İçeriğe geç

12 Eylül darbesinden sonra kışlada ölü bulunan kişiyle ilgili başvurucuların uzun süre hareketsiz kalması ve zaman bakımından yetki nedeniyle kabul edilemezlik bulunan İHAM’ın Çelik v. Türkiye kararının çevirisi

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM), 1980 darbesinden sonra askeri kışlada asılı halde ölü bulunan İrfan Çelik’in ölümüyle ilgili başlatılan soruşturmada 1985 yılında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesini; bu karardan 24 yıl sonra, 2009 tarihinde yeniden suç duyurusunda bulunmasını dikkate alarak, başvurucunun aradan geçen 24 senede hareketsiz kalması ve Türkiye’nin İHAM’a bireysel başvuru hakkını tanıdığı 28 Ocak 1987 tarihinden önce meydana gelen olaylar nedeniyle ihlal iddialarını incelemeye zaman yönünden (ratione temporis) yetkili olmadığı sonucuna varmıştır.

Fransızca yazılan kararı buradan okuyabilirsiniz. Kararın Türkçe çevirisi, Muhammed Canpolat tarafından yapıldı. 

Daha fazlasını oku…

FORUM – Av. Benan Molu – AYM ve İHAM Kararlarıyla Avukatlara Yönelik Yargı Tacizi ve Çoklu Baro Değişikliği Teklifi

akp-coklu-baro-teklifini-meclis-baskanligina-sunduAYM ve İHAM Kararlarıyla Avukatlara Yönelik Yargı Tacizi ve Çoklu Baro Değişikliği Teklifi

Av. Benan Molu – İstanbul Barosu

Çoklu baro ve Barolar Birliği’nin seçim usullerinde değişiklik getiren teklif, 30 Haziran 2020 tarihinde Meclis’e sunuldu. [1]  Baroların özellikle son yıllarda işkence, gözaltında kayıplar, kadına yönelik şiddet, mülteciler, LGBTİQ+ hakları, kayyım atamaları gibi konularda yaptıkları açıklamalar ve hazırladıkları raporlar, ayrı ayrı ve birlikte sergiledikleri kıymetli mücadele, onları da hedef haline getirdi ve İstanbul, İzmir, Ankara ve Diyarbakır barolarının Diyanet’in LGBTİQ+ topluluğuyla ilgili açıklamalarını kınaması, “bardağı taşıran son damla” oldu.

Bunun üzerine barolara soruşturma açıldı ve Avukatlık Kanunu’nda baroların ve Türkiye Barolar Birliği’nin yapısında değişiklikler yapılması gündeme geldi. Bu konu Adalet Bakanlığı tarafından yalanlansa da çok geçmeden Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın talimat verdiği ve AKP içerisinde yeni bir düzenlenme hazırlandığı kesinleşti.

Daha fazlasını oku…

FORUM – Efekan Sadak – ABD Yüksek Mahkemesi, kürtaja erişimi zorlaştıran Louisiana yasasını anayasaya aykırı buldu: June Medical Services, LLC v. Russo kararı hakkında düşünceler

Efekan Sadak

Women on Waves

Amerika Birleşik Devletleri Yüksek Mahkemesi’nin 1973 yılındaki Roe v. Wade kararıyla birlikte kadınların kürtaja erişimi anayasal hak statüsündedir. Bu karar esas olarak ABD Anayasa’sının 14. Ek Maddesi’ne (bütün vatandaşların haklarının eşit korunması prensibi) dayanmaktadır. Gerekçeli karar kapsamında, devletin bu haklara saygı gösterirken hem hamile kadının sağlığını, hem de insan hayatı potansiyelini koruma sorumluluğu olduğunu vurgulanmıştır. Bu bağlamda, güvenli kürtaja erişim anayasal bir hak olmakla beraber, hakkın kullanımı sınırsız değildir. Her eyalet hakkın özünü ortadan kaldırmayacak şekilde düzenlemeler yapabilmektedir. Cumhuriyetçi eyaletler tarafından ortaya konulan düzenlemeler ise çeşitli kisveler altında kürtaja erişimi zorlaştıran düzenlemeler olarak tezahür etmektedir.

ABD Sağlık Hukuku uyarınca, doktorların kabul yetkisi (admitting privilege), tıbbi hizmet sağlayıcılarının hastaları belirli bir hastaneye kabul etmelerini ve bu hastanede kişisel olarak belirli tıbbi hizmetler sunmalarını sağlar. Kürtaj servisi bağlamında kabul yetkisi gereklilikleri, uzun süredir devam eden hasta güvencelerine çok az katkı sağlamakla birlikte, hastanelerin kürtaj servisi sağlayıcılarının bölgede hizmet sunmaya devam edip edemeyeceği konusunda veto yetkisini etkili bir şekilde temsil etmektedir. 2018 yılında Ulusal Bilimler Akademisi kabul yetkisi de dahil olmak üzere kürtaj servisinde tıbbi olarak gereksiz kısıtlamaların gecikmelere neden olduğunu ve kaliteli kürtaj servisine erişimi tehdit ettiğini tespit etmiştir.

Daha fazlasını oku…

Ermenistan’da iktidar Anayasa Mahkemesi’ni kendi istediği gibi şekillendirmek istiyor

Yeni hamle, hükûmetin yargı sistemini siyasetten arındırmak isterken, aslında yeniden siyasete alet ettiği suçlamalarına neden oldu.

Ermenistan’da iktidar partisi, ülkenin en üst mahkemesinin dokuz yargıcından üçünün görevine derhal son veren bir anayasa değişikliğini meclisten geçirdi.

Yeni yasa, meclisteki iki muhalefet partisi tarafından boykot edilen 22 Haziran’daki acil toplantıda oybirliğiyle geçti.

Başbakan Nikol Pashinyan ve destekçilerinin, eski rejime sadık yargıçlarla doldurulduğunu iddia ettikleri Ermenistan yargı sistemini yeniden şekillendirmek için giriştikleri son hareket bu hamle oldu. Pashinyan, özellikle Anayasa Mahkemesi’nin “halktan çok Serzh Sargsyan’ın yolsuz rejimini temsil ettiğini ve gitmesi gerektiğini” ifade etti.

Daha fazlasını oku…

Haziran 2020 – AYM Kararları Bülteni

Merhaba,

Anayasa Mahkemesi tarafından Haziran 2020’de yayımlanan önemli kararların yer aldığı bülten yayında. 

Sağlıklı günler, önümüzdeki ay görüşmek üzere. 

Daha fazlasını oku…

İHAM’ın Munteanu v. Moldova kararının çevirisi: “Devletin, kadının ve çocuğun koruma kararlarına aykırı davranan eş tarafından ev içi şiddete maruz kaldığını bilmesine rağmen gerekli adımları atmaması, insanlıkdışı muamele ve ayrımcılık yasağının ihlalidir.”

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM), Munteanu v. Moldova Cumhuriyeti kararında, kocasından ev içinde şiddet gören birinci başvurucunun ve bu şiddete tanıklık eden ve kendisi de babasından şiddet gören ikinci başvurucunun, İHAS’ın 3. maddesinde ve 3. maddeyle bağlantılı olarak 14. maddesinin kapsamındaki haklarının ihlal edildiğine karar vermiştir. 
 
Mahkeme, uygulanan düzenli şiddetin yarattığı korkunun, birinci başvurucunun kendisini eziyet altına hissetmesine  sebebiyet verecek kadar ciddi olduğunu, Sözleşme’nin 3. Maddesi kapsamında insanlık dışı muamele seviyesine ulaştığını söylemiştir. Mahkeme, Moldova’nın yerel makamlarının devlet dışı aktörler tarafından gerçekleştirilen şiddeti de önlemek için Madde 3 kapsamındaki pozitif yükümlülüklerini yerini getirmediğine karar vermiştir. Mahkeme, yerel makamların (polis ve mahkemeler) tamamen pasif olmamalarına rağmen, aldıkları tedbirlerin, faili, başvuruculara daha fazla şiddet uygulamaktan alıkoymadığı için (2011-2012 yılları arasında I.M. birinci başvurunun çenesini kırmış, bıçakla yaralamış ve sağlık raporları ile kayıt altına alınan daha farklı darplara da sebep olmuştur) ilgili makamların Sözleşmenin 3. Maddesi kapsamındaki yükümlülüklerini yeri getirmediklerini tespit etmiştir.
 
Mahkeme, Sözleşme’nin 3. Maddesi ile birlikte Sözleşme’nin 14. Maddesi (Ayrımcılık Yasağı) kapsamında da ihlal bulmuştur. Mahkeme, birinci başvurucunun, şikayetlerini (not alan fakat harekete geçmeyen, destek vermeyi reddeden ve benzer şekillerde) ciddiye almayan ve başvurucuyu “iyi davranarak” ailesini bir arada tutmaya ikna etmeye çalışan polisler ve sosyal hizmetler görevlilerinin, genel olarak yerel makamların tutumlarının ev içi şiddete yol açan bir iklim yarattığını ortaya koydu. Moldova mahkemelerinin kararlarında “mağdurun ahlaksız hareketlerinin, suçları tahrik ettiğine” yaptıkları atıf ve birinci başvurunun I.M.’nin şiddetini tahrik ettiğine ilişkin söylemleri de Mahkeme, kadın olan birinci başvurucunun uğradığı ayrımcılığı açıklarken dikkate almıştır.
Kararın tamamını buradan okuyabilirsiniz. Kararın tamamı, av. Benan Molu ve av. İpek Bozkurt tarafından Türkçe’ye çevrilmiştir. Çeviriyi buradan okuyabilirsiniz. 

FORUM #Pride2020 – Av. Okan Altekin – Kurumsal Nefret ve Barolarda LGBTİ+ Hakları Mücadelesi

“Bu yıl Onur Haftası etkinlikleri, COVID-19 salgını nedeniyle tarihinde ilk kez çevrimiçi olarak düzenleniyor. Biz de Onur Haftasını bu yıl LGBTİ+ topluluğuna yönelik artan nefrete karşı, 22-28 Haziran arası her gün Kaos-GL, SPOD, CİSST ve Diyarbakır Barosu’nda mücadele eden avukatların yazılarına ve İHAM karar çevirilerine yer vererek kutlamak istedik. LGBTİ+ hakları, insan haklarıdır.”

DBKKurumsal Nefret ve Barolarda LGBTİ+ Hakları Mücadelesi

Av. Okan Altekin, Diyarbakır Barosu

“Yüzleşilen her şey değiştirilemez belki ancak hiçbir şey yüzleşilmeden değiştirilemez.” James Baldwin

Türkiye’de, LGBTİ+ların varoluşlarının, eşit yurttaşlık taleplerinin görmezden gelinmesi, kapsayıcı ayrımcılık mevzuatının olmaması ve cezasızlık politikaları nefret söylemi ve nefret suçlarına sebebiyet vermektedir. Çok yakın geçmişte Diyanet İşleri Başkanı’nın homofobik ve transfobik[1] nefret söylemi içeren sözleri; Diyarbakır Barosu, Ankara Barosu, İzmir Barosu ve İstanbul Barosu’ndan bu nefret söylemine yönelik yapılan kınamalar ve daha sonra yaşanan tartışmalar da kurumsal nefretin geldiği boyutları göstermesi açısından önem teşkil etmektedir. Şüphesiz kurumsal nefretle mücadele etmek nefret söylemi ve nefret suçlarının politik bağlamını anlamak ve tereddütsüz karşısında durmakla mümkündür.

Daha fazlasını oku…

FORUM #Pride2020 – Viyan Kınalı – İnsan Hakları Perspektifinden Türkiye’de Trans Mahpuslar

“Bu yıl Onur Haftası etkinlikleri, COVID-19 salgını nedeniyle tarihinde ilk kez çevrimiçi olarak düzenleniyor. Biz de Onur Haftasını bu yıl LGBTİ+ topluluğuna yönelik artan nefrete karşı, 22-28 Haziran arası her gün Kaos-GL, SPOD, CİSST ve Diyarbakır Barosu’nda mücadele eden avukatların yazılarına ve İHAM karar çevirilerine yer vererek kutlamak istedik. LGBTİ+ hakları, insan haklarıdır.”

Görselİnsan Hakları Perspektifinden Türkiye’de Trans Mahpuslar

Viyan Kınalı – Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği

Renkleriyle, neşesiyle, umuduyla yaklaşan Onur Haftası, her bedende özgürlüğü ve aşkı yeniden talep ediyor. Çoktan yerine getirmeleri gereken bir yükümlülüğü, her yıl daha güçlü bir şekilde otoritelere hatırlatmakta: “Bütün insanlar özgür, onur ve haklar bakımından eşit doğarlar.” 1969 Stonewall’dan bu yana sokakları bırakmayanlar ya da doğduğu andan beri direnişte olanların mirasıyla, nihayet bir yanı bahar bahçe Onur Haftasının. Nefret ve ayrımcılık karşısında incinen, eksilen, tutunamayan, yaprak döken yanı için ise milyonlar “Bir daha asla” kararlılığıyla, yeniden ayakta.

Gücü ve haklılığıyla bu mücadele geleneği, her yıl daha büyük kazanımlarla sokakları gökkuşağına boyarken; bir yandan hala gasp edilen hayatlarını geri almak için, onurlu bir var oluş için savaş vermeye devam ediyor. Tarihten tırnaklarla sökülüp alınan hakların görkemli kutlamaları sürerken, öte yandan henüz alınmamış uzun yollar insanlığın karşısında bir utanç anıtı gibi duruyor. İşte o yollardan belki de en zorlusu, bir kez daha hatırlamak, haykırmak hatta yıkıp baştan yapmak için yeniden dile getirilmeyi bekliyor: Ojenin kamu güvenliğini bozduğu, var olma koşulunun tecrit olduğu, çiçek büyütmenin dahi yasak olduğu hapishaneler ve orada ikili cinsiyet kalıplarına sığmayan onurlu bedenler. LGBTİ+ mahpuslar yaşam, sağlık, eşitlik gibi acil taleplerle adalet bekliyor.

Daha fazlasını oku…

İHAM’ın AP, Garçon ve Nicot v. Fransa kararının özet çevirisi: “Doğum belgesindeki bilgileri değiştirmek için kısırlaştırılma veya kısırlaştırma içeren tedavi geçirme zorunluluğu, özel hayata saygı hakkına aykırıdır.”

“Bu yıl Onur Haftası etkinlikleri, COVID-19 salgını nedeniyle tarihinde ilk kez çevrimiçi olarak düzenleniyor. Biz de Onur Haftasını bu yıl LGBTİ+ topluluğuna yönelik artan nefrete karşı, 22-28 Haziran arası her gün Kaos-GL, SPOD, CİSST ve Diyarbakır Barosu’nda mücadele eden avukatların yazılarına ve İHAM karar çevirilerine yer vererek kutlamak istedik. LGBTİ+ hakları, insan haklarıdır.”

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM), transkadın başvurucuların doğum belgelerindeki cinsiyet hanesinin düzeltilmesinin dış görünüşlerindeki değişikliğin geri döndürülemez olması koşuluna bağlı hale getirilmesinin; cinsiyet kimliği bozukluğu veya cinsiyet disforisine ve geri döndürülemez cinsiyet geçiş ameliyatından geçmiş olduğuna ilişkin delil sunma koşuluna bağlanmasının özel hayata saygı hakkının ihlali olduğuna karar vermiştir.

Kararın tamamını buradan okuyabilirsiniz. Kararın basın özetinin çevirisi, İdil Özcan tarafından yapılmıştır.

Daha fazlasını oku…

FORUM #Pride2020 – Av. Polat Yamaner – Caster Semenya Davası: İnterseks Sporcu Bedenleri Uluslararası Atletizme Sığar Mı?

“Bu yıl Onur Haftası etkinlikleri, COVID-19 salgını nedeniyle tarihinde ilk kez çevrimiçi olarak düzenleniyor. Biz de Onur Haftasını bu yıl LGBTİ+ topluluğuna yönelik artan nefrete karşı, 22-28 Haziran arası her gün Kaos-GL, SPOD, CİSST ve Diyarbakır Barosu’nda mücadele eden avukatların yazılarına ve İHAM karar çevirilerine yer vererek kutlamak istedik. LGBTİ+ hakları, insan haklarıdır.”

caster-semenya-gender-ellison_pvwfbyCaster Semenya Davası: İnterseks Sporcu Bedenleri Uluslararası Atletizme Sığar Mı?

Av. Polat Yamaner – SPOD Hukuk Ekibi

[Bu yazı ilk olarak Socrates Düşünen Spor Dergisi’nin Temmuz 2019 tarihli 52. sayısında “Caster Semenya Davası” başlığıyla yayınlanmıştır. Yazı, Anayasa Gündemi için yeniden ele alınmış ve atıflar eklenmiştir.]

“Ben Mokgadi Caster Semenya. Ben bir kadınım ve hızlıyım.”

Kadınlar 800 metre dalı için Olimpiyat Oyunları’nda iki altın madalyası, Dünya Atletizm Şampiyonaları’nda üç galibiyeti ve sayısız başka dereceleri bulunan 29 yaşındaki Güney Afrikalı atlet Caster Semenya, bütün bir atletizm kariyerini tehdit eden düzenlemeleri Spor Tahkim Mahkemesi’ne (“CAS”) götüreceğini açıklarken bu sözleri söylemiştir. “Bu hiç adil değil, sadece doğal halimle, doğduğum halimle koşmak istiyorum.”[1]

Bizzat CAS kararında ifade edildiği şekliyle, Caster Semenya “bugün güçlü ve onurlu bir kadın olarak karşımızdadır ve en başarılı ve en meşhur kadın atletlerden biri olarak spor tarihine geçmiştir.”[2] Bununla birlikte Semenya, 18 Haziran 2018’den beri var olduğu haliyle, kendi bedeniyle koşmaya devam etmek için hummalı bir hukuk mücadelesi vermektedir. Bu hukuk mücadelesi, her sporcuya eşit rekabet şartlarının tanınması iddiasıyla, sporcu bedenlerinin cinsiyet kalıplarına uygun hale getirilmesi rejimine karşı bir başkaldırı olarak özetlenebilir.

Bu yazıda ayrıntısıyla aktarılacak olan hukuki süreç, Caster Semenya’nın kromozomik ve hormonal ve yapısı sebebiyle yarışlara katılmasını önleyen Uluslararası Atletizm Federasyonunu (“IAAF”) düzenlemesine karşı CAS’a götürdüğü dava ve devam eden yargılamalara ilişkindir.

Daha fazlasını oku…