İçeriğe geç

İHAM’ın Selma Melike v. Türkiye kararının özet çevirisi: “Kamu personeli başvurucunun bir Facebook gönderisini beğenmesi nedeniyle işten çıkarılması, ifade özgürlüğünün ihlalidir.”

by 08/07/2021

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM – Mahkeme), 15 Haziran 2021 tarihli Selma Melike (başvuru no. 35786/19) kararında, oy birliğiyle İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 10. maddesinin (ifade özgürlüğü) ihlal edildiğine hükmetmiştir.

Dava; Milli Eğitim Bakanlığı’nın sözleşmeli personeli olan başvurucunun, (üçüncü kişiler tarafından bir sosyal medya ağında paylaşılan) çeşitli Facebook gönderilerini beğenmesi nedeniyle işten çıkarılmasına ilişkindir. Yetkililer; söz konusu gönderilerin, öğretmenlerin tecavüz suçu işlediğine ilişkin, siyasi partilerle ilişkili ve siyasi liderlere karşı suçlamalar içeren iddialarda bulunması nedeniyle işyerinde huzur ve sükuneti bozabileceğine kanaat getirmişlerdir.

Mahkeme, söz konusu içeriğin; yetkililer tarafından yapılan baskılayıcı uygulama iddialarının ağır bir siyasal eleştirisini oluşturduğuna, bu uygulamalara karşı tepki gösterilmesine çağrı yaptığına ve teşvik ettiğine, baro başkanının öldürülmesi hakkında öfkeli ifadeler, yetkililer tarafından denetlenen kurumlardaki öğrencilerin istismar edildiğine ilişkin suçlamalar ve tanınmış dini bir figür tarafından yapılan cinsiyetçi bir ifadeye karşı keskin bir tepki içerdiğine işaret etmektedir.

Mahkeme, bu durumun esasen ve tartışmasız bir şekilde kamu menfaatini ilgilendirdiğine karar vermiştir. Mahkeme’ye göre ifade özgürlüğüne ilişkin kısıtlamalar Sözleşme madde 10 § 2 kapsamına iki alana biraz girmektedir: siyasal söylem ve kamu yararı konusu. Ayrıca Mahkeme; Disiplin Kurulu ve ulusal mahkemelerin, başvurucunun eylemlerinin işyerindeki huzur ve sükuneti bozduğu sonucuna ulaşırken ilgili olguları ve unsurları dikkate almadıklarını belirtmiştir. Özellikle ulusal yetkililer; başvurucunun işyerinde olumsuz bir tepkiye neden olan ilgili “Beğeniler”in potansiyelini, ilgili materyalin içeriğini, gerçekleştirildikleri mesleki ve sosyal bağlamı ve potansiyel etkisi ile kapsamlarını değerlendirmeye çalışmamışlardır. Dolayısıyla somut olayda başvurucunun işten çıkarılmasını meşrulaştırmak için sayılan nedenler, yerinde ve yeterli olarak addedilemez. Ayrıca Mahkeme, başvurucuya verilen cezanın (tazminat hakkı olmaksızın iş akdinin derhal feshi), özellikle başvurucunun görevindeki kıdemi ve yaşı göz önüne alındığında, son derece ağır olduğuna hükmetmiştir. Son olarak Mahkeme’ye; ulusal mahkemelerin, dava konusu tedbiri haklı çıkartmak için yerinde ve yeterli sebepler sunamadıkları göz önüne alındığında, Sözleşme madde 10 ile güvence altına alınan ilkelere uygun standartları uygulayamadıkları sonucuna varmaktadır. Her halde, başvurucunun ifade özgürlüğüne yapılan müdahale ile ulusal yetkililerce izlenen meşru amaç arasında makul bir ölçülülük ilişkisi mevcut değildir.

Fransızca yazılan kararın tamamını buradan okuyabilirsiniz. Mahkeme tarafından yayımlanan basın özeti, Doğukan Kalınoğlu tarafından çevrilmiştir.

Selma Melike v. Türkiye, Başvuru No. 35786/19, Karar Tarihi: 15.06.2021

Temel Olaylar

1970 doğumlu ve Türk vatandaşı olan başvurucu Selma Melike, Adana’da ikamet etmektedir.

Söz konusu zamanda başvurucu, Seyhan Milli Eğitim Müdürlüğünde sözleşmeli temizlik personeli olarak çalışmaktadır. Başvurucu, 1996 yılından beridir kamu kurumlarında İş Kanunu’na tabi daimi personel olarak çalışmaktadır.

Mart 2016’da başvurucuya karşı üçüncü kişilerce Facebook üzerinden yapılan çeşitli paylaşımların “Beğen” butonuna bastığı gerekçesiyle disiplin soruşturması başlatılmıştır. Eylül 2016’da Disiplin Kurulu, iş yerinde yürürlükteki toplu iş sözleşmesi hükümlerinin ihlal teşkil davranışı nedeniyle başvurucuya işten çıkarma cezası verilmiştir. Başvurucu, iş sözleşmesinin feshi kararının iptali için dava açmış ve işe iadesini talep etmiştir.

Nisan 2017’de İş Mahkemesi, başvurucunun beğendiği Facebook gönderilerinin ifade özgürlüğünün kapsamında olmadığı ve gönderilerin içeriklerinin işyerindeki huzur ve sükuneti bozabileceği gerekçesiyle başvurucunun talebini reddetmiştir. İş Mahkemesi; bilhassa öğretmenlere karşı suçlamalar içeren gönderilerin saldırgan olduğunu ve öğrenciler ile velileri tarafından görülebileceğini, böylece onlarda endişe uyandırabileceğini, her halde diğer gönderilerin siyasal olduğunu belirtmiştir. Ayrıca İş Mahkemesi, başvurucunun tabi olduğu toplu iş hukuku sözleşmesinin uygulamasında başvurucunun iş akdinin sona erdirilmesini usule ve yasaya uygun bulmuştur. Başvurucu kararı önce istinaf, sonra temyiz etmiştir; fakat iki talebi de reddedilmiştir. Nisan 2019’da ise Anayasa Mahkemesi, başvurucunun bireysel başvurusunu açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.

Şikâyetler

Başvurucu, Sözleşme madde 10’a dayanarak, işten çıkarılması nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edilmesinden şikayetçi olmuştur.

Başvuru, Mahkeme’ye 20 Haziran 2019 tarihinde sunulmuştur.

Mahkeme’nin Kararı

Madde 10 (İfade Özgürlüğü)

Mahkeme, başvurucunun üçüncü kişilerce Facebook sosyal medya platformu üzerinden paylaşılan bazı gönderileri beğendiği için işten atıldığına işaret etmektedir. İnsanların içerikleri onayladığı veya içeriklere ilgili duyduğunu göstermelerine imkan sağladığı gözüyle bakılabilen “beğeniler”in sosyal medyada kullanılması, çevrimiçi (online) bir şekilde ifade özgürlüğünün kullanılmasının yaygın ve popüler bir biçimi olarak dikkate alınmaktadır.

Ulusal Mahkemelerin kararları değerlendiren Mahkeme, başvurucunun şikayet konusu eylemlerinin iş yerindeki huzur ve dinginliği bozma olasılığının olduğu sonucuna varırken yerel mahkemenin itiraz edilen paylaşımların içeriğinin veya yayınlandıkları bağlamın yeterince kapsamlı bir incelemesinin yapılmadığını belirtmektedir.

Mahkeme, söz konusu içeriğin; bir grup yetkililer tarafından yapılan baskılayıcı uygulama iddialarının ağır bir siyasal eleştirisini oluşturduğuna, bu uygulamalara karşı tepki gösterilmesine çağrı yaptığına ve teşvik ettiğine, baro başkanının öldürülmesi hakkında öfkeli ifadeler, yetkililer tarafından denetlenen kurumlardaki öğrencilerin istismar edildiğine ilişkin suçlamalar ve tanınmış dini bir figür tarafından yapılan cinsiyetçi bir ifadeye karşı keskin bir tepki içerdiğine işaret etmektedir.

Mahkeme, bunların esasen ve tartışmasız bir şekilde kamu menfaatini ilgilendirdiğini ve söz konusu içeriğin bu tartışmalar bağlamının bir parçası olduğunu belirtmiştir. Mahkeme’ye göre ifade özgürlüğüne ilişkin kısıtlamalar Sözleşme madde 10 § 2 kapsamına iki alana biraz girmektedir: siyasal söylem ve kamu yararı konusu.

Ayrıca Mahkeme, başvurucunun hiyerarşik üstlerine karşı özel bir güven ve sadakat bağı ile bağlı bir memur değil, iş hukukuna tabi bir sözleşmesel personel olduğuna işaret etmektedir. Bu bağlamda özel hukuk iş ilişkilerinde çalışanların işverenlerine borçlu olduğu sadakat, ihtiyat ve ketumiyet görevinin; kamu personelinin sadakat, ihtiyat ve ketumiyet görevi kadar güçlü olmadığı tekrarlanmaktadır.

Ulusal mahkemelerin, başvurucunun fiilinin potansiyel etkilerini incelemekte tamamen başarısız olduğu da not edilmiştir. Bu noktada, şüphe edilen içerik, bir çevrimiçi sosyal medya ağı olan Facebook’ta paylaşılmıştır. Mahkeme, önceki bulgularını tekrar ederek İnternet üzerinde kullanıcılar tarafından oluşturulan ifade etkinliğinin, ifade özgürlüğünün kullanılması için benzeri görülmemiş bir platform sağladığını belirtmiştir.

Fakat bu faydaları ile beraber, bazı tehlikeler ortaya çıkabilir. Nefret söylemi ve şiddeti teşvik eden söylemler de dahil olmak üzere iftira ve diğer açıkça yasadışı ifade türleri, daha önce hiç olmadığı şekilde, dünya çapında birkaç saniye içinde yayılabilir ve bazen çevrimiçinde kalıcı bir biçimde mevcut olarak kalabilir. Bununla birlikte, küçük bir okuyucu kitlesi ile çevrimiçi olarak yayınlanan bir ifadenin erişiminin ve potansiyel etkisinin, ana akım veya çok ziyaret edilen web sayfalarında yayınlanan bir ifade ile kesinlikle aynı olmadığı açıktır. Bu nedenle, kapsamının ve kamusal erişiminin belirlenmesi için çevrimiçi bir paylaşımın potansiyel etkisinin değerlendirilmesi elzemdir.

Bu nedenle Mahkeme, sosyal medyada paylaşılan başvuruya konu içeriği oluşturan ve paylaşan kişinin başvurucu olmadığını ve başvurucunun eyleminin sadece içeriğin altında bulunan “Beğen” butonuna tıklamakla sınırlı olduğunu belirtmiştir. Mahkeme’ye göre bir içeriğin “Beğen”ilmesi eyleminin içeriğin sosyal medyada paylaşılması eylemi ile aynı ağırlığa sahip olduğu düşünülemez, zira “Beğen” butonuna tıklamak paylaşılan içerik için yalnızca bir ilgi ifade eder ve bu içeriği yayma noktasında aktif bir arzu değildir. Ayrıca Mahkeme, yetkililerin söz konusu içeriğin Facebook’ta büyük bir kitleye ulaştığına ilişkin iddialarda bulunmadığını da not etmektedir. Bu bağlamda ilgili gönderiler sadece bir düzine “beğeni” ve az sayıda yorum almıştır. Dahası, pozisyonunun doğası gereği başvurucu, iş yerinde sadece sınırlı bir nama ve temsilci statüsüne sahip olabilmektedir ve Facebook’taki faaliyetleri öğrenciler, ebeveynler, öğretmenler ve diğer çalışanlar üzerinde önemli bir etki oluşturamamaktadır. Üstelik ulusal yetkililer; parametreler, bağlantılar ve başvurucunun sosyal medya profilinin popülerlik derecesini baz alarak bu kişilerin başvurucunun Facebook hesabına veya söz konusu “beğeniler”e erişebildikleri üzerine kararlarını kurmaya çalışmamışlardır.

Her halükarda ulusal makamlar kararlarında, söz konusu içeriğin paylaşılması ile disiplin soruşturmasının başlatılması arasındaki söz konusu iş pozisyona bağlı olan ve yaklaşık altı ila dokuz ay süren zaman dilimi boyunca öğrencilerin, ebeveynlerin, öğretmenlerin ve iş yerindeki diğer çalışanların; başvurucunun söz konusu içerikleri “beğen”diğinin fark edildiğini veya bundan ötürü şikayette bulunulduğu ve bu “beğeniler”in iş yerindeki düzeni ve huzuru tehlikeye atacak niteliklere ulaştığını belirtmemişlerdir.

Sonuç olarak Mahkeme; Disiplin Kurulu ve ulusal mahkemelerin, başvurucunun eylemlerinin işyerindeki huzur ve sükuneti bozduğu sonuca ulaşırken ilgili olguları ve unsurları dikkate almadıklarına kanat getirmiştir. Özellikle ulusal yetkililer; başvurucunun işyerinde olumsuz bir tepkiye neden olan ilgili “Beğeniler”in potansiyelini, ilgili materyalin içeriğini, gerçekleştirildikleri mesleki ve sosyal bağlamı ve potansiyel etkisi ile kapsamlarını değerlendirmeye çalışmamışlardır. Dolayısıyla somut olayda başvurucunun işten çıkarılmasını haklı göstermek için sayılan nedenler, yerinde ve yeterli olarak addedilemez.

Başvurucuya verilen cezanın ağırlığına ilişkin olarak Mahkeme, kararı ulusal mahkemelerce onaylanan Disiplin Kurulu’nun somut olayda toplu iş sözleşmesinde öngörülen en yüksek cezayı, yani tazminat hakkı olmaksızın iş akdinin derhal feshi cezasını uyguladığına işaret etmektedir. Özellikle başvurucunun görevindeki kıdemi ve yaşı göz önüne alındığında verilen ceza şüphesiz son derece ağırdır.

Son olarak Mahkemeye; ulusal mahkemelerin, dava konusu tedbiri haklı çıkartmak için yerinde ve yeterli sebepler sunamadıkları göz önüne alındığında, Sözleşme madde 10 ile hüküm altına alınan usuli ilkelere uygun standartları uyguladıklarının veya kararlarını ilgili olguların kabul edilebilir değerlendirmelerine dayandırdıklarının söylenemeyeceği sonucuna varmaktadır. Mahkeme’ye göre her halde, başvurucunun ifade özgürlüğüne yapılan müdahale ile ulusal yetkililerce izlenen meşru amaç arasında makul bir ölçülülük ilişkisi mevcut değildir.

Adil tazmin (Madde 41)

Mahkeme, Türkiye Hükümeti’nin başvurucuya 2.000 Euro manevi tazminat ödemesine karar vermiştir.

From → Haberler

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: