İçeriğe geç

İHAM’ın Hatice Çoban v. Türkiye kararının özet çevirisi: “Başvurucunun basında da çıkan konuşmaları ile polis raporu arasındaki çelişkiler dikkate alınmadan örgüt propagandası suçundan hapis cezası verilmesi, ifade özgürlüğü ihlalidir.”

by 19/11/2019

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM), 29 Ekim 2019 tarihli Hatice Çoban v. Türkiye davasında İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin 10. maddesinin (ifade özgürlüğü) ihlal edildiğine karar vermiştir.

Dava, başvurucu Çoban’ın yaptığı bir konuşma nedeniyle terör örgütü lehine propaganda yapmak suçundan mahkum edilmesine ilişkindir. Mahkeme, ifade özgürlüğüne müdahalenin orantılılığını değerlendirirken, yapılan işlemlerin adilliğinin ve gerekli usûlî güvencelerin sağlanmasının dikkate alınması gereken faktörler olduğunu yinelemiştir.

Mahkeme, ulusal mahkemelerin, mahkumiyetini desteklemek için kullanılan ana delilin güvenilirliğini ve doğruluğunu sorgulayan Çoban’ın ortaya koyduğu ilgili argümanları ele almadığını saptamıştır. Yargıtay, özetle Ağır Ceza Mahkemesi’nin bulgularını, Çoban tarafından öne sürülen argümanları daha dikkatli incelemeden onaylamıştır. Bu nedenle, yerel mahkemeler, Sözleşmenin 10. maddesi uyarınca söz konusu çeşitli menfaatleri değerlendirme görevlerini yerine getirmemişlerdir.

Kararın tamamını buradan, Efekan Sadak tarafından yapılan özet çevirisini aşağıdan okuyabilirsiniz.

Hatice Çoban v. Türkiye, Başvuru no. 36226/11, Karar tarihi: 29.10.2019


Temel Olgular

Başvurucu Hatice Çoban, 1965 yılında doğmuş ve Ankara’da yaşayan bir Türkiye vatandaşıdır. Söz konusu zamanda başvurucu, Demokratik Toplum Partisi (DTP) yönetim kurulu üyesidir.

2007 yılında, başvurucu Çoban, DTP tarafından düzenlenen “Dünya Barış Günü” gösterisinde yaptığı bir konuşma nedeniyle terör örgütü lehine propaganda yapmakla suçlanmıştır.

2008 yılında Ağır Ceza Mahkemesi, Çoban’ı iki yıl bir ay hapis cezasına çarptırmıştır. Özellikle, PKK (Kürdistan İşçi Partisi, yasadışı silahlı örgüt) tarafından yapılan bir açıklamayı desteklediğini, Türkiye Cumhuriyeti’ni PKK ile görüşmeye davet ettiğini ve PKK’nin Kürtler adına kimlikleri ve özgürlükleri için onurlu bir mücadele verdiğini, bu terör örgütünün varlığının gerekli olduğunu ve üyelerinin güvenlik güçlerine asla teslim olmamaları gerektiğini belirtmiştir.

Başvurucu Çoban, temyiz başvurusunda bulunmuştur. Diğer noktaların yanı sıra, gösteriyi izleyen polis memurlarının 2 Eylül 2006 tarihli raporunda, konuşmasının tüm içeriğini nakletmediğini, konuşmasının kaydını yapmadıklarını, sözlerini çarpıttıklarını ve her halükarda, bir hakim kararı olmadığı takdirde gösteriyi yasal olarak izleyemeyeceklerini ve not alamayacaklarını iddia etmiştir. Bunlara ek olarak, Çoban, basında yer alan konuşmasının örneklerinin polis raporlarındaki içerikten farklı olduğunu ve Ağır Ceza Mahkemesi’nin bu tutarsızlığı aydınlatmaya ya da konuşma kayıtlarını elde etmeye çalışmadığını ileri sürmüştür. Son olarak, konuşmanın Kürt sorununu demokratik ve barışçıl yollarla çözme ihtiyacıyla ilgili olduğunu açıklamıştır. Ancak temyiz talebi reddedilmiştir.

2014 yılında Ağır Ceza Mahkemesi, yeni bir yasa uyarınca, henüz başlamamış olan cezasının infaz edilmesine karar vermiştir.

Şikayetler

Özellikle 10. maddeye (ifade özgürlüğü) dayanan Çoban, ceza yargılamasının haksız olduğunu ve ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiğini savunarak mahkumiyetine yönelik şikayette bulunmuştur.

Başvuru 18 Nisan 2011 tarihinde İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’ne sunulmuştur.

Mahkeme’nin kararı

Madde 10 (İfade Özgürlüğü)

Ortaya çıkan soru, Çoban aleyhindeki cezai takibatın, maddi gerçeğin ortaya çıkarabilmesi için delillerin toplanma yolları da dahil olmak üzere, bir bütün olarak adil olup olmadığıdır. Mahkeme, ifade özgürlüğüne müdahalenin orantılılığını değerlendirirken yargılamanın adilliğinin ve sağlanan usûli güvencelerin dikkate alınması gereken faktörler olduğunu yinelemiştir.

Mevcut davada, Ağır Ceza Mahkemesi’nin, Çoban’ın aleyhindeki suçlayıcı tek delil olan, savcılık tarafından sunulan ve raporu tutan polis memurları tarafından sonradan doğrulanan 2 Ekim 2006 tarihli raporun, bağımsız tanık ifadeleri veya medya kuruluşları tarafından tutulmuş olabilecek kayıtlar gibi başka delillerle desteklenip desteklenmediğini tespit etmeye çalışmadığı anlaşılmıştır.  Ağır Ceza Mahkemesi ayrıca, rencide edici yorumlar yaptığını inkar eden Çoban’ın savunmasını neden “kaçamak” bulduğunu açıklamamıştır.

Temyiz başvurusunda Çoban, polis raporunda nakledilen konuşma içeriği ile konuşmasına ilişkin basında yer alan haberler arasındaki farklılıklara dikkat çekmiştir. Ayrıca, konuşmasının tam içeriğinin, gösteride hazır bulunduğunu belirttiği kişilerin tanık olarak çağırılmasıyla saptanabileceğini bildirmiştir.

Mahkeme’ye  göre, Bayan Çoban, temyiz başvurusunda mahkumiyetini desteklemek için kullanılan ana delilin doğruluğundan şüphe uyandırabilecek argümanlar öne sürdüğünden, Ağır Ceza Mahkemesi’nin muhakemesinin herhangi bir olgusal temelden mahrum olduğunu iddia etmiş ve yeni kanıtların ortaya çıkmasını istemiş olduğundan, Yargıtay’ın, bu bağlamda, Çoban tarafından bu konuda sunulan temyiz gerekçelerini incelemeden, söz konusu tek delile (2 Eylül 2006 tarihli polis raporu) istinad etmemiş olması gerekirdi. Dolayısıyla, sunulan argümanları ele alırken gerekçe göstermesi gerekmektedir.

Ancak, Çoban’ın konuşmasını bildiren belgelerin -yani polis raporu ve konuyla ilgili yayınlanan basındaki haberlerin- içerikleri arasında tutarsızlıklar olduğu iddiası, Yargıtay tarafından, konuyla alakasız görülerek,  tıpkı konuşmanın kesin içeriğini belirlemek için savunma tanıklarının çağrılması talebi gibi, reddedilmiştir.

Ancak Mahkeme, Çoban’ın konuşmasına ilişkin yazıların ya da konuşmanın medya kayıtlarının ve raporu hazırlayan polis memurları dışındaki tanıkların ifadelerinin, savunmanın konumunu güçlendirdiğini ve Çoban’ın beraatine bile yol açacağını tespit etmiştir. Ancak Yargıtay özetle, temyiz başvurusunda Çoban tarafından sunulan argümanları daha fazla dikkate almadan Ağır Ceza Mahkemesi’nin bulgularını kabul etmiştir. Böyle bir yaklaşım, bir temyiz mahkemesi için prensip olarak kabul edilebilir olsa da, Ağır Ceza Mahkemesi’nin muhakemesinin oluşturduğu olgusal temelinin sağlam argümanlarla sorgulandığı mevcut davanın koşullarında, adil bir yargılamanın gerekliliklerini yerine getirememiştir.

Sonuç olarak, yerel mahkemeler, Çoban’ın mahkumiyetini desteklemek için dayandıkları ana delilin güvenilirliği ve doğruluğu konusunda ortaya koyduğu ilgili argümanları ele almamışlar ve Sözleşmenin 10. maddesi uyarınca söz konusu olan çeşitli menfaatleri değerlendirme görevini yerine getirmemişlerdir. Bu nedenle ulusal mahkemelerin, Sözleşme’nin 10. maddesinde yer alan ilkelere uygun standartları uyguladıkları veya kararlarını ilgili gerçeklerin kabul edilebilir bir değerlendirmesine dayandırdıkları söylenemez. Sözleşme’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.

Madde 41 (Adil Tazmin)

Mahkeme, Türkiye’nin manevi tazminat olarak 2,500 Euro ödemesi gerektiğine karar vermiştir.

 

 

Yorum Yapın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: