İçeriğe geç

İHAM’ın Gaspari v. Ermenistan kararının özet çevirisi: “Ceza davasında yalnızca polis ifadelerine dayanılarak, tanık dinlenilmeden karar verilmesi adil yargılanma hakkı ihlalidir.”

by 03/04/2020

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi, 26 Mart 2020 tarihinde yayımlandığı Gaspari kararında aleyhine yürütülen ceza davasının yalnızca polis ifadelerine dayandığını, silahların eşitliği ilkesine uyulmadığını ve kendi tanıklarının katılımını savcılıkla eşit koşullarda sağlayamadığını iddia eden başvurucunun adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

Kararın tamamını buradan, İdil Özcan tarafından özet çevirisini aşağıdan okuyabilirsiniz. 

Gaspari v. Ermenistan, Başvuru no. 6822/10, Karar tarihi: 26.03.2020

Arkaplan

19 Şubat 2008’de Ermenistan başkanlık seçimleri yapılmıştır. Tanınmış bir siyasi aktivist olan başvurucu, ana muhalefet lider Bay Ter-Petrosyan’ın aktif destekçilerinden biridir. Kesinleşmemiş seçim sonuçlarının açıklanmasından hemen sonra, Bay Ter-Petrosyan, seçimde gerçekleşen usulsüzlükleri protesto etmek üzere Erivan’daki bir meydanda toplanmaları için destekçilerine çağrı yapmıştır. Ter-Petrosyan’ın destekçileri tarafından 20 Şubat 2008 ve sonrasında ülke çapında gösteriler düzenlenmiş, Özgürlük Meydanı ana buluşma noktası olmuş ve onu çevreleyen parkta da kamp kurulmuştur. Başvurucu gösterilerde aktif bir katılımcı olarak yer almıştır.

Başvurucu, 1 Mart 2008 sabah saat 6 civarında, polisin Özgürlük Meydanı’na geldiğini ve orada kamp yapan birkaç yüz göstericiye saldırdırdığını, polislerin coplarla göstericilere vurduklarını, kampı tahrip ettiklerini ve kalabalığı dağıttıklarını iddia etmiştir. Birkaç dakika içinde meydanda hiçbir gösterici kalmamış ve meydan daha fazla gösteri yapılmasını engellemek üzere polis tarafından kapatılmıştır. 

Resmi kayıtlara göre, polis operasyonunun amacı Özgürlük Meydanı’nda kamp yapan göstericilerde silah bulunup bulunmadığını doğrulamaktır. Göstericiler agresif davranarak polise saldırmış ve daha sonra dağıtılmışlardır. Meydanın göstericilerden temizlenmesinden sonra meydan kapatılmış ve ilgili polis birimleri olay yerinde inceleme yapmıştır.

Başvurucu aleyhine yürütülen ceza yargılaması

Başvurucuya göre, Özgürlük Meydanı’ndaki toplantı dağıtıldığında başvurucu evindedir. Bu durumdan haberdar olmadığından, sabah saat 7.45 civarında gösteriye gitmek üzere yola çıkmıştır. Yoldayken şehirde olağandışı kaotik bir durum olduğunu fark etmiştir; polis memurları sokaklarda insanları kovalamakta veya insanlara saldırmaktadır ve onları polis araçlarına binmeye zorlamaktadır. Başvurucu saat 7.55 civarında insanların ve polislerin daha yoğun olarak bulunduğu, Özgürlük Meydanı’na yakın bir noktaya gelmiştir. Sonra beklenmedik bir şekilde arkadan itilmiş, bir polis aracına zorla bindirilmiştir. Önce Kentron Polis Merkezi’ne götürülmüş, yaklaşık saat 11.00’e kadar burada kaldıktan sonra, buradan da Arabkir Polis Merkezi’ne götürülmüştür. 

Başvurucunun “getirilme” tutanağına göre başvurucu, “Opera Binası bölgesinde polis memurlarına direnç göstermekten dolayı” 1 Mart 2008 8.30’da polis memurları E.P. ve G.H. tarafından Arabkir Polis Merkezi’ne getirilmiştir. Başvurucu vücut aramasına tâbi tutulmuş ve ilgili tutanak oluşturulmuştur. 

Polis memuru E.P.’nin ifadesine göre, polis ve göstericiler arasında arbede yaşanmış, saldırgan göstericiler polis merkezine götürülmüştür. E.P. Özgürlük Meydanı’na geri döndüğünde polis memuru G.H. ile buluşmuştur. Kapatılmış olan meydana doğru yürüyen bir grubu durdurmaya çalışmışlardır. Aralarından bir kişi saldırganca tepki vermiş, emirlere uymamış ve onları itmeye ve onlara vurmaya başlamıştır. Kısa bir itişmeden sonra bu kişi önce Kentron, daha sonra Arabkir Polis Merkezi’ne götürülmüş ve burada başvurucu kişi olarak tespit edilmiştir. Polis memuru G.H. de benzer ifadeler vermiştir.

Başvurucu 5 Mart 2008 tarihinde, “başkan adayı Levon Ter-Petrosyan tarafından organize edilen ve yürütülen, kitlesel gösteriler, 24 saatlik mitingler, grevler ve oturma eylemler dahil olmak üzere, normal hayatı, trafiği, kamu kurumları ve özel kurumların işleyişini bozan ve Erivan nüfusunun huzurunu bozan yasadışı kamusal etkinliklere katılarak, [başvurucu] 1 Mart 2008 saat 8.30 civarında Özgürlük Meydanı yakınlarında [Arabkir Polis Merkezi’nden polis memurları E.P. ve G.H.’ye] hayatı ve sağlığı tehdit etmeyen saldırılarda bulunmak ve ayrıca bu saldırılarda bulunacağı konusundan onları tehdit etmek; onlar kendisini bir kez daha uyardıktan ve yasadışı etkinliğe katılımını durdurmasını talep ettikten sonra onların yasal emirlerine uymamak” ile suçlanmıştır. 

Başsavcı 3 Nisan 2008 tarihinde iddianameyi onaylamıştır. İddianame delil olarak; polis memurları E.P. ve G.H.’nin ifadelerine, olay yerinde yapılan incelemeye ait tutanaklara ve Özgürlük Meydanı’nda bulunduğu iddia edilen silahların incelemelerine ve başvurucunun “getirilme” tutanağına dayanmıştır.

Başvurucu dava sırasında siyasi görüşleri nedeniyle yargılandığını ve polis memurları E.P. ve G.H.’nin yalan beyanda bulunan güvenilmez tanıklar olduklarını ileri sürmüştür. Başvurucu 1 Mart 2008 sabahı onlarla karşılaşmamış ve Kentron Polis Merkezi’ne başka memurlar tarafından götürülmüştür. Polis memurlarının önceki ifadelerini dava sırasında teyit ettikleri görülmüştür.

21 Ağustos 2008 tarihli duruşmada başvurucu, bir haber kanalı tarafından kaydedilmiş olan, başvurucu ve bir başka göstericinin polis merkezinden çıkarıldığını, bir polis arabasını konduğunu ve Arabkir Polis Merkezi’ne götürüldüğünü gösteren videonun delil olarak kabul edilmesini ve incelenmesini mahkemeden talep etmiştir. Başvurucuyu nakleden memurlar arasında E.P. veya G.H. yer almamaktadır. Başvurucu bu kaydın, her iki memurun da yalan beyanda bulunduğunu ve güvenilir birer tanık olarak değerlendirilemeyeceğini gösterdiğini ileri sürmüştür. Aynı video bir başka göstericinin ceza davasında da delil olarak sunulmuş ve akabinde E.P.’nin ifadesinin güvenilmez olduğu kabul edilmiş ve gösterici beraat etmiştir. Başvurucu ayrıca mahkemeden dört kişinin tanık olarak çağrılmasını talep etmiştir. 

Bölge Mahkemesi, vaktinde, yani davanın hazırlık aşamasında sunulmadığından ve taleplerin incelenmesinin delillerin incelenmesinin sırasını bozacağından bahisle talepleri incelemeyi reddetmiştir. Başvurucu video kaydının davanın başlamasından önce kendisinde bulunmadığını belirtmiş, ancak Bölge Mahkemesi kararını değiştirmemiştir.

10 Kasım 2008’de Bölge Mahkemesi iddianamede sunulduğu şekliyle olguları tekrar ederek başvurucuyu suçlu bulmuştur ve bir yıl hapis cezasına hükmetmiştir. Bunu yaparken Bölge Mahkemesi, polis memurları E.P. ve G.H.’nin ifadelerine, başvurucunun “getirilme”, vücut araması ve polis raporu tutanaklarına dayanmış; olay yeri inceleme tutanaklarının delil olarak ilgili olmadığına karar vermiştir.

Başvurucu, başka hususların yanı sıra video kaydının incelenmemesi ve tanık çağırılmaması nedeniyle karar itiraz etmiştir. 

İstinaf aşamasında, Ceza İstinaf Mahkemesi başvurucunun talebini kabul etmiş ve söz konusu video kaydını incelemiştir. Olayların başvurucu tarafından anlatılan halini doğrulayan video kaydının incelenmesinden sonra polis memurlarının önceki ifadelerini değiştirdikleri gözükmektedir. Başvurucunun tanık çağırma talebi bakımından ise, İstinaf Mahkemesi bunun gerekli olmadığına karar vermiştir.

30 Mart 2009’da Ceza İstinaf Mahkemesi başvurucunun cezasını onamıştır. İstinaf Mahkemesi, her ne kadar Bölge Mahkemesi davanın esasında doğru sonuçlara ulaşmışsa da, Bölge Mahkemesi’nin başvurucunun taleplerini gerektiği biçimde değerlendirmemek ve bu talepleri kabul eden veya reddeden nihai kararlar vermemek gibi birtakım usuli ihlallerde bulunduğunu belirtmiştir. İstinaf Mahkemesi bu eksiklikleri gidermek için söz konusu talepleri inceleme ve bu talepleri karar bağlamaya karar vermiştir. İstinaf Mahkemesi, söz konusu video kaydından polis memuru E.P.’nin başvurucuyu Kentron’dan Arabkir Polis Merkezi’ne getirenler arasında yer almadığının görüldüğünü ifade etmiştir. Buna karşın, başvurucuyu Kentron Polis Merkezi’ne kimin getirdiğini görmek mümkün değildir. İstinaf Mahkemesi, polis memurlarının ifadelerindeki tutarsızlıkların esaslı olmadığı ve ifadeleri üzerine şüphe düşürmediği değerlendirmesini yapmış, başvurucunun dilekçelerini ise güvenilmez olduklarından bahisle reddetmiştir.

Başvurucu kararı usulden temyiz etmiştir. Yargıtay başvurucunun itirazını dayanaktan yoksun olduğu için kabul edilemez bulmuştur. Bu karar 9 Temmuz 2009’da başvurucuya tebliğ edilmiştir.

Başvurucunun ihlal iddiaları

Başvurucu, aleyhine yürütülen ceza davasının yalnızca polis ifadelerine dayandığını, silahların eşitliği ilkesine uyulmadığını ve kendi tanıklarının katılımını savcılıkla eşit koşullarda sağlayamadığından şikayet etmiştir. Başvurucu Sözleşme Madde 6 §§ 1 ve 3(d)’ye dayanmaktadır.

Mahkeme’nin değerlendirmesi

Başvurucunun şikayeti kabul edilebilir bulunmuştur.

33. Mahkeme, Sözleşme’nin 6. maddesi altındaki görevinin -delillerin elde edilme biçimi de dahil olmak üzere- yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığına karar vermek olduğunu tekrar eder. Yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığını belirlerken, savunmanın haklarına saygı gösterilip gösterilmediği ve başvurucuya delillerin sahiciliğini sorgulama ve delillerin kullanılmasına karşı çıkma imkanı tanınıp tanınmadığına da bakılmalıdır. Ayrıca, delillerin elde edilme biçiminin delillerin güvenilirliğine veya doğruluğuna şüphe düşürüp düşürmediği de dahil olmak üzere, delillerin niteliği göz önünde bulundurulmalıdır. Genel bir kural olarak, önlerindeki delilleri değerlendirmekte olduğu gibi, davalıların delil olarak ileri sürmek istediği delillerin ilgisini değerlendirmek de ulusal mahkemelerin görevidir. Benzer şekilde, Madde 6 § 3 (d), yine genel bir kural olarak -kelimenin Sözleşme sistemindeki “özerk” anlamıyla- tanık çağrılmasının uygun olup olmadığını değerlendirmeyi de ulusal mahkemelere bırakır. Delil kabul etme bağlamında Mahkeme, adil yargılanmanın temel veçhelerinden biri olan ve başvurucuya “karşı taraf karşısında onu dezavantaja uğratmayacak koşullar altında dosyasını sunmak için makul bir imkan verilmiş olması” gerektiğini ima eden silahların eşitliği ilkesi ile uyumluluğa özellikle dikkat etmiştir. Dolayısıyla, her ne kadar bir tanığın çağrılmasının gerekli veya tavsiye edilebilir olup olmadığına karar vermek normalde ulusal mahkemelerin görevi olsa da, Mahkeme’nin tanık çağrılmamasının Madde 6 ile uyumsuz olduğuna karar vermesine sebep olacak istisnai durumlar olabilir. Bir davalının tanık dinletme talebi dayanaksız olmadığında, yeterince gerekçelendirildiğinde, suçlama konusuyla ilgili olduğunda ve savunmanın pozisyonunu güçlendirebilecek veya hatta beraate yol açabilecek olduğunda, ulusal makamlar böyle bir talebi reddetmek için ilgili sebepleri göstermelidir. Bunu yapmazlarsa Mahkeme yargılamanın bir bütün olarak adilliğinin zedelendiği sonucuna varabilir (bkz, diğer kararlar arasında, Mushegh Saghatelyan v. Ermenistan, no. 23086/08, §§ 202-204, 20 Eylül 2018, ve Murtazaliyeva v. Rusya [BD], no. 36658/05, §§ 139-159, 18 Aralık 2018).

34. Bireylerin kamusal etkinliklerdeki davranışları nedeniyle haklarında yürütülen kovuşturmaların ve verilen cezaların, münhasıran tartışma konusu olaylara aktif olarak dahil olmuş olan polis memurlarının sunumlarına dayandığı bazı davalarda Mahkeme, bu yargılamalarda mahkemelerin polislerin sunumlarını kolayca ve tartışmasız bir biçimde kabul ettikleri ve başvuruculara aksi bir delil sunma imkanı vermediklerini bulmuştur. Mahkeme, suçlamaların altında yatan temel olgular hakkındaki ihtilafta, tartışma konusu olaylarda aktif bir rol oynamış olan polis memurları savcılığın tek tanıkları iken, tanıkların suçlayıcı beyanlarını kontrol etmek için makul olan her fırsatı kullanmanın mahkemeler için vazgeçilmez olduğuna karar vermiştir (bakınız Kasparov ve Diğerleri v. Rusya, no. 21613/07, § 64, 3 Ekim 2013; Navalnyy ve Yashin v. Rusya, no. 76204/11, § 83, 4 Aralık 2014; ve Frumkin v. Rusya, no. 74568/12, § 165, ECHR 2016 (alıntılar)). Benzer bir durum, Madde 6’nın ihlaline karar verildiği ve dahası mevcut davadaki olayların aynısını ilgilendiren, Ermenistan’a karşı bir davada Mahkeme tarafından incelenmiştir (bakınız Mushegh Saghatelyan, yukarıda atıf yapılan, §§ 200-211).

35. Başvurucuya karşı yürütülen ceza yargılamasının benzer bir biçimde yürütüldüğü anlaşılmaktadır. Yukarıdaki davadaki başvurucu gibi, Özgürlük Meydanı’ndaki toplantıyla bağlantılı olarak işlediği iddia edilen fiiller nedeniyle suçlamalarla karşılaşan başvurucuya karşı açılan ceza davası, ulusal mahkemelerin de tespit ettiği üzere, tamamen tartışma konusu olaylara aktif olarak dahil olmuş ve dahası ifadelerinin tutarsızlıklar içerdiği anlaşılan iki polis memurunun ifadeleri üzerine kurulmuştur. Başvurucunun, yeterince gerekçelendirilmiş ve aleyhindeki suçlamalarla ilgili olan video kaydı sunma ve tanık çağırma talepleri, daha sonra istinaf mahkemesi tarafından teyit edildiği üzere, ulusal usulü ihlal ederek duruşma mahkemesi tarafından incelenmemiştir bile (paragraf 19 ve 24). İstinaf mahkemesinin bu talepleri incelediği ve hatta söz konusu video kaydını inceleme için kabul ettiği doğrudur. Ancak bunun ilk derece yargılamalarındaki hataları giderip gidermediği tartışmaya açıktır. İlk olarak video kaydının kabul edilmesi talebi bakımından, istinaf mahkemesinin -a priori olarak- bu talebin hükme bağlanmamasının duruşma mahkemesinin bulgularının esasını hiçbir biçimde etkilemeyen, tamamen usuli bir hata olarak gördüğü gözükmektedir (paragraf 24). Dolayısıyla istinaf mahkemesinin bu hatayı gözden geçirmesinin tamamen şekilci nitelikte olduğu gözükmektedir ve bu delile gereken önemin verildiği gözükmemektedir. İkinci olarak tanık çağırma talebi bakımından, özellikle de başvurucunun çağırmak istediği tanıklardan birinin yalnızca başvurucunun bir polis merkezinden diğerine nakledilmesi durumu hakkında değil, aynı zamanda başvurucu hakkındaki suçlama ile doğrudan ilgili olan Kentron polis merkezine “getirilmesi” hakkında da tanıklık yapabileceği iddia edildiği gerçeği göz önüne alındığında, bu talep istinaf mahkemesi tarafından yeterli ve ikna edici bir gerekçe olmadan reddedilmiştir (paragraf 18 ve 23).

36. Dolayısıyla Mahkeme, çelişen delillere de dayanan suçlamaların temelindeki kilit olgular hakkındaki bir ihtilafta ulusal mahkemelerin, savcılığın tek tanığı olan ve tartışma konusu olaylarda aktif rol oynamış polis memurlarının suçlayıcı ifadelerini doğrulamak için makul olan her imkanı kullanmadığı değerlendirmesini yapmaktadır. Olayların polisler tarafından aktarılan versiyonuna verilen çekincesiz desteğin, başvurucunun sunumlarının yeterli biçimde ele alınmamasının ve savunma tanıklarınının ifadelerinin ilgiliğine yeterince önem verilmeden savunma tanıklarının dinlenmesinin reddedilmesinin, savunma haklarının adil yargılanma güvenceleriyle uyumsuz bir şekilde sınırlandırılmasına neden olduğu söylenebilir (bakınız, mutatis mutandis, Mushegh Saghatelyan, § 210). 

37. Yukarıdakilere dayanarak Mahkeme, başvurucuya karşı yürütülen ceza yargılamasının, bir bütün olarak değerlendirildiğinde, başvurucunun Sözleşme Madde 6 § 1 altında yer alan adil yargılanma hakkını ihlal edecek biçimde gerçekleştiği sonucuna varmaktadır.

38. Bu sonuca vardığı için Mahkeme aynı olgular açısından Sözleşme Madde 6 § 3 (d)’nin de ihlal edilip edilmediğini incelemeye gerek olduğunu düşünmemektedir.

Adil Tazmin

Başvurucunun yargılamasının adilliği bakımından Sözleşme Madde 6 § 1’in ihlal edildiğine; Sözleşme Madde 6 § 3 (d)’nin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına; başvurucuya 5500 euro manevi tazminat ve yargılama masrafları için 350 euro ödenmesine karar verilmiştir.

4 Yorum
  1. Merhabalar, öncelikle bu yazı için teşekkürler, emeğinize sağlık.. Bu kararın tam çevirisi lazım. Benim için hayati önemde. Lütfen yardımcı olur musunuz? Mail adresim:mervekaracay1@gmail.com

    • Benan Molu permalink

      Merhaba, karar yakın tarihli bir karar olduğu için henüz Türkçe çevirisi yapılmamıştır. Türkiye’ye karşı bir dava olmadığı için büyük ihtimalle de yapılmayacaktır. Bir tercümandan yardım almanızda fayda var.

      • Merve Karaçay permalink

        Selamlar..Çevirisini yaptırdım.Buraya bırakıyorum..İHAM’ın Gaspari v. Ermenistan kararının tam çevirisi:( “Ceza davasında yalnızca polis ifadelerine dayanılarak, tanık dinlenilmeden karar verilmesi adil yargılanma hakkı ihlalidir.”)Gaspari v. Ermenistan, Başvuru no. 6822/10, Karar tarihi: 26.03.2020

        BİRİNCİ KISIM

        GASPARI v. ERMENİSTAN DAVASI

        (Başvuru no. 6822/10)

        KARAR

        STRASBOURG
        26 Mart 2020

        Bu karar kesindir, ancak editör revizyonuna tabi olabilir.

        Gaspari v. Ermenistan davasında,

        Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (Birinci Daire), aşağıdakilerden oluşan bir Komite olarak görev yapmaktadır:
        Aleš Pejchal, Başkan,
        Tim Eicke,
        Jovan Ilievski, hakimler ve Renata Degener, vekil kayıt memuru

        Aşağıdakileri dikkate alarak:
        Ermenistan Cumhuriyeti’ne 30 Aralık 2009’da bir Ermeni vatandaşı Bay Vartgez Gaspari (“başvuran”) tarafından İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca Mahkeme’ye yapılan başvuru ; adil yargılanmaması ve silahların eşitliği ilkesinin ve başvuranın tanıklarının Ermeni Hükümeti’ne (“Hükümet”) katılımını alma hakkının ihlali iddiasıyla ilgili şikayetleri bildirme kararı ve başvurunun geri kalanının kabul edilemez olduğunu beyan etme; tarafların gözlemleri;
        3 Mart 2020’de özel olarak görüşerek,
        Bu tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı verir:

        GİRİŞ
        Dava, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (d) maddesine dayanarak, aleyhindeki ceza davasının sadece polis ifadesine dayandığını iddia eden başvuranın duruşması ile ilgilidir, silahların eşitliği ilkesine saygı duyulmamış ve adli kovuşturma ile aynı şartlar altında tanıkların katılımını sağlayamamıştır.

        GERÇEKLER

        1. Başvuran 1957 doğumludur ve Erivan’da yaşamaktadır. Başvuran, Erivan’da görev yapan avukatlar M. Shushanyan ve A. Zakaryan tarafından temsil edilmiştir.

        2. Hükümet, Temsilcileri G. Kostanyan ve ardından Ermenistan Cumhuriyeti Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Temsilcisi Y. Kirakosyan tarafından temsil edilmiştir.

        3. Taraflar tarafından sunulan davanın olayları aşağıdaki gibi özetlenebilir.

        A. Davanın arka planı
        4. 19 Şubat 2008’de Ermenistan’da cumhurbaşkanlığı seçimleri yapıldı. Tanınmış bir siyasi aktivist olan başvuran, ana muhalefet adayı Ter-Petrosyan’ın aktif destekçisiydi ve sandık merkezlerinden birinde resmi seçim asistanı olarak görev yaptı.
        5. Seçim ön sonuçlarının açıklanmasından hemen sonra, Bay Ter-Petrosyan taraftarlarına seçimin özgür ve adil olmadığını duyurdu ve seçim sürecinde gerçekleştiği iddia edilen usulsüzlüklere karşı protesto etmek için Erivan’ın merkezindeki Özgürlük Meydanı’nda (Opera Meydanı olarak da bilinir) toplanma çağrısında bulundu. 20 Şubat 2008 tarihinden itibaren, ülke çapında günlük protesto mitingleri Ter-Petrosyan taraftarları tarafından düzenlendi, ana buluşma yerleri Özgürlük Meydanı ve kamp kurdukları çevresindeki parktı. Başvuran mitinglere aktif olarak katılmıştır.
        6. Başvuran, 1 Mart 2008 tarihinde sabah saat 6.00 civarında polisin Özgürlük Meydanı’na geldiğini ve orada kamp yapan yüzlerce göstericiye şiddetli bir şekilde lastik coplarla dövdüğünü, kampı tahrip ettiğini ve topluluğu dağıttığını iddia etmiştir. Birkaç dakika içinde meydanda hiçbir gösterici kalmadı ve daha sonra başka gösterileri önlemek için polis tarafından mühürlendi.
        7. Olayların resmi açıklamasına göre, 1 Mart 2008 sabahı polis operasyonunun amacı Özgürlük Meydanı’nda kamp yapan göstericiler arasında silah bulunduğunu doğrulamaktı.Göstericiler agresif bir şekilde polise saldırarak tepki göstermiş ve daha sonra dağıtılmıştır. Meydan göstericilerden temizlendikten sonra mühürlenmiş ve ilgili polis birimleri olay yerinde inceleme yapmıştır.
        B. Başvuran aleyhine yürütülen ceza yargılaması
        8. Başvurana göre, Özgürlük Meydanı’ndaki toplantı dağıtıldığında başvuran evdeydi. Bundan habersiz, sabah saat 7.45’te mitinge doğru yola çıkmış, yoldayken şehirdeki alışılmadık kaotik bir durumu fark etmiş ve sokaklarda insanları kovalayan veya onlara saldıran ve bazılarını polis araçlarına binmeye zorlayan polis memurlarına tanıklık etmiştir. Sabah 7.55 civarında Mashtots Bulvarı ile Özgürlük Meydanı yakınlarındaki Tumanyan Caddesi’nin kesiştiği noktaya gelmişti. Burada daha fazla insan ve polis memuru vardı. Daha sonra beklenmedik bir şekilde arkadan itilmiş, bir polis aracına zorla bindirilmiş ve saat 11’e kadar kaldığı Kentron Karakoluna götürülmüş, ardından Arabkir Karakoluna transfer edilmiştir.
        9. Başvuranın “getirilme” ile ilgili bir tutanağa göre, başvuran 1 Mart 2008 günü sabah saat 8.30’da Mashtots Bulvarı’ndan “Opera Binası bölgesindeki polis memurlarına direniş gösterdiği için” iki polis memuru, E.P. ve G.H., tarafından Arabkir Polis Karakoluna “getirilmiştir”. Başvuran bir vücut aramasına tabi tutulmuş ve konu ile ilgili bir tutanak hazırlanmıştır. Ayrıca polis memuru E.P. tarafından polis şefine bu bağlamda bir raporun iletildiği görülmektedir.
        10. 1 Mart 2008 tarihli polis memuru E.P.’nin ifadesine göre, o sabah Özgürlük Meydanı’ndaki polis operasyonuna katıldı. E.P polis ve göstericiler arasında bir arbede olduğunu iddia etti ve daha sonra H.G. olarak tanımlanan şiddet göstericilerinden birini Kentron Karakoluna nasıl götürdüğünü ve daha sonra H.G.’yi Arabkir Karakoluna transfer ettiğini açıkladı.
        Daha sonra polis memuru G.H. ile buluştuğu Özgürlük Meydanı’na döndü. O ve G.H. kapatılmış olan meydana doğru yürüyen beş altı kişilik bir grup fark etmiş ve onları durdurmaya çalışmıştı. Bu kişilerden biri saldırgan bir şekilde tepki vermiş, ayrılma emirlerine uymamış ve onları itip vurmaya başlamıştır. Kısa bir sürtüşmeden sonra o ve G.H. bu kişiyi yakalamış ve Kentron Karakoluna götürmüş, daha sonra onu arabalarında Arabkir Karakoluna transfer etmii ve burada başvuran olarak tanımlanmıştır.
        11. Polis memuru G.H. 2 Mart 2008 tarihli ifadesinde de benzer açıklamalar yapmıştır.
        12. 5 Mart 2008 tarihinde başvuran, Ceza Kanunu’nun (CC) 316 § 1. maddesi uyarınca resmi olarak şu şekilde suçlanmıştır:
        “… cumhurbaşkanlığı adayı Levon Ter-Petrosyan ve destekçileri tarafından organize edilip yürütülen normal yaşamı, trafiği, kamu ve özel kurumların işleyişini bozan ve Erivan nüfusunun barış ve huzurunu kesintiye uğratan; yasa dışı halka açık etkinlikler, kitlesel gösteriler, 24 saat süren mitingler, meclisler, grevler, gözcülük ve oturma eylemlerine katılmış; 1 Mart 2008 tarihinde Özgürlük Meydanı çevresinde saat 8.30 civarında [başvuran] yaşamı ve sağlığı tehdit etmeyen bir saldırı gerçekleştirmiş ve ayrıca Arabkir Polis Karakolunun polis memurları E.P. ve G.H. bir kez daha onu uyardıktan ve yasadışı olaya katılımını durdurmasını istedikten sonra yasal emirlere uymamıştır. ”

        13. 3 Nisan 2008 tarihinde Başsavcı, CC’nin 316 § 1. maddesi uyarınca iddianame taslağını onaylamıştır. Özgürlük Meydanı 1 Mart 2008 sabahı göstericilerden temizlendikten sonra o bölgenin kapatıldığı ve orada denetimler yapıldığı belirtildi. Sabah 8.30 civarında Özgürlük Meydanı’nda görevli olan polis memurları E.P. ve G.H. Mashtots Caddesi’nde Özgürlük Meydanı’na doğru bağırarak yürüyen başvuranı fark etmişti. Ona yaklaştılar ve Özgürlük Meydanı’nda soruşturma önlemlerinin alındığını, burdan ayrılmasını ve oraya gitmemesini emrettiklerini söylediler. Başvuran, yasal emirlerine uymayı reddetmiş ve sinirlenmiş ve saldırgan davranmaya başlamış ve kimsenin mitinglere katılmasını engelleyemeyeceğini belirtmiştir. Daha sonra, iki polis memuruna, onları vurarak, çekerek ve iterek hayatı ve sağlığı tehdit edici olmayan bir şekilde saldırmış, ayrıca onlarla hesaplaşmakla tehdit etmiştir. İddianame aşağıdaki kanıtlara dayanıyordu:
        (a) polis memurları E.P.’nin ve G.H.’nin ifadesi.;
        (b) olay yerinin teftiş kayıtları ve Özgürlük Meydanı’nda bulunduğu iddia edilen silahların adli tıp incelemesinin sonuçları; ve (c) başvuranın “getirilme’ tutanağı.
        14. Aynı tarihte, başvuranın davası yargılanmak üzere Kentron ve Erivan Nork-Marash Bölge Mahkemesine gönderilmiştir.
        15. Başvuran duruşma sırasında siyasi görüşleri nedeniyle yargılandığını ve polis memurları E.P. ve G.H.’nin yalan beyanlarda bulunan güvenilmez tanıklar olduğunu öne sürmüştür. 1 Mart 2008 sabahı onlarla karşılaşmamıştı ve aslında başka polis memurları tarafından Kentron Karakoluna götürülmüştü.
        16. Polis memurları E.P. ve G.H.’nin ayrıca duruşma sırasında daha önceki ifadelerini de doğruladığı görülmüştür.
        17. 21 Ağustos 2008 tarihli duruşmada, polis memuru G.H.’nin incelenmesinden sonra, başvuran mahkemeden 1 Mart 2008 sabahı Kentron Karakolu önünde bir haber ajansı tarafından kaydedilmiş olan; içinde başvuran ve bir başka gösterici olan H.G.’nin karakoldan çıkarıldığı, bir polis arabasına konulduğu ve Arabkir Karakoluna götürüldüğünü gösteren video kaydını bir delil olarak kabul etmesini ve incelemesini talep etmiştir. Ne polis memuru E.P. ne de polis memuru G.H. onları taşıyan polis memurları arasındaydı. Başvuran, video kaydının her iki memurun da yanlış beyanda bulunduğunu ve güvenilir tanık olarak kabul edilemeyeceğini kanıtladığını belirtmiştir. Ayrıca, aynı video kaydının, polis memuru E.P.’nin de tanık olarak yer aldığı ve benzer ifadeler verdiği, başka bir göstericinin ceza davası sırasında da sunulduğunu, daha sonra E.P.’nin ifadesinin güvenilir olmadığı tespit edilmiş ve söz konusu göstericinin beraat etmiş olduğunu öne sürdü.
        18. Başvuran ayrıca mahkemeden, polis memurlarının ifadelerinin aksine, Kentron’dan Arabkir Karakoluna birlikte transfer edildiği ve her iki memurunda onlara eşlik eden polis memurlarının arasında olmadığı gerçeğini doğrulayabilecek H.G. de dahil olmak üzere dört kişiyi tanık olarak çağırmasını talep etmiştir. İki milletvekili de dahil olmak üzere diğer tanıklar, Z.P. ve A.M. ve bir STK başkanı, İnsan Hakları Avukatları, S.M. de olayların bu versiyonunu teyit edebilirdi çünkü hepsi o esnada Kentron Karakolunun önünde bulunmuşlardı ve o ve H.G.’nin nasıl götürüldüğüne ve Arabkir Karakoluna nasıl transfer edildiğine tanık oldular. Dahası, S.M. de o ve H.G.’nin Kentron Karakoluna nasıl getirildiğine tanık olmuş ve iki memurdan hiçbirinin kendisini getirenler arasında olmadığını teyit edebilirdi.
        19. Bölge Mahkemesi, zamanında yani duruşmanın hazırlık aşamasında sunulmadığı ve bunları incelemek daha önce belirlenmiş olan kanıtların incelenme sırasını bozacağı gerekçesiyle, talepleri incelemeyi reddetti. Başvuran, söz konusu video kaydının duruşmanın başlamasından önce onun için erişilebilir olmadığını, ancak Bölge Mahkemesi’nin kararını değiştirmeyi reddettiğini belirtmiştir.
        20. 10 Kasım 2008 tarihinde, Erivan’daki Kentron ve Nork-Marash Bölge Mahkemesi, iddianame taslağında sunulduğu şekliyle olayları tekrar ederek, başvuranı suçlu bulmuş ve bir yıl hapis cezasına çarptırmıştır. Bölge Mahkemesi bunu yaparken, polis memurları E.P. ve G.H.’nin ifadesine dayanmıştır, başvuranın “getirilme” tutanağını ve vücut araması, polis raporu, aynı zamanda olay yerinin denetim tutanağını konu ile ilgili bir delil olarak görmemiştir.
        21. Başvuran, 9 Aralık 2008 tarihinde, diğerlerinin yanı sıra, Bölge Mahkemesinin video kaydını incelemeyi ve tanıkları çağırmayı reddetmesinden dolayı şikayet başvurusunda bulundu.
        22. Başvuranın temyiz başvurusunun incelenmesi sırasında, Temyiz Mahkemesi, başvuranın söz konusu video kaydını kabul etme ve inceleme talebinde bulunmaya karar vermiştir. Başvuranın olay versiyonunu teyit eden video kaydının incelenmesinden sonra, polis memurları, başvuranın bir polis karakolundan diğerine nakledilmesi koşulları ile ilgili daha önceki ifadelerini değiştirmiştir.
        23. Başvuranın tanık çağırma talebine ilişkin olarak, Temyiz Mahkemesi, başvuranın “getirilme” koşullarından ve yukarıda belirtilen video kaydı ve başvuranın kendi beyanları dahil, Arabkir Karakoluna transfer çok sayıda bilgi temelinde belirlenmesinden dolayı buna gerek olmadığına karar vermiştir.
        24. 30 Mart 2009 tarihinde, Temyiz Mahkemesi, başvuranın mahkumiyetini onamıştır. Temyiz Mahkemesi, Bölge Mahkemesinin davanın esası hakkında doğru sonuçlara varmakla birlikte, yine de başvuru sahibinin taleplerini uygun bir şekilde dikkate almamak ve bunları onaylamak veya reddetmek için nihai kararlar almamak dahil bazı usul ihlallerini gerçekleştirmiştir. Bu eksiklikleri gidermek için Temyiz Mahkemesi, söz konusu talepleri incelemeye ve karara bağlamaya karar vermiştir. Temyiz Mahkemesi ayrıca, söz konusu video kaydından polis memuru E.P.’nin başvurucuyu Kentron’dan Arabkir Karakoluna transfer edenlerden biri olmadığının anlaşılabileceğini belirtmiştir. Öte yandan, başvuranı Kentron Karakoluna kimin getirdiğini görmek mümkün olmamıştır. Temyiz Mahkemesi, başvuranın ifadelerini güvensiz sayarken, polis memurlarının başvurucunun “getirilmesi” ve Kentron’dan Arabkir Karakoluna nakledilmesiyle ilgili ifadelerindeki çelişkileri, esas teşkil etmeyecek ve tanıklıklarından şüphe etmeyecek şekilde olduğunu ifade etmiştir.
        25. 30 Nisan 2009 tarihinde, başvuran hukuk kurallarına itirazda bulunmuştur.
        26. Yargıtay, 5 Haziran 2009 tarihinde, hukuk kuralları ile ilgili temyiz başvurusunun liyakat eksikliği nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Bu karar başvurana 9 Temmuz 2009 tarihinde tebliğ edilmiştir.

        İLGİLİ YASAL ÇERÇEVE
        27. Ceza Kanunu’nun (2003) 316 § 1. maddesine göre, bir kamu görevlisine veya yakın akrabalarına, resmi görevlerinin yerine getirilmesiyle bağlantılı olarak, hayati tehlike içermeyen veya sağlığı tehdit etmeyen bir saldırı veya bu tür bir saldırı tehdidi, asgari ücretin 300 ila 500 katı para cezası veya bir aya kadar alıkonma veya beş yılı geçmeyen bir süre için hapis cezası ile cezalandırılabilir.
        28. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (1999) 102 § 2 maddesi, Kanun hükümleri farklı bir prosedür öngörmedikçe, talep ve isteklerin, bildirildikten hemen sonra incelenmesini ve karara bağlanmasını öngörmektedir. Talep üzerine karar alınması, böyle bir kararın alınması için gerekli şartlar açıklığa kavuşana kadar dava ile ilgilenen makam tarafından ertelenebilir. Zamanında yapılmayan bir talep, kurallar tarafından öngörülen hallerde incelenmemiş olarak bırakılır.

        KANUN
        I. SÖZLEŞME’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI

        *29. Başvuran, aleyhindeki ceza davasının yalnızca polis ifadesine dayandığı, silahların eşitliği ilkesine uyulmadığı ve savcılıkla aynı şartlarda tanıkların katılımını sağlayamadığı gerekçesiyle şikayetçi olmuştur. Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (d) maddelerine dayanarak, konu ilgili aşağıdakileri okur:
        “1. Aleyhindeki herhangi bir suçlamanın tespitinde …herkes mahkeme tarafından … adil bir duruşma … hakkına sahiptir …

        3. Bir suçla itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir:
        ….
        (d) aleyhindeki tanıkları incelemek veya inceletmek ve kendi adına olan tanıkların kendisine karşı olan tanıklar ile aynı şartlar altında katılımını ve incelenmesini sağlamak; …”

        A. Kabul edilebilirlik
        30. Mahkeme, bu şikayetin AİHS’nin 35 § 3 (a) maddesi bağlamında açıkça asılsız olmadığına dikkat çekmektedir. Ayrıca, başka hiçbir gerekçeyle kabul edilemez olmadığını da not eder. Dolayısıyla başvurunun kabuledilebilir olduğu beyan edilmelidir.
        31. Başvuran, davanın adil olmadığını ifade etmiştir. Özellikle mahkumiyeti, güvenilir olmayan tanıklar ve yanlış beyanlarda bulunan iki polis memurunun ifadesine dayanırken, delil sunarak ve tanık çağırarak kendisine karşı etkili bir şekilde itiraz etmesine izin verilmedi. İncelemesini talep ettiği video kaydı ve çağırmak istediği tanıklar, polis memurlarının ifadelerini çürütebilir ve ifadelerinin güvenilirliği ve aleyhindeki suçlama hakkında şüphe uyandırabilirdi. Ancak talepleri, herhangi bir uygun neden olmaksızın keyfi olarak reddedilmişti. Temyiz Mahkemesi daha sonra söz konusu video kaydını incelemiş olsa bile, mahkemenin kararında verdiği tek bulgu polis memuru E.P.’nin orada bulunmamasıyla ilgilidir.
        32. Hükümet, görüş bildirmekten kaçınmıştır.
        33. AİHM, AİHS’nin 6. maddesi kapsamındaki görevinin, delil toplama şekli de dahil olmak üzere bir bütün olarak yargılamanın adil olup olmadığını tespit etmek olduğunu yineler. Bir bütün olarak yargılamaların adil olup olmadığının belirlenmesinde, savunma haklarına saygı duyulup duyulmadığına ve başvurana kanıtların gerçekliğine itiraz etme ve kullanımına karşı çıkma fırsatı verilip verilmediği de dikkate alınmalıdır. Ayrıca, elde edildiği koşulların güvenilirliği veya doğruluğu hakkında şüphe uyandırıp uyandırmadığı da dahil olmak üzere, kanıtların kalitesi dikkate alınmalıdır.
        Genel bir kural olarak, ulusal mahkemelerin, önlerindeki delilleri ve sanıkların göstermeye çalıştıkları delillerin uygunluğunu değerlendirmeleri gerekmektedir. Benzer şekilde, 6 § 3 (d) maddesi, yine genel bir kural olarak, Sözleşme sisteminde bu kelimeye verilen “özerk” anlamda tanık çağırmanın uygun olup olmadığını değerlendirmek üzere kendilerine bırakmaktadır. Mahkeme, delil toplama bağlamında, adil bir duruşmanın temel unsurlarından biri olan ve başvuranın “davasını, rakibine karşı dezavantajlı duruma sokmayan koşullar altında sunması için makul bir fırsat tanınması” gerektiği anlamına gelen silahların eşitliği ilkesine uyulmasına özellikle dikkat etmiştir. Bu nedenle, normalde ulusal mahkemelerin bir tanık çağırmanın gerekli veya uygun olup olmadığına karar vermesine rağmen, mahkemenin bunu yapmamasının 6. maddeyle uyumlu olmadığı sonucuna varmasına neden olabilecek istisnai durumlar olabilir. Bir davalının tanıkları inceleme talebi ağır olmadığı, yeterince gerekçelendirildiği, suçlamanın konusuyla ilgili olduğu ve savunmanın konumunu güçlendirebileceği veya hatta beraatine götürdüğü durumlarda, yerel makamlar böyle bir talebi reddettiği için ilgili nedenleri belirtmelidir. Aksi takdirde, Mahkeme, yargılamanın genel adaletinin zarar gördüğüne karar verebilir (bkz. Diğer kararlar arasında Mushegh Saghatelyan / Ermenistan, no. 23086/08, §§ 202-204, 20 Eylül 2018, ve Murtazaliyeva / Rusya [BD], no. 36658/05, §§ 139-159, 18 Aralık 2018).
        34. Bir kimsenin halka açık bir etkinliğe katıldığı için kovuşturma ve mahkumiyet kararlarının, itiraz edilen olaylarla aktif olarak ilgili olan polis memurlarının ibrazına dayandığı bir dizi davada, Mahkeme, bu davalarda, mahkemelerin polisin görüşlerini kolaylıkla ve açık bir şekilde kabul ettiğini ve başvuranların aksi yönde herhangi bir kanıt sunma fırsatını reddettiğini tespit etmiştir. Mahkeme, savcılık için tek tanığın itiraz edilen olaylarda aktif rol oynayan polis memurları olduğu suçlamaların altında yatan kilit olgular hakkındaki anlaşmazlıklarda, mahkemelerin suçlayıcı ifadelerini kontrol etmek için her türlü makul fırsatı kullanmasının kaçınılmaz olduğuna karar vermiştir. (bkz. Kasparov ve Diğerleri / Rusya, no. 21613/07, § 64, 3 Ekim 2013; Navalnyy ve Yashin / Rusya, no. 76204/11, § 83, 4 Aralık 2014; ve Frumkin / Rusya, no. 74568/12, § 165, AİHM 2016 (alıntılar)). Ermenistan aleyhindeki bir davada, 6. maddenin ihlal edildiği ve ayrıca mevcut davadaki olaylarla ilgili olan Mahkeme tarafından benzer bir durum incelenmiştir (bk. Yukarıda anılan Mushegh Saghatelyan, §§ 200-211 ).
        35. Başvuran aleyhindeki cezai takibatın benzer şekilde yürütülmüş olduğu anlaşılmaktadır. Yukarıdaki davadaki başvuran gibi, Özgürlük Meydanı’ndaki toplulukla bağlantılı olduğu iddia edilen bazı eylemler için suçlanan başvuran aleyhindeki ceza davası, yerel mahkemelerin de fark ettiği, tamamen tartışmalı olaylara aktif olarak katılan ve ayrıca ifadeleri tutarsızlıklar içerdiği görülen iki polis memurunun ifadelerine dayandırılmıştır. Başvuranın, bir video kaydını kabul etme ve yeterince doğrulanan ve kendisine yöneltilen suçlamalarla ilgili olan tanıkları çağırma talepleri, daha sonra temyiz mahkemesi tarafından teyit edildiği üzere, yerel prosedürü ihlal ederek duruşma mahkemesi tarafından bile incelenmedi. (bk. yukarıda paragraf 19 ve 24). Daha sonra temyiz mahkemesinin bu talepleri incelediği ve söz konusu video kaydını inceleme için kabul ettiği doğrudur. Ancak, bunun ilk derece yargılamalarındaki kusurları düzeltip düzeltmediği tartışmalıdır. İlk olarak, video kaydını kabul etme talebi ile ilgili olarak, muhtemelen temyiz mahkemesinin, davanın bu talep üzerinde karar vermemesini, mahkemenin bulgularının esaslarını hiçbir şekilde etkilemeyen tamamen usule ilişkin bir kusur olarak gördüğü anlaşılmaktadır (bk. yukarıda 24. paragraf). Dolayısıyla, temyiz mahkemesinin bu kusuru incelemesi tamamen biçimsel niteliktedir ve bu kanıtlara gereken önem verildiği görülmemektedir. İkinci olarak, tanık çağırma talebi ile ilgili olarak, bu başvuru özellikle, başvuranın çağırmak istediği tanıklardan birinin, yalnızca başvuranın bir polis karakolundan diğerine nakledilmesinin koşulları hakkında değil, aynı zamanda aleyhindeki suçlama ile doğrudan ilgisi olan Kentron Karakoluna “getirilmesi” ile ilgili de tanıklık edebileceği iddiası,temyiz mahkemesi tarafından yeterli ve ikna edici bir gerekçe olmaksızın reddedilmiştir (bk. yukarıda parag. 18 ve 23).
        36. Bu nedenle Mahkeme, yerel mahkemelerin, ayrıca, çelişkili kanıtlara dayandırılmış suçlamaların altında yatan temel olgularla ilgili bir anlaşmazlıkta olduğu, kovuşturmaya tek tanık olan ve tartışmalı olaylarda aktif rol oynayan polis memurlarının suçlayıcı ifadelerini doğrulamak için her türlü makul fırsatı kullanamadığı kanaatindedir. Olayların polis versiyonuna tamamen destek vermeleri, başvuranın beyanlarını doğru bir şekilde ele almamaları ve savunma tanıklarını ifadelerinin uygunluğunu dikkate almadan incelemeyi reddetmeleri savunma haklarının adil yargılanma garantisi ile bağdaşmayan sınırlandırılmasına neden olduğu söylenebilir (bkz. mutatis mutandis, Mushegh Saghatelyan, § 210).
        37. Yukarıdakilere dayanarak, AİHM, başvuran hakkında yürütülen ceza yargılamasının, bir bütün olarak ele alındığında AİHS’nin 6 § 1. maddesi uyarınca adil yargılanma hakkını ihlal ettiği sonucuna varmıştır.
        38. Bu sonuca varmış olan AİHM, aynı olgulara ilişkin olarak AİHS’nin 6 § 3 (d) maddesinin de ihlal edilip edilmediğini ayrıca incelemenin gerekli olduğunu düşünmemektedir.

        II. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
        39. Sözleşme’nin 41. maddesi şöyledir:
        “Mahkeme, Sözleşme’yi veya Protokolleri ihlal ettiğini tespit ederse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukukunun sadece kısmi tazminat yapılmasına izin vermesi durumunda, Mahkeme, gerekirse, zarar gören tarafa adil bir şekilde kefaret (ödeme) sağlayacaktır. ”
        A. Zarar
        40. Başvuran, hapsedilirken özel şirketinin maruz kaldığı iddia edilen kar kaybı nedeniyle maddi zarar olarak 100.000 avro (EUR) talep etmiştir. Ayrıca manevi tazminat olarak 25.000 Euro talep etmiştir.
        41. Hükümet, iddia edilen ihlaller ile başvuranın maddi tazminat talebi arasında nedensel bir bağlantı olmadığını ileri sürmüştür.Manevi tazminat talebi abartılmış ve her halükarda, söz konusu yargılamanın yeniden açılması olasılığı göz önünde bulundurularak ihlal tespit edilmesi yeterli olacaktır.
        42. Mahkeme, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında nedensel bir bağlantı görmemektedir; bu nedenle bu iddiayı reddetmektedir. Öte yandan, davanın içeriği göz önüne alındığında, AİHM, başvurana manevi tazminat olarak 5.500 Euro ödenmesine karar vermiştir.
        B. Mahkeme masrafları
        43. Başvuran ayrıca yerel mahkemeler ve AİHM için meydana gelen yasal masraflar için 10,930 Euro ve posta masrafları için 55,790 Ermeni dram talep etmiştir.
        44. Hükümet, başvuranın yasal maliyet talebinin abartılmış olduğunu ve usulüne uygun olarak kanıtlanmadığını ileri sürmüştür. Başvuran ile avukatı arasında, çoğu ondan on yıl önce sağlandığı iddia edilen hizmetlerle ilgili olarak 9 Kasım 2018 tarihinden itibaren imzalanan sözleşmedir. Ayrıca, talep edilen saatlik oranlar büyük ölçüde abartılmıştır.
        45. Mahkeme, sahip olduğu belgelere ve içtihadına ilişkin olarak, tüm başlıklar altında masrafları kapsayan 350 Euro ödenmesinin makul olduğunu düşünmektedir.
        C. Gecikme Faizi
        AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar verir.
        BU NEDENLERLE MAHKEME,

        1. Davanın adilliğine ilişkin şikayetin kabuledilebilir olduğunu bildirir;
        2. Başvuranın yargılamasının adilliğine ilişkin olarak AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine karar verir;
        3. AİHS’nin 6 § 3 (d) maddesi kapsamındaki şikayeti incelemeye gerek olmadığına karar verir ;
        4. Tutarlar
        (a) davalı Devlet, başvurana, ödeme tarihinden itibaren geçerli olan oranda, davalı Devletin para birimine dönüştürülmek üzere, üç ay içinde aşağıdaki tutarları ödeyecektir:
        (i) manevi tazminat olarak 5.500 Euro (beş bin beş yüz Euro) ve ayrıca ödenebilecek her türlü vergi;
        (ii) mahkeme masrafları için 350 EUR (üç yüz elli Euro) ve ayrıca başvurana ödenebilecek her türlü vergi;
        (b) yukarıda belirtilen üç aylık sürenin dolmasından itibaren ödeme işlemine kadar, yukarıda belirtilen tutarlar üzerinden Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranda basit faiz uygulanacaktır.
        5. Başvuranın adil tazmin talebinin geri kalanını reddeder.

        İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 26 Mart 2020 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.

        Renata Degener Aleš Pejchal
        Vekil Kayıt Memuru Başkan

Trackbacks & Pingbacks

  1. Mart 2020 – İHAM Kararları Bülteni | Anayasa Gündemi

Benan Molu için bir cevap yazın Cevabı iptal et

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: