İçeriğe geç

İHAM’ın V.C.L ve A.N. v. Birleşik Krallık kararının özet çevirisi: “İnsan ticareti suçunun mağduru olduklarına dair güvenilir bir şüphe olmasına rağmen, onları korumak için gereken önlemlerin alınmaması ve başvurucuların yargılanması, kölelik ve zorla çalıştırma yasağının ihlalidir.”

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM), 16 Şubat 2021 tarihinde V.C.L ve A.N. v. Birleşik Krallık davasında İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin (İHAS) 4. maddesinin (kölelik ve zorla çalıştırma yasağı) ve 6. maddenin 1. fıkrasının (Adil yargılanma hakkı) ihlal edildiğine hükmetmiştir.

Dava, polis memurlarının kenevir çiftliklerinde çalışırken bulduğu iki Vietnamlı genci konu almaktadır. Tutuklanmışlardır ve suçlamaları kabul ettikleri uyuşturucuyla ilgili suçlarla suçlanmışlardır. Haklarında verilen hükmün ardından genç suçluların bulunduğu bir kuruma yerleştirilmişlerdir. Ardından, yetkili bir makam, bu kişileri insan ticareti mağduru olarak görmüştür. Fakat savcılık, kovuşturma kararını gözden geçirdikten sonra, bu kişilerin insan ticareti mağduru olmadıkları sonucuna varmış ve Temyiz Mahkemesi, her iki davanın da olaylarına dayanarak kovuşturma kararının haklı olduğuna karar vermiştir.

Mahkeme, Sözleşme’nin 4. maddesi kapsamında mağdurların ve potansiyel insan ticareti mağdurlarının yargılanması arasındaki ilişkiyi ilk kez değerlendirmiştir. İnsan ticareti mağdurlarının veya potansiyel mağdurlarının yargılanmasının her koşulda Sözleşme’nin 4. maddesini ihlal etmeyebileceğini değerlendirmiştir. Bununla birlikte, yetkili makamın bu alandaki uzmanlığı göz önüne alındığında, Mahkeme, savcılığın, yetkili makamın bulgularına katılmamak için insan ticareti tanımıyla tutarlı açık gerekçeler sunması gerektiğini ve bunun ilgili davalarda gerçekleştirilmediğini değerlendirmiştir. Fakat, insan ticareti mağdurlarını korumak için aktif tedbirler alma görevini göz önünde bulunduran Mahkeme, bir kişinin insan ticareti mağduru olduğuna dair yetkili kişilerde güvenilir bir şüphenin oluşması halinde, bu kişinin nitelikli bir kişi tarafından değerlendirilmesi gerektiğine karar vermiştir. Herhangi bir kovuşturma kararı, böyle bir değerlendirmeyi takip etmelidir ve karar bir savcı için bağlayıcı olmak zorunda olmasa da, savcının farklı bir sonuca varmak için açık nedenlere sahip olması gerekmektedir. V.C.L. ve A.N. bakımından Mahkeme, insan ticareti mağduru olduklarına dair güvenilir şüpheler bulunmasına rağmen, polisin de savcılığın da onları değerlendirme için yetkili bir makama sevk etmediğini tespit etmiştir; her iki dava da daha sonra savcılık tarafından incelenmiş olsa da, yetkili makamın vardığı sonuçları çürütecek açık nedenler sunulmadan yetkili makamın kararına karşı çıkılmıştır; ve Temyiz Mahkemesi, kovuşturma kararının sürecin kötüye kullanımı olup olmadığını ele almakla sınırlı kalmıştır. Mahkeme, bu nedenle, her iki başvurucunun davasında da 4. maddenin ihlal edildiğine karar vermiştir.

Mahkeme, yetkililerin suçlu bulundukları kararlardan sonra başvuruculara kalacak yer sağlamış olsalar da, başvurucuların insan ticareti mağduru olup olmadıklarına ilişkin herhangi bir değerlendirme yapılmamasının, savunmalarına yardımcı olabilecek önemli kanıtlar elde etmelerine engel olabileceğini tespit etmiştir. Bu nedenle yargılamalar adil olmamıştır ve 6. maddenin 1. fıkrasının ihlali söz konusudur.

Kararın tamamını buradan okuyabilirsiniz. Kararın basın özeti çevirisi Pınar Baysal tarafından yapılmıştır.

Daha fazlasını oku…

İHAM Büyük Dairesi’nin Hanan v. Almanya kararının özet çevirisi: “Afganistan’daki NATO operasyonları sırasında yaşanan hava saldırısında başvurucunun oğullarının ölümüne ilişkin Alman makamları tarafından yürütülen soruşturma, etkili soruşturma yürütme yükümlülüklerine uygundur.”

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM), 16 Şubat 2021 tarihinde verdiği Hanan v. Almanya Büyük Daire kararında oybirliğiyle, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin (İHAS) 2. maddesinin (yaşam hakkı ihlali iddiasını etkili şekilde soruşturma yükümlülüğü) ihlal edilmediğine karar vermiştir.

Dava, NATO komutasındaki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü (International Security Assistance Force (ISAF)) Alman askeri birliğinin bir albayının emriyle, başvurucunun iki oğlunun Afganistan’ın Kündüz kenti yakınlarındaki bir hava saldırısında öldürülmesinin ardından yürütülen soruşturmalara ilişkindir.

Mahkeme, Almanya’nın Uluslararası Güvenlik Yardım Gücü bünyesinde konuşlandırılan askeri birlikleri üzerinde ağır suçlara ilişkin olarak münhasır yargı yetkisine sahip olmasının ve ayrıca uluslararası hukuka ve iç hukuka göre soruşturma yapmak zorunda olmasının “özel nitelikler” teşkil ettiğine karar vermiştir. Bu durum, birlikte ele alındıklarında, 2. madde kapsamındaki soruşturma yapma usul yükümlülüğüne ilişkin olarak Sözleşme’nin 1. maddesinin amaçları doğrultusunda bir yargı yetkisi bağlantısının oluşmasına neden olmuştur.

Mahkeme, Federal Başsavcı’nın, Albay K.’nın hava saldırısı emrini verdiği sırada sığlıkta hiçbir sivilin bulunmadığına ikna olmuş olması sebebiyle kendisine cezai sorumluluk yüklenmeyeceğini tespit ettiğini gözlemlemiştir. Nitekim Başsavcı’ya göre, Albay K., Uluslararası Hukuka Karşı Suçlar Kanunu’nun ilgili hükmü uyarınca sorumlu tutulmasını gerekli kılacak olan ağır sivil kayıplara neden olma kastı ile hareket etmemiştir. Başsavcı, hava saldırısının uluslararası hukuk uyarınca yasaya uygunluğunun, sorumluluğu ortadan kaldıran bir savunma işlevi görmüş olması nedeniyle Ceza Kanunu kapsamında da sorumluluğun oluşmadığını kabul etmiştir. Albay K., iki yakıt tankerini kaçıran silahlı Taliban savaşçılarının silahlı çatışmaya taraf olan organize bir silahlı örgütün üyeleri olduğuna ve dolayısıyla meşru askeri hedefler olduklarına inanmaktaydı. Mahkeme, Alman mülki savcılık makamlarının Afganistan’da ISAF Kuvvetler Statüsü Anlaşması (ISAF Status of Forces Agreement) kapsamında soruşturma tedbirleri almak için yasal yetkilere sahip olmadıklarını, ancak bu amaçla uluslararası adli yardıma başvurmaları gerektiğini kaydetmiştir. Bununla birlikte, Federal Başsavcı, hava saldırısının koşulları ve etkisine ilişkin olarak itibar edebileceği önemli miktarda materyal bulunmaktaydı.

Federal Anayasa Mahkemesi, soruşturmanın başvurucunun anayasal şikâyeti üzerindeki etkililiğini gözden geçirmiştir. Federal Anayasa Mahkemesi’nin bir cezai soruşturmayı durdurma kararını iptal edebildiğini kaydeden Mahkeme, başvurucunun, soruşturmanın etkililiğine itiraz etmesine imkân veren bir hukuk yoluna sahip olduğu sonucuna varmıştır.

Son olarak Mahkeme, parlamento araştırma komisyonu tarafından gerçekleştirilen hava saldırısı soruşturmasının, davanın yüksek düzeyde kamu denetimine tabi tutulmasını sağladığını gözlemlemiştir.

Hanan v. Almanya (BD) kararının tamamına buradan ulaşabilirsiniz. Mahkeme tarafından yayımlanan kararın basın özetinin çevirisi Hazal Polat tarafından yapılmıştır.

Daha fazlasını oku…

İHAM’ın N.Ç. v. Türkiye kararının çevirisi: “Cinsel istismara uğrayan 14 yaşında çocuğun yargılama sırasında ikincil mağduriyete maruz kalması ve suçlamaların zamanaşımına uğraması, insanlıkdışı muamele yasağı ve özel hayata saygı hakkı ihlalidir.”

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM), 9 Şubat 2021 tarihli N.Ç. v. Türkiye Kararında (Başvuru No. 40591/11) İHAS’ın 3. maddesinin (insanlıkdışı veya onur kırıcı muamele yasağı) ve 8. maddesinin (özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı) ihlal edildiğine oybirliğiyle karar vermiştir.

Başvuru, on dört yaşında bir çocukla ilgili olarak fuhuş suçlamaları yöneltilen birtakım kişiler aleyhindeki ceza yargılamalarındaki eksikliklere ilişkindir.

Mahkeme başvurucunun destekten yoksun bırakılmasının, sanıklara karşı güvenliğinin sağlanmamasının, tecavüz olaylarının gerekli olmaksızın tekrar canlandırılmasının, tekrarlanan tıbbi muayenelerin, duruşmalarda sakin ve güvenli bir ortam bulunmamasının, mağdurun rızası değerlendirmesinin, yargılamaların aşırı uzun olmasının ve son olarak suçlamaların ikisinin zamanaşımına uğramasının başvurucu açısından ciddi bir ikincil mağduriyete sebep olduğunu tespit etmiştir. Yerel makamların tutumu, cinsel sömürü ve istismar mağduru olan bir çocuğu koruma yükümlülüklerine uymamaktadır.

Fransızca kararın tamamını buradan okuyabilirsiniz. Basın özeti baz alınan çeviride Mahkemenin 3. ve 8. maddelere yönelik değerlendirilmesi doğrudan karardan B. Günsu Karacaoğlan tarafından çevrilmiştir.

N.Ç. v. Türkiye, Başvuru No. 40591/11, Karar tarihi: 09.02.2021 – Kararın özet çevirisini buradan okuyabilirsiniz.

Şubat 2021 – AYM Kararları Bülteni

Merhaba,

Şubat ayı içerisinde çıkan önemli Anayasa Mahkemesi kararlarının yer aldığı bülten yayında.

Önümüzdeki ay görüşmek üzere.

Yaşam hakkı ve etkili soruşturma yürütme yükümlülüğü

Ümmühan Seçil Sucu Başvurusu, Başvuru Numarası: 2017/15128, Karar Tarihi: 19/11/2020

Gezi Parkı olayları sırasında 3/6/2013 tarihinde Dolmabahçe Sarayı önünde kafasına gaz fişeği isabet etmesi sonucu yaralanan başvurucunun şikayetine 6/1/2016 tarihinde İstanbul Valiliği tarafından soruşturma izni verilmemesi – Yaşam hakkı ihlali iddiasını etkili şekilde soruşturma yükümlülüğünün ihlali

Daha fazlasını oku…

İHAM’ın Sağdıç v. Türkiye kararının özet çevirisi: “Koramiral başvurucunun isim ve fotoğrafının ‘hükümeti devirmeye çalışan elebaşlarından biri’ olarak gazetelerde haber yapılarak hedef gösterilmesi, şeref ve itibarın korunması hakkının ihlalidir.”

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM), Sağdıç v. Türkiye başvurusuna ilişkin kararında, oy çokluğuyla (beş oya iki oy), Sözleşme’nin 8. maddesinin (özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı) ihlal edildiğine karar vermiştir.

Bu davada, başvurucu, 2009 yılının Kasım ve Aralık aylarında Taraf ve Yeni Şafak isimli günlük gazetelerde yayımlanan ve başvurucuyu hükümeti devirmek için uygun koşulları yaratmayı amaçlayan “Kafes” kod adlı bir eylem planına dahil olmakla suçlayan haberler sebebiyle şeref ve itibarının korunması hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

Mahkeme, özellikle başvurucuyu ciddi cezai eylemlerle suçlayan ihtilaflı haberlerin içerdiği suçlamaların ciddiliğini göz önünde bulundurarak başvurucunun şeref ve itibarına verilen zararın 8. madde kapsamına girmesi için gerekli olan ağırlık eşiğine ulaştığını not etmiştir.

Mahkeme, yerel mahkemelerin bir yanda başvurucunun özel yaşamına saygı hakkı ile diğer yanda basın özgürlüğü arasında adil bir denge sağlanamadığına, haberlerin içeriğinin sorumlu gazetecilik standartları ile uyumlu olmadığına ve yerel mahkemelerin söz konusu menfaatleri tartarken çok daha titizlik göstermesi gerektiğine karar vermiştir. Yerel mahkemeler, başvurucuyu özellikle ağır eylemlerle suçlayan dolayısıyla başvurucunun kamu tepkisine maruz kalmasından sorumlu olan suçlamaların yayımlanması sonucu başvurucunun şeref ve itibarının korunması hakkının ihlal edilmesinin ciddiyetini yeterince dikkate almamıştır.

Sağdıç v. Türkiye kararının tamamına buradan ulaşabilirsiniz. Mahkeme tarafından yayımlanan kararın basın özetinin çevirisi Batuhan Karataş tarafından yapılmıştır.

Sağdıç v. Türkiye, Başvuru No: 9142/16, Karar Tarihi: 09.02.2021

Başvuruya Konu Olgular

Başvurucu Kadir Sağdıç, 1952 yılında doğmuş bir Türkiye vatandaşıdır. İstanbul’da yaşamaktadır. Başvuruya konu olan olayların gerçekleştiği dönemde başvurucu Türk Deniz Kuvvetleri bünyesinde koramiral rütbesine sahip bir kariyer subayıydı.

2009 yılının Kasım ve Aralık aylarında günlük yayın yapan Taraf ve Yeni Şafak gazetelerinde, o dönemde Ergenekon davasında görevli savcılar tarafından “Kafes” kod adlı bir eylem planı ortaya çıkarıldığına ilişkin bir dizi haber yayımlanmıştır.

Haberlere göre, söz konusu plan, başvurucununda dahil olduğu bir grup Deniz Kuvvetler personeli tarafından ülkenin dini azınlıklarını hedef alan saldırılar gerçekleştirerek dönemin hükümetini devirmek için uygun koşulların yaratılması amacıyla geliştirilmiştir.

Başvurucunun tam adı ile fotoğrafı, başvurucudan “Kafes” planının arkasındaki elebaşlarından birisi olarak bahseden bu haberlerin bazıları ile birlikte yayımlanmıştır.

2011 yılında başvurucu, bu iki gazeteye zararları sebebiyle dava açmış ancak davacının talepleri Bölge Adliye Mahkemesi ve Yargıtay tarafından reddedilmiştir. Başvurucu ayrıca Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunmuş ancak Anayasa Mahkemesi 2015 yılının Nisan ayında başvurucunun şeref ve itibarının korunması hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir.

Başvurucunun Şikayetleri

Başvurucu, 6. madde (adil yargılanma hakkı), 8. madde (özel ve aile hayatına saygı hakkı) ile 13. maddeye (etkili başvuru hakkı) dayanarak söz konusu haberlerde yer alan suçlamaların temelsiz olduğunu ve iftira niteliği taşıdığını iddia etmiştir. Başvurucu, adli merciilerin şeref ve itibarının korunması hakkına saygı göstermediği şikayetinde bulunmuştur. Mahkeme, söz konusu şikayetleri yalnızca 8. madde açısından incelemeye karar vermiştir.

Başvuru, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’ne 23 Ocak 2016 tarihinde yapılmıştır.

Mahkeme’nin Kararı

8. madde (özel ve aile hayatına saygı hakkı)

Mahkeme, başvurucuyu ciddi cezai eylemlerle suçlayan ihtilaflı haberlerin içerdiği suçlamaların ciddiliğini göz önünde bulundurarak başvurucunun şeref ve itibarına verilen zararın, 8. madde kapsamına girmesi için gerekli olan ağırlık eşiğine ulaştığını not etmiştir.

Mahkeme’nin kanaatine göre, başvurucu (olayların gerçekleştiği dönemde Türk Silahlı Kuvvetleri’nde yüksek rütbeli bir subay) yönünden  kabul edilebilir eleştiri sınırlarının özel bireylere ilişkin sınırlara göre daha geniş olmasına rağmen, özellikle başvurucuya yönelen suçlamaların mesleğinin gereklerini yerine getirme şekline ilişkin eleştirilerle sınırlı olmaması sebebiyle, başvurucunun kamu görevlisi olması, politikacılar ile aynı ölçüde kamu denetimine konu olmadığı anlamına gelmektedir. Söz konusu haberler başvurucunun ciddi suçlar işlediğini ifade etmiştir ve dolayısıyla başvurucuya ilişkin kamu güveninin sarsılmasından sorumludur. Başvurucunun hassas bir stratejik alanı ilgilendiren olan görevlerinin niteliği ve önemi göz önüne alındığında, kamu güvenine nail olması ve temelsiz suçlamalara karşı korunması başvurucunun genel çıkarına olmuştur.

Bu bağlamda Mahkeme, haberlerin içeriğinin, bazı haberlerin yanında tam ismi ve fotoğrafı dahi yayımlanan başvurucu için belirli bir derecede leke taşıdığını vurgulamıştır.

Gazeteciler haberleri kaleme alırken iddialarını, gerçekliği, yetkili makamlar tarafından tespit edilmeyen veya açıklanmayan belgelere dayandırmıştır. Bu belgeler adli soruşturmanın gizliliği içerisinde kalmaktaydı ve başvurucyu hükümeti devirmeyi amaçlayan saldırılar hazırlamak gibi ciddi suçlarla itham etmekteydi.

Mahkeme, gazetecilerin, o dönemin şartları uyarınca bu belgelere kendi araştırmalarını yapmadan güvenebileceklerine inanmaları için herhangi bir sebep olmadığını değerlendirmiştir. İlgili basın kuruluşları, haberlere dayanak olan belgelerin kaynağının veya yayınlanan bilgilerin gizli olduğundan habersiz olmaları mümkün değildir. Bu kuruluşların, söz konusu bilgilerin açıklanmasının, Türk Ceza Kanunu’nun 285. maddesi tarafından öngörülen ve adli soruşturmanın gizliliğini ihlal etmeyi suç haline getiren yasağı ihlal edeceğini bilmeleri gerekirdi. Mahkeme, basının demokratik bir toplumdaki hayati rolüne rağmen gazetecilerin, ilke olarak, 10. maddenin kendilerine sağladığı korumaya dayanarak olağan ceza hukukuna uyma yükümlülüğünden beri kılınamayacağını vurgulamıştır. 

Sonuç olarak, yargılamaya konu haberlerde konunun ele alınış şekli sorumlu gazeteciliğin standartları ile uyumlu olarak değerlendirilemez.

Yerel mahkemeler tarafından verilen kararlara ilişkin olarak ise Mahkeme, Bölge Adliye Mahkemesi’nin başvuruya konu haberlerin içeriğinin iddianamede yer almasını göz önünde bulundurarak açık gerçeği yansıttığına karar verdiğini not etmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi ayrıca haberlerin bir kamu yararı tartışmasına katkı yaptığını ve suçlamaların ciddiyeti ile başvurucunun görevleri göz önünde bulundurulduğunda ölçüsüz olmadığına karar vermiştir. Yargıtay herhangi bir ek gerekçe sunmadan kararı onamış, Anayasa Mahkemesi ise Bölge Adliye Mahkemesi’nin söz konusu çatışan menfaatleri gereğince tarttığına karar vererek başvurucunun bireysel başvurusunu reddetmiştir.

Mahkeme’ye göre, yerel mahkemeler bir yanda başvurucunun özel yaşamına saygı hakkı ile diğer yanda basın özgürlüğü arasında adil bir denge sağlayamamıştır. Mahkeme, sorumlu gazeteciliğin standartlarına aykırı olan söz konusu haberlerin içeriğini göz önünde bulundurarak, yerel mahkemelerin söz konusu menfaatleri tartarken çok daha titizlik göstermesi gerektiğini değerlendirmiştir. Somut başvuruda, ne sonrasında Yargıtay tarafından onanan Bölge Adliye Mahkemesi hükmünün ne de başvurucunun bireysel başvurusunu takiben kurulan Anayasa Mahkemesi hükmünün, o dönemde adli soruşturmanın gizliliği kapsamına giren ve başvurucuyu özellikle ağır eylemlerle suçlayan dolayısıyla başvurucunun kamu tepkisine maruz kalmasından sorumlu olan suçlamaların yayımlanmasıyla başvurucunun şeref ve itibarına verilen zararı yeterince ciddiye almadığı gözükmektedir.  

Sonuç olarak, yerel mahkemeler başvurucunun özel hayata saygı hakkını söz konusu haberler tarafından yol açılan zarara karşı koruyamamışlardır.

Bu sebeple, Sözleşme’nin 8. maddesi ihlal edilmiştir.

Adil Tazmin (41. madde)

Mahkeme, Türkiye’nin başvurucuya manevi tazminat olarak 2.000 Euro ve masraflar ile giderler için 2.000 Euro ödemesine karar vermiştir.

Ayrı Görüş

Yargıç Kjolbro ve Yargıç Ranzoni işbu hükme eklenmiş olan ortak bir muhalif görüş ortaya koymuşlardır.

Bu karar, yalnızca Fransızca yazılmıştır.

İHAM’ın Jurčıć v. Hırvatistan kararının özet çevirisi: “Tüp bebek tedavisiyle hamile kalan kadına hamile kadınların çalışamayacağı ima edilerek hastalık izni süresince sağlık sigortasının ödenmemesi, cinsiyet temelli ayrımcılık yasağının ihlalidir.”

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM) 4 Şubat 2021 tarihli Jurčıć v. Hırvatistan davasında oybriliğiyle; mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak ayrımcılık yasağının ihlal edildiğine karar vermiştir.

Dava, başvurucunun hamileliği sırasında istihdam sağlık sigortası teminatının reddedilmesiyle ilgilidir. Yetkililer, onun çok yakın bir zamanda imzaladığı iş sözleşmesinin uydurma olduğunu ve in vitro fertilizasyon (IVF-tüp bebek tedavisi) geçirirken hiçbir şekilde işe başlamaması gerektiğini iddia etmişlerdir.

Mahkeme, özellikle, Hırvatistan makamlarının işe başlama ile ilgili aldatma iddiasını temellendiremediklerini ve hamile kadınların iş aramaması gerektiğini ima ederek başvurucuya karşı ayrımcılık yaptıklarını tespit etmiştir.

Kararın aslını buradan, İlkay Nadir tarafından yapılan çevirisini aşağıdan okuyabilirsiniz.

Jurčıć v. Hırvatistan, Başvuru No. 54711/15, Karar Tarihi: 04.02.2021

Daha fazlasını oku…

İnsan Hakları Bülteni – Ocak 2021

Merhaba,

Yaklaşık beş yıl önce başlattığımız AYM ve İHAM kararları aylık bülteninin ve bir yılı aşkın süredir devam eden Forum sayfasının yanına, 2021 yılına girmemizle birlikte yeni bir çalışma daha eklemeye karar verdik.

Anayasa Gündemi ekibi olarak, 2021’in Ocak ayından itibaren insan hakları hukuku alanında yaşanan gelişmeleri, İnsan Hakları Bülteni adı altında aylık bültenler halinde derlemeye ve yayımlamaya başlıyoruz. Böylece alandaki yoğun hareketlilik sebebiyle gözden kaçabilecek gelişmeleri duyurmayı, ayrıca bu gelişmelere dair bir arşiv oluşturmayı amaçlıyoruz. Bu amaçlarla hazırladığımız İnsan Hakları Bülteni genel hatlarıyla; sivil toplum kuruluşlarının ve uluslarararası kurumların hazırladığı raporlardan, Anayasa Gündemi’nde halihazırda bültenleştirilmeyen mahkeme kararlarından, mevzuat değişikliklerinden ve yayın, makale ve podcast önerilerinden oluşacaktır. Bülten başlıklarının uzunluğu, söz konusu ayın gelişmelerine göre farklılık gösterecektir. Bu bültenle birlikte insan hakları hukuku alanındaki her gelişmeyi kaydetmek, bir haber bülteni oluşturmak, güncel literatür taraması yapmak veya tüketici bir liste sunmaktan ziyade, bir ay boyunca gözümüze çarpan önemli gelişmeleri yaygınlaştırmayı amaçlıyoruz.

İnsan Hakları Bülteni’nin bir sonraki sayısında yayımlanması için ilgili gördüğünüz Şubat ayı gelişmelerini anayasagundemi@gmail.com adresine mail atarak öneride bulunabilirsiniz. Bültenden haberdar olmak için mail listesine abone olmayı da unutmayın.

İnsan Hakları Bülteni’nin Ocak 2021 sayısını aşağıdan okuyabilirsiniz. Bültenin bu sayısı, Polat Yamaner, İdil Özcan, Rumeysa Budak ve Benan Molu tarafından hazırlanmıştır.

Önümüzdeki ay görüşmek üzere, iyi okumalar!

Daha fazlasını oku…

İHAM’ın Ramazan Demir v. Türkiye kararının özet çevirisi: “Tutuklu avukatın cezaevinde AYM ve İHAM’ın sitesine ve Resmi Gazete’ye erişim talebinin reddedilmesi, bilgiye erişim hakkının ihlalidir.”

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM), 9 Şubat 2021 tarihli Ramazan Demir v. Türkiye kararında, 2016 yılında Silivri Cezaevi’nde tutuklu bir avukat olan başvurucunun kendi savunmasını hazırlamak ve müvekkillerinin duruşmalarını takip edebilmek amacıyla Anayasa Mahkemesi ve İHAM’ın karar arama siteleri ve Resmi Gazete gibi internet sitelerine erişim talebinin ilgili ve yeterli gerekçe gösterilmeden reddedilmesini, Sözleşme’nin 10. maddesinde düzenlenen ifade özgürlüğü bağlamında bilgiye erişim hakkının ihlali olarak görmüştür.

Mahkeme’ye göre, Türkiye hukuku altında mahpusların eğitim ve rehabilitasyon amacıyla hukuki bilgiler içeren belirli bazı sitelere erişimlerine imkan tanınmasına rağmen Demir’in mesleği ve menfaati bağlamında onun gelişmesi ve rehabilitasyonu ile ilgili hukuki bilgileri içeren yukarıda anılan internet sitelerine erişimine izin verilmemesi, bilgiye erişim hakkına yönelik bir müdahale teşkil etmektedir.

Bu bağlamda Mahkeme, yerel mahkemelerin Demir’in Mahkeme’nin, Anayasa Mahkemesi’nin internet sitesine ya da Resmi Gazete’ye erişiminin neden başvurucunun eğitim ve rehabilitasyonu ile ilgili olmadığını ya da Demir’in İnternete erişimi sınırlandırılabilecek biri olarak belirli bir tehlike yaratan ya da yasadışı bir örgüte üye olan bir tutuklu olup olmadığını ya da nasıl böyle bir tutuklu olduğunu ortaya koyabilecek yeterli gerekçeleri sunmadığını not etmektedir. Dahası, ne yerel makamlar ne de Hükümet, söz konusu davada ilgili tedbirin cezaevinin düzenini ve güvenliğini sağlama ve suç işlenmesini önleme meşru amacı bakımından gerekli olduğunu açıklamaktadır.

Bu sebeple, söz konusu müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olmadığına karar vermektedir.

Kararın tamamını buradan okuyabilirsiniz. Kararın basın özeti, av. Benan Molu tarafından çevrilmiştir.

Ramazan Demir v. Türkiye, Başvuru no. 68550/17, Karar tarihi: 09.02.2021

Daha fazlasını oku…

Ocak 2021 – İHAM Kararları Bülteni

Merhaba,

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin (İHAM) Ocak 2021’de verdiği 8’i Türkiye’ye karşı 14 İHAM kararının yer aldığı bülten yayında.

Önümüzdeki ay görüşmek üzere.

Devletlerarası başvurular

Ukrayna v. Rusya (Kırım hakkında), Başvuru no: 20958/14 ve 38334/18, Karar tarihi: 16.12.2020

İHAM, Ukrayna’nın Kırım’da Rusya tarafından gerçekleştirilen insan hakları ihlalleri örüntüsüne karşı şikayetleri kısmen kabul edilebilir buldu. Kararın özet çevirisi buradan okunabilir.

Gürcistan v. Rusya (II), Büyük Daire Kararı, Başvuru no: 38263/08, Karar Tarihi: 21.01.2021

İHAM’ın Gürcistan ile Rusya arasında Ağustos 2008’de yaşanan silahlı çatışmaya yönelik Gürcistan v. Rusya (2) Büyük Daire kararının özet çevirisini buradan okuyabilirsiniz.

Özgürlük ve güvenlik hakkı

Okuyucu v. Türkiye, Başvuru no. 62657/12, Karar tarihi: 19.01.2021

8 Mart 2012’de örgüt üyesi olduğu iddiasıyla gözaltına alınan ve 11 Mart 2012’de tutuklanan başvurucunun tutuk itirazının duruşma yapılmadan ve kendisine ve/veya avukatına tebliğ edilmeyen savcı görüşüne dayanılarak reddedilmesi – Savcının görüşünün tebliğ edilmemesi ve başvurucunun zararlarının tazmin edilmemesi nedeniyle 5/4 ve 5/5 ihlali

Atilla Taş  v. Türkiye, Başvuru no. 72/17, Karar tarihi: 19.01.2021

İHAM, şarkıcı ve köşe yazarı Atilla Taş’ın 2011-2016 yılları arasında Twitter hesabından attığı tweetler ve günlük bir gazete olan Meydan gazetesinde yazdığı hükümetin politikalarını eleştiren yazılar ve köşe yazıları nedeniyle tutukluluğuyla ilgili başvuruda oybirliğiyle 5 § 1 maddesinin (özgürlük ve güvenlik hakkı) ve 10. maddesinin ihlaline (ifade özgürlüğü); oyçokluğuyla (dörde karşı üç oyla) 5 § 4 maddesinin ihlal edilmediğine (soruşturma dosyasına erişememe) karar vermiştir. 5. Madde (özgürlük ve güvenlik hakkı) ve 10. Madde (ifade özgürlüğü) kapsamındaki bulguları göz önünde bulundurarak, 18. Madde (haklara getirilen kısıtlamaların kullanımına ilişkin sınırlama) kapsamındaki şikayetin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına karar vermiştir. Kararın özet çevirisi buradan okunabilir.

Adil yargılanma hakkı

Ilısal v. Türkiye, Başvuru no. 16896/11, Karar tarihi: 12.01.2021

Ziraat Bankası müdürünün resmi şikayeti üzerine 6 Temmuz 1999 yılında başvurucu hakkında resmi evrakta sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarını işlediği iddiasıyla başlatılan soruşturma kapsamında avukat yokluğunda ifade vermesi ve avukat yokluğunda alınan ifadesine dayanılarak 10 yıl 10 ay 25 gün hapis cezası verilmesi – Avukatla temsil edilme hakkının ihlali

Albuquerque Fernandes v. Portekiz, Başvuru No. 50160/13, Karar Tarihi: 12.01.2021

İHAM, 12 Ocak 2021 tarihli Albuquerque Fernandes v. Portekiz davasında İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin (İHAS) 6 § 1 maddesinin (mahkemeye erişim hakkı) ihlal edilmediğine ve 6. maddesinin (adil yargılanma hakkı) ihlal edildiğine ilişkin şikâyetin kabul edilemezliğine karar vermiştir. Dava, başvurucu aleyhine açılan ve sonucunda Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun (Kurul) zorunlu emeklilik kararı verdiği disiplin kovuşturmaları ve bunu takip eden adli yargılamalarla ilgilidir. Kararın özet çevirisini buradan okuyabilirsiniz.

Özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı

X ve Y v. Romanya, Başvuru no. 2145/16 ve 20607/16, Karar tarihi: 19.01.2021

İHAM, trans başvurucuların cinsiyet uyum ameliyat şartını yerine getirmedikleri gerekçesiyle cinsiyet kimliklerinin hukuken tanınmamasının özel hayata saygı hakkını ihlal ettiğine karar verdi. Kararın özet çevirisini buradan okuyabilirsiniz.

Lăcătuş v. İsviçre, Başvuru No. 14065/15, Karar Tarihi: 19.01.2021

Başvuru, Cenevre’de kamusal alanda dilenmesi sebebiyle başvurucuya verilen yaklaşık 464 Euroluk para cezası ve bu cezayı ödeyememesi üzerine beş gün hapsedilmesiyle ilgilidir. Mahkeme, işi ve sosyal güvencesi olmayan, hayatını idame ettirebilmek için dilenmek zorunda olan başvurucuya kamusal alanda dilendiği için ceza verilmesini özel hayata saygı hakkının ihlali olarak görmüştür. Kararın özet çevirisi buradan okunabilir.

İfade özgürlüğü

Kılınç v. Türkiye, Başvuru no. 40884/07, Karar tarihi: 12.01.2021

Evinde yapılan aramada Birlemiş Milletler, Avrupa Konseyi ve TBMM’ye gönderilmek üzere yazılan “Ben bir Kürdistanlı olarak Kürdistanlı Sayın Abdullah Öcalan’ı bir siyasi irade olarak görüyor ve kabul ediyorum.” cümlesini içeren bir mektup bulunan, bu mektubu yaygınlaştıran, örgüt üyesi olduğu iddia edilen H.B.’ye yardım eden başvurucunun bu delillerle TCK’nin 314/2 maddesiyle TCK’nin 220/7 maddesine dayanılarak 6 yıl 3 ay hapis cezasıyla cezalandırılması –  10. maddenin ihlali

Adır ve diğerleri v. Türkiye, Başvuru no. 40631/11, Karar tarihi: 12.01.2021

17 ve 18 Haziran 2005’te güvenlik güçleriyle çatışma sırasında ölen 17 MKP militanını anmak için basın açıklamasına katılan aralarında başvurucunun da olduğu 23 kişiye MKP lehine “Yaşasın devrimci dayanışma”, “Bedel ödedik, bedel ödeteceğiz”, “Katil devlet”, “Devrim şehitleri ölümsüzdür”, “Şehit namırın” sloganları attıkları gerekçesiyle örgüt propagandası yapma suçundan 10 ay hapis cezası verilmesi – İfade özgürlüğünün ihlali

Mehdi Tanrıkulu v. Türkiye (no. 2), Başvuru no. 33374/10, Karar tarihi: 19.01.2021

Kürtçe yayın yapan Azadiya Welat gazetesinin o dönemki yayın yönetmeni olan başvurucunun içinde ‘şehit’, ‘kahraman’, ‘gerilla’ gibi kelimeler geçen 23 ve 24 Ocak 2010 ve 6, 7, 27 ve 28 Mart 2010 tarihli haberler nedeniyle örgüt propagandası yaptığı gerekçesiyle tutuklanması ve 7 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılması – İfade özgürlüğünün ihlali (Ocak 2010 tarihli haberler nedeniyle. Mart 2010 tarihli haberler için ihlal yok.) (Ayrıca, özgürlük ve güvenlik hakkının ihlaline karar verildi.)

Ayrımcılık yasağı

Ryser v. İsviçre, Başvuru Numarası: 23040/13, Karar Tarihi: 12.01.2021

Başvuru, başvurucunun sağlık sebepleri nedeniyle hizmete elverişsiz olarak nitelendirilmesine rağmen askerlik hizmetinden muafiyet vergisi ödeme yükümlülüğüne ilişkindir. Başvurucu sağlık durumuna dayalı olarak ayrımcılığa uğradığı şikayetinde bulunmuştur. Mahkeme, oyçokluğuyla, Sözleşme’nin 8. maddesi (özel ve aile hayatına saygı hakkı) ile bağlantılı olarak 14. maddenin (ayrımcılık yasağı) ihlal edildiğine karar vermiştir. Özet çeviri buradan okunabilir.

Mülkiyet hakkı

Ant v. Türkiye, Başvuru no. 37873/08, Karar tarihi: 12.01.2021

20 Mayıs 1995’te Batman’da meydana gelen patlama sırasında sağ gözünü ve sol bacağını kaybeden başvurucunun İdare mahkemesinde açtığı tazminat davasında hükmedilen tazminatı alamadığı, yargılamanın uzun sürmesi ve enflasyon nedeniyle hükmedilen tazminatın değerinin kaybolması – Mülkiyet hakkı ihlali

Yükseller LTD ŞTİ v. Türkiye, Başvuru no. 27530/09, Karar tarihi: 19.01.2021

Başvurucunun Güroymak – Muş’ta bulunan arazisinin tazminat ödenmeden kamulaştırılması – Mülkiyet hakkı ihlali

İHAM’ın Atilla Taş v. Türkiye kararının özet çevirisi: “Şarkıcı ve köşe yazarı Atilla Taş’ın yazdığı tweet ve makaleler nedeniyle tutuklanması, ifade özgürlüğü ve özgürlük ve güvenlik hakkının ihlalidir.”

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM), şarkıcı ve köşe yazarı Atilla Taş’ın 2011-2016 yılları arasında Twitter hesabından attığı tweetler ve günlük bir gazete olan Meydan gazetesinde yazdığı hükümetin politikalarını eleştiren yazılar ve köşe yazıları nedeniyle tutukluluğuyla ilgili başvuruda 19 Ocak 2021 tarihli Daire kararında[i] oybirliğiyle İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin (İHAS) 5 § 1 maddesinin (özgürlük ve güvenlik hakkı) ve 10. maddesinin ihlaline (ifade özgürlüğü); oyçokluğuyla (dörde karşı üç oyla) 5 § 4 maddesinin ihlal edilmediğine (soruşturma dosyasına erişememe) karar vermiştir.

Mahkeme özellikle, Bay Taş’ın tutukluluğuna hükmedildiği sırada, söz konusu suçları işlediğine dair tarafsız bir gözlemciyi tatmin edecek hiçbir gerçek veya bilginin bulunmadığını tespit etmiştir. Başvurucunun yazılarının ve tweetlerinin içeriği Hükümet’in ve Cumhurbaşkanı’nın politikalarını sert bir şekilde eleştirmek olarak değerlendirilebilse de tutukluluk kararının dayandırıldığı suçlamaların akla yatkınlığına ilişkin tarafsız bir gözlemciyi tatmin edecek nitelikte değildir. Ayrıca, yazı ve tweetleri aracılığıyla Bay Taş, Türkiye’deki siyasi sistemin işleyişiyle ilgili anlaşmazlığını zaman zaman hicivli bir şekilde ifade etmiş ve esas olarak genel ilgi alanlarına ilişkin görüşlerini ifade etmiştir. Buna göre, ilk ve devam eden tutukluluğuna ilişkin kararların hiçbiri, eylemleri -yani siyasi nitelikteki yazıları ve tweetleri- ile terörle ilgili suçlandığı suçlar arasında makul bir bağlantı kurabilecek kanıtlar içermemiştir.  Yerel makamların dayandırdığı yasal hükümlerin yorumlanması ve uygulanması, bu nedenle Bay Taş’ın tutukluluğunu hukuka aykırı ve keyfi kılma noktasında mantıksız olmuştur.

Mahkeme ayrıca, başvurucunun tutukluluğunun, ifade özgürlüğü hakkına kanunda öngörülmeyen bir müdahale teşkil ettiğine karar vermiştir.

Mahkeme ilaveten, Bay Taş’ın delillere sınırsız erişimine izin verilmemiş olmasına rağmen, tutukluluğunun hukuka uygunluğuna etkili bir şekilde itiraz etmek için gerekli olan bu delillerin içeriği hakkında yeterince bilgi sahibi olduğuna kanaat getirmiştir.

Son olarak Mahkeme, başvurucunun Anayasa Mahkemesi önündeki yargılamanın uzunluğuna ilişkin şikayetini reddetmiştir.

Kararın tamamını buradan okuyabilirsiniz. Kararın basın özeti baz alınarak kapsamlı çevirisi Av. Rumeysa Budak ve Av. Gözde Gurbet Engin tarafından yapılmıştır.

Daha fazlasını oku…