İçeriğe geç

Ekim 2019 – İHAM Kararları Bülteni

by 14/11/2019

Merhaba,

Ekim 2019 içinde çıkan 12’si Türkiye’ye karşı 25 İHAM kararının özetlerinin yer aldığı bülten yayında. Bu bülteni İdil Özcan, Esin Bozovalı, İrem Şanlı, Gözde Engin, Polat Yamaner, Alp Cerrahoğlu, Ramazan Demir ile birlikte hazırladık. 

Önümüzdeki ay görüşmek üzere.

Yaşam hakkı ve etkili soruşturma yürütme yükümlülüğü

Engin ve Diğerleri v. Türkiye, Başvuru no. 74941/12, Karar tarihi: 15.10.2019

Köklü ve Diğerleri v. Türkiye, Başvuru no. 77832/12, Karar tarihi: 15.10.2019

Akçayöz ve Diğerleri v. Türkiye, Başvuru no. 76035/11, Karar tarihi: 15.10.2019

19 Aralık 2000 tarihinde cezaevlerine başlatılan ‘hayata dönüş operasyonu’ sırasında güvenlik güçleri tarafından kullanılan güç nedeniyle yaralanan başvurucuların güvenlik güçlerine karşı başlatılan soruşturma ve kovuşturmaların uzun yıllar cezasız bırakılması – 2. ve 3. maddenin esas ve usulden ihlali

İşkence ve kötü muamele yasağı ve etkili soruşturma yürütme yükümlülüğü

Savran v. Danimarka Başvurusu, Başvuru no. 57467/15, Karar tarihi: 01.10.2019

Başvurucu Arif Savran’ın 1985 doğumlu bir Türkiye vatandaşı olması, başvurucunun 1991 yılında henüz 6 yaşındayken ailesiyle birlikte Danimarka’ya taşınmış olması, başvurucunun mağdurun ölümüyle sonuçlanan birden fazla kişi tarafından işlenmiş ağır saldırı suçundan mahkûm edilmiş olması, başvurucunun 2008 yılında zihinsel engellilere özel bir tesisin güvenli birimine belirsiz bir süre için yerleştirilmiş ve hakkında sınır dışı kararı verilmiş olması, Ocak 2012 yılında başvurucunun vasisinin Savcılıktan cezanın tekrar gözden geçirilmesini talep etmesi üzerine Savcılığın Aralık 2013’te davayı Şehir Mahkemesi’ne taşımış olması, Şehir Mahkemesi önünde dava yeniden değerlendirilirken özellikle tıbbi uzmanların başvurucunun iyileşmesini sağlayabilmek için sürekli bir tedavi ve takibin bunu sağlamak için de düzenli bir irtibat kişisinin gerekli olduğunu belirtmesi, başvurucunun tüm ailesinin Danimarka’da olduğunu, Türkçe konuşamadığını (sadece çok az Kürtçe bildiğini) ve Türkiye’de kendisine gerekli olan tedavinin mevcudiyeti hakkında endişeli olduğunu belirtmiş olması, Şehir Mahkemesi’nin tıbbi raporlar, Göçmenlik Bürosu’nun görüşleri ve başvurucunun ifadelerine dayanarak başvurucunun cezasını adli psikiyatri bölümündeki tedaviden psikiyatri bölümünde tedavi şeklinde değiştirmiş olması, Şehir Mahkemesi’nin ayrıca suçun ciddiyetine rağmen sınır dışı kararının uygun olmayacağına karar vermiş olması, Savcılığın temyiz başvurusu üzerine Yüksek Mahkeme’nin Avrupa Komisyonu’nun MedCOI tıbbi veri tabanında yer alan Türkiye’de ilaçlara erişim ile ilgili bilgilere ve Dış İşleri Bakanlığı’nın hazırladığı rapora dayanarak başvurucunun tedavisine Türkiye’de devam edebileceği tespitinde bulunması ve suçun niteliği ve ağırlığını da göz önünde bulundurarak Şehir Mahkemesi’nin kararını bozmuş olması-

Mahkemeye göre, yetkililer, kişinin gönderildiği devlette genel olarak bulunan bakım şartlarının, mevcut başvuru açısından Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlaline sebep olmaması için, başvurucunun hastalığının tedavi edilebilmesi için yeterli ve uygun olup olmadığını dava bazında değerlendirmek zorundadır. Bu değerlendirmeyi yaparken, tedavinin maliyeti, sosyal ağ ve aile ağının varlığı, tedaviye erişim için kat edilmesi gereken mesafe gibi önemli faktörler, gerekli olan bakıma gerçek erişimin sağlanması için dikkat edilmesi gereken hususlardır. Başvurucu ile ilgili görüşü alınan psikiyatrisler, başvurucunun günlük rutininde ilaçlarını alması gerektiğini ve uygun bir ev ve yoğun ayakta tedavi koşullarında topluma yeniden entegre olabileceğini belirtmiş olmasına rağmen yerel mahkemeler bu konuda bir değerlendirme yapmamış, başvurucunun Türkiye’de bir aile ve sosyal çevresinin olmamasını değerlendirme dışı bırakmışlardır. Mahkeme, Danimarka yetkililerinin kişinin sağlığını koruyabilecek, bireysel ve yeterli güvenceleri sağlamadan başvurucuyu göndermelerinin Sözleşme’nin 3. maddesini ihlal edeceğine karar vermiştir.

Özgürlük ve Güvenlik Hakkı

Garipoğlu v. Türkiye, Başvuru no. 58764/09, Karar tarihi: 15.10.2019

Münevver Karabulut cinayetinden tutuklu başvurucunun 10 ay boyunca hakim karşısına çıkartılmaması – 5/4 ihlali (Hükümet’in CMK’nin 141. maddesi uyarınca tazminat davası açabilirdi diyerek örnek AYM kararları sunmasına karşı İHAM AYM kararlarının başvurucunun tahliyesinden 10, beraatinden 8 yıl sonra çıktığını, o dönem bu yolun teoride ve pratikte varlığının yeteri kadar belirli olmadığını, etkililiğiyle ilgili de yorum yapmayacağını belirterek Hükümet’in kabul edilemezlik ön itirazını reddetti.)

Adil yargılanma hakkı

Pastörs v. Almanya, Başvuru No. 55225/14, Karar tarihi: 03.10.2019

Holokost Anma Günü’nden bir gün sonra 28 Ocak 2010 tarihinde federal meclis üyesi Alman vatandaşı başvurucunun Holokost’un gerçek olmadığını ima eden ve politik ve ticari amaçlar için kullanıldığını ifade eden sözler içeren bir konuşma yapması, 2012 yılında bu konuşmadan ötürü ilk derece mahkemesi tarafından, federal meclisin dokunulmazlığını kaldırdığı, başvurucunun ölülerin hatırasına zarar verdiğine ve Yahudilere kasıtlı hakaret ettiğine karar verilmesi, üst mahkeme tarafından başvurucunun bu karara yönelik itirazının dayanaktan yoksun olduğu gerekçesi ile kabul edilemez bulunması ve bu kararda başvurucunun yaptığı konuşmanın Auschwitz’de Yahudilere yönelik olarak sistematik ve ırkçı saiklerle gerçekleştirilen soykırımı reddeden nitelikte olduğuna karar verilmesi, bunun üzerine temyiz mahkemesi tarafından da başvurucunun başvurusunun dayanaktan yoksun bulunarak reddedilmesi, başvurucunun temyiz mahkemesinde karar veren hakimlerden birinin ilk derece mahkemesinde karar veren hakimin eşi olması sebebiyle tarafsız olmadığı gerekçesi ile yaptığı itirazın söz konusu hakimin de dahil olduğu üç kişilik heyet tarafından bu iki hakimin evli olmasının tarafsızlığı doğrudan ortadan kaldırmadığı gerekçesi ile reddedilmesi, başvurucunun yeniden aynı hakim hakkında diğer iki üyeyi de dahil ederek temyiz mahkemesine şikayette bulunması ve bu kez daha önce başvurucu hakkında hiçbir karar vermemiş üç yeni hakim tarafından da bu başvurunun reddedilmesi, başvurucunun Federal Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı şikayetin de 2014 yılında reddedilmesi üzerine başvurucunun federal mecliste yaptığı konuşma sebebiyle cezalandırılmasının ifade özgürlüğünü ihlal ettiği ve hakkında karar veren heyette bulunan temyiz mahkemesi hakimi ile ilk derece mahkemesi hakiminin evli olmasının tarafsızlığı bertaraf ederek adil yargılanma hakkını ihlal ettiği gerekçeleri ile İHAM’a başvurması – 10. madde açısından kabul edilemezlik kararı, Mahkeme ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli ve amaç ile orantılı olduğunu vurgulayarak ve başvuruyu açıkça dayanaktan yoksun bularak başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir – 6 § 1. madde açısından ihlal yok, Mahkeme tarafsızlığa dair yaptığı sübjektif değerlendirmesinde temyiz mahkemesi hakiminin bireysel anlamda davranışlarının ve vicdani kanaatinin tarafsız olup olmadığını, objektif değerlendirmesinde ise genel anlamda mahkemenin tarafsızlığını bertaraf edecek durumların olup olmadığını araştırarak ilk derece mahkemesi hakimi ile temyiz mahkemesi hakiminin evli olmasının temyiz mahkemesi hakiminin tarafsızlığına dair şüphe oluşturabileceğini ve bu duruma ilişkin başvurucunun itirazını reddeden mahkeme heyetinde hakkında şikayet olan hakimin de olmasının anlaşılmasının güç olduğunu vurgulasa da ikinci şikayeti değerlendiren heyetin üç yeni hakimden oluşması ve başvurucunun ilk derece mahkeme ve temyiz mahkemesi hakimlerinin evli olmasının tarafsızlığı neden ortadan kaldıracağına ilişkin somut gerekçe gösterememesi sebepleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir – İki İHAM yargıcı başvurucunun yaptığı konuşmanın Yahudi toplumunun onurunu zedelediğine şüphe olmadığını fakat yerel mahkeme hakimi ile temyiz mahkemesi hakiminin evli olmasının tarafsızlığı zedelediğini vurgulayarak adil yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde kısmi karşı görüş bildirmiştir.

Grace Gatt v. Malta, Başvuru no. 46466/16, Karar tarihi: 08.10.2019

Polis olan başvurucunun oğlunun hastalanması ve yurtdışında tedavi görmek zorunda olması, bunun için başvurucu ve birkaç iş arkadaşının önceden izin almadan para toplaması; bunun üzerine başvurucunun görevinin askıya alınması; hakkında açılan ceza davasında başvurucunun izinsiz para toplamaktan suçlu bulunması ve altı aylık gözetim altına alınması; başvurucunun daha sonra finansal durumu sebebiyle özel dedektif olarak çalışması ancak bunun için Bakanlık’tan izin almaması, üzerinde çalıştığı davalardan bir tanesi ile ilgili olarak ülke dışına çıkması, gazetelere ve televizyonlarda röportaj vermesi; başvurucunun izinsiz olarak özel dedektif olarak çalıştığı için bir yıl hapis cezası alması; verdiği röportajdan sonra başvurucu hakkında polisi itibarsızlaştırması, izin almadan yurtdışına çıkması, özel olarak çalışması ve televizyona çıkması nedenleriyle disiplin soruşturması başlatılması; başvurucuya yöneltilen suçlamaları incelemek için bir kurul oluşturulması; başvurucunun bu kurulun bağımsız veya tarafsız olamayacağını, çünkü kurul üyelerinin kurulu atayan Polis Komiserinin altında çalıştıklarını ileri sürmesi; başvurucunun itirazlarının Kamu Hizmeti Komisyonu tarafından reddedilmesi ve disiplin soruşturulmasının başlaması; başvurucunun yöneltilen disiplin suçlamalarından kurul tarafından suçlu bulunması; bunun sonucunda başvurucunun görevden ihraç edilmesi; dosyanın yeniden görülmesi için başvurucunun yaptığı talebin reddedilmesi; başvurucunun anayasal yollara başvurması, ancak iddialarının ilk derece mahkemesi ve temyiz mercii tarafından reddedilmesi; başvurucunun, onu tüm suçlamalar bakımından suçlu bulan kurulun bağımsız olmadığı ve Polis Komiserinin verilmesi uygun ceza ile ilgili olarak Kamu Hizmeti Komisyonu’na baskı yaptığı, dolayısıyla onların tarafsız kabul edilemeyeceği ve 6. maddenin ihlal edildiğine dair şikayeti – Mahkeme, özellikle disiplin yargılamasını yürüten kurul hiyerarşik olarak Polis Komiserinin altında olduğu, disiplin sürecinin farklı aşamalarının yeterli bağımsızlık ve tarafsızlık güvencesi sunmadığı, daha sonraki yargısal aşamanın ise yetersiz olduğu ve eksiklikleri gidermemiş olduğundan bahisle Sözleşme’nin 6. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.

Mehmet Ali Eser v. Türkiye, Başvuru no. 1399/07, Karar tarihi: 15.10.2019

5 Ağustos 1997 tarihinde TKP-ML/TİKKO üyesi olduğu ve sahte kimlik taşıdığı iddiasıyla gözaltına alınan, ifade sırasında susma hakkını kullanan ve gözaltında kaldığı yedi gün boyunca avukata erişimine izin verilmediğini ve işkence gördüğünü iddia eden başvurucuya sahte kimlik ve Z.Ş.’nin verdiği beyana dayanılarak 6 yıl 3 ay hapis cezası verilmesi – 6/1 ve 3 c ihlali yok.

Deli v. Moldova Cumhuriyeti, Başvuru no. 42010/06, Karar tarihi: 22.10.2019

İHAM, avukatın duruşma sırasında tartıştığı hakimin tarafsız hareket etmediği yönündeki şikayetinin dikkate alınmamasını adil yargılanma hakkı ihlali gördü. Kararın özet çevirisini buradan okuyabilirsiniz. 

Özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı

Lewit v. Avusturya, Başvuru no. 4782/18, Karar tarihi: 10.10.2019

İHAM’ın 10 Ekim 2019 tarihinde Avusturya’ya karşı verdiği Lewit kararında başvurucu, kendisinin de bulunduğu toplama kampından kurtarılan tutsaklar hakkındaki bir makalede, “katiller”, “suçlular”, “veba” gibi iftira ve hakaret içerikli ifadeler kullanıldığını ileri sürerek tazminat davası açmıştır. Ancak başvurucunun talepleri yerel mahkemeler tarafından reddedilmiştir. Yerel mahkemeler, bahsi geçen kamptan kurtarılan kişilerin sayısının çok fazla olduğundan (1945 yılında yaklaşık 20,000 kişi) ve dolayısıyla başvurucunun ilgili makaleden kişisel olarak etkilenmiş olamayacağından bahisle başvurucunun dava ehliyeti bulunmadığına hükmetmiş ve davayı reddetmiştir.

Mahkeme ise, öncelikle başvurucu ismen yazıda yer almasa dahi, başvurucunun kamptan kurtulan diğer kişilerle birlikte bir grup teşkil ettiğine, mevcut davanın başvurucunun özel hayatı kapsamına dahil olduğuna ve dolayısıyla Madde 8’in uygulanabilir olduğuna ve yerel mahkemelerin başvurucunun özel hayatına dair iddialarını etraflıca incelemeye yönelik Madde 8 altındaki usuli yükümlülüklere uymadığına ve Madde 8’in ihlal edildiğine hükmetmiştir. Kararın detaylı çevirisini buradan okuyabilirsiniz. 

Lacombe v. Fransa, Başvuru No: 23941/14, Karar Tarihi: 10.10.2019

Başvurucunun Nisan 1998’de bir Meksika vatandaşı ile evlenmesi, çocuklarının olmasının ardından Şubat 2004’te çocuğun annesinin başvurucu babaya haber vermeksizin çocuğu 2 aylığına Amerika Birleşik Devletleri’ne götürmesi, aynı yıl içerisinde boşanma davasının görülmesi ve ilgili dava sonucunda ortak velayete hükmedilmesi, ancak çocukla birlikte yaşama hakkının başvurucuya verilmesi ve çocuğun annesine yalnızca görüşme hakkı verilmesi, Haziran 2005’te ise çocukla birlikte yaşama hakkının anneye verilmesi, başvurucu babaya ise görüşme hakkı verilmesi, 2005-2006 yılları arasında başvurucunun çocuk ile birlikte Fransa’yı terk etmesiyle birlikte olay kapsamında ilk uluslararası çocuk kaçırma davasının görülmeye başlanması, 19 Ekim 2006 yılında Marseilles İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen kararda çocuğun ülke dışına çıkarılmasının Lahey Konvansiyonu’na aykırılık teşkil ettiğinin belirtilmesi, ancak Meksika’da çocuğun annesinin şüpheli olarak yargılandığı başvurucunun öldürmeye teşebbüs davası nedeniyle ilk derece mahkemesinin çocuğun velayetinin anneye verilmesinin çocuğa zarar verebileceği görüşü ile çocuğun anneye verilmemesi, ilgili karardan sonra çocuğun annesiyle anlaşılması ile birlikte başvurucunun çocuğun velayetinin anneye verilmesini kabul etmesi, Nisan 2007’de Meksika’daki aile hakiminin çocuğun ülke dışına çıkarılması riski olması nedeniyle başvurucunun ebeveyn yükümlülüklerini kaldırması, aynı zamanda Ekim 2007 tarihinde annenin çocuğu da alarak Meksika’yı terk etmesi ve Amerika Birleşik Devletleri’ne yerleşmesi, bu olaya dayalı olarak annenin çocuk kaçırma suçu kapsamında hakkında arama kararı çıkarılması, Şubat 2009 yılında çocuğun Teksas’ta bulunmasının ardından başvurucunun Teksas mahkemeleri nezdinde başvuru yaparak duruşmalara katılması şartıyla geçici olarak velayeti elde etmesi, ancak duruşmalara katılmaksızın Amerika’yı çocuk ile birlikte terk etmesi nedeniyle Amerikan otoritelerinin hakkında tutuklama emri çıkarması, 2009-2010 yılları arasında ikinci kez uluslararası çocuk kaçırma davası görülmeye başlanması, bu kez annenin 2009 yılında Amerikan yerel otoritelerine Lahey Sözleşmesi kapsamında başvurarak çocuğun Amerika Birleşik Devletleri’ne geri gönderilmesini talep etmesi, Ağustos 2010 yılında Amerikan ve Fransız otoritelerinin velayete hükmetmesi, ilgili karara başvurucunun itiraz ederek temyize başvurması, temyiz mahkemesinin ise çocuğun daimi yerleşim yerinin Teksas olması ve annesinin yanında yaşamasının çocuk açısından herhangi bir risk teşkil etmemesi sebebiyle başvurucunun temyiz başvurusunu reddetmesi, tüm bunların ardından başvurucunun sözleşmenin 8. Maddesi kapsamında mahkemeye başvurması, Mahkeme’nin Fransız otoriteler tarafından verilen çocuğun annesine teslim edilmesine ilişkin kararların çocuğun hak ve özgürlüklerinin korunmasına dayandığını belirtmesi, böylece ilgili müdahalenin Lahey Konvansiyonu ve Sözleşmenin 8. Maddesinin 2. Fıkrası kapsamında meşru amaç güttüğünü vurgulaması, ayrıca başvurucunun çocuğun Amerika’da ikamet etmesinin başından beri hukuka aykırı olduğu iddiasına karşın çocuğun daimi ikametinin Teksas olduğuna ve çocuğun Fransa’ya getirilmesinin hukuka aykırı olduğuna kanaat getirmesi, aynı zamanda başvurucunun çocuğun annesinin yanında güvende olmadığı iddiasına karşılık olarak ise ilgili kararın polis çocuk koruma servisi ile çocuk arasında yapılan görüşme sonrasında verildiğinden ve gerekli tüm araştırmalar yapıldığından hukuka uygun olduğunun belirtilmesi, böylece tüm süreçte yerel mahkemelerin başvurucunun iddialarını değerlendirdikleri ve karar aşamasında adil davrandıklarını belirtmesi, son olarak başvurucunun argümanlarını çocuğun hak ve özgürlükleri kapsamında adil şekilde savunabilmesinin sağlandığının tespit edilmesi – 8. Madde açısından ihlal yoktur.

Çapın v. Türkiye, Başvuru no. 44690/09, Karar tarihi: 15.10.2019

Dört yaşındayken annesi tarafından yetimhaneye bırakılan ve babasını bir trafik kazasında kaybettiği söylenen başvurucunun 2003 yılında evlilik-dışı olduğunu ve biyolojik babasının İsviçre’de yaşayan İsmail S. olduğunu öğrenmesinin ardından açtığı babalık davasının zamanaşımı nedeniyle reddedilmesi ve başvurucunun gerçek babasının kim olduğunu öğrenememesi – Özel hayata saygı hakkı ihlali

Polyakh ve Diğerleri v. Ukrayna, Başvuru no. 8812/15, 53217/16, 59099/16,
23231/18 ve 47749/18, Karar tarihi: 17.10.2019

İHAM, 17 Ekim 2019 tarihinde yayımladığı Polyakh ve Diğerleri v. Ukrayna kararında, eski Hükümet dönemindeki gerçek sorumluluklarına bakılmaksızın kamu görevlilerinin isimleri bir sitede yayımlanarak mesleklerinden ihraç edilmesini ve davalarının uzun süre boyunca sonuçlanmamasını adil yargılanma hakkına ve özel hayata saygı hakkına aykırı buldu. Kararın detaylı çevirisini buradan okuyabilirsiniz. 

Din, vicdan ve inanç özgürlüğü

Mushfig Mammadov ve Diğerleri v. Azerbaijan, Başvuru no. 14604/08, Karar Tarihi: 17.10.2019

Yehova Şahidi olan başvurucuların askere çağrıldıklarında askerlik görevinden muaf tutulmak ve alternatif olarak toplumsal hizmette bulunmak istediklerine dair ilgili makamları bilgilendirmesi, bunun sonucunda Ceza Kanunu uyarınca yargılanmaları ve hapis cezası almaları, yaptıkları itirazların ise reddedilmesi; Azerbaycan’ın 2000 yılında Avrupa Konseyi’ne üye olurken askerlik görevine alternatif bir düzenleme getirmek yönünde taahhütte bulunmuş olması, Azerbaycan Anayasası’nda kanaatler sebebiyle askerlik görevinden muaf tutulmaya ilişkin bir madde yer alsa da gerekli kanuni düzenleme yapılmadığından bu görevi reddeden kişilerin cezai yaptırımlarla karşılaşması; başvurucuların orduda görev yapmayı reddettikleri için aldıkları cezaların 9. madde altında vicdan, düşünce ve din özgürlüğü haklarını ihlal ettiği iddiası – Mahkeme Sözleşme’nin 9. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir. Mahkeme Sözleşme’nin 46. maddesi uyarınca verdiği hükümde ayrıca mevcut başvurudaki sorunun Azerbaycan mevzuatındaki eksiklikten kaynaklandığının altını çizmiş ve Azerbaycan’ın başvurucular ve diğer kişilerin vicdani ret hakkından yararlanmalarını sağlama yükümlülüğüne uyacak şekilde yasal düzenleme yapması gerektiğini belirtmiştir.

İfade Özgürlüğü

Yamaç v. Türkiye, Başvuru no. 69604/12 5642/13, Karar tarihi: 01.10.2019

Başvuruya konu olaylar döneminde DTP Muş temsilcisi olan başvurucuya 16 Nisan 2008 tarihinde Muş’ta ve 1 Temmuz 2008’de Ağrı’da örgüt üyelerinin Roj TV’de canlı yayınlanan cenazelerine katılarak konuşma yapması nedeniyle örgüt propagandası suçundan hapis cezası verilmesi ve bu cezaların daha sonra ertelenmesi – İfade özgürlüğü ihlali

Aramaz v. Türkiye, Başvuru no. 62928/12, Karar tarihi: 01.10.2019

DEHAP ilçe temsilcisi olan başvurucunun 30 Nisan 2005 tarihinde Flash TV’de canlı yayınlanan Ceviz Kabuğu programında kendisine Kürt meselesiyle ilgili sorulan sorulara cevap verirken ‘ülkede 30 yıldır devam eden bir savaşın olduğunu, PKK’yi terör örgütü olarak görmediğini, Nevroz kutlamalarında giyilen bayrakların renklerinin Kürt halkının renkleri olduğunu’ söylemesi nedeniyle örgüt propagandası yapma suçundan 10 ay hapis cezası ve 416 TL para cezasıyla cezalandırılması – İfade özgürlüğü ihlali

Kalkan v. Türkiye, Başvuru no. 21196/12, Karar tarihi: 01.10.2019

13 Mart 2006’da Roj Tv’nin yasaklanması, 17, 18 ve 19 Mart 2006’da devletin Hamas ile görüşürken PKK ile görüşmemesi, 23 Mart 2006’da Öcalan’a ‘sayın’ denilmesi üzerine yaptığı açıklamaların gazetelerde yayımlanması üzerine 14 Şubat 2008 tarihinde başvurucuya örgüt propagandası suçundan altı ay hapis cezası verilmesi – 10. madde ihlali

Aktaş ve diğerleri v. Türkiye, Başvuru no. 22112/12, Karar tarihi: 01.10.2019

21 Mart 2006 tarihli Şırnak Nevrozunda yaptıkları konuşmalar nedeniyle başvurucular hakkında örgüt propagandası yapma suçundan iki yıl ve on ay hapis cezası verilmesi – 10. madde ihlali

Cin v. Türkiye, Başvuru no. 31605/12, Karar tarihi: 01.10.2019

21 Mart 2007 Nevrozunda yaptığı konuşmada ‘PKK’nin ve Kürtlerin lideri sayın Öcalan’ dediği için başvurucuya örgüt propagandası yapma suçundan 1 yıl 6 ay hapis cezası verilmesi – 10. madde ihlali

Yıldız ve Diğerleri v. Türkiye, Başvuru no. 39543/11, Karar tarihi: 01.10.2019

2 Ekim 2007 tarihinde PKK üyelerinin cenazesine katılmaları ve burada atılan sloganlar ve yapılan konuşmalar nedeniyle başvuruculara örgüt propagandası yapma suçundan 10 ay hapis cezası verilmesi – 10. madde ihlali

Szurovecz v. Macaristan, Başvuru No: 15428/16, Karar Tarihi: 08.10.2019

Abcug.hu adlı websitesinde gazeteci olarak çalışan başvurucunun Vamosszabadi Resepsiyon Merkezi’nde sığınmacı ve mültecilerle ilgili bir haber yapmak istemesi üzerine bir sivil toplum örgütü ile iletişime geçmesi, kendisine Resepsiyon Merkezi’ne girebilmesi için Göç ve Vatandaşlık Ofisi’ne(GVO) başvuruda bulunması gerektiği söylenmesi, 12 Mayıs 2015’te GVO’ya yaptığı başvurunun Resepsiyon Merkezi’nde kalan bireylerin kişilik haklarının gözetilmesi nedeniyle reddedildiğinin bildirilmesi, 14 Eylül 2015 tarihinde başvurucunun Debrecen Resepsiyon Merkezi’nde yaşayan mülteci ve sığınmacılarla röportaj yaparak yaşam şartlarıyla ilgili haber yapmak istediğini bildirmesi, bu bağlamda kendisinin yalnızca orada yaşayan kişilerin izni olduğu ölçüde fotoğraf çekeceğini vurgulaması, başvurucunun bu merkezi seçmesine sebep olarak da Nisan 2015 tarihinde bu merkezde yaşananlara dair Birleşmiş Milletler İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Küçültücü Muamele ve Cezaya Karşı Sözleşme kapsamında ilgili komisyonun bu merkeze ilişkin rapor yayınlamasını göstermesi, 14 Eylül 2015’te başvurucunun başvurusunun reddedilmesi, red sebebi olarak ise ilgili Resepsiyon Merkezi’ne basın tarafından gösterilen sürekli ilginin sığınmacı ve mültecilerin özel hayatlarına müdahale niteliğinde olabileceğinin gösterilmesi, nitekim merkezde yaşayan sığınmacı ve mültecilerin nerede olduğunun bilinmesinin kendi hayatlarını tehlikeye düşürebileceğinin vurgulanması, bunun üzerine gazetecinin bilgi yayma hakkının kısıtlandığı ve böylece ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiası ile mahkemeye başvurması, bu kapsamda Macaristan hükümetinin kamusal menfaat taşıyan özgür bilgilerin yayılmasını engelledikleri iddiasında bulunması, Hükümet’in savunmasında ise başvurucunun sivil toplum örgütlerinin raporları vasıtasıyla haber yapma özgürlüğünün bulunduğunu ve bu nedenle ilgili haberin yapılabilmesi için bu merkezlerde bulunmak gerekmediğini belirtmesi, Mahkeme’nin ise öncelikle gazetecilerin kamusal gözetleyici olmaları nedeniyle bilgiye erişimlerinin engellenmesinin özel önemle incelenmesinin gerekliliğini vurgulaması, bu bağlamda ilgili müdahalenin var olduğunun tespit edilerek müdahalenin hukuka uygun ve meşru amaç taşıyıp taşımadığının tartışılması, Mahkeme’nin yerel otoritelerin red kararının gerekliliğine ilişkin olarak yeterli incelemeyi yaptıkları konusunda şüpheye düştüğünü belirtmesi, ayrıca sığınmacı ve mültecilerin bahsi geçen merkezlerdeki yaşam koşullarının ne olduğuna dair bilginin kamuyu ilgilendiren bir bilgi olduğu, ayrıca başvurucunun başvurusunda da belirttiği üzere röportaj yapacağı kişilerin rızası hatta gerekli görüldüğü takdirde yazılı izni alınacağından başvurucunun ifade özgürlüğünü engelleme noktasında özel hayatın gizliliğinin ne şekilde olay nezdinde uygulanabileceğinin yeterince açıklanmadığının belirtilmesi, son olarak da GVO tarafından verilen kararın etkili bir idari karar olmamasının sebebinin başvurucunun bu karara karşın merkeze girişinin gerekli olduğuna dair açık şekilde hukuki bir savunma yapamaması ve yerel mahkemelerin de bu hususa ilişkin bütünüyle bir orantılılık analizi yapamaması, bu bağlamda sonuç olarak Mahkemenin yerel otoritelerin sığınmacı ve mültecilerin kişilik haklarının hangi bağlamda ve ne şekilde korunabileceğine karar verebilecekleri ancak demokratik bir toplumda medyanın görevi gereği ifade özgürlüğünün sınırlarının ikna edilebilir şekilde belirlenebilmesi gerektiğini vurgulaması, tüm bu sebeplerle de somut olayda ret kararının bu şekilde bir dayanak içermemesi nedeniyle zorunlu toplumsal gereksinim sınırlarının dışına çıkılarak ifade özgürlüğünün ihlal edildiği  – 10. Madde kapsamında ihlal kararı, 13. Madde kapsamında ek incelemeye gerek olmadığı

L.P. ve Carvalho v. Portekiz, Başvuru no. 24845/13 ve 49103/15, Karar tarihi: 08.10.2019

İHAM, 8 Ekim 2019 tarihinde yayınladığı L.P. ve Carvalho v. Portekiz kararında avukatların mesleki faaliyetleri sebebiyle para cezasıyla da olsa cezalandırılmasını, ifade özgürlüğüne aykırı buldu. Kararın özet çevirisini buradan okuyabilirsiniz. 

Ayrımcılık Yasağı

J.D. ve A. v. Birleşik Krallık, Başvuru no. 32949/17 ve 34614/17, Karar tarihi: 24.10.2019

İHAM, 24 Ekim 2019 tarihli J.D. ve A. Birleşik Krallık kararında, ‘yatak odası yasası’ olarak bilinen yeni vergi yasasıyla devletin kira yardımını azaltması nedeniyle ev içi şiddet mağduru bir kadını ve çocuğunu korunaklı bir evden çıkıp daha küçük/az odalı bir ev tutmaya zorlamanın mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak ayrımcılık yasağı ihlali olduğuna karar verdi. İstanbul Sözleşmesi’ne de referans verilen kararda özetle “her devletin, şiddet mağduru kadınları fiziksel ve psikolojik şiddete uğrama riskiyle karşı karşıya kalmayacakları bir evde oturmalarını sağlama yükümlülüğü var” deniyor. Kararın geniş çevirisini buradan okuyabilirsiniz. 

Mülkiyet hakkı

Fedulov v. Rusya Başvurusu, Başvuru no. 53068/08, Karar tarihi: 08.10.2019

Başvurucu Igor Fedulov’un 1949 doğumlu, St Petersburg’da yaşayan bir Rusya vatandaşı olması, başvurucuya 2007 yılında kanser teşhisi konulmuş olması, başvurucunun 8 ila 12 ay arasında ihtiyaç duyduğu ilaç tedavisini – Bicalutamide- ücretsiz biçimde almaya hakkı olduğunun tespit edilmiş olması, buna rağmen kendisine ücretsiz ilaç verilmesi için görevlendirilmiş olan eczanenin bu koşulu yalnızca bir defa sağlamış ve diğer bütün durumlarda başvurucuya ücretsiz Bicalutamide stoğunun tükendiğini fakat eğer isterse kendisinin parasını ödeyerek ilacı alabileceğini belirtmiş olması, başvurucunun bu tedavi için 1,400 Euro ödemiş olması, başvurucunun yetkili makamlara ve mahkemelere ücretsiz ilacın sağlanmamış olmasıyla ilgili şikayette bulunmuş ve yapmış olduğu harcamaların kendisine geri ödenmesini talep etmiş olması, Şubat 2008’de Bölge Mahkemesi tarafından bütün taleplerinin reddedilmiş olması, yetkili makamların St Petersburg Sağlık Sigortası Fonu ve St Petersburg Sağlık Komitesi tarafından kanunun gerektirdiği her şeyin yapıldığına kanaat getirmiş olması, yetkili makamlara göre özellikle St Petersburg Sağlık Sigorta Fonu’nun Federal Sağlık Sigorta Fonu’ndan ücretsiz ilaç sağlanması için fon talep etme yükümlülüğünü yerine getirmiş olması fakat Federal Fon’un bu amaçla belirlenen federal bütçenin halihazırda aşılmış olduğu gerekçesiyle talebi 2007 yılında reddetmiş olması, başvurucunun kanun gereği hakkı olan ücretsiz ilacın kendisine sağlanmamış olması ve kendisine gerekli ilaçları satın almak zorunda kalmasından sonra yetkililerin bir geri ödeme yaparak bunu tazmin etmemelerinin Sözleşme’ye Ek 1 No’lu Protokolün 1. maddesinde koruma altına alınmış mülkiyet hakkının ihlal edildiğini iddia etmesi-

Mahkeme, başvurucunun engelli bir kişinin statüsüne sahip olarak ilgili federal deftere kaydedildiğini, ihtiyacı olan ilacın ilgili listede bulunduğunu ve başvurucuya bu ilacı temin etmesi için belirli bir eczanenin görevlendirildiğini dolayısıyla başvurucunun ücretsiz ilaç almak için tüm kriterleri yerine getirdiğini belirterek başvurucunun mülkiyet hakkına dair “meşru bir beklentiye” sahip olduğunu tespit etmiştir. Mahkeme bu tespitin üzerine, kaynak yetersizliğine atıfta bulunarak başvurucunun taleplerinin reddedilmesinin iç hukukta bir temeli olmadığı ve keyfi olduğu sonucuna varmıştır. Mahkemeye göre, hakka yönelik müdahale kanunilik kriterini taşımadığından Sözleşme’nin Ek-1 No’lu Protokolünün 1. Maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkı ihlal edilmiştir.

Ne Bis İn İdem İlkesi

Korneyeva v. Rusya, Başvuru no. 72051/17, Karar tarihi: 08.10.2019

İHAM, 8 Ekim 2019 tarihli Korneyeva v. Rusya kararında oybirliğiyle; İHAS’ın Madde 5 § 1’in (özgürlük ve güvenlik hakkı) ihlal edildiğine; objektif tarafsızlık yönünden Avrupa Sözleşmesi Madde 6 § 1’in (tarafsız bir mahkeme tarafından yargılanma hakkı) ihlal edildiğine ve Protokol No. 7, Madde 4  § 1’in (aynı suçtan iki kez yargılanmama ve cezalandırılmama hakkı) ihlal edildiğine karar vermiştir.

Dava, başvurucunun gösteri yürüyüşünde yaşanan ve benzer koşullardan kaynaklanan iki ayrı suçtan ötürü cezalandırılmasına dayanmaktadır. Mahkeme her iki yargılamanın temelinde yer alan olgularda bir örtüşme bulunduğunu tespit etmiştir.  Mahkeme, gerek kendi içtihadını gerekse Rusya Yüksek Mahkemesi Genel Kurulunun benzer koşullarda hüküm kurduğu kararlarını dikkate alarak, başvurucunun aynı suçtan ötürü iki kez yargılandığına ve cezalandırıldığına, böylece haklarının ihlal edildiğine karar vermiştir. Kararın detaylı çevirisi buradan okunabilir. 

 

Yorum Yapın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: