İçeriğe geç

Fransız enerji devi Total’e ağır darbe: Anayasa Konseyi biyo-yakıtlar listesinden palm yağını çıkaran kanunu anayasaya uygun buldu

Fransa Anayasa Konseyi, enerji şirketi Total’in yaptığı itirazı reddederek, ülkenin biyo-yakıt projesinden palm yağını çıkaran kanunu anayasaya uygun buldu. Şirket kanunun Fransa’nın güneyindeki üretim tesisini tehlikeye attığını iddia etmişti.

Düzenleme, 2020 Ocak ayından itibaren izin verilen biyo-yakıtlar listesinden palm yağını çıkarıyor ve ilgili vergi avantajlarını da iptal ediyor.

Total, üretime Temmuz’da başlayan La Mede’deki tesisini ham petrol rafinerisinden biyo-yakıt tesisine çevirmek için 300 milyon Avro harcamıştı.

CEO Patrick Pouyanne eğer kanun anayasaya uygun bulunursa bunun, rafineri için 80 milyon Avro’ya kadar zarar anlamına geleceği ve şirketin planlarını yeniden düşünmek zorunda kalacağı uyarısında bulunmuştu.

Anayasa Konseyi, yaptığı açıklamada, “palm yağı üretiminde ve üretimi için dünya çapında büyük oranlarda toprak kullanımında görülen sert artış ve buna bağlı olarak ormansızlaşma ve bataklıkların kurutulması göz önünde bulundurulduğunda” kanunun çevrenin korunmasıyla ilgili kamunun çıkarıyla uyumlu olduğunu ifade etti. Daha fazlasını oku…

FORUM – Av. Esin Bozovalı – Türkiye’deki Suriyeli Mülteciler, “Güvenli Bölge” ve Geri Göndermeme İlkesi

Av. Esin Bozovalı

(Gözden geçirilmiş ve 29 Ekim 2019 tarihinde  yeniden yayınlanmış halidir.)

Gün geçmiyor ki medyada Suriyeli mültecilerin hukuki statüsüne ve onlar hakkında planlanan uygulamalara yönelik dehşet verici bir açıklama yapılmasın. Televizyonların gece matinesi kavga programlarında mesele çoğunlukla bir şekilde mültecilere geliyor ve bu mesele kavgaları alevlendirerek reyting puanlarını artırmakta önemli bir tatlandırıcı rol oynuyor. Her şeyin uzmanı olan bazı hukuk profesörlerinin, siyasetçilerin ve televizyon insanlarının değerli katkıları ile “geçici sığınmacı”, “şartlı sığınmacı”, “göçmen”, “geçici mülteci”, “misafir”, “kardeş”, “kolundan tutulup atılacak kişi”, “(zorunlu) gönüllü geri dönüş yapan kişi” gibi kavramlar etrafta salınıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Birleşmiş Milletler 74. Genel Kurulu’nda Türkiye’de bulunan Suriyeli mültecilere ve düzensiz göçmenlere yapılmış ve yapılacak olan uygulamalara ilişkin yaptığı açıklamalarda “Türkiye-Suriye sınırında derinliği 30 km, uzunluğu 480 km olan bir varış koridor inşa ederek “1-2 milyon” Suriyelinin buraya yerleşmesini sağlayacaklarını” açıklıyor ve bir yandan bu plana da zemin hazırlayacak şekilde Kuzey Suriye’de bir operasyon yürütülüyor.

Bu karmaşanın sonuçları arasında toplumun yanlış bilgilendirilmesi ve mültecilere yönelik nefret söyleminin ve suçlarının artması, mültecilerin Türkiye’de korku içinde yaşaması ve geleceklerine dair verilecek kararları korku ile beklemesi, kayıt olamaması ve temel haklara erişememesi, 9 yaşındaki Vail’in intihar etmesine yol açacak şekilde okulda ayrımcılığa ve zorbalığa uğraması, ülkedeki hukuk düzenlemelerine ve gönüllü geri dönüşe zorlama ya da sınır dışı etme gibi insan haklarına aykırı ve geri döndürülemez nitelikte ağır sonuçlara yol açacak uygulamaların gerçekleştirilmesi gibi durumlar sıralanabilir. Bunca gürültünün arasında ben de meselenin tartışılmasında merkez alınması gerektiğine inandığım mülteci tanımı, geri göndermeme ilkesi, toplu sınır dışı yasağı gibi kavramlara ve Suriyeli mültecilerin Türkiye’deki güncel durumuna ilişkin birkaç özet bilgi ve görüşümü paylaşmak istedim. Daha fazlasını oku…

İHAM’ın Avşar ve Tekin v. Türkiye kararının özet çevirisi: “Ailelerinden uzak cezaevlerine nakledilen mahpusların daha yakın cezaevlerine nakil taleplerinin reddi, özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı ihlalidir.”

İHAM, 17 Eylül 2019 tarihinde Avşar ve Tekin v. Türkiye kararıyla Türkiye’deki önemli sorunlardan biriyle ilgili ihlal kararı verdi. Ailelerinden uzak cezaevlerine nakledilen mahpusların hastalık sebebiyle ya da maddi sebeplerle kendilerini görmeye gelemeyen ailelerine yakın bir cezaevine nakledilme taleplerinin başvurucuların somut koşulları dikkate alınmadan reddedilmesi, Sözleşme’nin 8. maddesi altında özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlali olarak görüldü. 

Kararın Ata Mert Binicioğulları tarafından yapılan özet çevirisini aşağıdan okuyabilirsiniz. 

Avşar ve Tekin v. Türkiye, Başvuru no. 19302/09 ve 49089/12, Karar tarihi: 17.09.2019. Fransızca yazılan kararın tamamını buradan okuyabilirsiniz.

Daha fazlasını oku…

İHAM’ın Iovcev ve Diğerleri v. Moldova ve Rusya kararının özet çevirisi: “Rumence/Moldovca dilinde eğitim görmeyi ve vermeyi tercih eden öğrencilerin, ailelerin ve okul çalışanlarının taciz ve tehdit edilmesi,eğitim hakkı ve özel hayata saygı hakkı ihlalidir.”

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM), 17 Eylül 2019 tarihli Iovcev ve Diğerleri v. Moldova Cumhuriyeti ve Rusya Federasyonu davasında beşi öğrenci, üçü ebeveyn ve ikisi okul çalışanı olmak üzere on başvurucunun Rumence/Moldovca eğitim almayı ve vermeyi tercih etmesi nedeniyle çeşitli baskılara maruz kalmasını eğitim hakkına ve özel hayata saygı hakkına aykırı buldu. 

Başvuru, 2013-2014 yıllarında kendini ‘Moldavya Transdinyester Cumhuriyeti’ (‘MTC’) ilan eden otoritelerin, o bölgede, Latin alfabe kullanan dört Rumence/Moldovca konuşan okula baskı uygulaması hakkındadır. Özellikle, Mahkeme, söz konusu ilgili dönemde Rusya Federasyonu’nun devam eden askeri, ekonomik ve siyasal desteği bakımından ‘MRC’ üzerinde etkin bir kontrolünün olduğuna, böyle bir desteğin olmaması halinde ‘MRC’ nin varlığını sürdüremeyeceğine, başvurucuların hakları üzerinde gerçekleşen müdahale sebebiyle Rusya’nın Sözleşme’den doğan bir sorumluğunun olduğunu belirtmiştir. Buna karşılık, Mahkeme, başvurucuların şikayetlerinde belirttiği üzere Moldova Cumhuriyeti’nin pozitif yükümlülüğünü yerine getirmediğine karar vermemiştir. 

Kararın Mahkeme tarafından yayımlanan basın özetini Alp Cerrahoğlu Türkçe’ye çevirdi. 

Daha fazlasını oku…

İtalya Anayasa Mahkemesi tarihî kararda yardımlı intiharın her zaman suç olarak kabul edilmeyeceğine hükmetti

İtalya’nın en yüksek mahkemesi “dayanılmaz fizikî ve psikolojik acı içerisinde” olan birinin intihar etmesine yardım etmenin her zaman cezalandırılmaması gerektiğine karar verdi.

Anayasa Mahkemesi, “yaşam-destek ünitesine bağlı olarak yaşayan ve tedavi edilemez bir hastalıktan mustarip olan bir hastanın intihar etme isteğini kolaylaştıran” bir kişinin bazı şartlar altında cezalandırılmaması gerektiğine hükmetti.

Mahkeme, hastanın durumunun “onun dayanılamaz olarak kabul ettiği bir fizikî ve psikolojik acı yaratması” gerektiğini söyledi.

Mahkeme’den, beş yıl önce geçirdiği bir trafik kazası sonrası boyundan aşağısı felç olan ve kör kalan DJ Fabo lakaplı müzik prodüktörü Fabiano Antoniani’nin davasına bakması talep edilmişti.

İtalyan Radikal Parti üyesi Marco Cappato, 2017 Şubat’ında Antoniani’yi İsviçre’ye götürmüş ve 40 yaşındayken ölmesine yardım etmişti.

Cappato, haksız bulduğu kanuna dikkat çeken “sivil itaatsizlik eyleminin” ardından İtalyan yetkililere teslim olmuştu. Daha fazlasını oku…

Ağustos ve Eylül 2019 – İHAM Kararları Bülteni

Merhaba,

Adli tatil nedeniyle görece az sayıda İHAM kararıyla – Ağustos ve Eylül aylarında verilen 3’ü Türkiye’ye karşı 12 önemli İHAM kararının yer aldığı bülten hazır. Kadın hukuk fakültesi öğrencileriyle hazırladığımız bu bültende İHAM karar çevirilerini Serde Atalay, İdil Özcan, Gözde Gurbet Engin, İlkay Nadir, Esin Bozovalı ile birlikte yaptık. 

Yaşam Hakkı ve etkili soruşturma yürütme yükümlülüğü

Olewnik-Cieplińska ve Olewnik v. Polonya Başvurusu, Başvuru no. 20147/15, Karar tarihi: 05.09.2019

Başvurucular Danuta Olewnik-Cieplińska ve Włodzimierz Olewnik’in sırasıyla 1974 ve 1949 doğumlu, Drobin’de yaşayan Polonya vatandaşları olması, başvuruculardan birisinin kardeşi diğerinin oğlu olan Krzysztof Olewnik’in 27 Ekim 2001 tarihinde 25 yaşındayken kendi evinden kaçırılmış olması, kaçıranların başvurucularla iletişime geçip fidye istemiş ve sonrasında birçok kez telefon, SMS, sesli mesaj ve mağdurun el yazısıyla yazılmış mektuplarla başvuruculara mağdurun zarar görebileceği veya öldürülebileceğine dair mesajlar iletmiş olmaları, 2006 yılında kaçıran kişinin itirafta bulunması ve Krzysztof Olewnik’in mezarının yerini göstermesi, mağdurun kaçırıldığı bu iki yıllık süre içerisinde boynundan ve bacağından duvara zincirlenmiş, uyuşturulmuş, dövülmüş ve kötü beslenmiş kısacası kötü muameleye maruz bırakılmış olması, on çete üyesinin 2010 yılında nihai bir kararla mahkûm edilmiş olmaları, Gdańsk savcılık makamlarının davada adı geçenlerin çoğuna –gücün kötüye kullanımı için polislere, ihmal için savcılara ve eylemsizlik için yüksek rütbeli sivil memurlara – karşı cezai süreç başlatması, 2009 yılında Sejm’in (Parlemento’nun alt meclisi) kurduğu Parlemento Soruşturma Komitesi’nin 2011 tarihindeki son raporunun “görünür bir tembellik, hatalar, umursamazlık, ve araştırmacıların profesyonel olmayışı kaçırma olayının faillerinin keşfedilememesine ve sonuçta Bay Olewnik’in ölümüne sebep olmuştur” şeklinde sonuçlanmış olması- Daha fazlasını oku…

Polonya polisi LGBT karşıtlarını engelleyerek onur yürüyüşünü korudu

Polisin Lublin’deki bu hareketi tüm Polonya makamları için bir örnek olmalı.

Polonya’nın Lublin kentinde polis, medya kaynaklarına göre yürüyüşü durdurmak ve yürüyüşçülere yumurtayla saldırmak isteyen LGBT karşıtı göstericilere karşı katılımcıları korumak için önlem aldı. Bu tür bir önlem, genel seçimler öncesi LGBT karşıtı söylemlerin yeniden alevlendiği bir dönemde Polonya makamlarının özgür şekilde toplanma haklarını nasıl savunması gerektiği konusunda bir örnek teşkil etmeli.

Son aylarda ateşi körükleyenlerin başında, “cinsiyet ideolojisi” başlığı altında lezbiyen, gay, biseksüel ve transseksüel (LGBT) kişilere ve cinsel ve üreme sağlığı aktivistlerine karşı bir cadı avı geçmişine sahip iktidardaki Hukuk ve Adalet Partisi (PiS) geliyor. Parti, “LGBT ideolojisi” karşıtlığını 13 Ekim seçimlerinin bir parçası yaptı. Partinin önde gelen üyeleri, cinsiyet eşitliğinin ilerletilmesi ve ayrımcılığın bitirilmesi çabalarını “geleneksel” aile değerlerine saldırı olarak gösterdi ve bu tür gerekçeleri kadın ve LGBT hakları savunucularına karşı kullandı.

Ancak, Sheffield Üniversitesi Dijital Medya ve Toplum Bölümü öğretim üyesi Lukasz Szulc’un yazdığına göre “seçim kampanyasının merkezine LGBT konularını koymak hem nefretin hem de dayanışmanın hareketlenmesine sebep oldu.” Gerçekten de son aylarda – çoğu Polonya’daki kuir ve trans bireylerle dayanışmak için yerelden ve yabancı ülkelerden –  yüz binlerce #JestemLGBT (#BenLGBTyim) tweet’i gönderildi. Haftasonu Lublin’deki polis davranışı açık bir mesaj da içeriyor: temel haklar bağnazlığa üstün gelmeli – ve devlet hukukun üstünlüğünün tarafında yer almak zorunda. Daha fazlasını oku…

Peru Devlet Başkanı Kongre’yi feshetti ancak milletvekilleri karara direniyor

Peru’daki siyasal kriz Devlet Başkanı Mertin Vizcarra’nın yolsuzluğu önleyici tedbirlerini engellediğini iddia ettiği Kongre’yi feshetmesiyle daha da derinleşti.

Muhalefetin çoğunlukta olduğu Kongre de buna karşı Vizcarra’yı görevden aldı ve Başkan Yardımcısı’nı Peru’nun yeni lideri olarak belirledi.

Ancak yetkililer kararın geçersiz olduğunu çünkü Meclis’in daha önce kapatılmış olduğunu belirtiyor.

Vizcarra’yı destekleyen yüzlerce kişi kararı kutlamak için başkent Lima’daki Kongre binası önünde toplandı; polis güvenlik önlemleri aldı.

Brezilyalı inşaat şirketi Odebrecht’in de içinde olduğu dev yolsuzluk haberiyle zaten sersemlemiş olan Peru’dan kaotik görüntüler geliyor.

Televizyonda yayınlanan konuşmasında Vizcarra “Peru halkı, elimizden geleni her şeyi yaptık” dedi ve Devlet Başkanı’nın Kongre’yi feshetmesini sağlayan anayasal maddeyi kullandığını açıkladı.

Vizcarra, milletvekillerinin reformlarını kabul etmemesi ve geçen hafta da erken seçim yapılması için hazırlanan kanunu reddetmesi üzerine yeni yasama seçimlerinin yapılabilmesi için bu sert tedbirin zorunlu olduğunu ifade etti. Daha fazlasını oku…

FORUM – Av. Ezel Buse Sönmezocak – 6284 Sayılı Kanun Kapsamında Öngörülen Koruyucu Önleyici Tedbirlerin Masumiyet Karinesi ile İlişkisi Üzerine: Anayasa Mahkemesi’ne Kısa Bir Eleştiri

Ezel Buse Sönmezocak

Koç Üniversitesi Kamu Hukuku Doktora Araştırmacısı, Avukat, Hak Savunucusu

Sayın Sönmezocak’ın bu yazısı daha önce Koç Üniversitesi Anayasa Takip Blogu’nda ve GazeteDuvar’da da yayınlanmıştır. 

İstanbul’da imzaya açılmış olması nedeniyle İstanbul Sözleşmesi olarak da bilinen Kadına Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nin onaylanmasının beşinci yıldönümü olan 1 Ağustos 2019’da, Anayasa Mahkemesi ilginç ve tartışmalı bir karar yayımladı.(1) 6284 sayılı Kanun kapsamında başvurucu aleyhine Aile Mahkemesi tarafından verilen tedbir kararında kullanılan “şiddet uygulayan” ifadesinin başvurucunun masumiyet karinesini ihlal ettiğini saptayan bu karar, anayasa yargısının özellikle “koruyucu-önleyici tedbirlerin” getiriliş amacı ve niteliği konusunda hukuken yanlış yorumu nedeniyle tartışılmaya muhtaç.

S.M. Başvurusu ve Mahkeme’nin Yorumu

Karara konu başvuruda, başvurucunun eski kız arkadaşını sürekli olarak takip ederek rahatsız ettiğinden bahisle başvurucu aleyhine suç duyurusunda bulunulmuş, akabinde Antalya 4’üncü Aile Mahkemesi Hakimliğince 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un 5. maddesi uyarınca başvurucu aleyhine iki ay süreyle geçerli olmak üzere mağdura yönelik tehdit, hakaret ve aşağılamayı içeren söz ve davranışlarda bulunmama ve mağdura yaklaşmamasına yönelik tedbir kararı verilmiştir. Mahkeme, söz konusu tedbir kararında başvurucu için “şiddet uygulayan” ifadesini kullanmıştır. Bu arada, Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı, mağdurun suç duyurusunda bulunmasıyla açılan soruşturmada kamu davası açılması gerektirir nitelikte ve yeterlilikte delil bulunmadığından hareketle kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Daha fazlasını oku…

İHAM’ın Izmestyev v. Rusya kararının çevirisi: “Müebbet hapis cezası alan ve özel rejime tabii cezaevinde olan başvurucunun ailesi ve dış dünya ile haberleşmesinin kısıtlanması, cezaevi-mahkeme arası nakil koşulları, hücresinin sürekli kamerayla izlenmesi 3. ve 8. madde ihlali”

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM), 27 Ağustos 2019 tarihinde Rusya’ya karşı verdiği Izmestyev kararıyla müebbet hapis cezası alan ve özel rejime tabi bir cezaevinde tutulan başvurucunun 30 Kasım 2007 – 6 Kasım 2011 tarihleri arasındaki cezaevi koşullarını ve cezaevinden – adliyeye, adliyeden cezaevine getirilip götürülürkenki koşullarını Sözleşme’nin 3. maddesinde düzenlenen insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele yasağına; başvurucunun üç yıldan uzun bir süre basmakalıp gerekçelerle tutukluluk halinin devamına karar verilmesine neden olarak gösterilen gerekçelerin süre de dikkate alındığında yeterli olmadığına, bu nedenle Sözleşme’nin 5. maddesinin 3. fıkrasına; ‘çok gizli’ denilen dört evrak nedeniyle duruşmaların kameraya alınarak kapalı yürütülmesinin adil yargılanma hakkına ve son olarak, başvurucunun tutulduğu hücrenin 24 saat boyunca kamera tarafından izlenilmesi, ailesi ve dış dünya ile iletişimin kısıtlanmasının özel hayata ve aile hayatına saygı hakkına aykırı olduğuna karar verdi.

Fransızca yazılan karara buradan, bu uzun kararı oldukça titiz ve neredeyse bire bir şekilde Türkçe’ye çeviren yüksek lisans öğrencisi Muhammed Canpolat’ın çevirisini buradan okuyabilirsiniz.