İçeriğe geç

İHAM’ın Hatice Çoban v. Türkiye kararının özet çevirisi: “Başvurucunun basında da çıkan konuşmaları ile polis raporu arasındaki çelişkiler dikkate alınmadan örgüt propagandası suçundan hapis cezası verilmesi, ifade özgürlüğü ihlalidir.”

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM), 29 Ekim 2019 tarihli Hatice Çoban v. Türkiye davasında İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin 10. maddesinin (ifade özgürlüğü) ihlal edildiğine karar vermiştir.

Dava, başvurucu Çoban’ın yaptığı bir konuşma nedeniyle terör örgütü lehine propaganda yapmak suçundan mahkum edilmesine ilişkindir. Mahkeme, ifade özgürlüğüne müdahalenin orantılılığını değerlendirirken, yapılan işlemlerin adilliğinin ve gerekli usûlî güvencelerin sağlanmasının dikkate alınması gereken faktörler olduğunu yinelemiştir.

Mahkeme, ulusal mahkemelerin, mahkumiyetini desteklemek için kullanılan ana delilin güvenilirliğini ve doğruluğunu sorgulayan Çoban’ın ortaya koyduğu ilgili argümanları ele almadığını saptamıştır. Yargıtay, özetle Ağır Ceza Mahkemesi’nin bulgularını, Çoban tarafından öne sürülen argümanları daha dikkatli incelemeden onaylamıştır. Bu nedenle, yerel mahkemeler, Sözleşmenin 10. maddesi uyarınca söz konusu çeşitli menfaatleri değerlendirme görevlerini yerine getirmemişlerdir.

Kararın tamamını buradan, Efekan Sadak tarafından yapılan özet çevirisini aşağıdan okuyabilirsiniz.

Hatice Çoban v. Türkiye, Başvuru no. 36226/11, Karar tarihi: 29.10.2019

Daha fazlasını oku…

Ekim 2019 – İHAM Kararları Bülteni

Merhaba,

Ekim 2019 içinde çıkan 12’si Türkiye’ye karşı 25 İHAM kararının özetlerinin yer aldığı bülten yayında. Bu bülteni İdil Özcan, Esin Bozovalı, İrem Şanlı, Gözde Engin, Polat Yamaner, Alp Cerrahoğlu, Ramazan Demir ile birlikte hazırladık. 

Önümüzdeki ay görüşmek üzere.

Daha fazlasını oku…

Finlandiya’da kültürel haklarla ilgili önemli karar: Sámiler balıkçılık haklarıyla ilgili davayı kazandı

Finlandiya’nın Lapland bölgesinde bir mahkeme, kuzey nehirlerinde balık avlamak için Sámi halkının bir izin satın almasına gerek olmadığına çünkü bunu yapma haklarının Fin anayasası tarafından korunduğuna karar verdi.

Lapland Bölge Mahkemesi, Finlandiya’daki yerli halkları için büyük önem taşıyan iki tarihî davada, kuzeyde balıkçılık yapan toplulukların üyesi beş Sámi’nin zafer kazanmasını sağladı.

Anne Nuorgam, Heidi Eriksen, Kati Eriksen ve 17 yaşındaki oğulları, 2017 Yaz’ında, lisansları olmadan Vetsijoki nehrinde balık avlamaya gitti. Kanuna göre, taşradaki kaynakların yönetiminden sorumlu kamu şirketi Metsähallitus’tan gerekli izinleri almış olmaları gerekiyordu.

Daha sonra grup kendilerini yetkili birimlere şikâyet etti ve böylece olay, görülmek üzere bir mahkemenin önüne gelebildi.

Esko Aikio ile ilgili ayrı bir dava da aynı anda görüldü. Aikio, yine kuzey Lapland’daki Utsjoki nehrinde av sezonu dışında ağla somon avlarken yakalanmıştı.

Her iki davada da suçlamalar düşürüldü ve mahkeme Sámilerin eyleminin, Anayasa tarafından korunan kültürel haklarını kullanmaktan ibaret olduğuna hükmetti: ve balık avlamak için özel bir izne ihtiyaçları olmadığına. Daha fazlasını oku…

İHAM’ın Natig Jafarov v. Azerbaycan kararının çevirisi: “Muhalif lideri anayasa değişikliği referandumu sırasında inandırıcı deliller olmadan tutuklamak, cezalandırma ve demokrasiyi boğma amacı taşır.”

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin (İHAM) 7 Kasım 2019 tarihli Natig Jafarov v. Azerbaycan kararı, Bay Jafarov’un anayasa değişikliği referandumu sırasında inandırıcı deliller bulunmadan gözaltına alınması, tutuklanması ve mahkemede metal bir kafese kapatılması ile ilgilidir.

Başvurucunun davası, Mahkemenin daha önce incelemiş olduğu Azerbaycan’daki diğer muhalefet ve sivil toplum aktivistlerinin davalarına benzer özelliktedir.

Mahkeme özel olarak, başvurucuya karşı ceza davası açılması için herhangi bir temel bulunmadığını ve başvurucunun bir suç işlediğinden şüphelenmek için inandırıcı sebepler bulunmaksızın gözaltına alındığını ve tutuklandığını tespit etmiş ve Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının c bendinin ve 4. fıkrasının ihlal edildiğine karar vermiştir. 

Mahkeme, başvurucu gibi muhalefet ve sivil toplum aktivistlerinin faaliyetlerinin bastırılması için bir örgü halinde söz konusu tedbirlerin uygulandığını tespit ettiği geçmiş tarihli içtihadını bir kez daha vurgulamıştır. Bu sebeple başvurucuya karşı uygulanan tedbirlerin de gizli bir amaç taşıdığı tespit edilmiştir.

Demokratik tartışma ortamı aracılığıyla önemli bir kamusal fonksiyonu canlandırmaya özgülenmiş muhalif bir siyasetçi olarak başvurucunun tutuklanmasının başvurucu üzerinde yıldırıcı bir baskı kurulduğunu, bu itibarla, söz konusu tedbirler yalnızca başvurucuyu ya da ortak muhalif aktivistleri ya da destekçileri değil; bireysel özgürlüklerin yalnızca kamu yararı için kısıtlanabileceği bir toplum örgütlenmesi olan demokrasinin çekirdeğini etkilemiş durumdadır. Bu suretle, yukarıda belirtilen unsurlar bir bütün olarak alındığında, haksız nitelikteki tedbirlerin arkasında yatan gerçek gizli amacın başvurucunun aktif politik faaliyetlerinden ötürü cezalandırılması ve referandum kampanyasına muhalefetin bir temsilcisi olarak katılmasının önlenmesi olduğu sonucu çıkmaktadır. Bu nedenle Sözleşme’nin 18. maddesi, 5. maddeyle bağlantılı olarak ihlal edilmektedir.  Daha fazlasını oku…

İHAM’ın J.D. ve A. v. Birleşik Krallık kararının çevirisi: “Devletin kira yardımını azaltması nedeniyle şiddet mağduru bir kadını korunaklı bir evden çıkıp daha küçük/az odalı bir ev tutmaya zorlamak mülkiyet hakkıyla bağlantılı ayrımcılık yasağı ihlalidir”

İHAM, 24 Ekim 2019 tarihli J.D. ve A. Birleşik Krallık kararında, ‘yatak odası yasası’ olarak bilinen yeni vergi yasasıyla devletin kira yardımını azaltması nedeniyle ev içi şiddet mağduru bir kadını ve çocuğunu korunaklı bir evden çıkıp daha küçük/az odalı bir ev tutmaya zorlamanın mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak ayrımcılık yasağı ihlali olduğuna karar verdi. İstanbul Sözleşmesi’ne de referans verilen kararda özetle “her devletin, şiddet mağduru kadınları fiziksel ve psikolojik şiddete uğrama riskiyle karşı karşıya kalmayacakları bir evde oturmalarını sağlama yükümlülüğü var” deniyor.

Bu önemli kararı Polat Yamaner çevirdi. Kararın tamamını buradan okuyabilirsiniz.

J. D. ve A. v. Birleşik Krallık, Başvuru no. 32949/17 ve 34614/17, Karar tarihi: 24.10.2019

Dava, başvurucuların sosyal konut sektörü kapsamında aldıkları konut kira yardımları için öngörülen yeni kuralların (gayri resmi adıyla “yatak odası vergisi”), başvurucuların özel durumları sebebiyle ayrımcılık teşkil ettiği iddiasına dayanmaktadır: birinci başvurucu engelli kızına bakmakta, ikinci başvurucu ise ev içi şiddet mağdurudur. Her iki başvurucu da kullanıcı tanımlı evlerde yaşamaktadır.[1]

Mahkeme, yeni düzenleme ile birlikte eğer kiracılar kanun kapsamında hakları olan yatak odası sayısından daha fazla yatak odası olan bir evde kalıyorlarsa aldıkları kira yardımında düşüş olacağını, böylece evlerinden taşınmaları için teşvik edilerek başvurucuların söz konusu düzenlemeden özel olarak etkilendiğini tespit etmiştir. Daha fazlasını oku…

Ukrayna Anayasa Mahkemesi avukatların müvekkil temsil etme konusundaki münhasır hakkını ortadan kaldıran kanun tasarısını anayasaya uygun buldu

Mahkeme’nin basın bürosu kararı bir açıklamayla duyurdu.

Açıklamada “Ukrayna Anayasa Mahkemesi avukatların münhasır hakkının ortadan kaldırılmasıyla ilgili görüşünü yayınladı. Ukrayna Anayasa Mahkemesi, Ukrayna Anayasası’nı (avukatların münhasır hakkının ortadan kaldırılmasıyla ilgili olarak) değiştiren kanun tasarısının Ukrayna Anayasası’nın 157 ve 158. maddelerindeki gerekliliklerle uyumlu olduğuna karar verdi” dendi.

Parlamento, Anayasa Mahkemesi’nden Devlet Başkanı Volovymyr Zelenskyy’nin Eylül ayında avukatların münhasır hakkını lağveden 1013 sayılı kanun tasarısının Anayasa’ya uygunluğunu denetlemesini talep etmişti.

Avukatların münhasır hakkı eski devlet başkanı Petro Poroshenko’nun yargı reform sırasında 2016 yılında kabul edilmişti.

Bu düzenlemeye göre, 1 Ocak 2019’dan itibaren vatandaşların her seviyedeki mahkemelerdeki çıkarları ancak avukatlar tarafından temsil edilebiliyor.

Kaynak: Ukrainian News

İHAM’ın Polyakh ve Diğerleri v. Ukrayna kararının çevirisi: “Temizleme yasası”yla kamu görevlilerinin sorumluluklarına bakılmadan isimleri yayınlanarak ihraç edilmesi ve davaların 4.5 yıldan uzun sürmesi, adil yargılanma ve özel hayata saygı hakkı ihlali”

İHAM, 17 Ekim 2019 tarihinde yayımladığı Polyakh ve Diğerleri v. Ukrayna kararında, eski Hükümet dönemindeki gerçek sorumluluklarına bakılmaksızın kamu görevlilerinin isimleri bir sitede yayımlanarak mesleklerinden ihraç edilmesini ve davalarının uzun süre boyunca sonuçlanmamasını adil yargılanma hakkına ve özel hayata saygı hakkına aykırı buldu. 

Türkiye açısından da önemli sonuçlar doğuracak bu önemli kararı İdil Özcan çevirdi. Kararın tamamını buradan, İdil’in çevirisini aşağıdan okuyabilirsiniz. 

Daha fazlasını oku…

İHAM’ın Deli v. Moldova kararının özet çevirisi: “Avukatın duruşma sırasında tartıştığı hakimin tarafsız hareket etmediği yönündeki şikayetinin dikkate alınmaması, adil yargılanma hakkı ihlali”

İHAM, 22 Ekim 2019 tarihinde verdiği Deli v. Moldova Cumhuriyeti kararında, hakim bağımsızlığına ilişkin önemli bir ihlal bularak, Sözleşmesi’nin 6. maddesinin 1.fıkrasının (adil yargılanma hakkı) iki kez ihlal edildiğine hükmetti.

Dosya bir taraftan, avukat ile hakimin duruşma sırasında aralarında geçtiği iddia edilen tartışma ve avukatın bunun sonucunda, hakimin kendisine ve müvekkiline karşı taraflı hareket edilmesinden çekince duyması, bir diğer taraftan ise hakimin, mahkemede düzeni sağlamaya çalıştığı sırada avukatın düzeni bozucu hareketleri ile karşı karşıya kalması ile ilgilidir. Avukat (dosya kapsamında Başvurucu) hakaret suçu ile mahkumiyetine ve hakimin taraflı hareket ettiğine yönelik olarak şikayette bulunmuş, yargılamayı ulusal mahkemelerin önüne taşımıştır. Ancak başarıya ulaşamamıştır.

Mahkeme özellikle, bağımsız bir gözlemci olarak hakimin tarafsızlığı bakımından meşru çekincelerin varlığına işaret etmektedir. Yerel mahkemeler, Başvurucu’nun taraflı davranıldığı iddialarını, olayları analiz etmeksizin veya gerçekten temellendirmeksizin bir bütün olarak değerlendirmiştir. Ayrıca, Başvurucunun mahkemeye hakaret ettiği yönünde hüküm kurulurken, hakimin hem savcı hem de hakim rollerini üstlenmesi sebebiyle usulen bir yetersizlik olduğu görülmektedir.

Mahkeme ayrıca, suçun niteliği ve hakim aleyhinde bulunulan iddiaların doğası gereği, Başvurucunun şahsen dinlenilmesi gerekmesine karşılık, Temyiz Mahkemesi’nin ilk derece mahkemesinde vuku bulan hakaret etme vakasını incelerken Başvurucu’nun uygun bir şekilde dinlenilmesi noktasında yetersiz kaldığına hükmetmiştir.

Kararın tamamını buradan, Alp Cerrahoğlu tarafından basın özeti üzerinden yapılan özet çevirisini aşağıdan okuyabilirsiniz. Daha fazlasını oku…

İHAM’ın Lewit v. Avusturya kararının özet çevirisi: “İsmi açıkça geçmese de aralarında başvurucunun da olduğu Holokost mağdurlarına iftira ve hakaret eden makaleler yazılması, 8. madde ihlali”

İHAM’ın 10 Ekim 2019 tarihinde Avusturya’ya karşı verdiği Lewit kararında başvurucu, kendisinin de bulunduğu toplama kampından kurtarılan tutsaklar hakkındaki bir makalede, “katiller”, “suçlular”, “veba” gibi iftira ve hakaret içerikli ifadeler kullanıldığını ileri sürerek tazminat davası açmıştır. Ancak başvurucunun talepleri yerel mahkemeler tarafından reddedilmiştir.

Yerel mahkemeler, bahsi geçen kamptan kurtarılan kişilerin sayısının çok fazla olduğundan (1945 yılında yaklaşık 20,000 kişi) ve dolayısıyla başvurucunun ilgili makaleden kişisel olarak etkilenmiş olamayacağından bahisle başvurucunun dava ehliyeti bulunmadığına hükmetmiş ve davayı reddetmiştir.

Mahkeme ise, öncelikle başvurucu ismen yazıda yer almasa dahi, başvurucunun kamptan kurtulan diğer kişilerle birlikte bir grup teşkil ettiğine, mevcut davanın başvurucunun özel hayatı kapsamına dahil olduğuna ve dolayısıyla Madde 8’in uygulanabilir olduğuna ve yerel mahkemelerin başvurucunun özel hayatına dair iddialarını etraflıca incelemeye yönelik Madde 8 altındaki usuli yükümlülüklere uymadığına ve Madde 8’in ihlal edildiğine hükmetmiştir.

Kararın tamamını buradan, İdil Özcan tarafından yapılan özet çevirisini ise aşağıdan okuyabilirsiniz.

 

Daha fazlasını oku…

İHAM’ın L.P ve Carvalho v. Portekiz kararının özet çevirisi: “Avukatların, baktıkları davalarda görev alan hakimleri şikayet ettikleri için hakimlere tazminat ödemesine karar verilmesi, ifade özgürlüğü ihlali.”

İHAM, 8 Ekim 2019 tarihinde yayınladığı L.P. ve Carvalho v. Portekiz kararında avukatların mesleki faaliyetleri sebebiyle para cezasıyla da olsa cezalandırılmasını, ifade özgürlüğüne aykırı buldu. 

Kararın tamamını buradan, avukat Ramazan Demir tarafından basın özeti üzerinden yapılan çevirisini aşağıdan okuyabilirsiniz.

L.P. ve Carvalho v. Portekiz, Başvuru no. 24845/13 ve 49103/15, Karar tarihi: 08.10.2019

Başvuru Konusu Olayların Özeti

Başvurucular L.P. ve Pedro Carvalho, 1965 ve 1971 doğumlu Lizbon ve Guimaraes’de yaşayan iki Portekizli avukattır. 2008 yılında L.P.  Yüksek Yargı Konseyi’ne (HCJ) bir mektup göndererek hakim A.A.’nın yürüttüğü bir ön inceleme duruşmasında meydana gelen birtakım usuli aykırılıklardan şikayet etmiştir. Bilhassa “bir hakim ve savunma avukatı arasındaki büyük aşinalığa” dikkat çekmiştir. HCJ bu şikayet ile ilgili herhangi bir işlem yapmamaya karar vermiştir. Hakim A.A. da sonrasında şeref ve haysiyetine saldırı yapıldığı gerekçesiyle L.P. hakkında iftira atmaktan şikayetçi olmuştur. 2012 yılında Lizbon Temyiz Mahkemesi, hakime yapılan suçlamanın kabul edilebilir eleştiri sınırlarını aştığı gerekçesiyle L.P.’nin 5.000 Euro ödemesine karar vermiştir. L.P’nin bu karara karşı yaptığı itiraz başarısız olmuştur.    

2009 yılında, bay Carvalho tarafından temsil edilen Romalı iki kişi, kendilerine karşı hakim A.F. tarafından verilen bir kararda yapılan değerlendirmelerden dolayı iftira ve ırk ayrımcılığı yapıldığı gerekçesiyle hakimden şikayetçi olmuşlardır. Savcılık tarafından soruşturmanın kapatılmasından sonra, bay Carvalho tarafından temsil edilen aynı iki kişi hakime karşı 10.000 euro talepli hakaret davası açmışlardır. Bu talep Guimaraes Temyiz Mahkemesi tarafından açıkça dayanaktan yoksun bulunmuştur. Bunun üzerine hakim 2011 yılında bay Carvalho’ya, kendisine karşı açıkça dayanaktan yoksun olduğunu bildiği bir konuda ceza soruşturması açtığı gerekçesiyle 10.000 Euro talepli dava açmıştır. Bay Calvalho, faizi ile birlikte 10.000 Euro tazminat ödemeye mahkum edilmiştir. Daha fazlasını oku…