İçeriğe geç

Kenya Yüksek Mahkemesi: “Rastafaryanizm bir dindir”

Kenya Yüksek Mahkemesi, Rastafaryanizm’in diğerleri gibi bir din olduğunu ve aynı onlar gibi muamele görmesi gerektiğine karar verdi.

Rasta saçlı bir çocuğun okulundan uzaklaştırılmasıyla ilgili davanın kararını Yargıç Chacha Mwita okudu.

Mahkeme, Olympic Lisesi’nin rasta saçları nedeniyle kızı okuldan atmasının, bunun kızın dininin gereğini yerine getirmesi anlamına geldiği için anayasaya aykırı olduğuna karar verdi.

Ebeveynleri rasta saçın kızlarının inancı olduğunu ve saçlarını kesemeyeceğini iddia etmişti.

Mwita “bir çocuğun temel eğitime anayasal hakkı vardır” şeklinde konuştu.

“Rasta saça sahip olmak onun inancını yaşama yöntemi ve dinine aykırı şekilde onu saçlarını kesmeye zorlamak yanlış.”

Çocuk kayıt belgelerinde dininin Rastafaryan olduğunu belirtmişti. Okul tarafından takınılan tutum hukuka aykırı.

Babasına göre okulun hareketi Rastafaryan inancına yönelik bir ayrımcılığa dönüşmüş durumda.

Kenya Anayasası’nın 30 (1) maddesine göre herkes vicdan, din, düşünce, inanç ve fikir özgürlüğüne sahip.

Kaynak: The Star

Dünyanın ilk yüz tanıma teknolojisi davasında Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesi’nden polise izin çıktı

Yargıçlar Birleşik Krallık’taki güvenlik güçlerinin yüz tanıma teknolojisini yasal olarak kullanabileceğine karar verdi.

Tartışmalı teknolojiyle ilgili dünyadaki ilk dava sona ererken, önde gelen iki hakim, Cardiff’te yaşayan ve South Wales Polisi tarafından yüz tanıma teknolojisinin denendiği bir sırada yüzü taranan Ed Bridges adına Liberty insan hakları savunucusu grup tarafından açılan davayı reddetti.

Yargıç Swift’le birlikte görev alan Lord Yargıç Haddon-Cave, South Wales Polisi’nin canlı yüz tanıma teknolojisi kullanımının “İnsan Hakları Kanunu’nun gerekliliklerini sağladığına” karar verdi.

Mayıs ayında üç gün boyunca süren duruşmada Bridges’in avukatları South Wales Polisi’nin kamusal alandayken müvekkillerinin görüntüsünü yakalaması ve işlemesinin özel hayata saygı hakkını ihlal ettiğini iddia etmişti.

Yargıçlarsa, mevcut veri koruma kanununun, yüzleri yüz tanıma kameralarıyla taranan vatandaşlara yeterli güvenceyi sağladığına ve South Wales Polisi’nin sonuçları göz önüne aldığına hükmetti.

Yüksek Mahkeme’de konuşan Lord Yargıç Haddon-Cave “mevcut yasal rejim, AFR Locate’in (South Wales Polisi tarafından kullanılan yüz tanıma teknolojisi) düzgün ve keyfî olmayan şekilde kullanımını sağlamaya elverişli” şeklinde konuştu. Daha fazlasını oku…

Birleşmiş Milletler İşkenceye Karşı Komite’nin silahlı çatışmada tecavüzü işkence olarak kabul ettiği ilk karar: A. v. Bosna Hersek kararının çevirisi

Birlemiş Milletler İşkenceye Karşı Komite, 2 Ağustos 2019 tarihli A v. Bosna Hersek kararıyla İşkenceye ve Diğer Zalimane, Gayriinsani veya Küçültücü Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’ne taraf olmadan önce yaşanan silahlı çatışmalar sırasında bir ordu mensubun başvurucuyu silah zoruyla arabasına bindirerek ona tekrarlayan şekilde tecavüz etmesini, ilk kez işkence olarak tanımladı ve başvurucuya, hızla adil ve makul bir tazminatın sağlanması; başvurucuya derhal ücretsiz tıbbi ve psikolojik destek sağlanması; başvurucu ve ailesine yönelik resmi özürlerin dilenmesi; nihai gözlem raporuna uygun olarak, yerel hukukta, cinsel şiddeti kapsar şekilde savaş suçları mağdurlarına her türlü tazmin imkanının sağlanması adına etkili bir onarım mekanizması kurulması ve cinsel şiddeti kapsar şekilde savaş suçları mağdurluğu statüsünü açıkça tanımlayan ve ülke çapındaki mağdurların özel birtakım hak ve kazanımlarını güvence altına alan hukuki bir çerçevenin düzenlenmesi ve yürürlüğe sokulması için Devlet’e bir dizi yükümlülük yükledi. 

Bu önemli kararı (devletin savunmaları ve savunmalara karşı beyanlar kısmı hariç) stajyer avukat Polat Yamaner bire bir çevirdi.

Kararın İngilizcesini buradan, Türkçe çevirisini buradan okuyabilirsiniz.

İHAM’ın Haziran 2019’da Güncellenen “Üreme Hakları” Bilgi Notunun Çevirisi

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM) basın birimi, çeşitli konu başlıkları altında İHAM tarafından verilen kabul edilemezlik, kayıttan düşme ve ihlal kararları ile ilgili hükümete bildirilen davaları bir araya getirerek tematik bilgi notu yayımlamaktadır.

Mahkeme tarafından ev içi şiddetten terörizme, açlık grevlerinden mahpusların oy kullanma hakkına kadar çok çeşitli konuda yayımlanan bilgi notlarının tamamına buradan, bu bilgi notlarının Türkçe çevirilerine buradan ulaşabilirsiniz.

Bu tematik bilgi notları arasında “üreme hakları” da bulunuyor. Bu bilgi notunun Türkçe çevirisi en son Aralık 2015’te Adalet Bakanlığı tarafından yapılmıştı. Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisi Efekan Sadak, Haziran 2019’da güncellenen bu bilgi notunun güncel halini Adalet Bakanlığı’nın 2015 çevirisini baz alarak ve üzerinde bazı değişiklikler yaparak çevirdi. Bilgi notunun İngilizcesini buradan okuyabilirsiniz.

“Üreme hakları” tematik bilgi notu (Haziran 2019) Türkçe çevirisi: Tematik Bilgi Notu – Üreme Hakları

Daha fazlasını oku…

FORUM – Ar.Gör. Semih Batur Kaya – Otoriterliğin Yükselişi ve Çıkış Yolu

Ar.Gör. Semih Batur Kaya

Anayasa Hukukçusu

Melez Rejimlerin Yükselişi

İktidar toplanmayı ve böylece tortulaşmayı sağlayan bir karaktere sahiptir. İktidarın saf teorisi gücün tekelleşmesi ve tekilleşmesini arzular. İktidar olgusu bu yönüyle insan hak ve özgürlükleri üzerinde ciddi tehlikeler beraberinde getirir. Üstelik bu iktidarın yasama veya yürütme ve hatta yargı iktidarı etrafında toplanması veya bunların değişik görünüm biçimleriyle ortaya çıkması sonucu değiştirmemektedir. Her iktidar kendi yaşam rejimini kurgular. Hukuk ise esasında bir iktidar dağılımını öngörür. Bu süreç iktidarın belirlenmesi, tanımlanması ve nihai olarak sınırlandırmasını içerir. Bu bağlamda denge ve denetim hukukun özünü teşkil eder. Buradaki temel itki insan hak ve özgürlükleri, yani insan onurudur.

Boetie ve Rousseau’nun deyimlerinin aksine insan zincirleriyle birlikte doğar, özgür olmak için ise her yerde bu zincirleri tek tek kırması gerekir. Bunun karşısında duran yegane faktör ise iktidar olgusudur. İktidar, özellikle de siyasi iktidar birey ve toplumun hak ve özgürlükleri üzerinde ve demokratik yönetim sistemi üzerinde en büyük tehdidi teşkil etmektedir. Güç ve zor kullanma tekelliği ve tekilliği siyasi iktidarı birey-toplum ve iktidar geriliminde potansiyel bir tehlike haline getirmektedir. İktidar modern devletle form bulmuş, cisimleşmiştir. Modern devletin dirimsel kaynağı olarak siyasi iktidar ise yönetimin ve dolayısıyla rejimin karakterini belirleyen en önemli değişken konumundadır. Ancak siyasi iktidar deyim yerindeyse ele avuca sığmaz bir yapı sergiler. Dolayısıyla iktidar statik bir yapı sergilemez, iktidar dinamik bir yapıdadır. Bu yönüyle iktidar bulunduğu yerde hacim genişletmeye eğilim gösterir. Bu yönüyle denge ve denetimin sağlanmadığı, hukukla sınırlandırılamayan ve hukuk içerisinde varlık bulmayan bir iktidar potansiyel bir diktatörlükle sonuçlanabilir. Çünkü bu potansiyel, iktidarın doğasında vardır. Daha fazlasını oku…

Filipinli vekiller Netflix dizisinden esinlenerek olası bir liderlik krizine karşı kanun teklifi verdi

Filipinli milletvekilleri, anayasal bir liderlik krizi sırasında ülkenin bir devlet başkanına sahip olabilmesi için, kabaca Netflix’in popüler siyasal gerilim dizisi “Designated Survivor”dan esinlenen bir yasa teklifinde bulundu.

Kongre’nin her iki kanadına ayrı şekilde iki yasa koyucu tarafından verilen ve halk arasında Designated Survivor kanunu olarak bilinen Devlet Başkanlığı Halefiyet Yasası adındaki düzenleme, anayasal tüm haleflerin devre dışı kalması halinde başkanlığı düzenliyor.

Senatör Panfilo Lacson, teklifinin Netflix’in “Designated Survivor” dizisinden esinlendiğini ifade ediyor.

Dizide aktör Kiefer Sutherland, “State of the Union” (Birliğin Durumu) konuşması sırasında başka bir yerde saklanan Konut ve Şehir Geliştirme Sekreteri Tom Kirkman’ı canlandırıyor.  Konuşma sırasında Beyaz Saray’ın bombalanması ve Başkan’ın ve içindeki diğer herkesin ölmesi üzerine Birleşik Devletler Başkanı olmak zorunda kalıyor.

Lacson “Designated Survivor’dan esinlenerek teklifi verdim çünkü bu konuda anayasanın ilgili maddesi boşluk içeriyor” şeklinde konuştu.

Filipinler Anayasası, mevcut devlet başkanının ölmesi, görevden alınması veya görevi sırasında kısıtlı duruma düşmesi halinde bir iktidarın devri düzenlemesi içeriyor. Ancak tüm haleflerin ölmesi veya sürekli şekilde etkisiz olması haliyle ilgili bir düzenleme bulunmuyor. Daha fazlasını oku…

FORUM – Av. Tuğçe Duygu Köksal – Türkiye’de Erişim Engellemelerinin Dayanağı ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Muhtemel Etkisi Üzerine

Av. Tuğçe Duygu Köksal

İstanbul Barosu İnsan Hakları Merkezi Başkanı

1 Ağustos 2019 tarihli 30849 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren “Radyo, Televizyon ve İsteğe Bağlı Yayınların İnternet Ortamından Sunumu Hakkında Yönetmelik”[1], internet üzerinden yapılan yayınların denetimi, lisans alma zorunluluğu ve idari yaptırımlar gibi düzenlemelerin olası etkileri bakımından tartışılmaya başlandığında, uzun zamandır internette erişim engellemeleri ve içerik kaldırmalar şeklinde, bilgi ve fikir alma ve verme özgürlüğüne yönelik gerçekleşen müdahaleler[2] süregelen bir problem halini zaten almıştı. Bu Yönetmeliğin de kanuni dayanaklarından birini oluşturan 5651 Sayılı “İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun’un [5651 sayılı Kanun] 8/A maddesi uyarınca[3], sosyal medya hesaplarına, bloglara, hatta haber sitelerine erişim engellemekte ve içerik kaldırma talepleri iletilmekteydi[4]. Bu blog yazısında, akademik olamayan basit bir dil kullanılarak, Türkiye’de gün geçtikçe ifade özgürlüğü üzerinde daha da büyük bir baskı ve caydırıcı etki unsuru haline gelmeye başlayan internette erişim engellemelerinin temelinde yer alan 5651 sayılı Kanun’un 8/A maddesine ilişkin olası değerlendirmeler üzerine fikir yürütmeye çalışacağız. Bu çerçevede benzer olaylara ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi [AİHM] içtihadında yer alan standartlara da değinme fırsatımız olacak.

İnternete erişimin engellenmesi ve 5651 sayılı Kanun’un 8/A maddesi

Kural olarak, 5651 sayılı Kanun’un 8. Maddesinde, bu maddede sınırlı sayıda sayılan suçlar kapsamında, erişimin engellenmesi kararı, soruşturma evresinde hâkim, kovuşturma evresinde ise mahkeme tarafından verilir. Soruşturma evresinde, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısı tarafından da erişimin engellenmesine karar verilebilir. Bu durumda Cumhuriyet savcısı kararını yirmi dört saat içinde hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç yirmi dört saat içinde verir. Bu süre içinde kararın onaylanmaması halinde tedbir, Cumhuriyet savcısı tarafından derhal kaldırılır. 6 Şubat 2014 tarihinde bu maddede yapılan değişiklikle, erişimin engellenmesi kararının, amacı gerçekleştirecek nitelikte görülürse belirli bir süreyle sınırlı olarak da verilebileceği hükmü eklenmiştir. Aynı maddenin 4. fıkrasında düzenlendiği şekliyle, yayınların içerik veya yer sağlayıcısının yurt dışında bulunması halinde veya içerik veya yer sağlayıcısı yurt içinde bulunsa bile fuhuş, çocukların cinsel istismarı ve müstehcenlik suçları açısından Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Başkanlığı re’sen karar verebilecektir. Bu açıdan bakıldığında erişim engelleme kararının 8. Madde kapsamında ancak sınırlı sayıdaki durumlarda idari bir makam tarafından verilebileceğinin öngörülmüş olduğu görülmektedir.

Ancak, 5651 sayılı Kanun’da gerçekleştirilen 27/03/2015 tarihli değişiklikle getirilen 8/A maddesiyle, gecikmesinde sakınca bulunan haller için ayrıca bir istisna hükmü oluşturulmuş ve şu düzenleme getirilmiştir: Daha fazlasını oku…

Mayıs-Haziran-Temmuz 2019 – İHAM Kararları Bülteni

Merhaba,

Uzun bir aradan sonra üç aylık bir bültenle geri döndük. Mayıs, Haziran ve Temmuz aylarında verilen 28’i Türkiye’ye karşı 48 önemli İHAM kararının yer aldığı bülten hazır. Kadın hukuk fakültesi öğrencileriyle hazırladığımız bu bültende İHAM karar çevirilerini Serde Atalay, İdil Özcan, Gözde Gurbet Engin, İlkay Nadir, İrem Şanlı, Esin Bozovalı ile birlikte yaptık. 

Yeni adli yılda görüşmek üzere.

Daha fazlasını oku…

FORUM – Ar. Gör. Aras Türay – Eşe Karşı Gerçekleştirilen Cinsel Saldırı Eyleminin Şikayete Tabi Olması ve İstanbul Sözleşmesi

Ar. Gör. Aras Türay*

Giriş

Bu çalışmada 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 102. maddesinde[1] düzenlenen eşe karşı cinsel saldırı eylemlerinin kovuşturulmasının şikayet şartına tabi olarak düzenlenmesi, uygulamada yol açabileceği sorunlar ve Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesine ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi[2] (“İstanbul Sözleşmesi”, Council of Europe Convention on Preventing and Combating Violence Against Women and Domestic Violence,)[3] çerçevesinde değerlendirilecektir. Belirtmek gerekir ki konu teknik bir hukuk konusu olmasının yanı sıra kadına karşı şiddet ve aile içi şiddet olgularıyla da ilgilidir. Konu da bütün bu boyutlarıyla kısaca ele alınmaya çalışılacaktır.

I – Eşe Karşı Gerçekleştirilen Cinsel Saldırı

[4] tarafından gerçekleştirilen cinsel saldırı suçu aile içi şiddet kapsamında değerlendirilmelidir. Şiddet, fiziksel, cinsel, sözel ve psikolojik birçok unsur içerebilir. Cinsel şiddet temelinde, cinselliğin bir tehdit, sindirme ve kontrol etme aracı olarak kullanılmasıdır[5]. Aile içi cinsel şiddetin bir görünümünü de eşe karşı gerçekleştirilen cinsel saldırı eylemleri oluşturmaktadır.

Cinsel saldırı, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 102. maddesinde suç olarak düzenlenmiştir. Buna göre bedensel temas içeren davranışlarla bir kimsenin cinsel dokunulmazlığını ihlal eden kişi, cinsel saldırı suçunu işlemiş sayılacaktır.

TCK m. 102/f. 1’de suçun basit hali düzenlenmiştir. Vücuda organ veya sair cisim penetre edilmeksizin gerçekleştirilen cinsel dokunulmazlığı ihlal eden bedensel temas, cinsel saldırı suçunun basit halini oluşturacaktır. Vücuda bir organ veya sair cisim penetre edilmesi suretiyle gerçekleştirilen eylemler ise cinsel saldırı suçunun nitelikli halini oluşturacaktır.

Cinsel saldırının basit hali şikayete tabi iken, nitelikli hali re’sen kovuşturulmaktadır. Buna karşın TCK m. 102/f. 2’de, eşler arasındaki nitelikli cinsel saldırı eyleminin kovuşturulması şikâyet şartına bağlı tutulmuştur. Daha fazlasını oku…

İHAM’ın A ve B v. Hırvatistan kararının özet çevirisi: Çocuğun babası tarafından cinsel istismara maruz bırakıldığı iddialarının araştırılması yükümlülüğü

İHAM, 20 Haziran 2016 tarihli A ve B v. Hırvatistan kararında annenin çocuklarının babaları tarafından istismar edildiği şikayetine karşı Hırvat yetkililerin çocuk istismarı iddialarının soruşturulması için etkili adımları atıp atmadığını inceledi ve söz konusu iddianın Sözleşme’nin 3. ve 8. maddelerinde aranan güvenceler doğrultusunda soruşturulduğuna karar vererek ihlal bulmadı. Ancak bu karar 4’e karşı 3 oy ile alındı ve kararda çocuk istismarı iddialarına karşı atılacak adımlarla ilgili Mahkeme’nin beklentisine yer verildiği için bu kararın basın özetini çevirmek istedik. Çeviriyi Gözde Gurbet Engin ve İrem Şanlı yaptı.

Daha fazlasını oku…