İçeriğe geç

FORUM – Ar.Gör. Serkan Seyhan – Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi’nin Getirdiği Değişiklikler Işığında Hukukumuzda Yardım Toplama Faaliyetlerinin Çerçevesi

Ar.Gör. Serkan Seyhan

İstanbul Kültür Üniversitesi – Hukuk Fakültesi – İdare Hukuku Anabilim Dalı

            Kamuoyunun yakından takip ettiği üzere Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi 16.12.2020 tarihinde 45 milletvekilinin imzasıyla TBMM Başkanlığı’na sunulmuş[1] ve teklif 19.12.2020 tarihinde TBMM Adalet Komisyonu’nda kabul edilmiştir[2]. Kanun teklifi TBMM Genel Kurulu’nun 26.12.2020 tarihli birleşiminde kabul edilmiştir[3]. Bu teklif kapsamında, diğer bazı Kanunlarla beraber, 2860 s. Yardım Toplama Kanunu hükümlerinde de değişiklik yapılması öngörülmektedir. Bu yazıda genel olarak yardım toplama faaliyetlerinin hukuki çerçevesi çizilerek söz konusu teklifin getirdiği değişiklikler açıklanmaya çalışılacak, son olarak nasıl bir yol izlenmesi gerektiği özetlenecektir.

I. GENEL AÇIKLAMALAR

            Ülkemizde gerçek ve tüzel kişilerin kamu yararına uygun belli bir amacı gerçekleştirmek için maddi kaynak sağlamak amacıyla yürütecekleri yardım toplama faaliyetleri 2860 s. Yardım Toplama Kanunu hükümlerinde düzenlenmiştir. Yasal düzenlemeye göre; “makbuzla, belirli yerlere kutu koyarak, bankalarda hesap açtırarak, yardım pulu çıkararak, eşya piyangosu düzenleyerek, kültürel gösteriler ve sergiler yoluyla, spor gösterileri, gezi ve eğlenceler düzenlemek veya bilgileri otomatik ya da elektronik olarak işleme tâbi tutmuş sistemler kullanmak suretiyle” toplanacak yardımlar bu Kanun hükümlerine tâbi olacaktır (m. 2 ve m. 5).

Daha fazlasını oku…

İHAM Büyük Dairesi’nin Selahattin Demirtaş (no. 2) kararının çevirisi: HDP eş başkanının, dokunulmazlığı kaldırılarak barışçıl açıklama ve eylemleri sebebiyle siyasi amaçlarla tutuklanması Sözleşme’ye aykırıdır.”

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM) Büyük Dairesi, 22 Aralık 2020 tarihinde uzun zamandır beklenen Selahattin Demirtaş başvurusunda kararını açıkladı. Dokunulmazlıkların kaldırılmasını sağlayan Anayasa değişikliğinin ve Türk Ceza Kanunu’nun 314. maddesinde düzenlenen örgüt yöneticisi ve üyesi olma suçunun öngörülebilir olmadığını belirten Büyük Daire, HDP’nin eski eş genel başkanı olan Demirtaş’ın Anayasa değişikliği ile dokunulmazlıkların kaldırılmasının ardından ifade özgürlüğü kapsamında kalan açıklamaları ve yasal olan etkinliklere katılması sebebiyle tutuklanmasını, tutukluluk halinin basmakalıp gerekçelerle sürdürülmesini ifade özgürlüğüne ve özgürlük ve güvenlik hakkına aykırı buldu. Büyük Daire, ülkenin en büyük ikinci muhalefet partisi eş genel başkanı olarak Demirtaş’ın özellikle referandum ve cumhurbaşkanlığı seçimi sırasında tutuklu kalmasının serbest seçim hakkını da ihlal ettiğine karar verdi.

Büyük Daire, Demirtaş’ın çoğulculuğu bastırma ve demokratik toplum kavramının özünde yer alan siyasi tartışma özgürlüğünü sınırlama yönünde ağır basan siyasi bir amaçla tutuklandığını ve tutukluluk halinin devam ettirildiğini belirterek, Sözleşme’nin 18. maddesinden de ihlal buldu. Demirtaş’ın 20 Eylül 2019 tarihinde ikinci kez tutuklanması kararının, her ne kadar başvurucunun ilk tutukluluğuna temel oluşturan isnatlardan daha dar kapsamlı kavramlarla çerçevelenmiş de olsa, 6-8 Ekim 2014 tarihleri arasında yaşanan olaylarla da ilişkili olduğunu, sadece isnat edilen suçların değiştiğini vurgulayan Büyük Daire, Sözleşme’nin 46. maddesi altında Demirtaş’ın derhal serbest bırakılmasını talep etti.

Türkiye ve diğer Avrupa Konseyi üyesi devletler için çok sayıda ilki barındıran bu kararın tamamını buradan okuyabilirsiniz.

Kararın, olaylar ve şerhler bölümlerinin tamamını çevirdik. Kabul edilebilirlik ve ihlallerle ilgili kısımları ise, Büyük Daire’nin değerlendirmeleriyle sınırlı olarak bire bir çevirdik. Kararın Benan Molu, Rumeysa Budak, Polat Yamaner, Ramazan Demir ve Emre Karaman tarafından yapılan çevirisini buradan okuyabilirsiniz.

Selahattin Demirtaş v. Türkiye (no. 2), Büyük Daire, Başvuru no. 14305/17, Karar tarihi: 22.12.2020.

İHAM’ın Mile Novaković v. Hırvatistan kararının özet çevirisi: “Sırp ortaokul öğretmeninin eğitim verirken Hırvat dilini kullanmadığı gerekçesiyle işine son verilmesi, özel hayata saygı hakkının ihlalidir.”

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM), 17 Atalık 2020 tarihli kararında Doğu Slavonya’da ortaokul öğretmeni olarak çalışan başvurucunun eğitim verirken standart Hırvat dilini kullanmadığı gerekçesiyle işten çıkarılmasını özel hayata saygı hakkına aykırı bulmuştur. Başvurucunun yaşı ve Sırp etnik kökeni nedeniyle ayrımcılığa uğradığı iddiasını ise ayrıca incelemeye gerek görmemiştir.

Kararın tamamını buradan okuyabilirsiniz. Kararın basın özeti çevirisi Serde Atalay tarafından yapılmıştır.

Daha fazlasını oku…

İHAM’ın 1960’larda İrlanda’da rızaları olmadan doğumdan önce ya da sonra cerrahi simfizyotomi gerçekleştirilmesiyle ilgili şikayetleri kabul edilemez bulduğu L.F., K.O’S. ve W.M. v. İrlanda kararlarının özet çevirisi

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi, L.F. v. İrlanda, K.O’S. v. İrlanda ve W.M. v. İrlanda (başvuru no. 62007/17, 61836/17 ve 61872/17) davalarındaki kararlarında, oybirliğiyle başvuruların kabul edilemez olduğuna karar verdi. Kararlar kesindir.

1960’larda başvurucuların her birine, doğum sırasında veya öncesinde İrlanda kadın doğum hastanelerinde cerrahi simfizyotomi uygulanmıştır. Başvurucuların davaları 1960’larda ve 1970’lerde farklı İrlanda doğum hastanelerinde simfizyotomi geçiren kadınların sunduğu 10 başvuru arasındadır.

Başvurucular, usulün İrlanda’da kullanılmasının Sözleşme’ye uygun bir iç soruşturmanın konusu olmadığından ve ayrıca iddialarını yerel düzeyde tam olarak dava edemediklerinden şikayetçi olmuşlardır. Bir başvurucu ayrıca, devletin cerrahi simfizyotomilerin gerçekleşmesine izin verirken kadınları insanlık dışı ve aşağılayıcı muameleden koruma yükümlülüğünü yerine getirmediğinden şikayetçi olmuştur.

Bir davada Mahkeme, başvurucu iç hukuk yollarını tüketmediği için şikayetin kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Diğer iki davada ise iç hukuk yollarının tüketilmesine ilişkin bir sorunun da ortaya çıktığına işaret ederek başvurucuların şikayetlerinin açıkça dayanaktan yoksun olduğunu tespit etmiştir.

Kararların basın özeti çevirisi Rumeysa Budak tarafından yapılmıştır.

Daha fazlasını oku…

Brezilya Anayasa Mahkemesi: “Zorunlu COVID-19 aşısı Anayasa’ya uygun”

Brezilya Anayasa Mahkemesi, devletin COVID-19’a karşı zorunlu aşı uygulamasının Anayasa’ya uygun olduğuna karar verdi. Karara göre devlet vatandaşlarını zorla aşılayamayacak. Ancak aşı olmanın reddi halinde ceza, bazı mekanlara girememe ve okula kaydolamama gibi yaptırımlar uygulanabilecek.

Brezilya, COVID-19’un en sert vurduğu ülkelerden biri oldu. Salgının başlamasından bu yana beş milyon vaka görüldü; bu da ülkeyi, ABD ve Hindistan’ın ardından en fazla vakanın görüldüğü üçüncü ülke yapıyor.

Mahkeme yargıçları, bunu, sürü bağışıklığı yaratılmasını gerekli kılan bir halk sağlığı sorunu olarak gördü. Yargıçlar, geçmişteki bazı hastalıkların ortadan kaldırılması için yaygın aşılamanın kullanıldığını belirtti. Yargıç Rosa Weber, bireysel özgürlüklere getirilen sınırlamaların, sağlık ve yaşamı koruyan önlemlerin benimsenmesini zorunlu kılan anayasal hakların gereği olduğunu ifade etti. Weber ayrıca şunları ekledi:

Daha fazlasını oku…

İHAM’ın Uzun v. Türkiye (kek) kararının özet çevirisi: “677 sayılı OHAL KHK’si uyarınca mahpusların OHAL süresince üniversite sınavlarına katılmasının yasaklanmasının eğitim hakkını ihlal ettiği iddiası, açıkça dayanaktan yoksundur.”

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM), olağanüstü hal döneminde terör suçlamaları dolayısıyla tutuklu yargılanan bir kişinin tutukluluk süresince kayıtlı olduğu üniversite sınavlarına girmesinin Kanun Hükmünde Kararname ile engellenmesinin orantılı ve makul bir tedbir olduğuna karar vererek başvuruyu açıkça dayanaktan yoksun bulmuştur. (bakınız Velev v. Bulgaristan, 16032/07, 27 Mayıs 2014, Bilgi Notu 174; ayrıca bakınız

1 Numaralı Protokol Madde 2 hakkında İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi Rehberi – Eğitim hakkı ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi içtihatları Rehberi – Mahpusların hakları)

Kararın tamamını buradan okuyabilirsiniz. Kararın kapsamlı çevirisi Pınar Baysal ve Benan Molu tarafından yapılmıştır.

Daha fazlasını oku…

İHAM’ın Pişkin v. Türkiye kararının çevirisi: “667 sayılı OHAL KHK’sine dayanılarak irtibatlı veya iltisaklı olduğu gerekçesiyle Kalkınma Ajansı’ndaki iş akdi feshedilen başvurucunun adil yargılanma ve özel hayata saygı hakları ihlal edilmiştir.”

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM), 15 Aralık 2020 tarihli Pişkin v. Türkiye kararında, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından 667 sayılı OHAL KHK’sine dayanılarak terör örgütleriyle irtibatlı ya da iltisaklı olduğu gerekçesiyle Ankara Kalkınma Ajansı’ndaki iş akdi feshedilen başvurucunun adil yargılanma hakkının ve özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

Başvurucu, işine son verilmesi usulünün ve sonrasında yürütülen yargısal sürecin adil yargılanma güvenceleri ile uyumlu olmadığından şikayet etmiştir. Başvurucu ayrıca ‘terörist’ ve ‘hain’ olarak damgalanmasından şikayetçi olmuştur.

Mahkeme, 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin yalnızca kamu personelinin işten çıkarılmasına izin vermediğini aynı zamanda başvurucunun işvereni gibi kamu kurumlarının çalışanlarını kolaylaştırılmış bir prosedüre uygun olarak işten çıkarmasını gerektirdiği hususuna dikkat etmektedir. İş akitlerinin sona erdirilmesine yönelik karar alma süreci herhangi bir çekişmeli yargılama yapılmasını gerektirmemektedir. Ayrıca Kanun Hükmünde Kararname’de herhangi bir usuli güvence öngörülmemiştir. Bu sebeple işverenin, çalışanının Kanun Hükmünde Kararname’de yasadışı örgüt olarak tanımlanan bir örgüte üye veya bu örgütler ile irtibatlı ya da iltisaklı olduğunu düşünmesi, çalışanını herhangi bir gelişigüzel kişisel sebep dahi sunmadan işten çıkarabilmesi için yeterlidir.

Daha fazlasını oku…

FORUM – Av. Benan Molu – Sivil Toplum Kuruluşlarını “İmha” Teklifi

Av. Benan Molu

İnsan hakları hukukçusu

Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi, Adalet ve Kalkınma Partisi üyesi 52 milletvekilinin imzasıyla 17 Aralık 2020 tarihinde Meclis Başkanlığı’na sunuldu.[1]

Son yıllarda temel hak ve özgürlükleri ilgilendiren çok sayıda kritik kanun teklifinin torba yasalar içine gizlenmesine alışmıştık ama bu kanun teklifiyle durum bir adım daha öteye taşındı. Türkiye’de zaten son yıllarda giderek artan bir baskının hedefi olan sivil toplum kuruluşlarını ve dernekleri “imha” edecek düzenlemeler, Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi’ne saklandı.

Kaos-GL hukuk koordinatörü avukat Kerem Dikmen’in teklifin özellikle LGBT+ derneklerine etkisini özetlediği bilgi notunda belirttiği gibi, teklifte yer alan 43 maddeden yalnızca altısı buna ilişkinken, yedi maddesi dernekleri doğrudan ilgilendiren Dernekler Kanunu’na, dört maddesi ise dernek faaliyetlerini ilgilendiren Yardım Toplama Kanunu’na ilişkin.[2] Bu yazının yazıldığı sırada kanun teklifinde yer alan 43 maddenin 19’u görüşülüp kabul edildi.

Teklifle ilgili kanunlarda değişiklik yapılması istenilen konuları üç başlık altında toplamak mümkün. Bu konu başlıklarının insan haklarına aykırı yönlerini, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin (İHAM) yakın dönemde verdiği ihlal kararları ve uluslararası insan hakları kuruluşlarının raporları bağlamında ele alacağım.

Daha fazlasını oku…

İHAM Büyük Dairesi’nin Guðmundur Andri Ástráðsson v. İzlanda kararının özet çevirisi: “Atanma sürecinde adil yargılanma hakkının özüne zarar verebilecek nitelikte eksiklikler bulunan bir yargıcın yargılamaya katılması sebebiyle, yasayla kurulmuş bir mahkemeye erişim hakkından mahrum bırakıldığına karar vermiştir.”

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi, Guðmundur Andri Ástráðsson v. İzlanda (Başvuru Numarası: 26374/18) başvurusuna ilişkin kararında, oybirliğiyle Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğine karar vermiştir.

Başvuru, başvurucunun trafik güvenliğini tehlikeye atma suçu sebebiyle aldığı mahkûmiyet hükmünü onaylayan yeni kurulmuş İzlanda Temyiz Mahkemesi’nde görevli ve başvurucunun dosyasına bakan yargıçlardan birisinin atanma sürecindeki eksiklikler sebebiyle Temyiz Mahkemesi’nin yasayla kurulmuş mahkeme niteliğini haiz olmadığı iddialarına ilişkindir.

Mahkeme, bir ihlal tespit etmenin muhtemel sonuçları ve söz konusu olaydaki menfaatleri göz önünde bulundurduğunda, yasayla kurulmuş bir mahkemeye erişim hakkını, yargısal atama prosedüründeki herhangi bir eksikliğin bu hakkın ihlali olarak kabul edilmesine yol açacak biçimde geniş kapsamlı yorumlanmaması gerektiği görüşündedir.

Bu sebeple Mahkeme, yargısal atama prosedüründeki herhangi bir aykırılığın, yasalar tarafından kurulmuş bir mahkemeye erişim hakkını ihlal edecek kadar ciddi olup olmadığını belirlemek için üç aşamadan oluşan bir test formülize etmiştir. Mahkeme aşağıda açıklandığı şekilde karar vermiştir.

Son on yılda, İzlanda’daki adli atamalara ilişkin mevzuatta Adalet Bakanlığı’nın atama sürecindeki takdir yetkisini kısıtlayarak yargısal bağımsızlığın güçlendirilmesini hedefleyen bir takım önemli değişiklikler yapılmıştır. Bakanlık’ın yetkileri üzerindeki kontrol mekanizması, yeni kurulmuş Temyiz Mahkemesi’ne atanmak üzere Bakanlık tarafından önerilecek her bir yargıç adayının parlamento tarafından ayrı ayrı onaylanması gerektiği düzenlenerek daha da yoğunlaştırılmış ve yeni kurulacak mahkemenin bu yolla meşruiyetinin sağlanması amaçlanmıştır.

Ancak İzlanda Yüksek Mahkemesi tarafından tespit edildiği üzere, bu mevzuat, özellikle Adalet Bakanı tarafından Temyiz Mahkemesi’ne dört yeni yargıcın atanması sürecinde ihlal edilmiştir. Adalet Bakanı’na belirli şartlar altında Değerlendirme Komitesi’nin önerilerinin dışına çıkmak yetkisi verilmiştir. Ancak Bakan, bu yetkisini kullanma kararını temellendirmesini şart koşan önemli bir prosedürel yükümlülüğü, adaylar hakkında yeterince soruşturma ve değerlendirme yapmayarak ihlal etmiştir. Bu yükümlülük, Adalet Bakanı’nı adli atamalara ilişkin olarak politik veya diğer kanuna aykırı saiklerle hareket etmekten ve Temyiz Mahkemesi’nin meşruluğuna ve bağımsızlığına zarar vermekten alıkoymayı amaçlayan önemli bir koruyucu tedbirdir. Ancak bu yükümlülüğün ihlal edilmesi, Adalet Bakanlığı’nın son düzenlemelerden önce adli atamalara ilişkin sahip olduğu kontrolden yoksun takdiri yetkiye tekrar kavuşması anlamına gelerek son düzenlemelerle elde edilen yargı bağımsızlığına ilişkin tüm kazanımları yok edecektir. Adalet Bakanı’nın prosedürel ihlallerine ilişkin olarak parlamento oylaması ve yerel mahkemelerin yargısal incelemesi gibi koruma mekanizmaları bulunsa da tüm bu koruma mekanizmaları etkisiz kalmış ve Adalet Bakanı’nın Değerlendirme Komitesi’nin öneri listesinin dışına çıkabilmesine ilişkin takdiri yetkisi kontrolden ari bir biçimde kullanılmıştır.

Geliştirilen üç aşamalı testi uygulayarak Mahkeme, başvurucunun, yerel mahkeme huzurundaki yargılanmasına, atanma sürecinde, adil yargılanma hakkının özüne zarar verecek nitelikte eksiklikler bulunan bir yargıcın katılması sebebiyle yasayla kurulmuş bir mahkemeye erişim hakkından mahrum bırakıldığına karar vermiştir.

Guðmundur Andri Ástráðsson v. İzlanda (Büyük Daire) kararının tamamına buradan ulaşabilirsiniz. Mahkeme tarafından yayımlanan kararın basın özetinin çevirisi Batuhan Karataş tarafından yapılmıştır.

Guðmundur Andri Ástráðsson v. İzlanda, Büyük Daire, Başvuru No: 26374/18, Karar Tarihi: 01.12.2020

Daha fazlasını oku…

İHAM’ın AsDAC v. Moldova kararının özet çevirisi: “Başvurucu dernek üyeleri tarafından üretilen ve telif haklarının bulunduğu iddia edilen eserlerin devlet yetkilileri tarafından ücretsiz kullanılması, mülkiyet hakkının ihlalidir.”

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesinin (İHAM) 8 Aralık 2020 tarihli AsDAC v. Moldova kararı başvurucu dernek üyeleri tarafından üretilen ve telif haklarının bulunduğu iddia edilen eserlerin devlet yetkilileri tarafından ücretsiz kullanılması ile ilgilidir. Kararda başvurucu derneğin mağdur statüsü ve Sözleşmeye Ek 1 No’lu Protokolün 1. Maddesi (mülkiyet hakkı) üzerinde durulmuştur.

Mahkeme, oybirliğiyle almış olduğu Daire kararında, başvurucunun sahibi olduğu sanat eserinin ödeme yapılmaksızın ve gerekçelendirilmeksizin kullanılmasını orantısız ve aşırı bularak bunun mülkiyet hakkının korunması ile kamu yararının gerekleri arasında kurulması gereken “adil dengeyi” bozduğuna, bu sebeple Ek 1 No’lu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğine hükmetmiştir.

Mahkeme, incelemesine mevcut olayda başvurucu derneğin mağdur olup olmadığını tespit ederek başlamıştır. Sonrasında Ulusal Bankanın söz konusu sanat eserlerini eser sahipleriyle veya dernek ile yazılı bir sözleşme olmaksızın ve ücretlendirme üzerinde anlaşmaksızın kullandığını kaydetmiştir. Bu sebeple müdahale kanundan kaynaklanmamaktadır.

Genel olarak bir mülkün makul bedeli ödenmeksizin alınması orantısız müdahale oluşturmaktadır ve hiç ödeme yapılmamış olması yalnızca bazı istisnai hallerde hukuka uygun bulunabilir. Ne ulusal mahkemeler ne de Hükümet bu istisnai hallere gönderme yapmıştır ve Mahkeme de söz konusu sanat eserlerinin özellikle kullanılmasını gerektirecek başka bir zorlayıcı sebep görememiştir.

Fransızca kararın tamamını buradan okuyabilirsiniz. Kararın özet çevirisi B. Günsu Karacaoğlan tarafından yapılmıştır.

AsDAC v. Moldova Cumhuriyeti, Başvuru No. 47384/07, Karar tarihi: 08.12.2020

Daha fazlasını oku…