.’nin kayboluşu ve öldürülmesi arasında güçlü bir nedensellik varsayımı bulunmaktadır. S.B.’nin, Hırvat askerleri tarafından hukuka aykırı şekilde öldürülmediğine ilişkin ispat yükü, yetkililerdedir.

Mahkeme, olaya ilişkin koşullar ve Mahkeme’nin yerleşik içtihatları dikkate alındığında, yerel mahkemelerin davayı reddederken vardığı sonuçların (başvurucuların S.B.’yi Hırvat askerlerinin öldürdüğünü kanıtlayamadıkları ve S.B.’nin öldürülmesinin savaş zararı olmadığı) açıkça makul olmadığına karar vermiştir.

Mahkeme, davanın koşullarını ve Mahkeme’nin yerleşik içtihadını dikkate alarak, yerel mahkemelerin davayı reddederken vardığı sonuçların açıkça makul olmadığına karar vermiştir. Yerel mahkemelerin, başvurucuları, karşılanamayacak derecede bir ispat yüküyle karşı karşıya bırakması, bilhassa davaya konu eylemlerin ağırlığı dikkate alındığında kabul edilemezdir. Sözleşme’nin 6. maddesi ihlal edilmiştir.

Madde 6 ve 1 numaralı Protokol’ün 1. Maddesi

Mahkeme, 6. maddenin ihlali kapsamında, başvurucuların yerel mahkemede yeniden yargılama yapılmasını talep edebileceğini belirtmektedir. Bu durumda hukuk davasının yeniden incelenmesi mümkün olduğu gibi, yargılama giderlerinin yeniden değerlendirilmesi de mümkündür. Bu şartlarda, Mahkeme, başvurucuların yargılama giderlerine ilişkin şikayetini erken bulmuş ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. ve 4. fıkrası uyarınca reddetmiştir.

Adil tazmin (Madde 41)

Mahkeme, Hırvatistan’ın başvuruculara müştereken 3.000 EUR manevi tazminat ve 3.350 EUR masraf ve gider ödemesine karar vermiştir.

Bu karar yalnızca İngilizce yazılmıştır.

From → Haberler

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: