İçeriğe geç

Mart – Nisan 2021 – İHAM Kararları Bülteni

Mart ve Nisan ayında İHAM tarafından verilen 10’u Türkiye’ye karşı 16 kararın özet çevirilerinin yer aldığı bülten yayında. Önümüzdeki ay görüşmek üzere.

Özgürlük ve güvenlik hakkı

Ahmet Hüsrev Altan v. Türkiye, Başvuru No. 13252/17, Karar Tarihi: 13.04.2021

Yazar ve gazeteci olan başvurucunun yazdığı yazılar nedeniyle tutuklanması ve soruşturma dosyasına erişememesi, özgürlük ve güvenlik hakkı ile ifade özgürlüğünün ihlalidir. Kararın çevirisini buradan okuyabilirsiniz.

Murat Aksoy v. Türkiye, Başvuru No. 80/17, Karar Tarihi: 13.04.2021

Gazeteci başvurucunun yazı ve konuşmaları nedeniyle darbe girişiminden sonra tutuklanması, özgürlük ve güvenlik hakkı ile ifade özgürlüğünün ihlalidir. Kararın özet çevirisi buradan okunabilir.

Adil yargılanma hakkı

Bilgen v. Türkiye, Başvuru no. 1571/07, Karar Tarihi: 09.03.2021

Kıdemli bir hakimin daha alt bir yargı çevresine nakledilmesine ilişkin HSYK kararının yargısal denetime tabi olmaması adil yargılanma hakkının ihlalidir. Mahkeme, kuvvetler ayrılığının önemini yineledikten sonra, özellikle, başvurucunun önemli bir mesleki meselesi için mahkemeye erişiminin reddedilmesinin meşru bir amaç gütmediğini ve bunun potansiyel olarak yargı bağımsızlığına zarar verebileceğini ve dolayısıyla haklarını ihlal ettiğini tespit etmiştir. Kararın çevirisini buradan okuyabilirsiniz.

Eminağaoğlu v. Türkiye, Başvuru no. 76521/12, Karar Tarihi: 09.03.2021

YARSAV başkanı başvurucunun gündemdeki davalarla ilgili açıklamaları nedeniyle HSYK tarafından disiplin cezasıyla cezalandırılması, adil yargılanma hakkı, özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı ve ifade özgürlüğü ihlalidir. Kararın çevirisini buradan okuyabilirsiniz.

Daha fazlasını oku…

İHAM’ın F.O. v. Hırvatistan kararının özet çevirisi: “Başvurucunun öğretmeni tarafından sözlü tacize uğraması ve yerel makamların taciz şikayetine etkili bir şekilde cevap verememesi özel hayata saygı hakkının ihlalidir.”

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM) 22 Nisan 2021 tarihli F.O. v. Hırvatistan kararında (başvuru no. 29555/13) oy çokluğuyla İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin (İHAS) 8. maddesinin ihlaline hükmetmiştir.

Dava, başvurucunun devlet okulundaki öğretmeni tarafından sözlü tacize uğradığını iddia etmesine ve devletin söz konusu taciz şikayetlerine karşı etkili bir şekilde cevap verememesine ilişkindir.

Başvurucu ile birkaç sınıf arkadaşı matematik derslerine geç kalmış, bunun üzerine dersin öğretmeni öğrencilere hakaret etmiş, ayrıca başvurucuya iki haftalık bir zaman dilimi içerisindeki iki farklı olayda daha benzer söylemlerde bulunmuştur. Bunun üzerine başvurucunun babası okuldaki yetkililere haber vermiş ve idari süreç başlatılmıştır ancak söz konusu öğretmen herhangi bir yaptırıma tabi tutulmamış, tarafların sorunu anlaşmaları sağlanarak çözülmeye çalışılmıştır. Ayrıca söz konusu olaya ilişkin cezai soruşturma başlatılmış ancak savcılık şikâyeti reddetmiştir.

Mahkeme, başvurucunun maruz kaldığı hakaret içerikli söylemlerin kendisinin psikolojik sağlığına ve manevi bütünlüğüne olumsuz etki ettiğine karar vermiştir. Bu noktada söylemlerin sıklığı, şiddeti ve zarar verme niyetinin eğitim alanındaki şiddetin tanımlanmasında ön koşul teşkil etmediğinden hareketle özel hayata saygı hakkına kabul edilemez bir şekilde müdahale edildiğine karar verilmiştir. Devlet yetkililerinin olaya gerekli araştırmayı yaparak cevap verememesi Hırvatistan’ın Sözleşme’nin 8. maddesinde yer alan pozitif yükümlülükleri ile bağdaşmamıştır.

İngilizce olan kararın tamamını buradan okuyabilirsiniz. Kararın basın özeti çevirisi ise Emre Karaman tarafından yapılmıştır.

Daha fazlasını oku…

Nisan 2021 – AYM Kararları Bülteni

Merhaba,

Nisan ayı içerisinde çıkan önemli Anayasa Mahkemesi kararlarının yer aldığı bülten yayında.

Önümüzdeki ay görüşmek üzere.

Yaşam hakkı ve etkili soruşturma yürütme yükümlülüğü

Mehmet Köktaş Başvurusu, Başvuru Numarası: 2018/35775, Karar Tarihi: 10/3/2021

Hakkari Yüksekova’da sözleşmeli piyade er olarak askerlik görevini ifa ederken 21/6/2018 tarihinde ateşli silah yaralanması sonrasında helikopterle kaldırıldığı Yüksekova Devlet Hastanesinde yaşamını yitiren başvurucunun oğlunun ölümüne ilişkin soruşturmada kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesi –  yaşam hakkı ihlali iddiasını etkili şekilde soruşturma yükümlülüğünün ihlali

Hasan Kılıç Başvurusu, Başvuru Numarası: 2018/22085, Karar Tarihi: 27/1/2021

Ankara Tren Garı önünde 10 Ekim 2015 tarihinde kamu makamları tarafından öngörülebilir ve önlenebilir nitelikte olduğu ileri sürülen canlı bomba saldırısı sonucu meydana gelen yaralanma olayından kaynaklanan zararların tazmini istemiyle açılan davada olayın idarenin kusuruyla meydana geldiğine ilişkin iddiaların değerlendirilmemesi ve soruşturma izni verilmeden dosyanın kapatılması – yaşam hakkı ihlali iddiasını etkili şekilde soruşturma yükümlülüğünün ihlali

Daha fazlasını oku…

İHAM’ın Ahmet Hüsrev Altan v. Türkiye kararının çevirisi: “Yazar ve gazeteci olan başvurucunun yazdığı yazılar nedeniyle tutuklanması ve soruşturma dosyasına erişememesi, özgürlük ve güvenlik hakkı ile ifade özgürlüğünün ihlalidir.”

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM) 13 Nisan 2021 tarihli Ahmet Hüsrev Altan v. Türkiye (başvuru No. 12252/17) kararında İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 5. maddesinin 1. fıkrasının (özgürlük ve güvenlik hakkı) 6’ya 1 oyçokluğuyla ihlaline, 5. maddesinin 4. fıkrasının (tutukluluğun hukuka uygunluğunun bir mahkeme tarafından hızlıca incelenmesi hakkı) oybirliğiyle ihlal edilmediğine, 5. maddesinin 5. fıkrasının (özgürlük ve güvenlik hakkı) oybirliğiyle ihlaline, 10. maddesinin (ifade özgürlüğü) 6’ya 1 oyçokluğuyla ihlaline  ve 18. maddesinin (haklarının getirilecek kısıtlamaların sınırlanması) 6’ya 1 oyçokluğuyla ihlal edilmediğine hükmetmiştir.

Dava, tanınır bir roman yazarı ve gazeteci olan başvurucunun Fethullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapısına üye olduğu şüphesi ile tutuklu yargılanması ile ilgilidir. Olaylar Temmuz 2016 tarihli darbe girişimi ve bunu izleyen olağanüstü hâl çevresinde gerçekleşmiştir.

Mahkeme özellikle, başvurucunun eylemlerinin Hükümeti devirme planının bir parçası olduğuna dair hiçbir kanıt bulunmadığını tespit etmiştir. Bu sebeple söz konusu eylemlerin, başvurucuya atılı suçları işlediğine ilişkin “makul şüphe” dayanağı oluşturmadığı kanaatindedir. Mevcut davada şikâyet edilen tedbirlerin, darbe teşebbüsü ve sonrasında kesinlikle gerekli olduğunun söylenemeyeceğini kaydetmiştir.

Mahkeme, başvurucunun tutukluluğunun suçu işlediğine dair makul şüpheye dayanmadığı için ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin hukuki olarak gerekçelendirilemediğini tespit etmiştir.

Mahkeme ayrıca, dava dosyasına ulaşamaması sebebiyle başvurucunun aleyhine olan kanıtlardan ancak iddianame hazırlandıktan sonra haberdar olduğunu tespit etmiştir. Bu durum, haklarını ihlal ederek başvurucunun aleyhine olan iddialara etkili bir şekilde itiraz etme imkanını kısıtlamıştır.

Kararın tamamını buradan okuyabilirsiniz. Kararın mahkeme değerlendirmeleri ve karşı oy yazıları birebir olarak Benan Molu, Rumeysa Budak, Hazal Polat, B. Günsu Karacaoğlan ve Polat Yamaner tarafından çevrilmiştir.

Av. Deniz Yazgan, Litvanyalı hakim Kuris’in bu kararda ve Murat Sabuncu ve diğerleri v. Türkiye kararında 18. maddeyle ilgili yazdığı şerhlerde yer verilen şarkıları Spotify listesinde topladı, çeviriyi okurken dinlemek isteyenler listeye buradan ulaşabilir.

Ahmet Hüsrev Altan v. Türkiye, Başvuru No. 13252/17, Karar Tarihi: 13.04.2021

İHAM Büyük Dairesi’nin Vavřička ve diğerleri v. Çek Cumhuriyeti kararının özet çevirisi: “Yaygın hastalıklara karşı çocukların zorunlu olarak aşılanması ve geçerli sebep sunmadan çocuklarına aşı yaptırmayan ebeveynlere para cezası verilmesi, Sözleşme’yi ihlal etmez.”

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi Büyük Dairesi 8 Nisan 2021 tarihli Vavřička ve diğerleri v. Çek Cumhuriyeti (başvuru no. 47621/13 ve beş diğer başvuru) kararında, oy çokluğuyla (bire karşı on altı), İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi (Sözleşme) madde 8’in ihlal edildiğine hükmetti.

Çek Cumhuriyetinde, tıbbi olarak yaygın şekilde bilinen dokuz hastalığa karşı çocukları aşılamaya yönelik genel bir kanuni yükümlülük mevcuttur. Bu yükümlülüğün yerine getirilmesi için fiziksel zorlama kullanılmamaktadır. Geçerli sebep olmadan, bu yükümlülüğe aykırı davranan ebeveynler para cezasına maruz bırakılabilmekte ve sağlık sebeplerinden ötürü aşılanamamışlar dışında aşısız çocuklar anaokullarına alınmamaktadır.

Mevcut davada, ilk başvurucu iki çocuğu için aşılama yükümlülüğüne aykırı davranmış ve cezalandırılmıştır. Çocuk olan diğer başvurucular ise aynı sebepten ötürü anaokuluna kabul edilmemiştir.

Mahkeme içtihadında zorunlu aşının, rızasız tıbbi müdahale olarak, fiziksel bütünlüğe bir müdahale olduğunu ve Sözleşme madde 8 kapsamında korunan özel yaşama saygı hakkını ilgilendirdiğini işaret etmiştir.

Mahkeme, aşılamanın yaptıranların yanında sağlık sebeplerinden ötürü yaptıramayanlara ve dolayısıyla ciddi bulaşıcı hastalıklara karşı sürü bağışıklığına muhtaç olanlara da koruma sağladığını not ederek, bu yükümlülük politikasının başkalarının haklarını ve sağlığı koruma meşru amaçlarını hedeflediğini kabul etmiştir. Bu bağlamda Mahkeme, davalı devletin geniş bir takdir payı olduğuna kanaat getirmiştir.

Mahkeme, aşılama yükümlülüğünü ulusal makamların acil toplumsal gereksinimlere, bireysel ve umumi sağlığın korunması ile çocuklarda aşılanma oranının düşmesi ihtimalinden kaçınılması, cevabı olarak kabul ettiğini ve bu yükümlülüğün ilgili tıbbi otoritelerden güçlü bir destek gördüğünü not etmiştir.

Mahkeme ayrıca kararında çocuğun yüksek yararının kendisini ilgilendiren tüm hususlarda ağır basması gerektiğini hatırlatmıştır. Aşılama anlamında, amaç her çocuğun ciddi hastalıklara karşı aşılama yahut sürü bağışıklığı yöntemleri ile korunmuş olmasıdır. Dolayısıyla Mahkeme, Çek sağlık politikasının çocuğun yüksek yararı prensibi ile uyumlu olduğunu kabul etmiştir.

Ayrıca Mahkeme, bu yükümlülüğünün aşılamanın mücadele yöntemi olarak bilimsel çevrelerce etkili ve güvenli olduğunu kabul edilen 9 hastalığı ilgilendirdiğini ve bunun sadece belirli özel emareleri gösteren çocuklara uygulanan 10. aşı için de geçerli olduğunu gözlemlemiştir.

Devamında Mahkeme aşı politikasının orantılılığını incelemiştir. Genel anlamda, Mahkeme aşılama yükümlülüğünün içerik ve kapsamının yanında istisnalarını ve mevcut usuli güvenceleri not etmiştir. Ayrıca Mahkeme, Çek Cumhuriyeti’nde uygulanan sistemin kurumsal yapısına ve olaydaki aşıların etkililik ile güvenilirliklerine ilişkin itirazların doğruluklarının ortaya konmadığını belirtmiştir (detay için karara iliştirilen “Sorular&Cevaplar” dokümanına bakınız).

Ötesinde Mahkeme, olayın kendine özgü koşullarında, ilk başvurucuya uygulanan idari para cezasının ölçüsüz olmadığını;  her ne kadar diğer başvurucuların anaokuluna kabul edilmemesi onlar için kişiliklerini geliştirme yönünde önemli bir fırsatın elden kaçması anlamına gelse de, aşı durumlarının zorunlu okul yaşı geldiğinde okula gitmelerine engel olmadığını ve haliyle söz konusu tedbirin cezalandırıcı olmayıp zaman anlamında sınırlandırılmış önleyici bir tedbir olduğunu not etmiştir.

Sonuç olarak, ulusal sistem kapsamında değerlendirildiğinde, başvurucularca şikâyet edilen önlemlerin Çek Cumhuriyeti tarafından hedeflenen meşru amaçlar (sağlık için ciddi risk oluşturabilecek hastalıklardan korunmak için) ile makul bir orantılılık ilişkisi içerisinde olduğu değerlendirilmiştir.

Son olarak Mahkeme, meselenin bazı diğer Avrupa ülkelerinde olduğu gibi daha yumuşak tedbirlerin uygulanabilirliğinin değerlendirilmesinin olmadığına dikkat çekmiş ve meselenin, olayda yapıldığı gibi menfaatler arasında bir denge kurularak, Çek makamlarının kendilerine tanınan takdir yetkisini aşıp aşmadıklarının kontrolü olduğunu belirtmiştir. Mahkeme, uygulanan tedbirlerin demokratik bir toplumda gerekli oldukları sonucuna varmıştır.

Kararın tamamını buradan okuyabilirsiniz. Mahkeme’nin yayımladığı basın özetinin çevirisi Muhammed Canpolat tarafından yapılmıştır.

Daha fazlasını oku…

İHAM’ın Murat Aksoy v. Türkiye kararının özet çevirisi: “Gazeteci başvurucunun yazı ve konuşmaları nedeniyle darbe girişiminden sonra tutuklanması, özgürlük ve güvenlik hakkı ile ifade özgürlüğünün ihlalidir.”

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM – Mahkeme), 13 Nisan 2021 tarihli Murat Aksoy (başvuru no. 80/17) kararında, oy çokluğuyla (altıya karşı bir) İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi (Sözleşme) madde 5 § 1 (kişi özgürlüğü ve güvenliği) ve madde 10’un (ifade hürriyeti) ihlal edildiğine hükmetmiştir.

Dava, sosyal medya ve gazetelerde yayınlanan ve hükümeti eleştiren makaleleri nedeniyle, gazeteci Murat Aksoy’un tutukluluğuna ilişkindir. Murat Aksoy’un tutuklanması, 15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişimi ve takip eden olağanüstü hal ilanından birkaç hafta sonra gerçekleşmiştir. Kendisine, otoritelerce, cebir ve şiddet kullarak anayasal düzen ile hükümeti devirmeye teşebbüs ettiği ve silahlı bir terör örgütüne üye olduğu ithamında bulunulmuştur.

Mahkeme aynı zamanda, oy çokluğuyla (dörde karşı üç), Sözleşme madde 5 § 4’ün (soruşturma dosyasına erişimin sağlanmaması) ihlal edilmediğine hükmetmiştir.

Mahkeme, Murat Aksoy’un bir suç işlediğine ilişkin makul şüphenin bulunmadığına; dolayısıyla tutuklanması ve tutukluluğunun sürdürülmesinin özgürlük ve güvenlik hakkını ihlal ettiğine ve bu hususun ifade hürriyetine kanunda öngörülmeyen bir sınırlama getirdiğine hükmetmiştir.

Mahkeme ayrıca, her ne kadar dosyadaki delillere sınırsız erişimi sağlanmasa da, Murat Aksoy’un yetkili otoritelerce sorgulandığı esnada, tutukluluğunun hukukiliğine etkili bir şekilde itirazını sağlayacak önemli hususların içerikleri hakkında yeterli bilgiye sahip olduğunu ve ilk olarak soruşturmacılar ardından da sulh ceza hâkimi tarafından, deliller üzerine detaylı bir şekilde sorgulandığını not etmiştir.       

Kararın tamamını buradan okuyabilirsiniz. Mahkeme tarafından yayımlanan basın özeti, Muhammed Canpolat tarafından çevrilmiştir.

Daha fazlasını oku…

İHAM’ın Handzhiyski v. Bulgaristan kararının özet çevirisi: “Kent meydanındaki heykele protesto olarak Noel Baba şapkası ve çuval yerleştirilmesi ve altına ‘istifa’ yazılması nedeniyle başvurucuya para cezası verilmesi, ifade özgürlüğünün ihlalidir.”

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM), Handzhiyski v. Bulgaristan davasına ilişkin olarak, 6 Nisan 2021 tarihinde, altı oya karşı bir oyla, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin (İHAS) 10. maddesinin (ifade özgürlüğü) ihlal edildiğine karar vermiştir.

Dava, başvurucunun bir tür siyasi protesto olarak Blagoevgrad’ın ana meydanındaki Dimitar Blagoev heykeline Noel Baba şapkası ve çuval yerleştirmesini konu almaktadır. Başvurucu, “basit holiganlıktan” suçlu bulunmuş ve para cezasına çarptırılmıştır.

Mahkeme özellikle, başvurucunun protesto ve hatta hicivde bulunduğunu ve heykele zarar vermediğini tespit etmiştir. İnsanlara hakaret edilmiş olsa da bu gerçek, ifade özgürlüğüne yapılan müdahaleyi haklı çıkarmak için yeterli olmamıştır.

Kararın tamamını buradan okuyabilirsiniz. Kararın basın özeti çevirisi Pınar Baysal tarafından yapılmıştır.

Handzhiyski v. Bulgaristan, Başvuru No: 10783/14, Karar tarihi: 06.04.2021

Başlıca olgular

Başvurucu Kaloyan Tomov Handzhiyski, 1971 doğumlu ve Blagoevgrad’da (Bulgaristan) yaşayan bir Bulgar vatandaşıdır. Yerel bir politikacıdır.

14 Haziran 2013’te Bulgaristan’da o zamanki yeni hükümete karşı gösteriler patlak vermişti. Başvurucu o sırada, mecliste temsil edilmeyen ve hükümet karşıtı protestoları destekleyen bir siyasi parti olan Güçlü Bulgaristan için Demokratlar’ın (Демократи за силна България), yerel şubesinin başkanıydı.

25 Aralık 2013’te günün erken saatlerinde, Blagoevgrad kentine adını veren ve heykeli biraz tartışmalı olan Dimitar Blagoev’in Blagoevgrad merkez meydanındaki heykeli Noel Baba’ya benzeyecek şekilde kırmızı ve beyaza boyanmıştır. Altına “Ayaz Ata” (Father Frost, Дядо Мраз) kelimeleri yazılmıştır.

O Noel gününün ilerleyen saatlerinde başvurucu, etrafında bir grup insan bulunan heykele gitmiş ve başına bir Noel Baba şapkası, ayaklarının dibine de kırmızı bir çuval geçirmiştir. Çuvala “istifa” kelimesini iliştirmiştir. Başvurucu yaklaşık dört saat sonra gözaltına alınmış, ardından serbest bırakılmış ve hakkında basit holiganlık suçundan işlem yapılmıştır.

30 Aralık 2013 tarihinde yargılanmıştır. Savunmasında anayasal protesto hakkını dile getirmiştir. Suçlu bulunmuş ve 100 Bulgar levası (yaklaşık 51 avro) para cezasına çarptırılmıştır. Mahkeme, başvurucunun siyasi bir şaka ve holiganlığı ayıran çizgiyi aştığını tespit ederek ifade özgürlüğünün sınırlarını belirtmiştir. Karar temyizde onanmıştır. Başvurucu, para cezasını 20 Ocak 2014 tarihinde ödemiştir.

Şikayetler ve usul

Başvurucu, 10. maddeye dayanarak, ifade özgürlüğü hakkına yapılan müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olmadığından şikayetçi olmuştur.

28 Ocak 2014 tarihinde İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’ne başvurulmuştur.

Mahkemenin kararı

Mahkeme, başvurucunun eylemlerinin bağlam içinde, Sözleşme anlamında “ifade” olarak görülebileceği kanaatindedir. Dolayısıyla, başvurucunun mahkumiyeti ve para cezası, söz konusu ifade özgürlüğüne müdahale teşkil etmektedir. Genel olarak, müdahale başkalarının, yani hakarete uğramış olabilecek yoldan geçen kişilerin haklarını korumak için yapılmıştır. Ancak Mahkeme, başvurucunun eylemlerinde kamu güvenliği açısından herhangi bir risk olmadığını kaydetmiştir.

Mahkeme, başvurucunun eylemlerinin hem hiciv hem de siyasi protesto olarak görülebileceğini belirtmiştir. Mahkeme, anıtları tahrip edebilecek veya fiziksel görünümlerine zarar verebilecek eylemleri caydırmak için tasarlanmış orantılı yaptırımlar da dahil olmak üzere tedbirlerin “demokratik bir toplumda gerekli” olarak görülebileceğini belirtmekle birlikte, başvurucunun ne şiddet uyguladığını ne de heykele zarar verdiğini kaydetmiştir. Heykeli boyamaktan kendisinin sorumlu olduğuna dair bir kanıt da yoktur. Başvurucunun bulunduğu tarzda eylemlerle ilgili -heykeli kirletmekle birlikte heykele zarar gelmemiştir- yaptırımların uygulanmasının “demokratik bir toplumda gerekli” olup olmayacağı hakkındaki değerlendirme ise daha inceliklidir. Bu, diğer şeylerin yanı sıra, eylemin ince doğasına, ardındaki niyete ve onun tarafından iletilmek istenen mesajın yanı sıra anıtın toplumsal önemine, simgelediği değer veya fikirlere ve ilgili toplulukta sahip olduğu saygı derecesine bağlıdır.

Mahkeme, bazı kişilerin, başvurucunun heykele yaptığı hareketlerden dolayı incinmiş olabileceğini kabul etmiştir. Bununla birlikte, ifade özgürlüğünün yalnızca olumlu bir şekilde alınan veya zararsız veya kayıtsız kabul edilen “bilgi” veya “fikirler” için değil, aynı zamanda devleti veya nüfusun herhangi bir kesimini inciten, sarsan veya rahatsız edenlere de uygulanabileceğini vurguladı.

Mahkeme, bu nedenle, belirlediği kriterlere dayanarak, başvurucunun ifade özgürlüğü hakkına müdahalenin gerekli olmadığına karar vererek, Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlaline edildiğine karar vermiştir.

Adil tazmin

Mahkeme, Bulgaristan’ın başvurucuya maddi tazminat olarak 54,66 Euro, manevi tazminat olarak 2.000 Euro ve masraf ve giderler için de 2.762,76 Euro ödemesine karar vermiştir.

Ayrık görüş

Yargıç Vehabović’in karara ekli muhalefet şerhi bulunmaktadır.

Mart 2021 – İnsan Hakları Bülteni

İnsan hakları hukuku alanında meydana gelen gelişmeleri derlediğimiz İnsan Hakları Bülteni’mizin üçüncüsü hazır.

İnsan Hakları Bülteni’nin bir sonraki sayısında yayımlanması için ilgili gördüğünüz Nisan ayı gelişmelerini anayasagundemi@gmail.com adresine mail atarak öneride bulunabilirsiniz. Bültenden haberdar olmak için mail listesine abone olmayı da unutmayın.

İnsan Hakları Bülteni’nin Mart 2021 sayısını aşağıdan okuyabilirsiniz. Bültenin bu sayısı, Benan Molu, İdil Özcan, Rumeysa Budak, Polat Yamaner ve Emre Karaman tarafından hazırlanmıştır.

Daha fazlasını oku…

İHAM’ın E.G v. Moldova kararının basın özeti çevirisi: “Cinsel saldırı suçunu işleyen fail hakkında af kararı verilmesi ve cezanın infaz edilmemesi, insanlıkdışı muamele yasağının ve özel hayata saygı hakkının ihlalidir.”

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM) 13 Nisan 2021 tarihli E.G. v. Moldova Cumhuriyeti (başvuru no. 37882/13) kararında oybirliğiyle İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin 3. maddesinin (insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele yasağı) ve 8. maddesinin (özel hayata saygı hakkı) ihlaline hükmetti.

Dava, Şubat 2008’de başvurucuya yönelik gerçekleştirilen cinsel saldırıya ve özellikle  üç saldırgandan birine verilen cezanın infaz edilmemesine ilişkindir.

Söz konusu fail, yetkililer tarafından hala aranırken ve cezasını hiç çekmemişken hakkında af çıkarılmıştır. Bu af daha sonra iptal edilmiştir. Ancak failin aftan yararlandığı yaklaşık bir yıllık süre, son iptal kararından kısa bir süre önce Moldova’yı terk etmesine imkan vermiştir.

Mahkeme, başvurucuya yönelik gerçekleştirilen cinsel saldırının, başvurucunun bedensel zarar ve ruhsal sıkıntıdan korunma hakkının ciddi bir ihlali oluşturduğuna karar vermiştir. Devletin, failin cezasının infazına yönelik olarak aldığı tedbirler, cinsel saldırı faillerine karşı verilen cezayı uygulama yükümlülüğü ışığında yeterli olmamıştır. Affın tanınması ve yetkililerin cezayı infaz etmemesi, Moldova Devleti’nin Sözleşme’nin 3. ve 8. maddeleri kapsamındaki pozitif yükümlülükleriyle bağdaşmamıştır.

Fransızca olan kararın tamamını buradan okuyabilirsiniz. Kararın basın özeti çevirisi ise Av. Rumeysa Budak tarafından yapılmıştır.

Daha fazlasını oku…

BM Keyfi Tutukluluk Çalışma Grubu’nun müebbet hapis cezası alan askeri öğrenci Ahmet Sakaoğlu’yla ilgili kararının çevirisi

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi Keyfi Tutukluluk Çalışma Grubu, 24 Kasım 2020 tarihinde 15 Temmuz darbe girişiminin ardından müebbet hapis cezası alan askeri öğrenci Ahmet Dinçer Sakaoğlu’nun başvurusunu incelemiş ve Sakaoğlu’nun derhal serbest bırakılmasına karar vermiştir.

Askeri öğrencilerin 5 yıla yaklaşan tutukluğunun uzun gözaltı süresi, etkin hukuki yardımdan yaralanmama, suçlamaların bildirilmemesi ve benzeri insan hakları ihlali sebebiyle 1. kategori kapsamında; tarafsız yargılama ilkesinin ve yargılama esnasında çıkarılan haberlerle masumiyet karinesinin ihlal edildiği, tüm sanıklara kişiselleştirme yapılmadan aynı cezanın verildiği gerekçeleriyle 3. kategori kapsamında; son olarak ise başka darbe dosyalarında erlere beraat verilmesine karşın askeri öğrencilerin yaşlarının daha ufak olması, öğrenci olmaları düşünüldüğünde 5. kategori kapsamında haksız ve keyfi bir tutukluluk olduğunu belirtmiştir.

Ayrıca karara göre, darbe sırasında olayda yer alan erler beraat etmişken başvurucu askeri öğrenci olmasından dolayı cezalandırılmış, dolayısıyla ayrımcılığa maruz kalmıştır. Bu durum İnsan Hakları ve Terörle Mücadele Özel Raportörü’ne bildirilmiştir.

Çalışma Grubu’nun kararının tamamını buradan okuyabilirsiniz. Kararın çevirisi Ecem Coşkun ve Uğurcan Kapan tarafından yapılmıştır.