Skip to content

Kadir Has Üniversitesi’ndeki “1961 Anayasası Hazırlık Süreci” adlı söyleşide tuttuğum notlar

by 17/02/2012

15 Şubat Çarşamba günü Kadir Has Üniversitesi’nin Cibali Kampüsü’nde düzenlenen 1961 Anayasası Hazırlık Süreci adlı söyleşiye katıldım. 1961 Anayasası yazım sürecinde bizzat görev almış, diğer süreçleri de yakından takip etmiş Öget Öktem Tanör ve Rona Aybay, salonu dolduran öğrencilere sunum yapmaktan çok onlarla sıcak, içten ve samimi bir sohbet gerçekleştirdi. Zaman zaman gülümseyen yüzlerle dinlediğimiz bu iki deneyimli isim yer yer öğrencilere hukuksal ders niteliğinde nasihatler de verdi.

Bu nasihatlerden beni en çok etkileyen, not almadığım soru-cevap bölümünde, Bosna-Hersek için kurulan Uluslararası İnsan Hakları Mahkemesi’nde de bir süre görev yapmış olan Rona Aybay’ın söylediği bir cümleydi: “İnsan hakları savunucuları, insan haklarını ihlal edenlerin de haklarını savunmalıdır.”

Öğrencilerin söyleşiden memnun ayrıldığını bizzat gözlemleme fırsatı da buldum. Şöyle ki, Bahçeşehir Üniversitesi’sine dönerken bindiğim halk otobüsünde hemen arkama oturan öğrenci telefonda babasına söyleşinin ne kadar güzel geçtiğinden bahsediyordu. Bence bir etkinliğin en önemli kriterlerinden biri dinleyicilerde ve özellikle de geleceğin hukukçularında bu duyguyu yaratabilmek.

Olgun Akbulut Hocama hem bu güzel etkinliği düzenlediği için, hem de söyleşinin ardından Anayasa Gündemi’ne verdiği destek için çok teşekkür ediyorum.

Buyrun, 1961 Anayasası’nın yazım sürecinde neler yaşandı ve  bu sürecin 1982 Anayasası’ndaki süreçle ne gibi farkları vardı, 1961 Anayasası Hazırlık Komisyonu Sekretaryası’nda görev almış olan Öget Öktem Tanör ve Rona Aybay’dan dinleyelim:

 

Öget Öktem Tanör 

Yapılan Anayasa’nın ön hazırlıklarını yapmış olan İstanbul ve Ankara Üniversiteleri’nden gelen hocaların yaptığı taslakla ilgili konuşacağım. Anayasa komisyonu deyince, 1961 Kurucu meclisi değil ancak ona kaynak olan çalışmada sekretaryadaydık. Beyazıt’taki binaya ana kapıdan girince solda ve sağda iki bina var. Soldakinde toplanırdı komisyon. Sekretarya sağda toplanırdı. Yusuf dünya daktilo şampiyonu olan bir kişiydi. Fotoğrafta tam ortada benim yanımda duruyor. Yusuf kendisine verilen Anayasa metnini yazdı. Biz de yabancı Anayasaları tarayıp bazı şeyleri tercüme diyoruz. Yusuf onları da yazıyor. Türkiye’nin sağından solundan bir sürü şey geliyor, onları tasnif ediyoruz. Muammer Aksoy komisyonla sekretarya arasında git-gel işlerini yapıyordu. Ben sürekli ıslıkla bir şeyler fısıldardım, Aksoy onu kapıp komisyonda aynı şeyi mırıldanıyordu.

 Mukayeseli Hukuk Enstitüsü vardı. Sekretarya da komisyon da oraya taşındı. Kubalı’nın odasında Komisyon, başka bir odada ise biz bulunuyorduk. Aksoy çok pratik zekalıydı. Bir git-gel koydu. İki ip, bir kutu, pencereden pencereye not gönderiyorduk.

Rona Aybay unutmuş olabilir, hak ve özgürlükler kısmı geliyor. Rona şöyle okurdu: DüşünME Hakkı, seyahat etME Hakkı, vb.

 Son şekli verilirken, artık başlangıç kaleme alınıyor. Komisyon ikiye bölündü. Bir grup Allah’ın adı da zikredilsin diyor. İkinci kanat da yoğun şekilde hayır diyor; laik bir Türkiye Cumhuriyeti’nde Allah sözü yersiz diyor. Kavga-gürültü bir hafta sürdü. Yusuf bey de yazmayı bekliyor. Ragıp Sarıca alı al moru mor çıktı, “al yaz” dedi. Bize dönüp “Allah mallah çıktı” dedi.

Rona Aybay

 Bu olumsuz hava koşullarına karşın bizi dinlemeye geldiniz, teşekkür ederim. Öget Hanım’ın bıraktığı yerden ben de bir anektod anlatayım. Bizler hep hukukçuyuz bu salonda diye sanıyorum. Deyimler üzerinde biraz durmak istiyorum. Hukukçular için özellikle önemli bir konu. Çünkü Türkiye’de deyimlere yeterince önem verilmediği için tartışmalar kör dövüşüne dönüyor. Bu iletişim için çok önemli bir şey. Bunun bugünkü konumuzla özel bir ilgisi de var. 1960’de ne oldu? Devrim mi, darbe mi, inkılâp mı? Bu kullanımlar kullanan kişinin 1960’deki olayı nasıl algıladığını da ortaya koyuyor. Deyimleri seçerken dikkat etmeliyiz. Ben 1960’da olan için askeri müdahale terimini seçiyorum. Nötrüm. Ama darbe diyenler kötülemek için, devrim diyenler yüceltmek için kullanıyor olabilirler.

 Tanör: 1960 müdahalesinin diğerlerinden farkı var. Sivil bir hareket başlamıştı. Demokrat Parti iktidarının hukuku hiçe sayan hareketleri, onun üstüne tüy diken tahkikat komisyonu kurma girişimlerine karşı tüm üniversite öğrencileri, aydınlar ayaklandı. Öğrenciler her gün yürüyüşler yapıyordu. Askeri müdahale 1 ay süren bu hareketin sonrasında geldi.

 Aybay: 27 Mayıs’a karşı veya taraftar bir tavır almak istemediğimden öyle söyledim. Bir de 2. Cumhuriyet deyimine değinmek isterim. 60’tan sonra açılan dönem ve 61 Anayasası’yla başlayan döneme başta Lütfi Duran olmak üzere Fransız kültüründen etkilenmiş bazı hocalar 2. Cumhuriyet adını verdi. Teknik Anayasa deyimi olarak algılarsanız nötr bir sözdür. Nitekim Fransa’da şu anda 5. Cumhuriyet vardır. Eğer bir Anayasa kendi öngördüğü usuller dışında değişikliğe uğradıysa bunlara sayı veriliyor. Özellikle Galatasaray Lisesi mezunu hukukçular 2. Cumhuriyet terimini kullandı ancak ondan yıllar sonra bu deyim tamamen farklı bir anlamda kullanılmaya başlandı. Örneğin inkılapçılık. Bu bir Anayasa ilkesiydi. 1945 yılında Anayasa öztürkçeleştirildi. Ali Fuat Başgil, kötüleme amacıyla “öztürkçe adı verilen bir lisana tercüme ettiler” demiştir. İnkılâpçılık daha sonra devrimcilik oldu. 1950’de Demokrat Parti iktidara gelince ilk işi ezanın Türkçe okunmasına son vermek oldu; 1,5 yıl sonra da devrimcilikten yeniden inkılâpçılığa geçtik. Fakat bununla birlikte Anayasa’nın tümü değişti ve her yeni kurumun adı eskiye dönüştü. Spikerler bayağı zorlanırdı o zamanlarda. Genelkurmay yerine Erkan-ı Harbiye-i Umumiye denmeye başlandı. Türkiye bir çalkantı içindeydi Demokrat Parti’nin kötü yönetimi nedeniyle. Genç kuşaklar bilemeyebilir. Bir-iki gerçekten bahsedeceğim. Seçim sistemi çoğunlukçuydu. Bir seçim çevresinde 100 tane oy kullanıldıysa ve bir parti 40 oy aldıysa ve diğerleri daha az aldıysa, o parti o bölgedeki bütün milletvekillerini kazanıyordu. Bu nedenle oyları %50’nin altında kalsa bile Meclis’te olağanüstü büyük bir çoğunluğa sahip oluyordu. Her şeye rağmen bugünkü sistem daha adil. 26 Mayıs’ı değerlendirirken bunu göz önünde bulundurmak lazım.

 Başka bir şey anayasal denetim. Bu söz konusu değildi. Refik Gür’in adını bugün hatırlayan yok. Konya’nın Aksaray’ında asliye hukuk hakimi idi. Gerekçeli şekilde Anayasa’ya aykırı bir kanunun uygulanamayacağına dair bir karar verdi. Yaşı da 35 civarındaydı. Bu hukukçu anayasal denetimi söz konusu etti. Ancak bu Yargıtay tarafından kabul görmedi. Bu nedenle yasaların Anayasa’ya uygunluğu diye bir şey yoktu. Yargı üzerinde siyasi iktidarın baskı yapması, yüksek yargıçları emekliye ayırmak gibi uygulamaları çoğunlukçu iktidar özellikleri veriyordu. Tek meşruiyet temeli vardır, o da alınan oy sayısıdır. Böyle bir ortamda gelindi 61 Anayasası’na. Aslında Öget Hanım’ın söylediği doğru, öğrenciler ayaklanmış falan ama daha sonraki yıllarda 70 ve 80 öncesi gösteriler düşünülünce 27 Mayıs öncesi gösteriler o kadar da büyük değildi. Demokrat Parti’nin yaklaşımı çoğunlukçu demokrasiydi. Meclis’te çoğunluğu elde eden iktidar istediğini yapabilir diye düşünüyorlardı. Jean-Jacques Rousseau muz gibidir; ne niyete yerseniz ona göre algılayacağınız bir yazardır. Herkes Jean-Jacques Rousseau’ya atıfta bulunuyordu.

 Karşılaştırmaya gelirsek, 60 da 80 de askeri müdahalenin ürünüdür. Ama 60 müdahalesi general altı rütbeli askerlerin eseridir. Cemal Gürsel orgeneral olarak sonradan katılmıştı. Çoğunluğu yüzbaşı ve albay rütbesindeydi. 80 müdahalesinde ise emir-komuta zincirine uygunluk vardı. Görüntüdeki benzerlik ayrıntıya girince pek de benzerlik içermiyor. Her iki Anayasa da adı kurucu meclis olan meclisler tarafından yapılmıştır. Ancak ayrıntılara bakınca onda da çok benzer olmadıklarını görüyoruz. Çünkü 61 Anayasası’nın ilk taslağı ön tasarısı Sıddık Sami Onar tasarısı olarak bilinen tasarıdır. Daha sonra Temsilciler Meclisi Anayasa Komisyonu metni inceledi. 82 Anayasası’nı hazırlayan Danışma Meclisi Türk Anayasa tarihinde bütün üyeleri atamayla gelen ikinci meclistir. İlki Meclis-i Ayan’dır. Bu meclisin görevi Padişah’ın hukukunu muhafaza etmekti. 82 Anayasası’nın Danışma Meclisi de buna benzer bir görev üslenmiştir. 61 Anayasası’nda ise durum farklıydı. Öncelikle Temsilciler Meclisi’nde CHP ve CKMP’nin temsilcileri vardı. Ticaret ve Sanayi Odaları’nın, basın kuruluşlarının, gençliğin temsilcileri vardı. Tam demokratik şekilde seçilmemişti ancak Meclis-i Ayan’ı hatırlatmıyordu. Çok ciddi tartışmalar yapılmıştır mülkiyet hakkıyla ilgili, devletleştirmeyle ilgili. Sadece Demokrat Parti’nin temsilcileri yoktu. 80 rejimi ise tüm partileri kapattı. 60’ta ise hiçbir parti kapatılmamıştır. Demokrat Parti ise darbeciler tarafından değil, bir mahkeme kararıyla kapatılmıştır. Temsilciler Meclisi Anayasa Komisyonu bizim metni temel metin olarak kabul etti. Onun yanı sıra Ankara Üniversitesi tarafından hazırlanan metni yardımcı metin olarak kabul etti. 82 Anayasası öncesinde böyle bir şey yoktu. 80 darbesinin ardından biz de günlerce haftalarca çalışıp gerekçeli bir Anayasa tasarısı hazırladık. Orhan Aldıkaçtı’dan randevu alıp gittik. Kitap haline getirmiştik çalışmamızı. 1-2 nezaket cümlesi söyledi ancak durumdan hoşlanmadığı belliydi. Yeni Anayasa’yı görünce biz ne dediysek tersinin Anayasa’ya koyulması suretiyle etki ettiğimizi gördük.

 İki şeyi karşılaştırırken hiçbir şeyin göründüğü gibi olmayabileceğini dikkate almak lazım. Benzerlikler Anayasa tasarılarının halkoyuna sunumunda da görüldü. 82 Anayasası neredeyse %100’e yakın şekilde, 61’se %61,75 oy oranıyla kabul edildi. Ancak referandum sürecine bakınca, 82 Anayasası tek yanlı bir propaganda ile Kenan Evren tarafından tanıtıldı. Hayır oyu vermek isteyenler daha başta eziliyordu. 61 Anayasası hazırlanırken her şey çok farklıydı. Devlet radyosunda siyasal partilere Anayasa’yla ilgili görüşlerini söylemek için fırsat tanındı. Süleyman Demirel öyle olmadığını söylerdi ama herkes de bilirdi ki sonradan liderliğine seçildiği Adalet Partisi Demokrat Parti’nin devamıydı ve Adalet Partisi’nin sözcüleri radyoda görüşlerini açıkladı. Adalet Partisi’nin temel çizgisi “klasik hakları destekliyoruz ancak sosyal ve ekonomik haklar bakımından aynı şeyi söylüyoruz, bunlar tehlikeli olabilir” deniyordu. “Millet plan değil pilav istiyor” diyorlardı çünkü Anayasa’ya Devlet Planlama Teşkilatı konulmuştu. Demek ki halkoyuna sunumları bakımından da iki Anayasa arasında çok fark vardı. 61 Anayasası döneminde ret halinde ne yapılacağını gösteren bir düzenleme vardı. 81 Anayasası’nda ise böyle bir şey öngörülmemişti. Reddedilirse ne olacağı belli değildi. Cunta devam eder diye düşünenler çoktu.

 Üstelik 82 Anayasası referandumunda hayır oyları koyu renkliydi, zarflarsa şeffaftı. Kenan Evren “onlar da kıvırsınlar avuçlarının içinde saklasınlar” gibi derin bir felsefeyle yaklaştı. Sembol olduğu için Kenan Evren’den bahsediyorum ama aslında kendisi bir ayrıntıdır. Çok da önem atfedilecek bir durumu yoktur.

 60 müdahalesinden sonra Demokrat Parti’nin yöneticileri Yassıada’da yargılandı. 82 öncesinde yargılama olmadı ancak liderler Zincirbozan’a götürüldü ve siyasi yasaklar getirildi. Yassıada’ya bugün hukukçu gözüyle baktığımızda bunları bağımsız ve tarafsız bir yargı olarak kabul etmek mümkün değildir. Ancak Demokrat Parti’nin kendi hukuk anlayışı açısından bakılırsa pek de gayrimeşru sayılamaz. Nitekim Celal Bayar Yassıada’da savunma yapmış ve heyet içeri girince ayağa kalkmıştır. Bu da yargı organının meşruiyetini kabul ettiklerini gösterir. Ayağa kalkmayabilirdi. Bunun tarihte örneği çoktur.

 Söylediklerimi özetleyeyim; tarihsel olayları hukuk açısından incelerken hangi kavramı kullandığımızı ve içeriğini iyi belirlemek gerekiyor. Karşılaştırmalar yaparken görünüşteki benzerliklerin bizi yanıltıcı sonuçlara götürebileceğini unutmamak gerek. Büsbütün heyecanı elden bırakmamak lazım ama heyecanı düşünceleri etkileyecek bir seviyeye de getirmemek lazım.

Yorum Yapın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: