İçeriğe geç

Mart 2019 – İHAM Kararları Bülteni

Merhaba,

Mart ayında çıkan önemli bazı İHAM kararlarının yer aldığı bülten hazır. Kadın hukuk fakültesi öğrencileriyle hazırladığımız bu bültende İHAM karar çevirilerini Serde Atalay, Esin Bozovalı, Gözde Gurbet Engin, İlkay Nadir, İrem Şanlı ile birlikte yaptık. 

Uzan v. Türkiye ve yine başka devletlere karşı verilen bazı kararların özet çevirilerini ayrı post olarak önümüzdeki günlerde yayımlayacağız, o yüzden bu bültende yer almıyorlar. 

Önümüzdeki ay görüşmek üzere.

Daha fazlasını oku…

İHAM’ın Ali Gürbüz v. Türkiye kararının çevirisi: “Gazetecileri, sonunda beraat de etseler, yalnızca örgüt üyelerinin açıklamalarını yayımladıkları için uzun yıllar çok sayıda davayla ceza riski altında bırakmak, ifade özgürlüğü ihlalidir.”

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM), 12 Mart 2019 tarihinde gazeteciler ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamında yargılanan pek çok kişi için oldukça önemli bir karar yayımladı. Açıkça şiddet çağrısı ya da nefret söylemi içermediği sürece, yalnızca Türk hukukuna göre terörist kabul edilen terör örgütü yöneticileri ve üyeleri tarafından yapılan açıklamalara yer verdikleri için gazetecilerin, sonunda beraat etseler dahi, haklarında açılan çok sayıda davayla ve uzun yıllar boyunca ceza tehdidi altında yaşamalarının oto-sansüre ve bir çeşit tacize neden olacağını, böylece kamusal tartışmaların yürütülmesi üzerinde caydırıcı bir etki doğuracağını söyleyen İHAM, bu davalarda Terörle Mücadele Kanunu’nun içerik ve bağlam bakımından hiçbir inceleme yapılmadan otomatik olarak kullanılmasını ifade özgürlüğüne aykırı buldu. 

Bu önemli kararı, avukat Ramazan Demir ile birlikte çevirdik. 

Daha fazlasını oku…

İHAM’ın Petukhov v. Ukrayna kararının özet çevirisi: “Tüberküloz hastası müebbet hapis cezalısı kişiyi tahliye umudu ve yeterli tedavi imkanı olmadan cezaevinde tutmak, insanlıkdışı muamele yasağı ihlalidir.”

İHAM, 12 Mart 2019 tarihinde verdiği Petukhov v. Ukrayna (no. 2) kararında tükerbüloz hastası ve müebbet hapis cezası alan başvurucunun serbest kalma ve gözden geçirme olasılıkları olmadan ve hastalığı geri dönülemez noktaya gelmesine karşın Temmuz 2010’da cezaevi hastanesine transferinden beri yetkililerin başvurucunun sağlığını korumak için alması gereken pozitif önlemleri almadan cezaevinde tutulmasını, Sözleşme’nin 3. maddesinde düzenlenen insanlıkdışı muamele yasağına aykırı buldu. 

Kararı, stajyer avukat Gözde Gurbet Engin özetleyerek çevirdi. 

Petukhov ve Ukrayna Başvurusu (No.2), Başvuru no. 41216/13, Karar tarihi: 12.03.2019, Kararın İngilizcesi

Olayların Özeti

Başvurucu Volodymyr Petukhov, organize bir suç örgütünün faaliyetleri çerçevesinde, birden fazla nitelikli cinayet, silahlı soygun, ruhsatsız silah bulundurma ve araç kaçırma eylemlerinden suçlu bulunmuş ve ömür boyu hapis almış cezası almış Ukrayna vatandaşı bir hükümlüdür. Başvurucu daha önce de (2002 yılında) yetersiz tıbbi tedavi koşulları, yargılama sürecinin uzunluğu ve hazırlık evresinde tutuklu yargılanmasına dair Mahkeme’ye başvuru yapmıştır. Mahkeme, önceki başvuruda Sözleşmenin 3, 5, 6 ve 13. maddelerinin ihlal edildiğine karar vermiştir.

Sözleşme’nin 3. Maddesinde Düzenlenen İnsanlıkdışı Muamele Yasağının İhlal Edildiği İddiasıyla İlgili Olarak

Başvurucu tüberküloz hastasıdır ve bu hastalığa sahip kişilerin tutulduğu Kherson Cezaevi no.61 de bulunduğu süre boyunca kaldığı hiçbir hücrede (özellikle 3., 4. ve 5. hücrelerde) yeterli günışığı ve temiz hava bulunmadığı gibi pencereler doğal ışığı engelleyen opak bir filmle kaplıdır ve sadece kısmi olarak açılabilmektedir. Havalandırma sistemi sadece cezaevi koridorlarında etkilidir ve tıbbi bakım ve beslenme ihtiyaçları yeterli biçimde karşılanmamaktadır. Parlemento İnsan Hakları Komisyonu yetkilisi de cezaevine ziyarette bulunarak bu kötü koşulları gözlemlemiştir. Daha fazlasını oku…

İHAM’ın 2015’te Cizre’de İlan Edilen Sokağa Çıkma Yasakları Sırasında Hayatını Kaybeden Orhan Tunç’un Başvurusunda Verdiği Tunç ve Yerbasan v. Türkiye Kararının Çevirisi

2015 yılının Ağustos ayında başta Cizre, Sur ve Silopi olmak üzere Türkiye’nin güneydoğusundaki pek çok il ve ilçede 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 11. maddesine dayanılarak kaymakam ve valiler tarafından hukuka aykırı olarak sokağa çıkma yasakları ilan edilmiş, aylar boyunca ve kesintisiz olarak süren bu yasaklar sırasında Anayasa ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi (İHAS) ile güvence altına alınan başta yaşam hakkı, işkence yasağı, özgürlük ve güvenlik hakkı, özel hayata saygı hakkı ve din ve vicdan özgürlüğü olmak üzere temel hak ve özgürlükleri sistematik olarak ihlal edilmişti.

Bu nedenle Anayasa Mahkemesi (AYM) ve İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’ne (İHAM) çok sayıda başvuru yapılmış; bu başvurularda AYM ve İHAM’dan hak ihlallerinin önüne geçebilmek için geçici tedbir kararı vermeleri istenmişti. AYM bu tedbir taleplerinin hiçbirini kabul etmezken İHAM, Cizre’de yaralı halde ambulans bekleyen beş başvurucuya ambulans gönderilmesi ve yaşam hakları ile vücut bütünlüklerinin korunması için tedbir kararına hükmetmişti. [Tedbir kararları sırasıyla, Hüseyin Paksoy, Serhat Altun, Orhan Tunç, Helin Öncü ve Cihan Karaman için verildi. Bu başvurucular arasından yalnızca Helin Öncü şuan hala hayatta. Diğer başvurucular, Hükümet tedbir kararının gereğini yerine getirmediği için, hayatlarını kaybetti.] Tedbir kararı verilmeyen diğer başvurular bakımından ise İHAM, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 41. maddesi uyarınca başvuruların öncelikli olarak ele alınmasına karar vererek 15 Aralık 2016 tarihinde sokağa çıkma yasakları bağlamında 160’dan fazla kişiyi temsilen yapılan 34 başvuru hakkında Hükümet’ten savunma istemiş ve 13 Kasım 2018 tarihinde Mahkeme’nin bulunduğu Strazburg’ta bir duruşma yapılmıştı. Daha fazlasını oku…

Fransa Anayasa Konseyi sarı yeleklilerle ilgili yasanın valilere bazı göstericileri yasaklama yetkisi veren bölümünü iptal etti

Anayasa Konseyi 4 Nisan’da verdiği kararla, Fransa’da gösteriler sırasında etrafa zarar verenlerle ilgili yasa önerisinin en tartışmalı maddesini iptal etti. Yoğun tepki çeken söz konusu önlem idarî makamlara “kamu düzeni için belli bir ağırlıkta tehlike” oluşturan herkesin gösteri yapmasını engelleme yetkisi tanıyordu.

Yargıçlar “dava edilen düzenlemelerin idarî makamlara yasaklamayı gerekçelendiren olası nedenlerin değerlendirmesinde aşırı bir takdir alanı bırakmakta olduğunu” açıkladı.

Hükûmet tarafından “tüm keyfîlikten” uzak bir “koruma kanunu” olarak tanıtılan metnin 3. maddesi valilerin, ihlali altı ay hapis ve 7.500 Avro para cezasıyla cezalandırılabilen idarî gösteri yasakları ilan edebilmesini sağlıyordu.

12 Mart’ta Parlamento tarafından kabul edilen söz konusu kanun önerisi hükûmetin, sarı yeleklilerin gösteri dalgasında baş gösteren şiddete karşı güvenliğe ilişkin cevabı niteliğindeydi.

Buna karşın yargıçlar, gösterilerde ve çevresinde çantaların ve araçların aranmasıyla ilgili olan ve yüzün kasten örtülmesini bir yıl hapis ve 15.000 Avro para cezası gerektiren bir suça dönüştüren diğer maddeleri Anayasa’ya uygun buldu. Daha fazlasını oku…

İHAM’ın Ástráðsson v. İzlanda kararının çevirisi: “Yürütmenin takdir yetkisini kullanarak kanuna aykırı şekilde hakim ataması, yargıya duyulan güveni, hukukun üstünlüğü ilkesini ve adil yargılanma hakkını ihlal eder.”

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM), 12 Mart 2019 tarihinde İzlanda’ya karşı verdiği kararda, hakimlerin atanma usulleri, tarafsız ve bağımsız yargının, kamunun yargıya olan güveninin ve hukukun üstünlüğünün sağlanması ve mahkemelerin kanunla kurulmuş olma zorunluluğu ile ilgili çok önemli tespit ve değerlendirmelerde bulundu. 

İzlanda’da yeni kurulan istinaf mahkemesine hakim olarak atanmak üzere başvuru yapan 37 kişi arasında olan fakat liyakate göre seçilen ilk 15 kişilik listede yer almayan A.E.’nin Adalet Bakanı tarafından hakim olarak atanmasıyla ilgili başvuruda İHAM, A.E.’nin İstinaf Mahkemesi hâkimi olarak atanmasına giden sürecin, İzlanda Yüksek Mahkemesi tarafından verilen kararlarla doğrulanan usule yönelik ihlallerin mahiyeti de dikkate alındığında, o dönemde yürürlükte olan hukuk kurallarının alenen ihlal edildiği sonucuna varmıştır.

Mahkeme, sürecin, yürütmenin kanunsuz şekilde takdir yetkisini kullandığı ve bu hususun, Parlamentonun yürütme ile yasama kolları arasında uygun bir denge kurmaya çalışan yasal çerçevenin hilafında hareket etmesiyle pekiştiği bir nitelik teşkil ettiğini tespit etmiştir. Sonuç itibarıyla süreç, demokratik bir toplumda yargının kamuda oluşturması gereken güvenin aleyhine işlemiş ve hukukun üstünlüğünün temel ilkelerinden olan, bir mahkemenin yasayla kurulmuş olması gereği kuralının özünü ihlal etmiştir.

Bu önemli kararı yine çok büyük bir emek harcayarak çevirdi avukat Serde Atalay.

Guðmundur Andri Ástráðsson v. İzlanda, Karar Tarihi: 12.03.2019, Başvuru No: 26374/18

Daha fazlasını oku…

İstanbul Barosu ve Birleşmiş Milletler’den Avukatlara Yönelik Uluslararası İnsan Hakları Mekanizmaları Çalıştayı 12-13 Nisan’da İstanbul’da. Son başvuru: 5 Nisan.

İstanbul Barosu İnsan Hakları Merkezi ve Birleşmiş Milletler Türkiye Ofisi tarafından, 12-13 Nisan 2019 tarihinde Birleşmiş Milletler insan hakları mekanizmalarının etkin şekilde kullanılması amacıyla bir çalıştay düzenleniyor. Katılımın ücretsiz ve 40 kişiyle sınırlı olduğu çalıştayın sonunda katılımcılara sertifika da verilecek. 

Çalıştay programına buradan, 5 Nisan 2019 tarihine kadar ihm@istanbulbarosu.org.tr’ye yapılacak başvurular için başvuru formuna buradan ulaşabilirsiniz. 

İHAM’ın E.B. v. Romanya kararının özet çevirisi: “Tecavüze uğrayan zihinsel engelli kadının şikayetlerinin “tecavüze direnmediği” gerekçesiyle soruşturulmaması İstanbul Sözleşmesi’ne ve İHAS’a aykırıdır.”

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM), 19 Mart 2019 tarihinde verdiği E. B. v. Romanya kararı ile kadına yönelik şiddet ve cinsel suçlarla ilgili içtihadına bir yenisini daha ekledi. Zihinsel engelli bir kadının tecavüze uğradığı iddiasının Romanya makamları tarafından etkili şekilde soruşturulup cezalandırılmadığına ilişkin dava, aslında tecavüz davalarında sık sık karşılaştığımız yaklaşımlara karşı Mahkeme’nin değerlendirmelerini içeriyor. Başvurucunun faili şikayet etmek amacıyla gittiği karakolda şikayetçi olmaması ve daha sonra şikayetini çekmesi için bizzat polisler tarafından uyarılması, tecavüz mağduru bir kadının sahip olduğu hakların hatırlatılmaması, rapor alması gerektiği ya da avukatla temsil edilebileceği söylenmeden eve gönderilmeye çalışılması, olay anında bıçakla tehdit edilmesi nedeniyle ve sonrasında fail tarafından bulunacağı korkusuyla yoğun bir stres ve travma yaşayan başvurucunun şikayetlerinin dikkate alınmaması ve hem savcılık tarafından hem de mahkeme tarafından ‘rızası vardı’ ve ‘direnmedi’ denilerek davanın sonuçlandırılması…

Ne yazık ki hepimizin aşina olduğu bu süreci Mahkeme, hem Romanya yasalarına hem de kadına yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla çıkarılan Avrupa Konseyi sözleşmesi olan İstanbul Sözleşmesi’ne aykırı kabul etti ve Sözleşme’nin 3. maddesi ile 8. maddesinin ihlal edildiğine hükmetti.

Bu nedenle, kararı özet olarak çevirmek istedim. Aşağıdan okuyabilirsiniz.

Daha fazlasını oku…

Ocak – Şubat 2019 – İHAM Kararları Bülteni

Merhaba,

Ocak ve Şubat ayında çıkan 22’si Türkiye’ye karşı 41 İnsan hakları Avrupa Mahkemesi kararının yer aldığı bülten hazır.

Kadın hukuk fakültesi öğrencileriyle hazırladığımız bu bültende İHAM karar çevirilerini Serde Atalay, Ayşenur Keskiner, Esin Bozovalı, Gözde Gurbet Engin, İlkay Nadir, İrem Şanlı ve Elifsu Erdem ile birlikte yaptık. Ayrıca Polat Yamaner’in çevirisine de yer verdik. 

Önümüzdeki ay görüşmek üzere.

Daha fazlasını oku…

İHAM’ın Mammadov ve Diğerleri v. Azerbaycan kararının özet çevirisi: “Azeri akademisyenin ailesine ve avukatına haber verilmeden keyfi olarak gözaltına alınması ve kötü muameleye maruz bırakılması Sözleşme’ye aykırı”

Mammadov ve Diğerleri/Azerbaycan (başvuru no. 35432/07) davası, Azeri bir akademisyenin; 2007’de gözaltına alınması, 24 saat boyunca keyfi şekilde gözaltında tutulması, ardından ne ailesi ne de avukatı tarafından bilinen bir mahalde 15 günlük idari gözetim cezasına çarptırılması ile ilgili şikâyetlerine ilişkindir. Başvurucu bu süreçte kötü muameleye maruz kaldığı ve yüksek tansiyon, prostat ve hipertiroid hastalıkları için tıbbi destekten yoksun bırakıldığını iddia etmektedir. Başvurucu, vatan hainliği suçundan ötürü 10 yıllık hapis cezasına çarptırıldığı mahkûmiyet hükmü açıklanıncaya kadar bir yılı aşkın süredir makul gerekçe gösterilmeksizin tutuklu kaldığına ilişkin ayrıca şikayetçi olmuştur. Başvurucu tutukluluğu sırasında 2009 yılında kalp krizi sonucunda ölmüştür.

21 Şubat 2018 tarihli Daire kararında, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi, dört oya karşı üç oyla:

Mammadov’un 2 ila 17 Şubat 2007 tarihlerinde kötü muameleye maruz bırakıldığı iddiasına ilişkin, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin 3. Maddesinin (insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele yasağı) ihlal edildiğine karar vermiştir.

Mahkeme ayrıca oybirliğiyle:

Başvurucunun 2 ila 17 Şubat 2007 tarihlerinde tıbbi destekten yoksun bırakılmasına ilişkin Avrupa Sözleşmesi 3. Maddesinin ihlal edildiğine;

Kötü muamele iddialarının etkili soruşturulmaması sebebiyle 3. Maddenin ihlal edildiğine;

Başvurucunun gözaltı süresinin ilk 24 saatinin kayıt altına alınmaması sebebiyle Madde  5 § 1’in (özgürlük ve güvenlik hakkı) ihlal edildiğine;

Yetkililerin Şubat 2007 ila Haziran 2008 tarihleri arasındaki tutukluluğa ilişkin “ilgili” ve “yeterli” gerekçelendirmede bulunmaması sebebiyle Madde 5 § 3’ün (makul süre içinde yargılanma ya da yargılanma süresince serbest bırakılma hakkı) ihlal edildiğine;

Başvurucunun tutukluluk sürecinde ölümüne ilişkin 2. Maddenin (yaşam hakkı) ihlal edilmediğine ve

Yetkililerin başvurucunun ölümü üzerine etkili bir soruşturmada bulunmamasına ilişkin 2. Maddenin ihlal edildiğine karar vermiştir.

Kararın stajyer avukat Polat Yamaner tarafından yapılan özet çevirisini aşağıda okuyabilrsiniz. 

Daha fazlasını oku…