İçeriğe geç

İHAM’ın Al Alo v. Slovakya kararının özet çevirisi: “Göçmen kaçakçılığı suçundan yargılanan başvurucunun duruşmada dinlenmemiş sığınmacı tanık ifadelerine dayanarak mahkum edilmesi, adil yargılanma hakkının ihlalidir.”

by 21/02/2022

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM/Mahkeme), 10 Şubat 2022 günlü Al Alo v. Slovakya (Başvuru no. 32084/19) kararında, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin (İHAS/Sözleşme) bir maddesinin iki fıkrasının ihlal edildiğine karar vermiştir.

Dava, bir Suriye vatandaşının göçmen kaçakçılığı suçu bağlamında yargılanması ve mahkum edilmesinin adil olmadığına dair şikayetiyle ilgilidir.

Başvurucunun aleyhindeki delillerin önemli bir bölümü, yardım ettiği ve yalnızca soruşturma aşamasında ifadesine başvurulan sığınmacılardan gelmiştir. Tanıklar daha sonra sınır dışı edilmiş ve bu nedenle başvurucunun duruşmasında bulunamamışlardır. Tanıkların dinlenmesi sırasında başvurucunun avukatı yoktur ve başvurucu soruşturma evresindeki sorgulara katılamamıştır.

Mahkeme, başvurucunun, delilleri mahkumiyetinde önemli bir ağırlık taşıyan tanıkları yeterli gerekçe olmaksızın incelemek veya inceletmek olanağından yoksun bırakıldığını tespit etmiştir. Özellikle, göçmenlerin ülkede bulunmamaları, ilke olarak duruşma öncesi ifadelerinin duruşmada kabul edilmesi için geçerli bir gerekçe oluştursa da olayda yetkililere göçmenlerin adres bilgileri ve kimlik evrakı sağlandığı için başvurucunun duruşmasına katılmamaları için yeterince iyi nedenler bulunmamaktadır ve tanıkların duruşmaya katılması için gerekli güvenceler kullanılmamıştır

Savunmanın bu nitelikteki dezavantajını dengelemek için yeterli faktörler de bulunmamaktadır. Başvurucunun göçmenlerin duruşma öncesi gerçekleşen sorgulamalarına katılmamayı seçmesi, hiçbir şekilde aleyhindeki tanıkları sorguya çekme veya sorguya çektirme hakkından tamamen feragat ettiği şeklinde kabul edilemez. Yetkililer, hukuki konuları anlamakta zorluk çektiğini başından beri açıkça ifade eden başvurucunun, haklarını kullanmamasının sonuçlarının farkında olmasını sağlamalıdır.

Bu nedenlerle, başvurucunun aleyhine yürütülen yargılama bir bütün olarak adil değildir.

Kararın tamamını buradan okuyabilirsiniz. Kararın basın özeti çevirisi av. Deniz Yazgan tarafından yapılmıştır.

Al Alo v. Slovakya, Başvuru no: 32084/19, Karar tarihi: 10.02.2022

Temel olgular

Başvurucu, Jamal Al Alo, 1981 doğumlu bir Suriye vatandaşıdır ve Slovakya’da bulunan Dubnica nad Váhom Cezaevi’nde tutukludur.

28 Ocak 2017 günü, başvurucu, göçmenleri kaçırmak için üçüncü kişilerle iş birliği yapmakla suçlanmıştır. Başvurucuyu Bratislava’da gözetim altında tutan iki polis memuru, başvurucuyu şüphelenilen iki göçmenle birlikte Slovakya’nın Avusturya sınırına doğru giden bir taksiye binerken görmüştür. Polis memurları, araca müdahale ederek göçmenleri gözaltına almıştır.

Başvurucu da göçmenler de sorgulanmıştır. Başvurucu, göçmenleri babasının tanıdıkları sandığını ve onlara sadece barınma ve ulaşım sağladığını ileri sürmüştür.

Ancak göçmenler, başvurucunun daha önce düzenlenen ve ödemesi yapılan bir anlaşmanın parçası olarak Almanya’ya nakledilmelerini sağladığını ileri sürmüştür. O esnada herhangi bir avukat tarafından temsil edilmeyen başvurucu, göçmenlerin sorgularına katılmamıştır. Onun adına da herhangi biri katılım göstermemiştir.

Başvurucu 11 Mayıs 2017 günü suçlu bulunarak beş yıl hapis cezasına çarptırılmıştır.

Başvurucu, özellikle mahkumiyetinin esasen mahkeme tarafından dinlenmemiş iki göçmen tanığın ifadesine dayanması nedeniyle savunma hakkının ihlal edildiğini ileri sürerek Bratislava Bölge Mahkemesi’ne başvurmuştur. Başvurucu, temyiz mahkemesine iki göçmenin Romanya ve Danimarka’daki adresleri ve bu ülkelerdeki sığınmacı kimlik belgelerinin nüshalarını da sunmuştur.

Bölge Mahkemesi Ağustos 2017’de istinaf isteminin reddine karar vermiştir. Bölge Mahkemesi, iki göçmen tarafından verilen ifadenin oluşturduğu delilin çok önemli olduğunu kabul ederek, tanıkların Slovakya’dan sınır dışı edildikleri için “ulaşılamaz” oldukları kabulü ile kovuşturma sürecinde bulunmamalarının geçerli bir temele sahip olduğuna hükmetmiştir. Dahası, başvurucu tanıkların soruşturma evresindeki sorgularından haberdar edilmiş ancak başvurucu özgür iradesiyle sorgulara katılmamayı seçmiştir. Bu koşullar göz önünde bulunudurulduğunda, yargılamanın çekişmeli olduğu kabul edilmiştir.

Yüksek Mahkeme, alt mahkemelerin bulgularını Mart 2018’de onamıştır.

Şikayetler, Mahkemenin usulü ve oluşumu

Başvurucu, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) ve (d) (adil yargılanma hakkı/ seçeceği bir müdafinin yardımından yararlanmak/iddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek) maddesine dayanarak, yargılamanın ilk aşamalarında kendisine herhangi bir bilgi verilmediğinden ve mahkumiyet hükmünün duruşmada değerlendirilmesi mümkün olmayan iki tanığın soruşturma evresindeki ifadelerine dayandığından yakınmıştır.

Başvuru İHAM’a 17 Ocak 2020 günü yapılmıştır.

Mahkemenin Kararı

Madde 6 §§ 1 ve 3 (c) ve (d)

Mahkeme, 2015 yılında Schatschaschwili v. Almanya Büyük Daire kararında açıklığa kavuşturduğu bir tanığın kamuya açık bir duruşmaya katılmaması durumunda uygulanacak ilkelerine atıfta bulunmuştur. Mahkemenin özellikle tanığın duruşmada bulunmamasının geçerli bir nedeni olup olmadığını, hazır bulunmayan tanığın ifadesinin “tek ya da belirleyici” olup olmadığı ve söz konusu kanıtların güvenilirliğinin adil ve uygun bir şekilde değerlendirilmesine izin veren yeterli “dengeleyici faktörlerin” bulunup bulunmadığının değerlendirmesi gerekmiştir.

Birinci ilkeye ilişkin olarak Mahkeme, göçmen tanıkların duruşmaya katılmaması ve duruşmada şahsen sorgulanmalarının yerine soruşturma evresindeki ifadelerinin kabul edilmesi için geçerli bir neden olmadığı sonucuna varmıştır. Yetkililere tanıkların adresleri ve kimlik belgeleri sağlanmışsa da başvurucunun aleyhine beyanda bulunmuş tanıkları duruşmada sorguya çekmesine ya da sorguya çektirmesine ilişkin herhangi bir adım atılmamıştır. Başvurucunun davasına dahil olan tüm Devletler, Avrupa Birliği Üye Devletleri Arasındaki Cezai Konularda Karşılıklı Adli Yardım Anlaşması’nın imzacısıdır ve tanıkların duruşmada bulunmasını güvence altına alan spesifik bir yol bulunmaktadır.

İkinci ilkeyle ilgili olarak, göçmen tanıklar tarafından verilen ve temyiz mahkemeleri tarafından “çok önemli” kabul edilen deliller, savunmayı engelleyebilecek kadar belirgin bir ağırlığa sahipti.

Son olarak, üçüncü ilkeyle ilgili olarak, yerel mahkemeler, başvurucunun göçmenlerin duruşma öncesi sorguya çekmesi hakkında bilgilendirildiği, ancak özgür iradesiyle sorgulamaya katılmamaya karar vermesi nedeniyle çekişmeli yargılama hakkına saygı gösterildiğini değerlendirmiş ve Hükümet de bu yönde iddialarda bulunmuştur. Başvurucunun geçerli biçime haklarından feragat ettiği kanaatine varılmıştır.

Ancak Mahkeme, başvurucunun bu seçiminin hiçbir şekilde aleyhindeki tanıkları sorguya çekme veya sorguya çektirme hakkından tam bir feragat olarak kabul edilemeyeceğine karar vermiştir. Göçmenlerin sorgulanmasıyla ilgili herhangi bir talimat, kendisine soruşturma evresinde ifadelerinin yazıya döküldüğü ve önceden basılmış formların ilk sayfaları olarak verilmiştir. Ayrıca, başvurucunun haklarını kullanmamasının sonuçları konusunda kendisine herhangi bir kişiselleştirilmiş tavsiye verilmemiştir.

Yetkililerin bu eylemsizliği, göçmenlerin daha sonra başvurucunun duruşmasına katılamayacaklarının kendileri için açık olması gerektiği ve başvurucunun duruşmanın ilk oturumunda hukuki konuları anlamadığını belirtmesi nedeniyle ağır niteliktedir.

Bu temelde, başvurucunun bu seçimi haklarından feragat oluşturmuş olsa bile, asgari güvenceler sağlanmamıştır.

Mahkeme, başvurucunun, yeterli gerekçe veya dengeleyici faktörler olmaksızın, mahkumiyetinde önemli bir ağırlık taşıyan tanıkları sorguya çekme veya sorguya çektirme olanağından yoksun bırakıldığı sonucuna varmıştır. Buna göre, başvurucunun aleyhindeki yargılamalar, 6 §§ 1 ve 3 (d) maddelerini ihlal oluşturmaktadır ve bir bütün olarak adil değildir.

Bu tespit ışığında Mahkeme, başvurucu tarafından 6 § 3 (c) maddesi uyarınca yapılan şikayetin esasını ayrıca incelemenin gereksiz olduğunu değerlendirmiştir.

Adil Tazmin (Madde 41)

Mahkeme, Slovakya’nın başvurucuya manevi tazminat olarak 5.200 Euro (EUR) ve masraf ve giderler için 1.038 Euro ödemesine karar vermiştir.

From → Haberler

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: