İçeriğe geç

Almanya Federal Anayasa Mahkemesi’nin COVID-19 Salgınına Karşı Kabul Edilen “Federal Acil Durum Frenine” İlişkin Nihaî Kararları

by 22/12/2021

Roman Hensel

Almanya, pandeminin dördüncü dalgasından ağır bir şekilde etkilendi. Geçen hafta içinde bazı bölgelerdeki enfeksiyon sayıları, 100.000 kişi arasında önceden tahmin edilemeyen 1.000 onaylanmış enfeksiyon sınırını aştı. Eylül 2021 seçimlerinden sonra henüz oluşturulamayan yeni Federal hükümetle mevcut hükümet arasındaki geçici dönemde tıkanan siyaset, uygun yanıtları bulmakta zorlanırken başka bir ulusal bir karantinadan da kaçınmakta.

Bu durumda, Karlsruhe’deki Federal Anayasa Mahkemesi’nin Birinci Senatosu, 30 Kasım 2021’de ‘Federal Acil Durum Freni’ (‘Bundesnotbremse’) ile ilgili ana davada uzun zamandır beklenen kararlarını açıkladı ve nihayet düzenlemenin anayasallığını onayladı. Covid-19 salgını sırasında en kısıtlayıcı önlemlerden bazıları, özellikle özel toplantılara yönelik katı kısıtlamalar, gece sokağa çıkma yasağı ve (yüz yüze) okulların kapatılması, yerel enfeksiyon sayılarına bağlı olarak Nisan 2021’de Federal Meclis tarafından çıkarılan federal bir yasa olan ‘Federal Acil Durum Frenine’ dayanarak uygulandı.

Yasanın Haziran 2021’in sonunda otomatik olarak yürürlükten kalkması nedeniyle, mahkemenin asli yargılamalardaki iki kararı aslında 2021’in ilk yarısına bakıyor. 

Bununla birlikte, sebepsiz yere olmayan şekilde hızlı (altı aydan bile kısa bir sürede) karar veren mahkeme, kararlarının önümüzdeki siyasal gidişat için temel yasal parmaklıklar olarak iş göreceğinin gayet farkındaydı. 

Siyasi olarak durum, liberal partinin meclis grubunun sadece ‘Federal Acil Durum Freni’ne karşı şikayetçilerden biri değil, aynı zamanda yeni Federal Hükümet’in bir parçası olduğu gerçeğiyle karmaşıklaşıyor. Hatta gelecekteki Federal Adalet Bakanı’nın kim olacağı da karmaşaya dahil ediliyor.

Federal Anayasa Mahkemesi Kararları

Federal Anayasa Mahkemesi, davacıların hukuki iddialarını iki görüşe ayırdı. İlk görüş (‘Federal acil durum freni – I’) buluşmalara ilişkin kısıtlamalar ve gece sokağa çıkma yasağıyla ilgili, ikinci görüş (‘Federal acil durum freni – II’) ise okulların kapatılmasıyla ilgili. Mahkemenin verdiği kararlardaki en büyük hukuki yenilik de burada yatıyor. Mahkeme ilk kez, devlet karşısında gençlerin okul eğitiminin sağlanması ve desteklenmesi hakkını (okulda eğitim görme hakkı) anayasal anlamda açıkça kabul ediyor. Bu hak, devletin okul sistemi üzerindeki denetimi (Federal Almanya Cumhuriyeti Anayasası madde 7) ile bağlantılı olarak kişinin kendi kişiliğini serbestçe geliştirme hakkından (Federal Almanya Anayasası madde 2) kaynaklanıyor. Okulda eğitim görme hakkı ise olumlu ve olumsuz olmak üzere iki boyuttan oluşuyor. Olumlu boyutu, eğitim sisteminin belirli bir asgari standartta olması ve devlet okullarına ayrım gözetmeksizin erişim sağlanması iken olumsuz boyutu, okul eğitimi yapısal olarak değiştirilmese dahi, hakkın devlet tarafından kısıtlandığı durumlarda çocuklara ve gençlere yasal önlemlere karşı çıkma hakkı vermesi. Okulların Federal Acil Durum Freni’ne dayanılarak zorunlu olarak kapatılması, hakkın olumsuz boyutuna müdahale etmekte.

Birinci Senato’nun her iki görüşünün de özü, ‘Federal Acil Durum Freni’ vasıtasıyla oranlılık ilkesinin uygulanması. Oranlılık ilkesine göre, Mahkemenin son altı yıldaki içtihatları, temel haklara müdahalenin meşruiyetini dört adımda değerlendirmeli: müdahale meşru bir amaç izlemeli, yani amaca ulaşmak için elverişli olmalı (etkililik), aynı zamanda gerekli olmalı (bu, daha az müdahaleci fakat eşit derecede etkili araçların fark edilemeyeceği anlamına gelir) ve ‘uygunluk’ gereksinimini karşılamalı. Mahkeme, hayat kurtarma ve sağlığın korunması olarak kabul edilen meşru amaçların yanına sağlık sisteminin işleyişinin güvence altına alınmasını da ekliyor. Son adım, yani “uygunluk şartı” normatif varsayımlara derinlemesine bulanmış bir soru. Mahkeme, özü itibariyle; toplum çıkarının bireyin özgürlüğüne üstün gelip gelemeyeceğine karar vermek zorunda. Birinci senato iki kararında da bu çatışmaya sayfalar adadıktan sonra ulaştığı sonuçta “Federal Acil Durum Freni” tedbirlerinin, her ne kadar temel haklara geniş kapsamlı müdahalede bulunsa da hukuka uygun olduğuna karar verdi.

Ampirik belirsizlikler ve takdir marjı

Bu son aşamada ampirik argümanlar tartışmaların merkezi olmasına rağmen, esas olarak oranlılık testinin ikinci (etkililik) ve üçüncü (gereklilik) adımı olgusal soruları gündeme getiriyor. Burada Mahkeme, tedbirlerin virüsün yayılması üzerindeki etkisini (bunların ihmal edilmesi ve diğer olası yaklaşımlarla karşılaştırıldığında) değerlendirmek zorunda. Sokağa çıkma yasağına karşı temel itirazlardan biri, sözde etkisizliğiydi: Etkisi, teması azaltma açısından düşüktü. Çünkü birçok insanın zaten evde kaldığı gece vaktinin küçük bir dilimini kapsıyordu. Bu durum, mahkemelerin pandemi ile ilgili görüşlerinin karşılaştığı temel soruna yol açıyor: Normal şartlar altında, yasal değerlendirme için son derece karmaşık olan ampirik soruların çok önemli olduğu durumlarda; mahkemelerin bakış açısı, itiraz edilen bir tedbirin yürürlüğe girmesi ile mahkemelerin kararlarını vermesi arasındaki zaman aralığından yararlanır. Bu zaman aralığı bazen mahkemelerin, tedbir yürürlüğe konduğunda elde edilen bilgiden daha kapsamlı ve daha güvenilir bilgiye ulaşmasını sağlar. Mahkemeler belli bir süre sonra karar vereceği için daha akıllıca kararlar verebilir. Ancak mahkeme, acele muhakeme usulünde ve Federal Anayasa Mahkemesinin “Federal Acil Durum Freni” aleyhindeki asli yargılamalarında olduğu gibi gecikmesiz karar verirse, yasama veya yürütmeden daha iyi bir bilgiye sahip olduğunu iddia edemez.

Yürürlükten kaldırılmış zorunlu tedbirlerin, tedbirler kabul edildiğinde mevcut olmayan fakat sonradan ortaya çıkan ampirik bulgular bakımından Anayasa’ya aykırı olduğu şeklinde yorumlanıp yorumlanamayacağı elbette farklı bir hukuki meseledir. Fiili belirsizlikler, genel olarak, temel haklara kapsamlı müdahaleler olması durumunda, bu hakların sahipleri için bir yük oluşturmamalıdır. Bununla birlikte, Mahkeme her iki kararında da vurguladığı gibi, yasama organı mevcut bilgilerin makul ve inandırıcı bir değerlendirmesi konusunda rehberlik talep ettiği takdirde ilgili anayasal gereklilikleri karşılamakta. Dolayısıyla Mahkeme, yasa koyucu için, temeldeki ampirik belirsizlikler tarafından desteklenen oldukça geniş bir takdir alanını kabul ediyor. Bir demokraside Parlamento, ‘belirsiz bir durumda yüksek çıkarlar ile en yüksek çıkarlar arasındaki çatışmalara karar vermekten’ sorumludur. Mahkeme, diğer anayasa mahkemelerinin (Fransa, Avusturya ve Çek Cumhuriyeti) paralel kararlarına atıfta bulunarak bu argümanı vurguluyor. Birinci Senato, işlemlerde çok sayıda uzmanın yaptığı açıklamaları hala dikkatle değerlendiriyor. Ancak kanun koyucunun özgün bulgularını mantıksız kılan bilgilere rastlanmamakta.

Peki bundan sonra ne olacak?

Federal Anayasa Mahkemesi’nin Birinci Senatosu, yasa zaten sona erdiği için, her ne kadar böyle bir kararın etkileri az olacaksa da ‘Federal Acil Durum Freni’ni iptal etmedi. Mahkeme kararlarının ilk ve merkezi siyasi işareti, kriz zamanlarında parlamentonun temel haklara müdahalelerine ilişkin kayda değer takdir marjında yatmakta. Daha önce de belirtildiği gibi, gelecekteki federal hükümetin üyeleri bile, devletin eylemi için daha katı sınırları memnuniyetle karşılardı.

Lakin, diğer yönde de önemli ipuçları var. Esas davada altı ay içinde karar verilmesi, mahkemenin siyasi adayları sınırlama görevlerini hızlı ve dikkatli bir şekilde yerine getirmeye istekli olduğunu gösteriyor. Ayrıca Mahkeme, Almanya’nın aşılama sürecinin 2021 yazının başında henüz başlangıç seviyesinde olması nedeniyle aşının, “Federal Acil Durum Freni” için neredeyse hiçbir rolü olmadığına dikkat çekiyor. Buna karşın, Almanya’daki yetişkinlerin yaklaşık %80’i şimdiye kadar aşılanmış durumda ve Mahkeme’nin kararını değiştirebilecek şekilde, artık herkes için aşı bulunuyor. Okulda eğitim hakkının açıkça kabul edilmesi, diğer kamu tesisleriyle ilgili önlemlere kıyasla okulların kapatılması için tartışmasız daha katı sınırlamalar getirmekte. Mahkeme, buluşmalar ve sokağa çıkma yasağı konusundaki kararını, kararı gelecekteki olası davalardan ayırmak için siyasi bir özet olarak okunabilecek bir paragrafla sona erdirdi: kapsamlı sokağa çıkma yasakları, diyor Mahkeme, yalnızca aşırı tehlikeli durumlarda kabul edilebilir.

Kaynak: Lex Atlas

Bu haber, BAU Hukuk Fakültesi LAW 2018 Current Constitutional Developments dersi kapsamında Ece Dilara Bağrıaçık, Elif Yüzbaşıoğlu, Furkan Alim Göller, Ramazan Dursun, Elif Ceren Altın, Ömer Buğrahan Hıdıroğlu, Doğukan Aktaş, Ayten Şimşek, Efe Eroğlu, Işıl Gizem Demirtaş, Yağmur Bahadır, Emel Varsın, Dilara Gül Erbaş, Büşra Takmaklı, Kübra Nur Bölür ve Yusuf İkbal Çelik tarafından çevrilmiştir.

From → Haberler

Yorum Yapın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: