İçeriğe geç

İHAM Büyük Dairesinin Muhammad ve Muhammad v. Romanya kararının özet çevirisi: “Ulusal güvenlik gerekçesiyle istenmeyen kişi ilan edilen yabancıların olgusal veri olmadan sınırdışı edilmesi, usuli güvencelerin ihlalidir.”

by 02/11/2020

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM) Büyük Dairesi, yasalara uygun şekilde Romanya’da bulunan, Pakistan vatandaşları olan başvurucuların istenmeyen kişiler ilan edilmesi ve sınır dışı edilmesine ilişkin 15 Ekim 2020 tarihli Muhammad ve Muhammad v. Romanya kararında, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’ne Ek 7 numaralı Protokol’ün 1. maddesinin (yabancıların sınır dışı edilmesine ilişkin usul güvenceleri) ihlal edildiğine karar vermiştir.

Mahkeme, başvurucuların aleyhindeki suçlamaların yasal niteliği hakkında sadece çok genel bilgiler aldığını, ulusal güvenliği tehlikeye attığı iddia edilen özel eylemlerinin hiçbirinin dosyadan görülmediğini tespit etmiştir. Ayrıca başvuruculara, bu tür belgelere başvurma yetkisine sahip bir avukat aracılığıyla yargılamadaki en önemli aşamalara veya dosyadaki gizli belgelere erişme olasılığı hakkında herhangi bir bilgi verilmemiştir.

Mahkeme, davaları bir bütün olarak ve bu tür konularda Devletlerin sahip olduğu takdir marjını dikkate alarak, başvurucuların Ek 7 numaralı Protokol’ün 1. maddesi uyarınca haklarından yararlanmalarına getirilen kısıtlamaların, bu hakların özünü muhafaza etmek gibi, iç hukukta dengelenmediğine karar vermiştir.

Kararın tamamını buradan okuyabilirsiniz. Mahkeme tarafından yayımlanan basın özetinin çevirisi Efekan Sadak tarafından yapılmıştır.

Muhammad ve Muhammad v. Romanya, Büyük Daire, Başvuru No: 80982/12, Karar tarihi: 15.10. 2020

Başvuru Konusu Olaylar

Başvurucular Adeel Muhammad ve Ramzan Muhammad, sırasıyla 1993 ve 1982 doğumlu Pakistan vatandaşlarıdır ve sırasıyla Tehsil Karor (Pakistan) ve Dubai’de (BAE) yaşamaktadırlar.

Adeel Muhammad, öğrenci vizesiyle Eylül 2012’de Romanya’ya giriş yapmıştır. Burs aldıktan sonra, Sibiu’daki Lucian Blaga Üniversitesi İktisadi Bilimler Fakültesi’nde çalışmalarına başlamıştır. Ramzan Muhammad ise, 17 Şubat 2009’da uzun süreli öğrenci vizesiyle Romanya’ya giriş yapmıştır. Hazırlık çalışmalarının ilk yılını Sibiu’daki aynı üniversiteye girmeden önce burslu olarak tamamlamıştır. Başvurucunun eşi Nisan 2012’de Romanya’da kendisine katılmıştır.

4 Aralık 2012’de Romanya İstihbarat Servisi (Serviciul român de informaţii – “SRI”), Bükreş Temyiz Mahkemesi’ndeki Cumhuriyet Savcılığı’ndan, başvurucuların Romanya’da istenmeyen kişiler ilan edilip edilmemesi gerektiğini değerlendirmek için uygun mahkemeye başvurmasını talep etmiştir. SRI talebini desteklemek adına gizli belgeleri de sağlamıştır. 4 Aralık 2012’de Cumhuriyet Savcılığı, Bükreş Temyiz Mahkemesi’nin İdari Bölümü’ne, başvurucuların Romanya’da istenmeyen kişiler ilan edilmesini talep eden bir başvuruda bulunmuştur. Başvuruda, SRI istihbaratına göre, başvurucuların ulusal güvenliği tehlikeye atabilecek faaliyetlerde bulunmayı amaçladıklarına dair ciddi göstergeler olduğu belirtilmiştir.

Gizli belgeler Temyiz Mahkemesi’ne iletilmiştir. Ayrıca 4 Aralık 2012’de Sibiu polisi başvurucuları ertesi gün Temyiz Mahkemesi’nde hazır bulunmak üzere çağırmıştır.

5 Aralık 2012 tarihli ara kararda, davanın ilk tahsis edildiği heyet; hâkimin, savcılık tarafından gönderilen gizli belgeye erişim için yasal yetkiye sahip olmadığı gerekçesiyle davadan feragat etmiştir. Dava, Romanya Ulusal Kayıt Ofisi (“ORNISS”) tarafından bu tür belgelere erişim yetkisi ile birlikte farklı bir heyete tahsis edilmiştir. Başvurucuların da hazır bulunduğu aynı gün, Urduca tercümanın yardımıyla bir duruşma gerçekleştirilmiştir. Başvurucular, başlangıçtaki başvurunun yalnızca mevzuat hükümlerine atıflar içerdiğinden, neden mahkemeye çağrıldıklarını anlamadıklarını belirtmişlerdir. Temyiz Mahkemesi cevaben dosyadaki belgelerin gizli olduğunu belirtmiştir. Savcı, gizli istihbarata göre, ulusal güvenliğe zarar verebilecek faaliyetlerde bulundukları gerekçesiyle mahkemeden başvurucuların istenmeyen kişiler ilan edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

Temyiz Mahkemesi, aynı tarihli kararında, başvurucuları 15 yıllık bir süre için Romanya’da istenmeyen kişiler olarak beyan etmiş ve sınır dışı edilmek üzere idari gözetim altına alınmalarına karar vermiştir.

6 Aralık 2012 tarihinde, SRI, El Kaide ile ideolojik olarak bağlantılı bir İslamcı grubu desteklemek adına başvurucuların suçlandığı faaliyetlerin ayrıntılarını ve örneklerini içeren dava hakkında bir basın bildirisi yayınlamıştır. Basın bildirisinde yer alan bilgiler, bazı gazetelerde başvurucuların isimleri ve üniversite çalışmalarının detaylarını belirtilerek yayınlanmıştır.

Başvurucular, Temyiz Mahkemesi’nin kararına karşı Yargıtay ve Adalet Yüksek Mahkemesi’ne itiraz etmişler, ancak itirazları reddedilmiştir. Yüksek Mahkeme, elindeki gizli belgelerden, alt derece mahkemesinin, başvurucuların ulusal güvenliği tehlikeye atabilecek faaliyetlerde bulunma niyetinde olduklarına dair göstergeleri haklı olarak dikkate aldığının görülebileceği görüşündedir. Ayrıca Yüksek Mahkeme, ilgili kanun uyarınca, bir yabancıyı istenmeyen kişi ilan etme kararının ulusal güvenlik gerekçelerine dayandığı hallerde, yargıçların görüşünün altında yatan olgusal gerekçeler ile birlikte veri ve bilgilerin kararda belirtilemeyeceğini gözlemlemiştir. Bu nedenle, başvurucular bir tercümanın yardımıyla, ülkeye giriş yasağı getirme ve sınır dışı etme işlemlerinde neden mahkemeye çağrıldıklarını bilecek bir konumda olmuşlardır.

Başvurucular 27 Aralık 2012’de Romanya’dan ayrılmışlardır.

Şikâyetler, Usul ve Mahkeme’nin Oluşumu

Başvurucular, Sözleşme’ye Ek 7 No’lu Protokol’ün 1 § 1 maddesine (yabancıların sınır dışı edilmesine ilişkin usul güvenceleri) ve Sözleşme’nin 13. maddesine (etkili başvuru hakkı) dayanarak, usul güvencelerinin sağlanmadığından ve dolayısıyla yargılamalarda kendilerini etkili bir şekilde savunamamaları nedeniyle şikâyette bulunmuşlardır. Başvurucular daha spesifik olarak, dosyadaki belgelere erişimleri olmasa da, kendilerine yöneltilen fiili suçlamalardan haberdar edilmediklerini iddia etmişlerdir.

19 Aralık 2012 tarihinde İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’ne başvuru yapılmıştır. 26 Şubat 2019’da Daire, Büyük Daire lehine yargı yetkisinden feragat etmiştir. 25 Eylül 2019’da duruşma gerçekleşmiştir.

Karar, 17 hakimli Büyük Daire tarafından verilmiştir.

Mahkeme’nin Kararı

Sözleşme’ye Ek 7 No’lu Protokol’ün 4. Maddesinin İhlal Edildiği İddiası

Mahkeme öncelikle, başvurucuların sınır dışı edilme nedenleri konusunda bilgi edinme hakkına getirilen sınırlamaların Ek 7 No’lu Protokol’ün 1. maddesiyle uyumlu olup olmadığını belirlemelidir. Daha sonra ise, bu sınırlamaların yeterli yasal güvencelerle dengelenip dengelenmediğini tespit etmesi gerekmektedir.

Mahkeme, başvurucuların usul haklarına getirilen kısıtlamaların gerekçesi ile ilgili olarak, ilgili yasal hükümleri uygulayan yerel mahkemelerin, belgelerin “gizli” olarak sınıflandırılması nedeniyle başvurucuların dosyaya erişemediğini ilk olarak tespit ettiğini belirtmektedir. İç hukuk, mahkemelerin, ulusal güvenliğin korunmasının belirli bir davada dosyanın açıklanmamasını dayatıp dayatmadığını tespit etmesine imkân vermemiştir. Ayrıca, yerel mahkemeler, gizli belgeleri kendilerine açıklamayarak başvurucuların usul haklarını kısıtlama ihtiyacını değerlendirmemiştir. Gizli bilgi ve delilleri elde tutmanın somut nedenlerini açıklamamışlardır. Son olarak, kararın ertesi günü, SRI’in ayrıntılı olgusal bilgiler içeren bir basın açıklaması yayınlamış olması, başvurucuların sınır dışı edilmelerini desteklemek için sahip olunan olgusal nedenlere ilişkin somut bilgilerden mahrum bırakılmasının gerekli olduğu iddiasıyla çelişmektedir.

Mahkeme, sınırlamaların dengeleyici faktörlerle telafi edilip edilmediğine ilişkin olarak, Temyiz Mahkemesi önündeki 5 Aralık 2012 tarihli duruşmada, başvuruculara, yargılamayı başlatan başvurunun bir tercüman aracılığıyla bildirildiğini ancak yalnızca iddia edilen davranışları düzenleyen yasal hükümlere o belgede atıfta bulunulduğunu, iddiaların kendisine atıfta bulunulmadığını saptamıştır. Temyiz Mahkemesi önündeki yargılamada, başvuruculara sınır dışı edilmenin olgusal nedenlerine ilişkin hiçbir özel bilgi verilmemiştir. Mahkeme ayrıca, Temyiz Mahkemesi kararının verilmesinden sonraki gün, temyiz beklemedeyken, SRI’in başvuruculara yönelik bazı suçlamaları içeren bir basın açıklaması yaptığını kaydetmektedir. Basın açıklamasında yer alan bilgilerin başvurucular bakımından savunmalarını hazırlamaları için yeterli olduğu kabul edilse bile, Mahkeme, basın açıklamasının geçerli bir bilgi kaynağı olarak kabul edilemeyeceği görüşündedir. İlk olarak, SRI’in basın açıklaması Yüksek Mahkeme önündeki dava dosyasına dahil edilmemiş görünmektedir. Cumhuriyet Savcılığı’nın bu basın bildirisinde belirtilen olguları başvurusunun temelini oluşturmak için değerlendirdiği veya Yüksek Mahkeme’nin başvuru sahiplerine, kendilerine karşı suçlamalara yol açan olguların bunlar olduğunu doğruladığı tespit edilmemiştir. Üçüncüsü, başvurucular basın açıklamasına göre suçlandıkları fiillerin farkına vardıktan sonra savlarını Yüksek Mahkeme önünde savunmuş olsalar da dosyadan veya mahkemenin gerekçesini basın açıklamasına dayandırmış olduğu nihai kararın lafzından görülememiştir. Son olarak ve en önemlisi, bir basın açıklaması, taraflara davalarını savunmak için ihtiyaç duydukları bilgileri sağlamak için uygun bir araç olarak kabul edilemez.

Sonuç olarak, Yüksek Mahkeme yargılamalarında da başvuruculara, Sözleşme’ye Ek 7 No’lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamındaki usuli haklarını etkili bir şekilde kullanabilmeleri gibi, kendilerine yöneltilen iddialar hakkında bilgi verilmemiştir. Somut bilgilerin açıklanmasındaki bu tür önemli sınırlamalar, sağlam dengeleyici teminatlar gerektirmektedir.

Başvurucuların yargılamanın yürütülmesi ve usule ilişkin hakları hakkında bilgilendirilip bilgilendirilmediklerine ilişkin olarak Mahkeme, 4 Aralık 2012 akşamı başvurucuların ertesi gün sabah saat 9’da Bükreş Temyiz Mahkemesi huzuruna çağrıldığını kaydetmektedir. Mahkeme celplerinde, yargılamanın yürütülmesi veya amacına ilişkin hiçbir belge veya bilgi bulunmamaktadır. Daha sonra, Temyiz Mahkemesi, başvuruculara bir tercüman temin edilmesini sağlamış, onlara dosyadaki belgelerin gizli olduğunu ve hâkime verilen yetki sayesinde bunlara yalnızca mahkemenin erişebileceğini bildirmiştir. Temyiz Mahkemesi, böylece başvuruculara dosyaya erişim haklarının ve dengeleyici teminatların, yani mahkemenin bu belgelere erişiminin, sınırlandırıldığını bildirmiştir.

Temyiz Mahkemesi, başvurucular bakımından, önündeki yargılamanın yürütülmesi hakkında veya sınırlamanın usuli hakları üzerindeki etkilerini dengeleyebilecek diğer teminatların iç hukuktaki varlığı hakkında iyi bilgilendirilmiş olmalarını sağlamayı gerekli görmemiştir. Bu nedenle Temyiz Mahkemesi, başvurucuların bir avukat tarafından temsil edilebileceklerini bilip bilmediklerini veya onlara gizli belgelere erişme yetkisine sahip olan ORNISS sertifikasına sahip avukatlar hakkında herhangi bir bilgi verilip verilmediğini sorgulamamıştır. Mahkeme’nin görüşüne göre, başvuruculara bilgi vermedeki bu başarısızlık, başvurucuların hak kazandığı usuli güvencelerin geçersiz kılınmasına neden olmuştur.

Mahkeme ayrıca, Yüksek Mahkeme’nin, başvuruculara iç hukuk kapsamında mevcut usule ilişkin güvenceler hakkında bilgi vermediğini ve bu durum sonucunda, karşı dengeleme faktörünün, usul haklarının sınırlandırılmasını hafifletmede herhangi bir etkisi olmadığını kaydetmiştir.

Başvurucuların yargılamadaki temsiline gelindiğinde, Mahkeme, kendileri tarafından seçilen avukatların ORNISS sertifikasına sahip olmadıkları için dosyadaki gizli belgelere erişemediklerini kaydetmiştir. Böyle bir sertifikayı edinmek için yargılamanın ertelenmesini talep edebilirlerdi ancak bu amaçla öngörülen yasal süre, yargılamanın normal uzunluğunu aşmıştır. Başvurucuların avukatlarının, müvekkillerine yöneltilen suçlamaları tespit etme imkânı olmaksızın Yüksek Mahkeme huzurunda bulunmaları, etkili savunmalarını sağlamamıştır. Dolayısıyla, başvurucuların temsili; usuli haklarının tabi tutulduğu sınırlamaları önemli ölçüde dengeleyecek kadar etkili olmamıştır.

Sınır dışı etme kararının bağımsız incelemeye tabi olup olmadığına gelindiğinde, Mahkeme, Romanya hukuku uyarınca, bir kişinin istenmeyen kişi olduğunu beyan etmek amacıyla yapılan yargılamanın adli nitelikte olduğunu gözlemlemiştir. Bu tür konularda yetkili mahkemeler, yani Temyiz Mahkemesi ve Yüksek Mahkeme, Mahkeme’nin içtihadı uyarınca gerekli bağımsızlığa sahiptir. Yargılamalar, en yüksek adli merci olan yüksek mahkemelerde, Yargıtay ve Adalet Yüksek Mahkemesi’nde gerçekleştirilmiştir. Bunlar, başvurucuların usuli haklarına getirilen sınırlamaların etkilerini hafifletebilecek faktörlerin değerlendirilmesinde dikkate alınması gereken önemli teminatlardır.

Bu mahkemelerin önünde başvurucular, kendilerine sunulan çok sınırlı ve genel bilgiler göz önüne alındığında, savunmalarını yalnızca varsayımlara ve öğrenci yaşamlarının veya mali durumlarının genel yönlerine dayandırabilmişlerdir, özellikle ulusal güvenliği tehlikeye soktuğu iddia edilen bir davranış suçlamasına itiraz edememişlerdir. Mahkemenin görüşüne göre, ulusal mahkemeler tarafından sınır dışı edilmenin sağlam bir temele dayanması konusunda uygulanan incelemenin kapsamı daha geniş olmalıdır.

Savcılık, Temyiz Mahkemesi’ne delil olarak, hükümetin beyanına göre, başvurucuların iddia edilen faaliyetlerinin ayrıntılarını içeren ve SRI tarafından elde edilen belirli veri ve istihbarata atıfta bulunan bir ‘belge’ sunmuştur. Bununla birlikte, yerel mahkemelerin sınır dışı etme başvurusunun altında yatan tüm gizli bilgilere mi yoksa aslında sadece o ‘belgeye’ mi eriştiği açık değildir. Ayrıca, başvurucular Yüksek Mahkeme önünde, dosyada gizli belgelerin varlığına ilişkin şüphelerini dile getirdiklerinde, bu mahkeme bu hususta herhangi bir açıklama yapmamıştır. Buna ek olarak, başvurucular terör faaliyetlerini finanse ettiklerine dair iddiaları çürütmek amacıyla tek delil dosyasının eklenmesi talep etmiş ancak Yüksek Mahkeme buna ilişkin karar vermeyi reddetmiştir. Bu nedenle dosyada, savcılık tarafından sunulan olayların güvenilirliği ve doğruluğu konusunda ulusal mahkemeler tarafından herhangi bir doğrulama yapıldığına dair hiçbir şey bulunmamaktadır.

Mahkeme, davanın bağımsız bir adli makam tarafından incelenmesinin, başvurucuların usuli haklarının herhangi bir şekilde sınırlandırılmasını dengelemek açısından çok ağır bir güvence olduğunu kabul etmiştir. Bununla birlikte, bağımsız makamlar tarafından uygulanan herhangi bir incelemenin niteliği ve derecesi, kararlarının gerekçelerinden en azından özet olarak ortaya çıkmadıysa, bu tür bir teminat kendi başına bu sınırlamayı telafi etmek için yeterli olamaz.

Her halükarda, mevcut davadaki yerel mahkemelerin kararlarından, mevcut amaçlar için kendilerine tanınan yetkileri etkili ve yeterli bir şekilde kullandıkları görülmemektedir.

Mahkeme, başvurucuların, sınır dışı etme kararının altında yatan gerçeklerden haberdar olma haklarını ve bu kararı veren yetkili makam tarafından dayanılan belgelerin içeriğine ve bilgilere erişme haklarını kullanma konusunda önemli kısıtlamalar getirdiği sonucuna varmıştır. Dosyadan, bu tür sınırlamalara duyulan ihtiyacın incelendiği ve bağımsız bir makam tarafından usulüne uygun olarak gerekçelendirildiği anlaşılmamaktadır.

Mahkeme, başvurucuların kendilerine yöneltilen suçlamaların hukuki niteliği hakkında çok genel bilgiler aldıklarını ancak ulusal güvenliği tehlikeye attığı iddia edilen belirli eylemlerinin hiçbirinin dosyadan görülemediğini gözlemlemiştir. Ayrıca, yargılamaların önemli aşamaları hakkında veya dosyadaki gizli belgelere ORNISS sertifikasına sahip bir avukat aracılığıyla erişme olasılığı hakkında herhangi bir bilgi de verilmemiştir.

Yargılamayı bir bütün olarak ve bu tür konularda devletlere tanınan takdir marjını dikkate alan Mahkeme, yerel yargılamalarda başvurucuların 7 No’lu Protokol’ün 1. maddesi uyarınca haklarından yararlanmalarına getirilen sınırlamaların, bu hakların özünü muhafaza etmek gibi, dengeleyici unsurların sağlanmadığını saptamıştır.

Dolayısıyla, Sözleşme’ye Ek 7 No’lu Protokol’ün 1. maddesi ihlal edilmiştir.

Adil Tazmin

Mahkeme, Romanya’nın her bir başvurucuya manevi tazminat olarak 10.000 Avro (EUR) ve masraf ve harcamalar için başvuruculara ortaklaşa 1.365 Avro ödemesine karar vermiştir.

Ayrık Görüşler

Yargıçlar Nußberger, Lemmens ve Koskelo müşterek mutabık görüş sunmuş; Yargıç Pinto de Albuquerque, Yargıç Elósegui’nin de katıldığı mutabık görüş sunmuş; Yargıç Serghides, mutabık görüş sunmuş; Yargıç Elósegui mutabık görüş sunmuş; Yargıçlar Yudkivska, Motoc ve Paczolay müşterek muhalefet şerhi kaleme almışlardır. Bu görüşler karara eklenmiştir.

From → İnsan hakları

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: