İçeriğe geç

FORUM – Av. Barış Birol – İklim Mülteciliği Mümkün mü? Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesinin Ioane Teitiota Kararının Özet Çevirisi ve Değerlendirmesi

Av. Barış Birol

İstanbul Barosu

Giriş

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi, 07.01.2020 tarihli 2728/2016 komünikasyon numaralı resmi hali henüz yayınlanmamış kararında[1] Kiribati uyruklu Ioene Teitiota’nın ve eşinin Yeni Zelanda’ya yapmış oldukları sığınma başvurularının reddedilmesi sonucunda ülkelerine geri gönderilmeleri işleminde yaşam hakkı ihlali bulmadı. Komite, ihlal çıkmayan kararda iklim krizi nedeniyle yaşadıkları yerleri terk edenlerin hangi koşullarda geri gönderme yasağı kapsamında değerlendirebileceğini de belirlemiş oldu. Kararın önemi, uluslararası bir denetim organının yıllardır kuramsal düzeyde tartışılan iklim mülteciliği ile ilgili doğrudan vaka bazında ilk kararı olmasından kaynaklanmakta. Aşağıda, uluslararası koruma hukukunun iklim krizi nedeniyle yerlerinden edilen kişilerle nasıl ilişkilendirildiğini açıkladıktan sonra kararın önemli bulduğum yerlerini anlatıp sonunda da değerlendirerek uluslararası koruma hukukunun iklim mültecileriyle olan güncel sınavını resmetmeye çalışacağım.

Bu mecrada daha önce yayınlanmış olan bir diğer yazıda da görüleceği üzere[2] 1951 tarihli Mültecilerin Hukuki Durumuna İlişkin Sözleşme (Cenevre Konvansiyonu) hükümleri uyarınca ırkından, dininden, uyruğundan, mensubu olduğu toplumsal gruptan ya da siyasi düşüncesinden kaynaklı bir nedenle kötü muameleye uğrama riskinden dolayı yaşadığı ülkeyi terk etmek zorunda kalan ve başka bir ülkenin korumasını arayan kişilere sığınmacı, bu korumayı elde etmiş kişilere de Konvansiyon terimleriyle mülteci denmektedir. Sadece bu tanıma bakarak yaşadıkları yerlerdeki zorlaşan iklim koşulları nedeniyle ülkelerini terk etmek zorunda kalanların söz konusu korumadan yararlanamayacağı sonucunu çıkarmak mümkündür. Keza Cenevre Konvansiyonu’nun 35. maddesine göre Konvansiyon’un hükümlerinin uygulanmasına nezaret etme görevi olan Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin iklim mülteciliğine olan yaklaşımı da bu şekildedir.[3]

Daha fazlasını oku…

İHAM’ın Beizaras ve Levickas v. Litvanya kararının çevirisi: “Eşcinsel çiftin öpüştükleri fotoğrafı Facebook’a koyduktan sonra maruz kaldığı homofobik nefret söyleminin kovuşturulmaması, ayrımcılık yasağı ihlalidir”

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM), 14 Ocak 2020 tarihli Beizaras ve Levickas v. Litvanya Daire kararıyla (başvuru no. 41288/15) oybirliğiyle:

İHAS’ın 14. Maddesinin (ayrımcılık yasağı) 8. Maddeyle bağlantılı olarak (özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı) ihlal edildiğine ve 13. Maddenin (etkili başvuru hakkı) ihlal edildiğine karar vermiştir.

Dava, Devletin bireyleri homofobik nefret söylemine karşı koruma yükümlülüğü ile ilgilidir.

Başvurucular ilişki içinde olan iki genç erkektir. Başvuruculardan biri, ikisinin öpüştüğü bir fotoğrafı Facebook sayfasında yayımlamış, bunun üzerine fotoğraf nefret söylemi niteliğinde yüzlerce çevrimiçi yorum almıştır.

Gerek savcılık makamları, gerekse mahkemeler, eşcinsellere karşı nefret ve şiddete teşvik ile ilgili hazırlık soruşturması yapılmasını, çiftin davranışının provokatif oluşu ve söz konusu yorumların “etik dışı” olmasına rağmen kovuşturma yapılmasını gerektirmediği gerekçesiyle reddetmişlerdir.

Mahkeme, başvurucuların yetkililerce gördüğü muamelede cinsel yönelimlerinin belli bir rol oynadığını, nitekim yetkililerin hazırlık soruşturması yapmayı reddederek başvurucuların eşcinselliklerini alenen göstermeleri durumunu tasvip etmediklerini açıkça belirttiklerini tespit etmiştir. Söz konusu ayrımcı tutum, başvurucuların, ceza hukuku uyarınca hakları olduğu üzere, maddi ve manevi bütünlüklerine yönelik açık saldırı çağrılarına karşı korunmadıkları anlamına gelmektedir.

Kararın tamamına buradan, avukat Polat Yamaner tarafından çevirisine aşağıdan ulaşabilirsiniz. 

Daha fazlasını oku…

İspanya Yüksek Mahkemesi hapis cezası alan Katalan bağımsızlık liderinin Avrupa Birliği Parlamentosu’ndaki görevine başlamasına engel oldu

İspanya Yüksek Mahkemesi’nin ceza dairesi başkanı Avrupa Birliği (AB) Parlamentosu’na bir mektup göndererek Katalan bağımsızlık lideri Oriol Junqueras’ın 13 yıl hapis cezası alması nedeniyle AB Parlamentosu’ndaki görevine başlamasının mümkün olmadığını iletti.

Junqueras, geçen Ekim ayında, onaylanmamış bir referandum düzenleme ve Katalonya’nın İspanya’dan ayrıldığını açıklamasındaki öncü rolüne bağlı olarak isyan ve kaynakların kötüye kullanılması nedeniyle ceza almıştı. Buna karşın, 2019 yılının ilk aylarında yapılan seçimleri kazanarak AB Parlamentosu’na üye seçilmişti. Yüksek Mahkeme’nin kararına kadar İspanya hukukunun Junqueras’ın göreve başlamasına izin verip vermediği belirsizdi.

Karar, durumu geçen Aralık ayında Avrupa Adalet Divanı (AAD) tarafından da değerlendirilen Junqueras’ın yaşadığı hukukî dalgalanmanın bir devamı. AAD’nin kararı Junqueras’ın Parlamento’daki koltuğuna oturabileceğine işaret ediyordu. Kararda, Parlamento’nun seçilmiş üyelerini görevlerini yerine getirirken koruyan parlamenter dokunulmazlığın ona, Mayıs ayında seçildiğinde tanınmış olduğu ifade edilmişti. Bu nedenle, hakkındaki ceza davası, onu koltuğa oturmaktan alıkoymak amacıyla kullanılamazdı. AAD davayı görürken hâlâ belirsiz ve verilmemiş olan kesin karar ve cezayı takiben İspanyol yargı sistemi, Junqueras’ın hapis cezasının hukukî sonuçları hakkında karar verebilecekti. Daha fazlasını oku…

Avusturya’da Almanca bilmeyen göçmenlere verilecek yardımdan kesinti yapan kanun Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildi

Avusturya Anayasa Mahkemesi, Avusturya’da yaşayan ve Almanca öğrenmeyen yabancıların daha az yardımdan yararlanmasına dair kanunu iptal etti. Kanun, bir önceki sağcı hükûmet tarafından kabul edilmişti.

Avusturya Anayasa Mahkemesi, merkez-sağ Halk Partisi ve aşırı-sağ Özgürlük Partisi koalisyonu tarafında kabul edilen kanunun, göçmenlere yapılan refah yardımını azaltan önlemleri de içeren birçok maddesini anayasaya aykırı buldu.

Mahkeme, yardım başvurularında Almanca veya İngilizce yeterlik şartını arayan düzenlemenin anayasayı ihlal ettiğini, çünkü öğrenme güçlüğü yaşayan ya da Almanca gerektirmeyen bir iş bulmayı başaran kişilere karşı ayrımcılık yarattığını ifade etti.

Kanun, Almanca veya İngilizce seviyesi yetersiz düzeyde olanlardan, normal şartlarda 863 Avro olan yardımın 300 Avro’sunun kesilmesini öngörüyordu. Daha fazlasını oku…

2019’da İHAM’ın Türkiye’ye Karşı Verdiği İhlal Kararları ve Türkçe Özetleri

Merhaba,

İnsan haklarının, demokrasinin ve hukukun üstünlüğünün korunması için mücadele etmeye devam edenler için yine oldukça zor bir yılı geride bıraktık. 

Aşağıda bütün bu hukuksuzlukları yargıya taşıyacak avukatların ve insan hakları savunucularının başvurularında ya da kendilerine karşı açılan soruşturma ve davalarda kullanması amacıyla 2019 yılında İHAM tarafından Türkiye’ye karşı verilmiş bütün ihlal kararlarını, bazı önemli kabul edilemezlik kararlarını ve gelecek başvurularda kullanılması amacıyla Hükümet’ten savunma istenilen bazı önemli başvuruları bulacaksınız.

Artık geleneksel hale getirdiğimiz bu çalışmada kararları İHAS’ta yer alan madde başlıkları ve sırası altında, kronolojik olarak özetledim. 

2019 yılında, Türkiye’ye karşı, gözümden kaçan bir karar olmadıysa, Sözleşme’de düzenlenen hak ve özgürlüklerin en az birinin ihlal edildiği (en az) 95 ihlal kararı verildi. Bu kararların 32’sinde ifade özgürlüğünün, 14’ünde mülkiyet hakkının, 12’si adil yargılanma hakkının ihlaline ilişkin. 

2014 yılında2015 yılında, 2016 yılında, 2017 yılında ve 2018 yılında İHAM’ın Türkiye’ye karşı verdiği ihlal ve bazı kabul edilemezlik kararlarını da buradan okuyabilirsiniz.

2016’dan bu yana kadın hukuk fakültesi öğrencilerini, stajyer avukatları ve mesleklerinin başındaki avukatları insan hakları ve anayasa hukuku alanında çalışmaya teşvik etmek için ağırlıklı olarak kadınlardan oluşan bir ekiple birlikte düzenli olarak AYM ve İHAM kararlarını bültenler halinde yayımlamaya devam ediyoruz. Her ayın ilk haftası, bir önceki ay çıkan önemli AYM ve İHAM kararlarını paylaştığımız bültenlerin tamamına buradan ulaşabilirsiniz.

2020, umarım, daha adil, özgür ve eşit bir yıl olur. 

Daha fazlasını oku…

FORUM – Av. Rabia Gündoğmuş – 154/1 Numaralı 6284 Sayılı Kanun’un uygulanması konulu genelge üzerine kısa bir eleştiri

Av. Rabia Gündoğmuş

İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi üyesi

17.12.2019 tarihinde, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü tarafından 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un uygulanması konulu bir Genelge yayınlanmıştır. İlgili Genelge, konuya ilişkin birkaç iyi hüküm barındırmakla beraber eksik ve yanlış hükümler de barındırmaktadır. Sınırları belirli olan bu kısa makalede konuya ilişkin eleştirilere yer verilmiştir.

6284 sayılı Kanun’un Uygulanması Konulu Genelge’de direkt Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın ”Ailenin Korunması ve Çocuk Hakları” başlıklı 41. Maddesine atıf yapılmıştır ve beş sayfadan oluşan Genelge’nin neredeyse bir sayfasının tamamı aile vurgusuna ayrılmıştır. Ancak kadın hakları savunucuları ve feminist hareketin sıklıkla belirttiği üzere kadına yönelik şiddet olgusunu ”aile” zemini üzerinden ele almak isabetli görünmemektedir. Belirtilmesi gereken önemli husus ise Anayasamızın Cumhuriyetin Nitelikleri başlıklı 2. maddesinde insan haklarına saygılı devlet ifadesi bulunmaktadır. Yine temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılamaması başlıklı 14. maddede insan haklarına dayanan demokratik Cumhuriyet ifadesi bulunmaktadır. Haliyle Anayasa’nın hangi bakış açısıyla değerlendirildiğine göre konunun ele alış şekli de değişecektir.

Daha fazlasını oku…

Aralık 2019 – İHAM Kararları Bülteni

Merhaba,

Aralık ayı içerisinde İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi tarafından verilen 9’u Türkiye’ye karşı 12 kararın yer aldığı bu yılın son bülteni hazır. Mahkeme 23 Aralık itibarıyla yılbaşı tatiline girdiği için bu ay az karar var. 

2020’de görüşmek üzere. 

Daha fazlasını oku…

İHAM’ın Parmak ve Bakır v. Türkiye kararının özet çevirisi: “Yerel mahkemelerin örgüt üyeliği suçundan ceza verirken TMK’yi geniş ve belirsiz uygulaması kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesini ihlal eder.”

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM), 3 Aralık 2019 tarihinde yayımladığı Parmak ve Bakır v. Türkiye kararında Türkiye’deki yerel mahkemelerin örgüt üyeliği suçundan ceza verirken Terörle Mücadele Kanunu’ndaki ‘cebir ve şiddet’ ve ‘manevi cebir’ şartlarını belirsiz ve geniş yorumladıklarını, bunun da Sözleşme’nin 7. maddesini ihlal ettiğine karar verdi. Mahkeme, söz konusu başvuruda ayrıca başvuruculara uygulanan seyahat yasağının Sözleşme’nin 8. maddesine aykırı olduğuna karar verdi.

Kararın tamamına buradan, İlkay Nadir tarafından yapılan kapsamlı özet çevirisine aşağıdan ulaşabilirsiniz. 

Parmak ve Bakır v. Türkiye, Başvuru No: 22429/07 ve 25195/07, Karar Tarihi: 03.12.2019

Daha fazlasını oku…

İHAM’ın Zevnik ve Diğerleri v. Slovenya kararının özet çevirisi: “Kadın kotasına ve toplumsal cinsiyet eşitliğine uyulmadan sunulan seçim listesinin reddi, serbest seçim hakkını ihlal etmez.”

İHAM’ın 5 Aralık 2019 tarihinde açıkça dayanaktan yoksun bularak reddettiği Zevnik ve Diğerleri v. Slovenya davası (54893/18 no’lu başvuru), Slovenya devlet makamlarının, 2018’deki seçimler için koalisyon partileri tarafından sunulan aday listesinde kadın aday sayısının eksikliği sebebiyle listenin reddedilmesiyle ilgilidir.

Mahkeme, özellikle, redlerin dayandığı parti listelerindeki cinsiyet temsili kurallarının ve kurallara uymama cezalarının açık olduğunu ve koalisyon partilerinin de bu kuralları bilmesi gerektiğini tespit etmiştir. Bu kotalar ayrıca demokratik meşruiyetin sağlanmasına yardımcı olmaktadır ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi ile uyumludur.

Kararın tamamına buradan, Milhan Yılmaz ve Polat Yamaner tarafından yapılan çevirisine aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Daha fazlasını oku…

Güney Kore Anayasa Mahkemesi: “Eşcinsellere yönelik nefret söylemi ifade özgürlüğü kapsamında değildir”

Güney Kore Anayasa Mahkemesi, Seul Metropolitan Eğitim Bürosu’nun eşcinselliğe veya belli dinlere yönelik ayrımcılığı ve nefret söylemini yasaklayan öğrencilerin insan hakları düzenlemesinin Anayasa’yı ihlal etmediğine karar verdi.

Dokuz üyeli mahkeme, bir Hristiyan okulundaki öğretmen ve velilerin başvurusunda düzenlemeleri oybirliğiyle Anayasa’ya uygun buldu.

Eğitim bürosunun düzenlemeleri, bir süreden beri liberallerle muhafazakârlar arasındaki bir tartışmanın merkezindeydi.

Başvurucular, okul yöneticileri, öğretmenler ve öğrencilerin, bir bireye cinsiyeti, dini veya cinsel yönelimi nedeniyle nefret söyleminde bulunamayacağı veya ona karşı ayrımcılık yapamayacağını belirten bir cümleye itiraz etmişti.

Başvurucular, söz konusu düzenlemenin, dinlerine ve kutsal değerlerine aykırı şekilde Hristiyanların eşcinselliği reddetmesini engellediğini ve böylece ifade özgürlüğünü ihlal ettiğini iddia etmişti. Daha fazlasını oku…