İçeriğe geç

İHAM’ın Mehmet Çiftçi ve Suat İncedere v. Türkiye kararının çevirisi: “İki hükümlüye Hayata Dönüş operasyonunda hayatını kaybeden mahpusları anmak için marş söylemesi ve şiir okuması nedeniyle disiplin cezası verilmesi, ifade özgürlüğünün ihlalidir.”

by 28/01/2022

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM/Mahkeme), 18 Ocak 2022 tarihli Mehmet Çiftçi ve Suat İncedere v. Türkiye (başvuru no.21266/19 ve 21774/19) kararında oybirliğiyle İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin (İHAS/Sözleşme) 10. maddesinin (ifade özgürlüğü) ihlal edildiğine hükmetmiştir.

Söz konusu dava, Aralık 2000 tarihinde hapishanelerde yetkililerce yürütülen “Hayata Dönüş” operasyonu nedeniyle hayatını kaybeden mahkumların anısına, Aralık 2016 tarihinde marşlar söyleyen ve şiirler okuyan başvurucuların hapishane yönetimi tarafından bir ay boyunca haberleşme ve iletişim araçlarından yoksun bırakılması suretiyle cezalandırılması ile ilgilidir.

Mahkeme, başvuruculara verilen bu disiplin cezasının onların ifade özgürlüğüne bir müdahale olduğunu tesis etmiştir. İHAM, başvuruculara verilen cezanın hafifliğinden bağımsız olarak, Hükümetin, yerel yetkililerin şikâyet konusu tedbiri meşru kılma amacıyla ortaya koyduğu nedenlerin yeterli ve ilgili olduğunu veya tedbirin bir demokratik toplumda gerekli olduğunu gösteremediğine karar vermiştir.

Fransızca olan kararın tamamına buradan, İngilizce basın özetine ise buradan ulaşabilirsiniz. Kararın basın özeti çevirisi Emre Karaman tarafından yapılmıştır.

Mehmet Çiftçi ve Suat İncedere v. Türkiye, başvuru no.21266/19 ve 21774/19, Karar Tarihi: 18.1.2022

Temel Olgular

Başvurucular Mehmet İnci ve Suat İncedere, sırasıyla 1952 ve 1971 tarihinde doğmuş Türk vatandaşlarıdırlar. Olayın gerçekleştiği esnada ise Edirne Hapishanesi’nde tutulmaktaydılar.

İki başvurucu Aralık 2016 tarihinde, 26 başka mahkûm ile birlikte, yetkililerce yürütülen “Hayata Dönüş” operasyonu nedeniyle hayatını kaybeden mahkumların anısına şiirler okumuş ve marşlar söylemiştir.

Ocak 2017 tarihinde hapishane yönetimi, olaydaki söz konusu davranışların 5725 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un “gereksiz olarak marş söylemek veya slogan atmak” kapsamına girdiğinden bahisle mahkumlara bir ay boyunca haberleşme ve iletişim araçlarından yoksun bırakılma cezası vermiştir.

Ekim 2017 tarihinde Edirne infaz hâkimi, başvurucularca yapılan itiraz ışığında, söz konusu eylemin gerçekleşmemesinden dolayı hapishane yönetimince verilen cezayı kaldırmıştır.

Kasım 2017 tarihinde Edirne Ağır Ceza Mahkemesi, hapishane yönetimince verilen kararın yasaya ve usule uygun olduğu gerekçesiyle infaz hakiminin kararını bozmuştur.

Kasım 2018 tarihinde Anayasa Mahkemesi başvurucularla yapılan bireysel başvuruyu kabul edilemez bulmuştur.

Başvurucuların Şikayetleri

Sözleşme’nin 10. maddesine (ifade özgürlüğü) dayanan başvurucular yetkililerce kendilerine verilen cezadan şikayetçi olmuşlardır.

Mahkeme’nin Kararı

10. madde

Mahkeme, hapishanelerde yürütülen bir operasyon sonucunda hayatını kaybeden veya yaralanan hükümlüler anısına şiir okuyan ve marş söyleyen başvuruculara verilen disiplin cezasının kendilerinin ifade özgürlüğü hakkına bir müdahale olduğuna karar vermiştir. Söz konusu müdahalenin 5272 sayılı Kanun formunda bir hukuki dayanağı mevcut olup, özellikle kargaşayı önlemek gibi meşru bir amacı bulunmaktadır. 

İfade özgürlüğüne dair içtihatlarından elde ettiği prensiplere[1] atıf yapan Mahkeme, söz konusu olayda başvuruculara verilen cezanın, yetkililerce izlenen meşru amaçları sağlamak için gerekli olduğuna dair bir değerlendirmenin yerel yetkililerin verdiği kararları baz alarak yapılabilmesinin imkansız olduğunu not etmiştir.

Hapishane yönetimi, olaya konu cezayı verirken sadece başvurucuların davranışlarının 5275 sayılı Kanun’un 42. maddesinin ikinci fıkrasının e bendinde yer alan eylemi oluşturduğunu belirtmiştir. Aynı şekilde Ağır Ceza Mahkemesi de infaz hakiminin verdiği kararı bozarken sadece hapishane yönetiminin verdiği cezanın yasaya ve usule uygun olduğuna değinmiştir. Bunu takiben Anayasa Mahkemesi, genel ifadelerle söz konusu olayda ya Anayasaca korunan temel hak ve özgürlüklere müdahale olmadığını ya da müdahalenin bir ihlal boyutuna ulaşmadığını belirtmiştir. Bu nedenle verilen kararlardan yerel yetkililerin, Mahkeme’nin içtihatlarında ortaya koyduğu kriterler ışığında, başvurucuların hak ve özgürlükleri ile izlenmek istenen meşru amaç arasında bir denge gözetip gözetmediğini açıkça anlaşılamamaktadır.

Sonuç olarak Mahkeme, başvuruculara verilen cezanın hafifliğinden bağımsız olarak, Hükümetin, yerel yetkililerin şikâyet konusu tedbiri meşru kılma amacıyla ortaya koyduğu nedenlerin yeterli ve ilgili olduğunu veya tedbirin bir demokratik toplumda gerekli olduğunu gösteremediğine karar vermiştir.

Bundan hareketle Sözleşme’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.

Adil Tazmin (41.madde)

Mahkeme bir ihlal kararı verilmesinin kendi başına başvurucular tarafından uğranılan manevi zararın adil tazmini için yeterli olduğuna karar vermiştir.


[1] Bédat v. İsviçre [BD], no. 56925/08, 29 Mart 2016, ve Kula v. Turkey, no. 20233/06, 19 Haziran 2018.

From → Haberler

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: