İçeriğe geç

FORUM – Av. Esin Bozovalı – Türkiye’deki Suriyeli Mülteciler, “Güvenli Bölge” ve Geri Göndermeme İlkesi

by 21/10/2019

Av. Esin Bozovalı

(Gözden geçirilmiş ve 29 Ekim 2019 tarihinde  yeniden yayınlanmış halidir.)

Gün geçmiyor ki medyada Suriyeli mültecilerin hukuki statüsüne ve onlar hakkında planlanan uygulamalara yönelik dehşet verici bir açıklama yapılmasın. Televizyonların gece matinesi kavga programlarında mesele çoğunlukla bir şekilde mültecilere geliyor ve bu mesele kavgaları alevlendirerek reyting puanlarını artırmakta önemli bir tatlandırıcı rol oynuyor. Her şeyin uzmanı olan bazı hukuk profesörlerinin, siyasetçilerin ve televizyon insanlarının değerli katkıları ile “geçici sığınmacı”, “şartlı sığınmacı”, “göçmen”, “geçici mülteci”, “misafir”, “kardeş”, “kolundan tutulup atılacak kişi”, “(zorunlu) gönüllü geri dönüş yapan kişi” gibi kavramlar etrafta salınıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Birleşmiş Milletler 74. Genel Kurulu’nda Türkiye’de bulunan Suriyeli mültecilere ve düzensiz göçmenlere yapılmış ve yapılacak olan uygulamalara ilişkin yaptığı açıklamalarda “Türkiye-Suriye sınırında derinliği 30 km, uzunluğu 480 km olan bir varış koridor inşa ederek “1-2 milyon” Suriyelinin buraya yerleşmesini sağlayacaklarını” açıklıyor ve bir yandan bu plana da zemin hazırlayacak şekilde Kuzey Suriye’de bir operasyon yürütülüyor.

Bu karmaşanın sonuçları arasında toplumun yanlış bilgilendirilmesi ve mültecilere yönelik nefret söyleminin ve suçlarının artması, mültecilerin Türkiye’de korku içinde yaşaması ve geleceklerine dair verilecek kararları korku ile beklemesi, kayıt olamaması ve temel haklara erişememesi, 9 yaşındaki Vail’in intihar etmesine yol açacak şekilde okulda ayrımcılığa ve zorbalığa uğraması, ülkedeki hukuk düzenlemelerine ve gönüllü geri dönüşe zorlama ya da sınır dışı etme gibi insan haklarına aykırı ve geri döndürülemez nitelikte ağır sonuçlara yol açacak uygulamaların gerçekleştirilmesi gibi durumlar sıralanabilir. Bunca gürültünün arasında ben de meselenin tartışılmasında merkez alınması gerektiğine inandığım mülteci tanımı, geri göndermeme ilkesi, toplu sınır dışı yasağı gibi kavramlara ve Suriyeli mültecilerin Türkiye’deki güncel durumuna ilişkin birkaç özet bilgi ve görüşümü paylaşmak istedim.

  1. Mülteci tanımı

Öncelikle Suriyeli mültecilerin uluslararası anlamda hukuki statülerinden bahsetmek istiyorum. Bilindiği üzere insanlar, yüzyıllardır yaşadıkları yerdeki zulüm tehdidinden kaçarak güvenli topraklara ulaşmak için yer değiştirmektedir ve tarih boyunca ortaya çıkan ihtiyaca göre gerçekleşen olaylar özelinde somut çözüm üretme amacıyla kurumlar ve hukuki belgeler oluşturulmuştur. Konuyu çok uzatmadan güncel dokümanlara ve duruma yoğunlaşmam gerekirse sığınmanın evrensel anlamda temeli olarak 1948 İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi 14. maddesinde düzenlenen “tüm insanların zulüm altında başka ülkelere sığınma hakkı” nı kabul edebiliriz. Sonrasında, 2. Dünya Savaşı’nın ardından ortaya çıkan sığınma ihtiyacı ile halen mülteci hukukunun temel belgesi olarak kabul edilen ve mülteci hukukuna ilişkin ilk evrensel nitelikteki belge olan Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin 1951 Cenevre Sözleşmesi kabul edilmiştir. Belgede yapılan mülteci tanımı coğrafi ve zamansal olarak sınırlandırılmış ve 1967 New York Protokolü ile bu tanım zamansal sınırlandırmadan arındırılmış, coğrafi sınırlandırma ise ülkelerin takdir yetkisine bırakılmıştır.

Cenevre Sözleşmesi’ndeki (Sözleşme) düzenlenmesi ile mülteci “ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşünceleri yüzünden, zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korumasından yararlanamayan, ya da söz konusu korku nedeniyle, yararlanmak istemeyen; yahut tabiiyeti yoksa ve bu tür olaylar sonucu önceden yaşadığı ikamet ülkesinin dışında bulunan, oraya dönemeyen veya söz konusu korku nedeniyle dönmek istemeyen herkesi ifade etmektedir. Görüldüğü üzere Sözleşme’de mülteci tanımı beş sebep ile sınırlandırılmıştır ve zulüm gören ya da risk altında olan kişinin yaşadığı yerin dışında olması gerekmektedir. Ayrıca Sözleşme kapsamında mülteci statüsü, bireysel görüşmeler ile sübjektif ve objektif risk değerlendirme sonucu tanınmaktadır. BMMYK El Kitabı’nda bir kimsenin Sözleşme’deki tanıma uygun kriterleri taşıdığı andan itibaren mülteci sayıldığı dolayısıyla mülteci statüsünün kurucu değil “açıklayıcı” nitelikte olduğu kabul edilmektedir.[1] Yani devletlerin ya da BMMYK’nın bireyler ile yaptığı mülteci statüsü belirleme görüşmelerinden ve bireylere tanıdıkları statülerden azade bir şekilde Cenevre Sözleşmesi’nde sıralanan beş sebebe dayalı olarak haklı zulüm korkusu altında yaşadığı yerin dışında bulunan ve oraya geri dönemeyen kişiler bu durum oluştuğu andan itibaren mültecidir.

Kötüleşmeye devam eden dünyamızda savaşlar, iç savaşlar, çatışma ortamları gibi kitlesel anlamda zulüm veya zulüm riski ortaya çıkaran durumlar sebebiyle de insanlar yoğun bir şekilde toplu olarak yaşadıkları yerden kaçarak başka ülkelere sığınmakta ve bulundukları ülkenin içinde yerlerinden edilmektedir. Bu gibi durumlar bireysel risk analizine dayalı tanımayı düzenleyen Cenevre Sözleşmesi’nde düzenlenmemiştir ve bu durum Türkiye’de de olduğu gibi bu kişilerin statüsüne ilişkin bir belirsizlik yaratmaktadır. Aslında Cenevre Sözleşmesi’ndeki mülteci tanımı asgari bir koruma sağlamaktadır ve devletler bölgesel anlamda ya da bireysel anlamda daha geniş koruma sağlayan düzenlemeler yapabilmektedir. 1967 New York Protokolü’nden sonra hazırlanan ve bölgesel nitelikte olan Afrika’daki Mültecilerin Sorunlarının Çeşitli Yönlerini Ele Alan Afrika Birliği Örgütü Sözleşmesi ve 1984 tarihli Cartagena Bildirisi belgelerinde yaygın şiddet, iç çatışmalar, dış saldırı, yaygın insan hakları ihlalleri gibi ibareler kullanılarak kitlesel zulüm yaratan durumlarda da kişilere mülteci statüsü tanınabileceği açıkça düzenlenmiştir.

1951 yılında göreve başlayan BMMYK’nin Tüzüğünde yetki alanına giren kişiler 1951 Sözleşmesi’ne göre mülteci sayılan ve 1967 Protokolü ile coğrafi ve zamansal sınırlandırmadan arındırılmış evrensel tanıma uygun mülteciler olarak düzenlenmiştir. Tüzüğün 9. maddesinin izin verdiği üzere Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ve Ekonomik ve Sosyal Konseyi kararları ile mülteci tanımı genişletilerek BMMYK’nın yetki alanı artırılmıştır.  Örnek vermek gerekirse BMGK, 1957 yılında 1167 sayılı kararı ile BMMYK’ne yetki alanın dışındaki mültecilere yardım etme izni vermiş[2], 1965 yılında 2039 sayılı Kararı ile BMMYK’nin uluslararası koruma ve kalıcı çözümler üretmek ile sorumlu olduğu mülteciler arasında sözleşmesel olan ve olmayan ayrımı kalkmış[3] ve 1975’te 3454 sayılı Kararı ile insanların yol açtığı olaylar sonucu benzer şekilde zarar gören mültecilerin de BMMYK’nin yetki alanında olduğuna karar vermiştir[4]. Bu kararlar ile mülteci tanımı ayrımsız şiddet ve çatışma sonucu kitlesel zulme uğrayan kişileri de kapsayacak şekilde genişletilmiştir. Ayrıca İcra Komitesi (EXCOM) 103 No’lu Kararı’nda 1951 Cenevre Sözleşmesi ve 1967 Protokol’ünde düzenlenen mülteci tanımında aranan sebeplerin dışındaki sebeplere dayalı olarak insanların uluslararası koruma ihtiyacı içinde olabilecekleri ve tüm insanların özellikle sığınma hakkı gibi temel insan hakları ve özgürlüklerden ayrımcılığa uğramadan faydalanması gerektiğine dikkat çekilmiştir.[5] Yine 1994 tarihli İcra Komitesi’nin 74 No’lu Kararı’nda da  dar (1951 Cenevre Sözleşmesi’ndeki) mülteci tanımının çatışma durumlarını kapsayacak şekilde genişlemesi için BMGK’nın BMMYK’ne çağrı yaptığına ve devletlerin bu kişilere koruma sağlaması konusunda BMMYK’ne destek olması gerektiğine vurgu yapılmıştır.

Sonuç olarak günümüzde, BMMYK Tüzüğü, BMGK, Konsey ve İcra Komitesi kararları ile mülteci tanımına dahil edilen gruplar; dar ve geniş anlamda mülteciler, vatansızlar, sığınmacılar, ülke içinde yerinden edilmiş kişiler[6], zulüm tehdidi altında olduğu için yaşadığı yeri terk etmek zorunda kalan ve ülkesinde kaçan ya da ülkesinde yerinden edilenlerden ayrıldıkları bölgeye geri dönmek isteyen ve dönen herkesi kapsamaktadır. BMMYK’nın yetki kapsamına giren kişiler sadece devletler tarafından resmi mülteci statüsü verilen kişiler değildir. Bu kişiler, yaşadığı yerden kaçarak başka bir devletin yetki alanına giren ve sığınma talebinde bulunan kişilerdir.[7] Uluslararası hukukta bu gruplar “sığınmacı” (asylum seeker) olarak ifade edilmektedir.

BMMYK, Cenevre Sözleşmesi’ndeki tanımını aşan şekilde kitlesel şiddet ve zulüm yaratan durumdaki Suriyelileri genişletilmiş tanımı ile mülteci olarak kabul etmektedir. Devletler, Suriyeliler gibi ayrımsız şiddete uğrayan gruplara koruma sağlamak konusunda yükümlü olsalar da sağladıkları statüler konusunda serbestçe hareket etmektedir. Örneğin Latin Amerika ve Afrika ülkelerinde sözleşmesel temeli de olduğu üzere kitlesel olarak koruma ihtiyacı içinde olan kişiler mülteci olarak kabul edilmekte iken, Türkiye’nin de içinde olduğu bazı ülkelerde bu gruplara farklı statüler yaratılarak geçici koruma sağlanmaktadır.

  1. Türkiyedeki Suriyeli Mülteciler

Türkiye Cenevre Sözleşmesi’ni coğrafi anlamda sınırlandırma ile uygulayan nadir ülkelerden biridir. Bu sebeple, yalnızca Avrupa Konseyi ülkelerinden gelenlere mülteci statüsü vermekte, bunun dışında kalanlara geçici koruma usulleri düzenlemektedir. Güncel olarak uluslararası koruma açısından kaynak hukuki düzenleme ise 2013 yılında yayımlanan 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’dur (YUKK). Tutulma, sınır dışı etme ve bunlara karşı etkili başvuru yolları, uluslararası koruma ve geri göndermeme ilkesi gibi sığınma hukukuna ilişkin olaylarda Türkiye aleyhine verilen AİHM ihlal kararları ve AB üyelik süreci bu kanunun yapımında önemli rol oynamıştır. Kanunda Avrupa Konseyi ülkelerinden gelenlere tanınan mülteci statüsü, bunun dışında kalanlara uygulanmak üzere de şartlı mülteci, ikincil koruma ve geçici koruma statüleri düzenlenmiştir.

Suriyeliler ile ilgili güncel olarak uygulanan koruma, kitlesel akın durumlarında kullanılan geçici korumadır. YUKK 91. maddesinde, geçici korumanın ülkesinden ayrılmaya zorlanmış, ayrıldığı ülkeye geri dönemeyen ve acil ve geçici koruma bulmak amacıyla kitlesel olarak sınırlarımıza gelen veya sınırlarımızı geçen yabancılara sağlanacağı düzenlenmiştir. Geçici korumanın detayları Anayasa’nın 13. maddesine ihlal oluşturan hükümler de içeren bir şekilde Geçici Koruma Yönetmeliği ile düzenlenmektedir. Geçici Koruma Yönetmeliği’nin 3. maddesinin (j) bendinde “kitlesel akın”, “aynı ülkeden veya coğrafi bölgeden kısa bir süre içerisinde ve yüksek sayılarda gerçekleşen ve söz konusu sayılar nedeniyle bireysel olarak uluslararası koruma statüsü belirleme işlemlerinin uygulanabilir olmadığı” durumları kapsayacak şekilde düzenlenmiştir. Geçici koruma, Türkiye’de, özellikle Suriye’den gelen kişiler için uygulanmaktadır fakat aslında tüm ülkelerden kitlesel akın ile gelen yabancılar bu Yönetmelik kapsamındadır[8]. Geçici Koruma Yönetmeliği 1. maddesinde, “28.04.2011 tarihinden itibaren Suriye Arap Cumhuriyetinde meydana gelen olaylar sebebiyle geçici koruma amacıyla bu ülkeden kitlesel ya da bireysel olarak sınırlarımıza gelen veya sınırlarımızı geçen Suriye Arap Cumhuriyeti vatandaşları ile vatansızlar ve mültecilerin uluslararası koruma başvurusunda bulunmuş olsalar dahi geçici koruma altına alınacakları” düzenlenmiştir. [9]

Yönetmeliğin 11. maddesine göre, İçişleri Bakanlığı geçici korumanın sona erdirilmesi için Cumhurbaşkanı’na teklifte bulunabilir ve bu teklif üzerine geçici koruma sonlandırılabilmektedir.[10] Geçici koruması sonlandırılan yabancıların ülkesine dönmesine, taşıdıkları statünün toplu olarak verilmesine ya da başvuruların bireysel olarak değerlendirilmesine ya da belirlenecek koşullar ile Türkiye’de kalmalarına izin verilebileceği de düzenlenmiştir.

Özetlemek gerekirse, Suriyeliler ülkelerindeki devam eden savaş sebebiyle ayrımsız şiddet ve zulüm tehdidi altında oldukları için genişletilmiş tanım kapsamında uluslararası hukukta mülteci olarak kabul edilmektedir ve güncel olarak Türkiye’de geçici koruma statüsü altında kalmaktadır. Bu statü onlara ülkede kalış, temel sağlık ve eğitim hakkı, pratikte erişimi kolay olmasa da iş piyasasına erişim ve çalışma hakkı ve bazı durumlarda sosyal yardım hakkı sağlamaktadır. Yönetmeliğin 14. maddesine göre geçici koruma sonlandırıldığında korunanların belirlenen süre içinde Türkiye’den çıkış yapması gerekmektedir.  Ayrıca aynı maddenin 2. fıkrasına göre geçici koruma sona erdiğinde bu kişilere grup temelli statü verilebilecek ya da bu kişiler bireysel olarak uluslararası korumaya başvurabileceklerdir.

Planlanan güvenli varış koridoru senaryosunda çatışma ortamı sonlandırılsa dahi Suriye’nin farklı yerinden gelen ve farklı özelliklere sahip olan grupların toplu olarak Suriye’nin kuzeyine evlerinden edilen insanların yerlerine yerleştirilmesi bazı kişiler ya da gruplar arasında çatışma çıkması, bazı kişiler için etnik köken, din, cinsel yönelim, siyasi görüş gibi çeşitli sebeplere bağlı olarak kişilerin ya da grupların ayrımcılığa ve şiddete uğraması gibi yeni zulüm risklerine yol açması muhtemeldir. Statülerden azade bir şekilde zulüm altında olduğu yerden kaçarak başka bir ülkeye sığınan kişilere sığınma hakkı ve jus cogens norm olarak kabul edilen geri göndermeme ilkesi kapsamında devletlerin tehlike altında oldukları yere geri göndermemesi ve koruma sağlaması gerekmektedir.

  1. Geri göndermeme ilkesi

1951 Cenevre Sözleşmesi 33. maddesinde ve tamamlayıcı koruma kapsamında insan hakları ile koruma alanı genişleyen geri göndermeme ilkesi sığınma hukukunun temel taşıdır. Birçok uluslararası sözleşme ve belgede düzenlenen geri göndermeme ilkesinin sığınma hukuku açısından en temel düzenlemelerinden biri 1951 Cenevre Sözleşmesi’nde yapılmıştır. Sözleşme’nin 33. maddesi 1. fırkasına göre Hiçbir Taraf Devlet, bir mülteciyi, ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasi fikirleri dolayısıyla hayatı ya da özgürlüğü tehdit altında olacak ülkelerin sınırlarına, her ne şekilde olursa olsun geri göndermeyecek veya iade (“refouler“) etmeyecektir.” Mültecilerin uluslararası korumadan faydalanabilmeleri için öncelikle geri göndermeme ilkesi ile korunarak sınırdan geri çevrilmemeleri, zulüm tehdidi altında oldukları yere geri gönderilmemeleri ya da dolaylı (zincirleme) geri göndermeye maruz kalacakları bir yere de gönderilmemeleri gerekmektedir.

Yukarıda bahsedildiği üzere Cenevre Sözleşmesi getirdiği mülteci tanımında yetersiz kaldığı gibi mülteci tanımına ve geri göndermeme ilkesine istisna tanıması ile de gönderileceği yerde zulüm tehdidi altında olan bireyler ve kitleler açısından da gerekli korumaya cevap vermemektedir. Buna karşılık tamamlayıcı koruma, insan hakları hukukunda işkence yasağına ilişkin mutlak koruma sağlaması ve geri göndermeme ilkesinin insan hakları dokumanlarında düzenlenmesi ile Cenevre Sözleşmesi’ndeki düzenlemenin yetersizliğine karşı ilkenin koruma alanını genişletmektedir. Tamamlayıcı korumanın özünün insan hakları hukuku olduğu kabul edilmektedir.[11] İcra Komitesi 103 No’lu Kararı’nda 1951 Cenevre Sözleşmesi ve 1967 Protokol’ünde düzenlenen mülteci tanımında aranan sebeplerin dışındaki sebeplere dayalı olarak insanların uluslararası koruma ihtiyacı içinde olabilecekleri ve tüm insanların özellikle sığınma hakkı gibi insan hakları ve özgürlüklerden ayrımcılığa uğramadan faydalanması gerektiğine dikkat çekilmiştir.[12] Kararda, devletlere, ulusal yasalarında mülteci tanımını genişleterek uygulamaları ya da  tamamlayıcı koruma mekanizmalarını kullanarak mülteci tanımına girmeyenler için uluslararası koruma sağlamaları için çağrı yapılmıştır.

Uluslararası düzeyde tamamlayıcı korumanın en önemli mekanizmaları arasında, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 3. maddesine yönelik içtihadı ile İnsan Hakları Komitesi’nin Medeni ve Siyasi Hakları Sözleşmesi’nin 7. maddesine yönelik içtihadı ve İşkenceyi Önleme Komitesi’nin İşkenceye Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi 3. maddesine dayalı içtihadı sıralanmaktadır.[13] Geri göndermeme ilkesi özelinde AİHM, değerlendirmesini çoğunlukla 2. ve 3. madde kapsamında yapmaktadır.[14]  AİHM istisnai olarak başvurucunun gönderileceği yerde AİHS 5. maddesine ya da 6. maddesine açıkça aykırılık teşkil edecek bir muamele var ise geri göndermeme ilkesine yönelik değerlendirmesini bu maddeler kapsamında da yapmaktadır.[15] Mahkeme geri göndermeme ilkesine ilişkin olarak 2. maddeye ilişkin değerlendirmelerini ise çoğunlukla 3. madde ile birlikte yapmakta, 3. maddeden ihlal bulduğunda ayrıca 2. maddeden değerlendirme yapmamaktadır.[16] AİHM genel olarak AİHS 8. maddesine ilişkin değerlendirmesinde ise önce maddeye ilişkin müdahaleyi sonra da bu müdahalenin meşruluğunu araştırmaktadır. Sınır dışı etme kararlarına ilişkin olarak ise Mahkeme, başvurucunun gönderilmesi durumunda özel ve aile hayatına yapılacak olan “haksız müdahaleyi” araştırmaktadır.[17] Bu durum aile bireylerinden birinin diğerlerinden ayrılarak ülkeden gönderilmesi riskinde ya da uzun zamandır ülkede bulunan mültecinin özel hayatından koparılarak  ülkeden gönderilme riskinde ortaya çıkacaktır. Mahkeme geri göndermeme ilkesine yönelik değerlendirmesinde 8. maddeyi 3. madde ile birlikte değerlendirmekte, 3. maddeden ihlal bulmadığında 8. maddenin de ihlal edilmediğine karar vermektedir.[18] Bu sebeplerle ve özellikle düzensiz göçe odaklanıldığından, bu bölümde yalnızca 3. maddeye yönelik yaklaşım detaylandırılacaktır.

AİHM 3. maddeye ilişkin değerlendirmesinde başvurucuların maddede yasaklanan eylemlere maruz kalmadan, bu tarz eylemlerin yaşanma ihtimaline ilişkin risk değerlendirmesi yaparak “ciddi, yakın ve gerçek bir tehlike” bulunması hallerinde de ihlal kararı vermektedir.[19] Ayrıca Mahkeme, geri göndermeye ilişkin değerlendirme yaparken, başvurucunun gönderilmesi durumunda gönderildiği yerde karşılaşacağı “öngörülebilir” sonuçları tespit etmek için ülkenin genel durumuna dair objektif değerlendirme ve o sonuçların başvurucu üzerinde gerçekleşme ihtimalini tespit etmek için başvurucunun bireysel özelliklerine dair sübjektif değerlendirme yapmaktadır.[20] Yani, başvurucu gönderilmiş ve 3. maddeyi ihlal eden davranışlara maruz kalmış olsa dahi bu eylemlerin gönderildiği sırada öngörülebilir olması gerekmektedir. Mahkeme kişilerin gönderildiği ya da gönderilme riskinin olduğu ülkelere ilişkin uluslararası organizasyonların raporlarından faydalanmakta ve başvurucuların kişisel özelliklerini değerlendirmeye almaktadır.

1951 Cenevre Sözleşmesi’nin  33. maddesinin 2. fıkrasında “bulunduğu ülkenin güvenliği için tehlikeli sayılması yolunda ciddi sebepler bulunan veya özellikle ciddi bir adi suçtan dolayı kesinleşmiş bir hükümle mahkum olduğu için söz konusu ülkenin halkı açısından bir tehlike oluşturmaya devam eden bir mülteci” nin geri göndermeme ilkesinden yararlanmayı talep edemeyeceği düzenlenmiştir. AİHM değerlendirmesinde, geri göndermeme ilkesinin istisnasını kabul etmeyerek bu ilkeye daha geniş koruma sağlamaktadır. Mahkeme, kamu güvenliği, kamu sağlığı ya da terör suçlarına ilişkin olarak verilen sınır dışı kararlarında, toplumun yararı ve gönderilecek kişinin temel hakları arasında bir denge kurulması gerektiğini vurgulamakta ve geri göndermeme ilkesini üstün tutmaktadır.[21] Kamuyu ilgilendiren bu tarz konularda verilen sınır dışı kararlarında 3. maddenin koruduğu mutlak  yasağa  dayanarak, gönderilecek kişinin gönderileceği yerde işkence, insanlık dışı ya da aşağılayıcı muameleye ya da cezaya maruz kalmasına yönelik “gerçek bir risk” var ise, başvurucunun işlediği suça bakılmaksızın o yere gönderilmemesi gerektiğini kararlarında vurgulamaktadır.[22]

Bu konuya ilişkin en önemli kararlardan biri Büyük Daire’nin Chahal v. Birleşik Krallık kararıdır. Dava konusu olayda, Hindistan vatandaşı Sih inanışına mensup başvurucu, Birleşik Krallık’ın Sih grubunun lideri olarak kabul edilmektedir. Başvurucu hakkında Birleşik Krallik’ta yürüttüğü siyasi faaliyetlerin kamu güvenliğine zarar verdiği gerekçesi ile sınır dışı kararı verilmiştir. Hindistan’da Sih grubuna yönelik devam eden zulüm riski sebebiyle Mahkeme başvurucunun statüsüne ya da hakkında verilen sınır dışı etme kararına sebep olan olayı istisna olarak tanımadan ve Hindistan devletinin Birleşik Krallık’a sunduğu güvenceye rağmen başvurucunun Hindistan’a gönderilmesinin 3. maddeyi ihlal edeceğine karar vermiştir.[23] AİHM Büyük Daire’nin Saadi v. İtalya kararına konu olayda da benzer bir şekilde Milano’da yaşayan ve terör ile ilgili faaliyetlerde bulunduğu iddiası ile İtalya’daki sığınma talebi reddedilen Tunuslu başvurucu Tunus’a gönderilmek istenmektedir. İtalya’nın talebine rağmen Tunus yetkilileri, başvurucunun işkence, insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele ya da cezaya maruz kalmayacağına  dair güvence vermemiştir. AİHM, bu güvence verilse dahi, Tunus’daki  insan  hakları  ihlallerinin uluslararası insan hakları örgütlerinin raporları  ile  sabit olduğunu ve 3. maddenin mutlak ve sınırlandırılamaz bir koruma tanıdığını ve başvurucunun Tunus’a gönderilmesinin 3. maddeyi ihlal edeceğine karar vermiştir.[24]

AİHM’nin bireysel risk değerlendirmesi yaparak bireylerin zulüm riski altında oldukları yere sınır dışı edilmelerinin 3. maddeyi ihlal edeceğine ilişkin olarak verdiği benzer nitelikte kararları mevcuttur. Ülkedeki çatışma ortamı sebebiyle insanların Suriye’ye gönderilmesinin kitlesel anlamda ayrımsız şiddet yaratacağına ilişkin olarak AİHM’nin verdiği ilk karar L.M. v. Rusya’dır.[25] Kararda Mahkeme, genel şiddet durumu olan yere gönderilmede direkt olarak AİHS 3. maddenin ihlalinin oluşmayacağını belirttikten sonra ülkedeki genel şiddet durumunun ulaştığı yoğunluk seviyesinin 3. maddeyi ihlal edeceği ihtimalini de hariçte bırakmadığını ve bu yaklaşımın ancak var olan genel ve ekstrem şiddetin gönderilen kişilerin kötü muameleye uğrayacağına dair gerçek risk oluşturduğu durumlarda ortaya çıkacağını vurgulamıştır.[26] Suriye’deki çatışma ve şiddet durumuna ilişkin uluslararası kuruluşların raporlarına yer vererek Suriye’deki ayrımsız şiddete vurgu yapmış ve başvurucuların Suriye’ye gönderilmesi durumunda AİHS 2. maddesinin ve 3. maddesinin ihlal edileceğine karar vermiştir.[27] Bu kararın önemi ilk kez Mahkeme’nin Suriye’deki çatışma durumuna yönelik bir karar vermesi ve mülteci hukukunun da temel ilkelerinden olan ve Mahkeme’nin içtihadında da sıkça tekrar ettiği “bireysel risk değerlendirmesi” ile gerçek riskin ortaya konması yerine başvurucuların ayrımsız şiddet olan yere gönderilmesinin (özel durumlarının yanında) 2. ve 3. maddesini ihlal edeceği yönündeki tespitidir.

Mahkeme’nin Suriyedeki duruma ilişkin bir diğer kararı olan S.Z. v. Yunanistan kararına konu olayada, Suriyeli başvurucu hakkında ülkeye düzensiz girdikten sonra sahte pasaport ile yakalandığı için belgede sahtecilik ve ülkeye düzensiz giriş sebepleri uyarınca sınır dışı etme kararı verilmiş ve başvurucu sınır dışı etmek üzere idari gözetim altına alınmıştır. Mahkeme, Suriye’deki çatışmanın devam etmesi sebebiyle başvurucuyu Suriye’ye sınır dışı edilmesinin mümkün olmadığını vurgulayarak bu duruma rağmen başvurucunun 21 gün boyunca sınır dışı etmek üzere idari gözetim altında tutulmasının keyfi gözaltı oluşturduğuna ve 5. maddenin 1. fıkrasının ihlal edildiğine karar vermiştir..[28]

AİHM henüz birkaç gün önce verdiği 10 Ekim 2019 tarihli  O.D. v. Bulgaristan kararına konu olayda Türkiye üzerinden Bulgaristan geçen ve sığınma talebinde bulunan Suriye ordusunda askerlik yapmış olan başvurucunun sığınma talebi kamu düzeni açısından tehdit oluşturduğu gerekçesi ile reddedilmiştir. [29] Mahkeme 2018 yılında yargılama süreci bitene dek başvurucunun Suriye’ye gönderilmemesine ilişkin olarak ihtiyati tedbir kararı vermiştir. İlgili kararda Suriye’ye ilişkin olarak hem objektif hem de başvurucunun askeri görevini bırakmasından ve Suriye’den geldiği yerden kaynaklanan bireysel durumuna ilişkin subjektif değerlendirme yapmıştır. AİHM başvurucunun Bulgaristan’a ulaştığı 2013 yılından bugüne dek Suriye’deki yoğun çatışmanın ve sivilleri de kapsayan şekilde ayrımsız şiddetin devam ettiğine ve başvurucunun geldiği Suriye’deki bölgede askeri görevi bırakanlara yönelik gösterilen kötü muameleye vurgu yaparak başvurucunun Suriye’ye gönderilmesinin Sözleşme’nin 2. ve 3. maddesini ihlal edeceğine karar vermiştir.

Görüldüğü üzere, AİHM geri göndermeme ilkesinin korunması açısından başvurucuların mülteci olması ya da belirli sebeplere dayalı olarak tehdit altında olmasını aramamakta ve geri göndermeme ilkesine ilişkin olarak mutlak bir koruma sağlamaktadır. AİHM içtihadı ışığında da vurgulamak gerekir ki Suriye’deki devam eden çatışma ve şiddet ortamı kitlesel anlamda ayrımsız şiddet oluşturmaktadır ve bireysel risk değerlendirmesine dahi gerek olmadan Suriye’ye sınır dışı etme işlemlerinin ve (zorunlu) gönüllü geri dönüşlerin durdurulması gerekmektedir. Çatışmanın sonlandığı durumda ise Suriye’ye sınır dışı edilecek kişiler özelinde bireysel risk değerlendirmesi yapılması gerekecektir.

Türkiye’deki düzenlemelere bakacak olursak, geri göndermeme ilkesi ile uyumlu olarak YUKK 55. maddesinde ve YUKK Uygulama Yönetmeliği 4. maddesinde sınır dışı kararı verilecek kişiler arasında olsalar dahi, “sınır dışı edileceği ülkede ölüm cezasına, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye maruz kalacağı konusunda ciddi emare bulunanlar hakkında sınır dışı kararı verilemeyeceği” düzenlenmiş, Geçici Koruma Yönetmeliği 6. maddesinde ise bu iki düzenlemeye ek olarak mülteci tanımı ile uyumlu bir şekilde hiçbir kimsenin beş sebebe dayalı olarak hayatı ya da hürriyeti tehdit altında olduğu yere gönderilemeyeceği düzenlenmiştir.

Türkiye’de Suriyeliler hakkında sınır dışı etme kararı genellikle YUKK 54. maddesinin (b), (d), (k) bentlerinde düzenlenen terör ile ilişkili suçlamalar ve kamu düzenine, kamu güvenliğine ve kamu sağlığına tehdit gibi soyut kavramlardan verilmekte ve çoğunlukla bu kişilere ve Suriye’ye gönderilen mültecilerin birçoğuna zorla gönüllü geri dönüş formları imzalatılmaktadır.[30] Bu uygulamalar geri göndermeme ilkesini ihlal etmektedir. Ayrıca sınır dışı etme kararlarında idare mahkemesine başvurunun sınır dışı etme işlemini durdurucu etkisinin 676 sayılı KHK ile kaldırıldığı (b), (d) ve (k) bentlerinden verilen sınır dışı etme kararlarına karşı etkili başvuru yolu olmadığı da AYM’nin 2016/22418 sayılı başvurusu ile tespit edilmiştir. Gönüllü geri dönüşün güvenli sayılabilmesi için geri dönmek isteyenlerin dönme sebepleri araştırılmalı, dönmek isteyen kişilere Suriye’deki çatışma durumu ve güvenli bölgeler hakkında detaylı bilgi verilmeli ve yasal hakları hakkında bilgi ve destek alabilmeleri için adli yardım büroları ve sivil toplum kuruluşlarına erişimlerinin sağlanması gerekmektedir. Ayrıca göç idareleri ile yapılan gönüllü geri dönüş görüşmelerinin sivil toplum kuruluşları ve uluslararası kuruluşlar gibi bağımsız gözlemciler tarafından denetlenmesi ortaya çıkan ihlallerin ve güvensizliğin giderilmesi için faydalı olacaktır.

  1. Toplu sınır dışı yasağı

 Türkiye’nin de imzaladığı AİHS 4. Protokol’ün 4. maddesine göre yabancıların toplu olarak sınır dışı edilmesi yasaktır. AİHM sığınmacıların sığınma başvurularının ya da taleplerinin devlet yetkilileri tarafından bireysel olarak alınmadığı ve başvurulara ilişkin bireysel, makul ve tarafsız değerlendirme yapılmadığı durumları toplu sınır dışı yasağının ihlali olarak kabul etmektedir.[31] Toplu sınır dışı yasağının amacı, etkili bireysel değerlendirme yapılmadan insanların toplu olarak ülkeden gönderilmesinin önüne geçmektir.[32] Mahkeme’ye göre toplu sınır dışı, ülkede bulunan bir grup insanın ırk, din gibi belli bir özelliğine dayanılarak ülkeden gönderilmesini ya da düzensiz göçmenlerin sığınma talepleri alınmadan ülkeden sınır dışı edilmesini veya sınırdan toplu geri çevrilmesini kapsamaktadır.[33] Sınır dışı, ülkede bulunanların ülke dışına çıkarılması, insanların ülkeye girişlerinin engellenmesi, ülkeye girenlerin kısa bir süre sonra geri itilmesi gibi farklı uygulamalar ile gerçekleşebilmektedir.

Mahkeme etkili bir bireysel değerlendirme için her bir sınır dışı kararının, hakkında bu karar verilen kişinin bireysel özelliklerine dayanılarak verilmesini aramaktadır.[34] Hakkında sınır dışı kararı verilen kişilerin kendi taleplerini, argümanlarını ve itirazlarını kararı veren makam önünde sunabildiği durumlarda, bu işlem toplu sınır dışı sayılmayacaktır.[35]

AİHM toplu sınır dışının oluştuğuna karar verebilmek için, sınır dışı kararlarında bireyler hakkında sığınma talepleri gibi spesifik durum değerlendirmesine yer verilip vermediğini de araştırmaktadır.[36]Ayrıca AİHM’ne göre, Avrupa Birliği’ne doğru yönelen düzensiz göç dalgasındaki artış sonucu devletlerin geliştirdikleri ulusal göç politikaları ya da aralarında yaptıkları ikili uluslararası sözleşmeler AİHS’nden kaynaklanan temel hakların önüne geçmemektedir.[37] Yani Geri Kabul Antlaşması, Dublin Prosedürü gibi uygulamalar devletlerin sorumluluğunu ortadan kaldırmamaktadır.

Türkiye AİHS 4. Protokolü’nü imzalayan ülkelerden biridir fakat onay belgeleri henüz Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği’ne tevdi edilmediğinden Protokol kapsamında AİHM’ne bireysel başvuru yapmak güncel olarak mümkün değildir. Yine de Türkiye iç hukukunda Protokol’deki haklar ile bağlıdır. Gelecekte Suriye’de “güvenli bölge” oluşturulduğu iddiası ile geçici koruma sonlandırıldığında zulüm tehdidi altında olduğu Suriye’ye geri dönmek istemeyen ve uluslararası koruma başvurusunda bulunan Suriyeliler olacaktır. Bu kişilerin sığınma taleplerinin dikkate alınması, bireysel risk değerlendirmelerinin yapılması ve haklarında verilen sınır dışı etme kararına karşı itiraz edebilecekleri, kararı durdurucu nitelikte bir etkili başvuru yolunun sağlanması gerekmektedir. Mültecilerin toplu halde sınır dışı edilmeleri geri göndermeme ilkesi yanında bir de toplu sınır dışı yasağına yönelik ihlal oluşturmaktadır.

Sonuç yerine

Yukarıda açıklamaya çalıştığım üzere Suriyeliler uluslararası mülteci tanımı kapsamında mültecidir ve Türkiye’de geçici koruma altında korunmaktadır. Geri göndermeme ilkesi uyarınca statüsünden ve hakkında verilen sınır dışı etme kararının sebebinden bağımsız bir şekilde hiç kimse zulüm işkence veya kötü muamele altında olduğu yere gönderilmemelidir. Bu durum Suriye’deki gibi ayrımsız şiddet durumlarında da bireysel risk durumlarında da geçerlidir. Türkiye devleti ülkede bulunan Suriyelileri korumak ile yükümlüdür ve devam eden çatışma ortamında bu kişilerin bireysel ya da toplu bir şekilde sınır dışı edilmeleri ya da gönüllü geri dönüşe zorlanmaları hukuka aykırıdır. Gelecekte bir gün Cumhurbaşkanı Kararnamesi ile geçici korumanın güvenli bölge tesis edildiği iddiası ile Suriyeliler açısından sonlandırılması durumunda dahi geri göndermeme ilkesi ve toplu sınır dışı yasağı uyarınca kişilerin sığınma talep etmesi durumunda bireysel risk değerlendirmelerinin yapılması gerekmektedir. Zira, oluşturulmaya çalışılan güvenli bölgeye farklı etnik ve dini gruptan Suriyelilerin yerleştirilmesi bireysel ve kitlesel anlamda yeni zulüm risklerine yol açması muhtemeldir. Suriyelilere koruma sağlamanın misafirperverlikten, hoşgörüden, yardımdan ziyade insan hakları ve uluslararası hukuk kapsamında bir yükümlülük olduğunun kavranması dileğiyle…

[1] UNHCR, “Handbook and Guidelines on Procedures and Criteria for Determining Refugee Status under the 1951 Convention and the 1967 Protocol Relating to the Status of Refugees”, s.9, Aralık 2011, bkzç https://www.refworld.org/docid/4f33c8d92.html (Erişim tarihi: 28.04.2019).

[2] Chinese Refugees in Hong Kong, G.A. Res. 1167, 12 U.N. GAOR Supp. (No. 18) at 20, U.N. Doc. A/3805 (1957).

[3] Report of the UNHCR, G.A. Res. 2039, 20 U.N. GAOR Supp. (No. 14) at 41, U.N. Doc. A/6014 (1965).

[4] Report of the UNHCR, G.A. Res. 3454, 30 U.N.GAOR Supp. (No. 34) at 92, U.N. Doc. A/10034 (1975).

[5] Executive Committee Conclusion No. 103 (LVI), 2005.

[6] UNHCR, “Guiding Principles on Internal Displacement”, ADM. 1.1,PRL 12.1, PR00/98/109, 22.07.1998, “Introduction”, p.2: “Ülke içinde yerinden olmuş kişiler; zorla ve zorunda kalarak evlerinden veya sürekli yaşamakta oldukları yerlerden, özellikle silahlı çatışmaların, yaygın şiddet hareketlerinin, insan hakları ihlallerinin veya doğal ya da insan kaynaklı felaketlerin sonucunda veya bunların etkilerinden kaçınmak için, uluslararası düzeyde kabul görmüş hiçbir devlet sınırını geçmeksizin kaçan ya da bu yerleri terk eden kişiler ya da kişi gruplarıdır.”

[7] Elif Uzun, “Uluslararası Hukuk Çerçevesinde BMMYK’nın Yapısı, Görevleri ve Uluslararası Mülteci Hukukunun Gelişimindeki Yeri”, Göç Araştırmaları Dergisi, C.2, S.2., Temmuz-Aralık 2016, s.72.

[8] Ekşi, Yabancılar ve Uluslararası…, s.154.

[9] Geçici Koruma Yönetmeliği, Bakanlar Kurulu Kararının Tarihi: 13.10.2014 No: 2014/6883, Dayandığı Kanunun Tarihi: 04.04.2013 No: 6458, RG 22.10.2015/29153.

[10] 703 sayılı KHK 71. maddesi ile getirilen yenilik:

”4/4/2013 tarihli ve 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununun;

  1. a) 3., 12., 18’in, 44.ve maddelerinde yer alan “Bakanlar Kurulu” ibareleri “Cumhurbaşkanı” şeklinde değiştirilmiştir.
  2. b) 3., 13. ve maddelerinde yer alan “Bakanlar Kurulunca” ibareleri “Cumhurbaşkanınca” şeklinde değiştirilmiştir.
  3. c) 18. maddesinin başlığında yer alan “Bakanlar Kurulunun” ibaresi “Cumhurbaşkanının” şeklinde değiştirilmiştir.

ç) 41. maddesinde yer alan “ilgili kanunlarla” ibaresi “ilgili kanunlar ve Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle” şeklinde değiştirilmiştir.”

[11] Macit Akman, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin Geri Göndermeme İlkesi Bağlamında Mültecilere Uygulanabilirliği, On İki Levha Yayıncılık, İstanbul 2019, s.94.

[12] Executive Committee Conclusion No. 103 (LVI), 2005.

[13] Goodwin-Gill, a.g.e., s. 296.

[14] F.G. v. İsveç, Başvuru No. 43611/11, Karar Tarihi: 23.03.2016, p.110.

[15] Othman (Abu Qata) v. Birleşik Krallık, Başvuru No. 8139/09, Karar Tarihi: 17.01.2012, p. 231-233,258; Soering v. Birleşik Krallık, Başvuru No. 14038/88, Karar Tarihi: 07.07.1989, p. 113; Al-Saadoon and Mufdhi v. Birleşik Krallık, Başvuru No. 61498/08, Karar Tarihi: 02.03.2010, p.149.

[16] Koktysh v. Ukrayna, Başvuru No. 43707/07, Karar Tarihi: 10.12.2009, p. 65, 66.

[17] I.M. v. İsviçre, Başvuru No. 23887/16, Karar Tarihi: 09.04.2019, p.68.

[18] Bensaid v. Birleşik Krallık, Başvuru No.44599/98, Karar Tarihi: 06.02.2001, p.46.

[19] F.G. v. İsveç, Başvuru No.43611/11, Karar Tarihi: 23.03.2016, p.111-116.

[20] F.G. v. İsveç, p. 114.

[21] Chahal v. Birleşik Krallık, Başvuru No. 22414/93, Karar Tarihi: 15.11.1996, p.76.

[22] Saadi v. Italy, Başvuru No. 3720/06, Karar Tarihi: 28.02.2008, p.127; Ramirez Sanchez v. Fransa, Başvuru No.59460/00, Karar Tarihi: 04.07.2006, p.116.

[23] Chahal v. Birleşik Krallık, p. 107.

[24] Saadi v. İtalya, p. 146-149.

[25] L.M. v. Rusya, Başvuru No. 40081/14, 40088/14, 40127/14, Karar Tarihi: 15.10.2015.

[26] L.M. v. Rusya, p.119.

[27] L.M. v Rusya, p. 123-126.

[28] S.Z. v. Yunanistan, Başvuru No. 66702/13, Karar Tarihi: 21.06.2018, p. 58, 59.

[29] O.D. v. Bulgaristan, Başvuru No. 34016/18, Karar Tarihi: 10.10.2019

[30] HRW, “Turkey Forcibly Returning Syrians to Danger”, bkz. https://www.hrw.org/news/2019/07/26/turkey-forcibly-returning-syrians-danger (Erişim tarihi: 15.10.2019)

[31] Conka v. Belçika, Başvuru No. 51564/99, Karar tarihi: 05.02.2002.

[32] Khlaifia ve Diğerleri v. İtalya, Başvuru No. 16483/12, Karar tarihi: 15.12.2016, p.238.

[33] Khlaifia ve Diğerleri v. İtalya, p.243.

[34] Hirsi v. Jamaa ve Diğerleri v. İtalya, Başvuru No. 27765/09, Karar Tarihi: 23.02.2012, p.183.

[35] M.A. v. Kıbrıs, Başvuru No. 41872/10, Karar Tarihi: 23.07.2013, p.246.

[36] Conka v. Belçika, Başvuru No. 51564/99, Karar Tarihi: 05.02.2002.

[37] Hirsi v. Jamaa ve Diğerleri v. İtalya, p.122, 176.

Anayasa Gündemi – FORUM sayfasında yayınlanan yazılar herhangi bir denetimden veya hakem kontrolünden geçmemektedir. Yazıların içeriğinden yalnızca yazar(lar) sorumludur. Yazılar ancak kaynak gösterilerek ve link verilerek kullanılabilir. 

From → forum

3 Yorum
  1. özkan permalink

    Selamlar, ufuk açıcı yazı için teşekkürler. Birisi yazının bağlamından uzak, diğeri alakalı iki sorum var cevaplama imkanınız olursa veya cevabına ulaşabileceğim bir makale önerebilirseniz memnun olurum. İlki, İstanbul’da kayıtlı olmayan geçici koruma sahiplerinin kayıtlı oldukları illere gönderilmesini istemesi AHİS m.8 Aile Hayatına Saygı ilkesine aykırılık teşkil eder mi? Bir de Türkiye’de doğan geçici koruma sahibi bebeklerin vatansız kalma gibi bir ihtimal söz konusu mu ve bunun yabancılar hukuku bağlamında ne gibi sonuçları olabilir? Saygılarımla.

  2. nilüfer yenice permalink

    Merhabalar,

    Anayasa Gündemi adlı blog sitesinde yayınlanan yazıları ilgiyle takip ediyorum. Sitenizde yayınlanan ve Av. Esin Bozovalı tarafından kaleme alınan işbu yazıda, L.M. ve Diğerleri/Rusya kararı yönünden ortaya koyulan tespit ve değerlendirme hakkında yazara ulaşma fırsatım olmadığından, sizin aracılığınızla bir hususta soru sormak istiyorum, kendisine iletebilirseniz cevabını öğrenmek isterim.

    L.M. ve Diğerleri/Rusya kararının içeriğinde “çatışma halinde bireysel değerlendirme yapılmaksızın geri gönderme işleminin yapılamayacağına” dair ilgili paragrafı bulamadım. Açıkçası bu içtihadı ortaya koyan bir emsal karar da arıyorum. Fakat yayınlanan yazıda, L.M. ve Diğerleri/Rusya kararında bu yönde bir içtihadın benimsendiği belirtilmiştir. Kararı incelediğimizde, özellikle 119. paragrafında, Mahkemenin sınır dışı etme olayında genel bir şiddet durumunun normal koşullar altında tek başına 3. maddenin ihlaline yol açmayacağı da belirttiği görülmektedir. Yazıda bunun aksine yapılan tespite ilişkin, kararın herhangi bir paragrafına atıf da bulunmamaktadır. Yazara, bu tespitini hangi paragraftan alıntıladığını veya yorumladığını sorabilirseniz çok sevinirim.

    İlginize teşekkür eder, iyi çalışmalar dilerim. Av. Nilüfer Yenice

    • Merhaba, sorunuz için teşekkürler, kısaca yanıtlamaya çalışacağım. L.M. ve Diğerleri v. Rusya kararının 11. ve 12. paragraflarında vatansız bir Filistinli ve iki Suriye vatandaşından oluşan başvurucular uluslararası kuruluşların raporlarına da atıfla Suriye’ye gönderilmeleri durumunda Suriye’de yaygın (ayrımsız) ve devam eden çatışma durumundan dolayı yaşamlarının tehlike altında olacağını ileri sürmüştür. Kararın 119. paragrafında Mahkeme, sizin de vurguladığınız gibi, genel şiddet durumu olan yere gönderilmede direkt olarak AİHS 3. maddenin ihlalinin oluşmayacağını belirttikten sonra ülkedeki genel şiddet durumunun ulaştığı yoğunluk seviyesinin 3. maddeyi ihlal edeceği ihtimalini de hariçte bırakmadığını ve bu yaklaşımın ancak var olan genel ve ekstrem şiddetin gönderilen kişilerin kötü muameleye uğrayacağına dair gerçek risk oluşturduğu durumlarda ortaya çıkacağını vurgulamıştır. Bu noktada atıf verdiği 25904/07 Başvuru No.’lu ve 17.07.2008 tarihli N.A. v. Birleşik Krallık kararındaki 115. paragraf da şöyledir: “From the foregoing survey of its case-law, it follows that the Court has never excluded the possibility that a general situation of violence in a country of destination will be of a sufficient level of intensity as to entail that any removal to it would necessarily breach Article 3 of the Convention. Nevertheless, the Court would adopt such an approach only in the most extreme cases of general violence, where there was a real risk of ill-treatment simply by virtue of an individual being exposed to such violence on return.” Ayrıca Mahkeme 120. paragrafında atıf yaptığı 8319/07 & 11449/07 Başvuru No.’lu ve 28.06.2011 tarihli Sufi ve Elmi v. Birleşik Krallık kararının 293-96 paragraflarında yaptığı tespitler de bu noktanın anlaşılması açısından önemli, bakmanızı tavsiye ederim. 123-127. paragraflar arasında ise Mahkeme dava konusu olaya ilişki olarak Suriye’deki hayati risk veya kötü muamele hakkında bir karar vermediğini fakat Birleşmiş Milletler raporlarında durumun “insani kriz” olarak nitelendiği, sivillerin “ölçülemez acı” içinde olduklarına büyük çapta insan hakları ve insancıl hukuka yönelik ihlallerin olduğunun tespit edildiğine, konuya ilişkin BMMYK açıklamalarına ve başvurucuların geldikleri Halep ve Damascus’ta yoğun çatışmanın olduğu ve başvurucuların akrabalarının öldürülmesi gerçeğine, BMMYK’nın Filistinli mültecilerin yaşadığı yerlerin neredeyse tamamının çatışmadan direkt olarak etkilendiğine ilişkin beyanına ayrıca başvurucuların genç erkekler olması sebebiyle onlar özelinde bir değerlendirme de yaparak İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün genç erkeklerin kötü muamele ve tutulma tehlikesi altında olduğuna ilişkin değerlendirmelerine yer vererek başvurucuların Suriye’ye gönderilmesi durumunda AİHS 2. ve 3. maddenin ihlal edileceğine karar vermiştir.
      Bu kararın önemi ilk kez Mahkeme’nin Suriye’deki çatışma durumuna yönelik bir karar vermesi ve mülteci hukukunun da temel ilkelerinden olan ve yazıda da açıklamaya çalıştığım üzere Mahkeme’nin içtihadında da sıkça tekrar ettiği “bireysel risk değerlendirmesi” yerine başvurucuların (bireysel durumlarının da yanında) ayrımsız şiddet olan yere gönderilmesinin ihlal oluşturacağı yönündeki tespitidir. Bu sebeple bu hususu yazıda, kararın bilinen bir karar olduğunu düşünerek ve Mahkeme içtihadından farklı bir şekilde olduğunu vurgulamak için direkt olarak “bireysel değerlendirme yapılmasına gerek olmaksızın” diyerek ifade ettim. Sizin sorunuza da bu özet geçişin yol açtığını düşünerek kısaca açıklamamı ve ilgili paragraf atıflarını da yazıya ekleyeceğim. Çok teşekkürler yeniden, iyi çalışmalar dilerim.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: