İçeriğe geç

FORUM – Av. Esin Bozovalı ve Av. Barış Birol – İHAM Büyük Dairesi’nin Sığınmacıların Vize Başvurusuyla İlgili M.N. ve Diğerleri v. Belçika Kararına İlişkin Bir Değerlendirme

by 12/05/2020

Av. Esin Bozovalı

Av. Barış Birol

İstanbul Barosu

İHAM Büyük Dairesi’nin Sığınma Talep Etme Amacıyla Konsolosluk ve Elçiliklere Vize Başvurusu Yapılmasıyla İlgili M.N. ve Diğerleri v. Belçika Kararına İlişkin Bir Değerlendirme

İHAM Büyük Dairesi, Suriye uyruklu ve iki çocuklu bir çiftin Belçika’da sığınmaya başvurmak amacıyla Beyrut’taki Belçika Büyükelçiliği’ne yaptıkları kısa dönem vize başvurularının reddedilmesine ilişkin 5 Mayıs 2020 tarihinde verdiği M.N. ve Diğerleri v. Belçika davasında (Başvuru no: 3599/18) başvuruyu çoğunluk oyuyla kabul edilemez bulmuştur.

Başvurucular, İHAS madde 3 (işkence, insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele yasağı), madde 13 (etkili başvuru hakkı) ve madde 6 § 1 (adil yargılanma hakkı) ihlallerinin gerçekleştiğini iddia etmişlerdir.

Mahkeme, İHAS madde 1 (insan haklarına saygı yükümlülüğü) hükmünün kapsamının taraf devletlerin yetki alanlarıyla sınırlı olduğunu hatırlatmıştır. Mahkeme bunun yanında, başvurucuların Sözleşme’nin 3. maddesi ve 13. maddesi kapsamında şikayette bulunduğu olayın Belçika’nın yetki alanında gerçekleşmediğini tespit etmiştir.

Mahkeme ayrıca, İHAS madde 6§1 hükmünün davada uygulanamayacağına karar vermiştir. Mahkemeye göre, vize başvurularının kabul edilmesi sonucunda Belçika sınırlarına girmek, madde 6§1 kapsamında bir “medeni” hak oluşturmayacaktır.

Son olarak, Mahkeme, bu sonucun taraf devletlerin, sığınma usullerine erişimi büyükelçilikleri ve/veya konsoloslukları aracılığıyla kolaylaştırmak konusundaki çabalarını zayıflatmayacağını vurgulamıştır.

Olayların Özeti

Başvurucular, Suriye uyruklu iki çocuklu bir çifttir. Halep’te (Suriye) yaşamaktalardır. 22 Ağustos 2016 tarihinde Belçika’da sığınma başvurusu yapmak amacıyla kısa dönem vize başvurusu yapmak üzere Beyrut’ta bulunan Belçika elçiliğine gitmişlerdir. Başvurucular, taleplerini Vize Yasasının (Visa Code) 25. maddesine dayandırarak acil insani gerekçeler ortaya koymuşlardır.

13 Eylül 2016’da Yabancılar Bürosu (OE) vize başvurularını reddetmiştir. Başvurucular bu karara karşı Yabancılar İtiraz Kurulunda (CCE) çok acil usul altında itirazda bulunmuşlardır. 7 Ekim 2016’da CCE, OE’nin kararının yürütmesinin durdurulmasına karar vermiştir. CCE, devlete yeni kararlar alma yükümlülüğü yüklemiştir.

Belçikalı yetkililer başvuruculara, başvurmuş oldukları “insani” vizenin sadece akrabalarının ölümü ya da hastalığı gibi istisnai hallerde, kalıcı biçimde ikamet etme niyeti olmayanlara verildiğini iletmiş ve kendilerine 90 gün kalış hakkı tanıyan normal vizeye başvurmalarını tavsiye etmiştir. Bunun üzerine yeni bir başvuruda bulunan başvurucuların talepleri 10 ve 17 Ekim 2016 tarihlerinde reddedilmiştir. 10 Ekim 2016 tarihli ret kararının gerekçesinde “İHAS madde 3 hükmünün Taraf Devletlerin feci durumlarda yaşayan herkesi ülkesine kabul etmesi gerekliliği şeklinde yorumlanamayacağını, böyle bir yorumun gelişmiş ülkelerin gelişmekte olan, savaşta olan ya da doğal afetlerden etkilenmiş olan ülkelerin nüfuslarının tamamını ülkelerine kabul etmesi gerekliliği riskini oluşturacağı” belirtilmiştir. 10 ve 17 Ekim 2016 tarihli kararların yürütmesi CCE tarafından yine durdurulmuştur. 20 Ekim 2016 tarihinde CCE, devlete başvurucuların menfaatini korumak amacıyla 48 saat içinde üç ay geçerli olacak laissezpasser[1] belgeleri ya da vize verme yükümlülüğünü yüklemiştir. Ayrıca CCE, devletin İHAS madde 3 ile ilgili savunmasının kabul edilebilir nitelikte olmadığını tespit etmiş; 7 Ekim 2016 tarihli kararına uyulmasının bir zorunluluk olduğunu hatırlatmıştır.

Başvurucular 10 ve 17 Ekim 2016 tarihli OE kararlarının yargısal denetimi için başvuruda bulunmuşlar ancak bu başvuru CCE tarafından 13 Eylül 2016 tarihli kararın kesinleşmesi nedeniyle reddedilmiştir.

Belçikalı yetkililerin CCE’nin 7 Ekim 2016 tarihli kararını icra etmeyi reddetmelerinden dolayı başvurucular Brüksel Fransızca İlk Derece Mahkemesine (TPI) başvurmuşlar; TPI devlete, uymamanın para cezasına tabi olan ilgili karara, uymasını emretmiştir. 7 Aralık 2016’da Brüksel Temyiz Mahkemesi devletin 20 Ekim 2016 tarihli para cezası içeren mahkeme kararını icra etmesi gerektiğini onamıştır. Ne var ki, CCE’nin yargı denetimine ilişkin sonuçlara göre, Temyiz Mahkemesi 30 Haziran 2017 tarihinde 7 Aralık 2016 tarihli kararın artık geçerli olmadığına ve para cezası olmayacağına hükmetmiştir.

 

Başvurucuların Şikayetleri, Usul ve Mahkemenin Oluşumu

Başvurucular, Belçika yetkililerinin kendilerine “insani” vize vermemelerinin kendilerini Sözleşme’nin 3. maddesi (işkence, insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele yasağı) ile bağdaşmayan bir duruma maruz kaldıkları ve 13. maddesinin (etkili başvuru hakkı) gerektirdiği biçimde durumu etkili biçimde düzeltme imkanının tanınmadığını iddia etmişlerdir.

Başvurucular ayrıca Brüksel Temyiz Mahkemesi’nin 7 Aralık 2016 tarihli kararının icrasının mümkün olmaması sebebiyle İHAS madde 6§1’in (adil yargılanma hakkı) ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.

Başvuru, İHAM’a 10 Ocak 2018 tarihinde yapılmıştır. 26 Nisan tarihinde Belçika Hükümeti başvurudan Mahkeme’nin sorularıyla birlikte haberdar edilmiştir. 20 Kasım 2018’de davayı görmekte olan Daire, Büyük Daire lehine davadan el çekmiştir.

Çek Cumhuriyeti, Hırvatistan, Danimarka, Fransa, Almanya, Macaristan, Letonya, Norveç, Hollanda, Slovakya ve Birleşik Krallık Hükümetleri ile çeşitli ulusal ve uluslararası sivil toplum örgütlerine (the Human Rights League (LDH), the International Federation of Human Rights Leagues (FIDH), the Centre for Advice on Individual Rights in Europe (the AIRE Centre), the European Council on Refugees and Exiles (ECRE), the International Commission of Jurists, the Dutch Council for Refugees, and the Bar Council of French-speaking and German-speaking Lawyers of Belgium (OBFG)) yazılı biçimde müdahil olmak üzere izin verilmiştir (İHAS m.36§2 ve 36§3 kapsamında).

Kamuya açık duruşma 24 Nisan 2019 tarihinde gerçekleştirilmiştir (İHAM İç Tüzüğü madde 59§3)

 

Mahkemenin Değerlendirmesi

 3. madde (işkence, insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele yasağı) ve 13. madde (etkili başvuru hakkı)

Sözleşme’nin 1. maddesinin kapsamı Sözleşme’ye taraf olan devletlerin yetki alanına giren kişiler ile sınırlıdır. Bu sebeple Mahkeme başvurucuların Belçika’nın yetki alanına girip girmediğini tespit etmelidir.

Mahkeme tartışma konusu kararların Belçika otoriteleri tarafından Belçika’da alındığını tespit etmiştir. Bu kararlar başvurucuların Halep’te maruz kaldıkları 3. maddenin ihlalini oluşturan muameleden kaçınmak için Belçika’da sığınma talebinde bulunmak üzere ülkeye giriş için Beyrut’taki Belçika Büyükelçiliği’nin konsolosluk servisine yaptıkları vize başvurusuna ilişkin olarak verilmiştir. Başvuru üzerine, elçiliğin konsolosluk servisi tarafından başvuruculara vize taleplerinin reddedildiğine ilişkin kararlar tebliğ edilmiştir. Mahkeme, vize başvurusuna ilişkin kararda Belçika yetkililerinin Belçika topraklarına giriş hakkında karar vererek kamu gücünü kullandıklarını kabul etmektedir. Fakat, bu durum başlı başına başvurunun Sözleşme’nin 1. maddesi açısından Belçika’nın ülkesel yetki alanına girmesini sağlamamaktadır.

Sözleşme’nin bu olaya uygulanması hususuna karar verilebilmesi için, Mahkeme’nin Belçika’nın başvurucular açısından sınır ötesi yetkisini kullandığını gösteren istisnai durumların varlığını incelemesi gerekmektedir. Bu inceleme başvurucular ve taraf Devlet arasındaki bağlantının doğasını ve sonrasında ise devletin başvurucular üzerinde etkili bir şekilde yetki ve kontrolü olup olmadığını belirlemek açısından önemlidir. Bu bağlamda, Mahkeme şikâyet konusu olayda diplomatik görevlilerin yalnızca “posta kutusu” rolü mü oynadıklarının ya da karar almak konusunda sorumluluğun ulusal topraklardaki yetkililerde mi yoksa ülke dışındaki diplomatik görevlilerde mi olduğunun belirlenmesinin önemsizliğini belirtmiştir.

Mahkeme, (i) başvurucuların daha önce hiç Belçika’da bulunmadığını; (ii) başvurucuların Belçika’da aile ya da özel hayata ilişkin bağlarının olduğuna dair bir beyanlarının olmadığını; (iii) başvurucuların elçilikten koruma talep eden Belçika vatandaşları olmadıklarını ve (iv) diplomatik görevlilerin hiçbir zaman başvurucular üzerinde de facto kontrolde bulunmadığını belirtmiştir. Başvurucular özgürce kendilerini, herhangi başka bir elçiliğe de başvurabilecekken, Beyrut’ta bulunan Belçika Büyükelçiliği’nde temsil etmiş ve burada vize başvurusunda bulunmuşlardır. Belçika Büyükelçiliği binasını herhangi bir engel ile karşılaşmadan terk edebilecek durumdadırlar.

Mahkeme, başvurucuların içinde bulunduğu durumun Soering v. Birleşik Krallık (Başvuru no. 14038/88, Karar Tarihi: 07.07.1989) kararından beri değerlendirildiği şekilde sınır dışı etme dosyalarında taraf devletin bir kişiyi Sözleşme’nin 3. maddesini ihlal edecek muamelelere maruz kalacağı yere göndermesi durumunda o devletin 3. madde açısından sorumlu olduğunun kabul edildiği dosyalardan esaslı olarak farklı olduğunu vurgulamıştır. Başvurucuların aksine, teoride, ülke topraklarından sınır dışı etme dosyalarında devletin topraklarında ya da sınırlarında ve açık bir şekilde yetki alanında bulunmaktadır.

Son olarak Mahkeme başvurucuların yerel makamlar nezdinde başvuru yapmasının, Belçika’nın Sözleşme’nin 1. maddesi kapsamındaki sınır ötesi yetki alanına girme açısından istisnai bir durum yaratmaya yeterli olup olmadığını incelemiştir. Abdul Wahab Khan v. Birleşik Krallık (Başvuru No. 11987/11, Karar Tarihi: 28.01.2014) başvurusunda Mahkeme başvurucunun hiçbir bağının olmadığı Taraf Devlette dava açmasının devletin yetki alanına girmesine yeterli olmadığını açık bir şekilde tespit etmiştir. Mahkeme, aksi kanaatte yapılan bir tespitin, Taraf Devletleri yetki alanlarının dışındaki herhangi bir kişiyi -o kişinin dünyanın neresinde olduğu fark etmeksizin ve tek taraflı seçimi ile- risk altında olduğu gerekçesiyle ülkelerine almak konusunda sınırsız bir sorumluluk altına sokacağını belirtmiştir.

Mahkeme’ye göre, Sözleşme’nin kapsamının bu şekilde genişletilmesi Mahkeme tarafından tanınan uluslararası kamu hukukunun Taraf Devletlerin Sözleşme yükümlülükleri kapsamında yabancıların ülkeye giriş, ülkede ikamet ve sınır dışı edilmesine ilişkin hakları olduğu temel ilkesine de zarar verecektir. Bu kapsamda Mahkeme, Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın benzer bir davada, AB hukukuna göre uzun dönem vize verme konusu yalnızca Taraf Devlet’in ulusal hukukunun kapsamında olduğuna, karar verdiğini belirtmiştir.

Sonuç olarak, Mahkeme Sözleşme’nin 3. ve 13. maddesi uyarınca şikâyette bulunan başvurucuların Belçika’nın yetki alanında olmadığına karar vermiştir.

Mahkeme, bu sonucun Taraf Devletlerin elçilikler ve/veya konsolosluklar nezdinde yapılan sığınma prosedürlerine erişimi kolaylaştırmaya yönelik çabalarını zayıflatmaması gerektiğini vurgulamıştır. (N.D. ve N.T. v. İspanya, Başvuru No. 8675/15, Karar Tarihi: 13.02.2020, § 222)

 

6 §1 madde (Adil Yargılanma Hakkı)

 Belçika Hükümeti, başvurucuların 7 Aralık 2016 tarihli para cezasına konu olan mahkeme emrine uyulmaması ile ilgili itirazlarının, CCE’nin 20 Ekim 2016 tarihli kararının, aslında vize verilip verilmemesinin kararıyla ve bunun sonucu olarak bir siyasi hakla ilgili olduğunu, bundan dolayı da İHAS madde 6§1 hükmünün işletilemeyeceğini iddia etmiştir.

Başvurucular, itirazlarının nesnel bir medeni hakkı ilgilendirdiğini, Brüksel Temyiz Mahkemesi tarafından 7 Aralık 2016 tarihinde tanındığını, bunun da bağlayıcı ve icra edilebilen bir mahkeme kararının icrasının güvence altına alınması hakkıyla icra edilememesinden kaynaklı tazminat alma hakkı olduğunu belirtmişlerdir.

Mahkemenin görüşüne göre, Belçika topraklarına vizeyle girmek, İHAS madde 6§1 açısından göçe ilişkin yabancıların ülkeye girişini, kalışını ve çıkışını ilgilendiren diğer tüm kararlarda olduğu gibi bir medeni hak sayılmayacaktır. Mahkeme içtihadında bu alanların Sözleşmenin madde 6 hükmünün alanının dışında olduğu belirtilmiştir.

Kuşkusuz, CCE’nin 20 Ekim 2016 tarihli kararının icrasını korumaya yönelik başvurucular tarafından daha sonra ileri sürülen itirazlar, devletin bir idare mahkemesi ve temyiz mahkemesi tarafından verilen kararı icra etmesini reddetmesine, kendi iç hukukunda yetki kurmasına ve medeni bir hakkı içeren bir uyuşmazlığa ilişkindir. Bununla beraber, Mahkeme, ilgili başvuruların amacının sadece yetkililerin vize reddine ilişkin kararlarının dayanaklarını sorgulamaya devam etmek olduğunu tespit etmiştir. Her şekilde, Mahkeme esas işlemlerin “medeni” hale gelmediğini zira işlemlerin icralarının mahkemeler önünde talep edildiği ve bir mahkeme kararı meydana getirdiği kanaatindedir.

Dolayısıyla, Sözleşme madde 6§1 hükmü ilgili davada uygulanabilir değildir.

Karara ilişkin değerlendirme

Karar özetinde de vurgulandığı üzere, İHAM içtihadına göre Taraf Devletlerin yetkisi esasen ülkeseldir ve istisnai olarak devlet yetkililerinin ülke sınırları dışında yetki ve kontrolü ile eylemler gerçekleştirmesi ya da ilgili devletin ülke sınırları dışında bir alanda etkili kontrolü olması durumlarında Sözleşme’nin 1. maddesi uyarınca yetkiden söz edilebilmektedir. (Louzidou v. Türkiye, Başvuru No. 15318/89, Karar Tarihi: 23.03.1995, §62; Bankovic ve Diğerleri v. Belçika ve Diğerleri, Başvuru No. 52207/99, Karar Tarihi 12.12.2001, §67; Al-Skeini ve Diğerleri v. Birleşik Krallık Başvuru No. 55721/07, Karar Tarihi: 07.07.2011, §131) Ülke dışında görev alan diplomatların ve konsolosluk görevlilerinin eylemlerinin Sözleşme’nin 1. maddesi kapsamında ilgili devletin yetki alanına girebileceği hususu ise Mahkeme’nin çeşitli kararlarında vurgulanmıştır. (Al-Skeini ve Diğerleri v. Birleşik Krallık, §134; Komisyon, M v. Danimarka, Başvuru No. 17392/90, Karar Tarihi: 14.10.1992)

Şikâyet konusu olayın Sözleşme’nin 1. maddesi açısından Belçika’nın yetki alanına girip girmediği yönündeki değerlendirmenin, konsolosluk yetkililerinin başvurucular üzerindeki yetki ve kontrolü hususunun araştırılmasına ek olarak başvurucuların halihazırda bulundukları ülke olan Lübnan’da geri göndermeme ilkesini ve ilkenin ilintili olduğu Sözleşme’nin 3. maddesini -hem Lübnan’daki koşullar, hem başvurucuların hassasiyetleri, hem de başvurucuların Lübnan’dan Suriye’ye gönderilme riskini içerecek biçimde- tehdit eden bir durum olmadığı tespiti ile birlikte yapılması gerekmektedir.

Çünkü, her ne kadar ülkeye kabul, kişilere ikamet izni tanımak ve sınır dışı gibi konular ülkelerin kendi egemenlik yetkisine tabi olsa da İHAM kararlarında geri göndermeme ilkesi, bu yetkinin sınırı olarak kabul edilmektedir. Sınır dışı etme kararlarının en önemli özelliklerinden biri Mahkeme’nin başvuruları değerlendirirken 1951 Cenevre Sözleşmesi’nde yer alan mültecilik sebeplerini aramamasıdır. Mahkeme sınır dışı etme ve ülkeye kabule ilişkin kararlarında yaptığı 3. madde değerlendirmesinde başvurucuların ilgili maddede yasaklanan eylemlere maruz kalmadan, bu tarz eylemlerin yaşanma ihtimaline ilişkin risk değerlendirmesi yaparak “ciddi, yakın ve gerçek bir tehlike” bulunması hallerinde de ihlal kararı vermektedir. (F.G. v. İsveç, Başvuru No.43611/11, Karar Tarihi: 23.03.2016, §111-116) Mahkeme, geri göndermeye ilişkin değerlendirme yaparken, başvurucunun gönderilmesi durumunda gönderildiği yerde karşılaşacağı “öngörülebilir” sonuçları tespit etmek için ülkenin genel durumuna dair objektif değerlendirme ve o sonuçların başvurucu üzerinde gerçekleşme ihtimalini tespit etmek için başvurucunun bireysel özelliklerine dair sübjektif değerlendirme yapmaktadır. (Sufi  ve Elmi v. Birleşik Krallık, Başvuru No. 8319/07 ve11449/07, Karar Tarihi: 28.06.2011, § 216)

Ayrıca, İHAM içtihadında, Taraf Devletlerin geri göndermeme ilkesi ile ilintili 3. maddeye yönelik pozitif yükümlülükleri uyarınca ülke toprakları dışındaki kara sınır kapıları, transit bölge ya da açık deniz gibi sınır ötesi yetki alanlarında başvurucuların sığınma taleplerine karşın devlet yetkililerinin gerçekleştirdiği eylemlerin Sözleşme’nin 1. maddesi açısından devletin yetkisi dahilinde olduğu kabul edilmektedir. (Hirsi Hamaa v. Italya, Başvuru No. 27765/09, Karar Tarihi: 23.02.2012; M.A. ve Diğerleri v. Litvanya, Başvuru No. 59793/17, Karar Tarihi: 11.12.2018)

Ne var ki M.N. v. Belçika kararında Büyük Daire, sınır dışı etmeye ilişkin olarak “gerçek risk” analizinin yapıldığı ilk karar olan Soering v. Birleşik Krallık kararına atıf yaparak, sınır dışı etme davalarındaki gönderilen ülkede gerçekleşen ya da gerçekleşme riski olan eylemlerin Taraf devletlerin yetkisi dahilinde olduğu içtihadından dava konusu olayın farklı olduğunu vurgulamakla yetinmiş ve konsolosluk görevlilerinin başvuru konusu eylemlerinin Taraf Devletin yetki alanına girmediği yönündeki tespitine ulaşırken Lübnan’daki koşulları ayrıntılı biçimde ele almamış ve başvurucuların içinde bulundukları koşulların Sözleşme’nin 3. maddesiyle bağdaşıp bağdaşmadığı hususunda detaylı bir görüş belirtmemiştir.

Buna ek olarak, sığınma başvurusunun devletlerin yurtdışı temsilciliklerinde yapılıp yapılamayacağı uzun süreden beri tartışma konusu olmakla birlikte geçmişte ABD gibi bazı ülkeler, ülkeleri içindeki düzensiz göçmenlerin sığınmaya başvuramayacaklarını, bu kişilerin başvurularının yalnızca yurtdışı temsilcilikleri aracılığıyla iletebilecekleri gibi kurallar benimsemiştir[2]. 1951 Cenevre Sözleşmesi’nin yasadışı girişten dolayı cezalandırmama ilkesi koruması ışığında sığınmanın doğası gereği mültecilerin ülke sınırlarını hızlıca aşmak zorunda olması ve diğer çeşitli zorluklar sebebiyle devletlerin yurtdışı temsilciliklerine yapılan sığınma başvuruları istisnai olarak kullanılan bir yöntemdir. Geçtiğimiz günlerde Türkiye-Yunanistan sınırında yaşananlar gibi düzensiz göç hareketlerinin mülteciler ve göçmenler üzerinde yarattığı geri döndürülmesi mümkün olmayan zararlar ve ortaya çıkan hak ihlalleri de göz önüne alındığında, risk altında bulunan kişilerin bulundukları yerdeki ülkelerin temsilcilikleri aracılığı ile o ülkelerde sığınma talebinde bulunmak üzere insani vizeye erişebilmeleri önemli bir uluslararası koruma aracıdır. M.N. v. Belçika kararına konu olayda devlet idaresinin başvurucuların vize taleplerini reddederken ileri sürdüğü gerekçe böyle bir aracı reddetmektedir. Ancak Mahkeme’nin, değerlendirmesini bu kararın konsolosluk ve elçiliklerdeki sığınma başvurusu alma faaliyetlerini zayıflatmaması gerektiğini vurgulayarak sonlandırması da göstermektedir ki bu karar Avrupa iltica sistemine güvenli bir yol getirme şansını kaybetmiş gibi görünse de konsolosluklardan yapılan başvuru yolunun tamamen kapandığı gibi bir sonuç çıkartılmamalıdır.

Sonuç olarak vurgulamak isteriz ki, geri göndermeme ilkesine ilişkin Taraf devletlerin pozitif yükümlülükleri uyarınca, devletlerin sığınma talebinde bulunmak üzere vize başvurusunu reddettiği kişilerin, bulundukları yerde ya da oradan gönderildikleri yerde uğradıkları 3. madde kapsamındaki muamelelere ilişkin ilgili devletin sorumluluğu doğacağı kanaatindeyiz.

[1] Fransızca geçiş hakkı olarak tanımlanan laissez-passer, tüm dillerde aynı adla anılmaktadır. Bir ülkeden başka bir ülkeye gitmesi gereken ancak üzerinde bu geçişi gerçekleştirmeye yönelik geçerli bir pasaport ya da vizesi olmayan kişilerin yanlarında bulunması halinde ilgili ülkeye giriş hakkı tanıyan belgedir.

[2] Edwards Cheryl L., Political Asylum and Witholding of Deportation: Defining the Appropriate Standard of Proof Under the Refugee Act of 1980, sf 176

Anayasa Gündemi – FORUM sayfasında yayınlanan yazılar herhangi bir denetimden veya hakem kontrolünden geçmemektedir. Yazıların içeriğinden yalnızca yazar(lar) sorumludur. Yazılar ancak kaynak gösterilerek ve link verilerek kullanılabilir.

From → forum

Yorum Yapın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: