İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM), 27 Ekim 2020 tarihli Kılıçdaroğlu v. Türkiye kararında, ana muhalefet partisi lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun 31 Ocak ve 7 Şubat 2012 tarihinde Roboski katliamı ve Tortum’da hidroelektrik santral yapılması gibi güncel konular üzerine TBMM içinde meclis grubu toplantılarında yaptığı konuşmalarda dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın itibarını zedelediği iddiasıyla hakkında açılan tazminat davasında tazminat ödemeye mahkum edilmesini, ifade özgürlüğüne aykırı bulmuştur.
İHAM, Kılıçdaroğlu’nun ödediği tazminatın miktarını başka kişileri fikirlerini ifade etmekten caydırabilecek miktarda bulmuş, yerel mahkemelerin İHAM içtihadı uyarınca yerleşik ilkeleri dikkate almadığını, başbakanın özel hayatına saygı hakkıyla Kılıçdaroğlu’nun ifade özgürlüğü arasında adil bir denge kurmadığını vurgulamıştır. Karara milli hakim Saadet Yüksel şerh düşmüştür.
Kılıçdaroğlu v. Türkiye, Başvuru no. 16558/18, Karar tarihi: 27.10.2020
Kararın tamamını buradan okuyabilirsiniz. Kararın tamamı Rumeysa Budak tarafından çevrilmiştir.
İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM), 20 Ekim 2020 tarihli B. v. İsviçre kararında, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin 8. maddesiyle (özel hayata ve aile yaşamına saygı hakkı) bağlantılı olarak 14. maddesinin (ayrımcılık yasağı) ihlal edilmiş olduğuna oybirliği ile karar vermiştir.
Başvuru, dul bir erkeğin en küçük kızı ergin olduktan sonra dulluk aylığı alma hakkını kaybetmesine ilişkindir. Yaşlıların ve Hayatta Kalanların Sigortaları hakkındaki federal yasaya göre dul kadınlardan farklı olarak dul erkeklerin aylığı, en küçük çocukları 18 yaşına geldiğinde sona ermektedir.
Mahkeme, Sözleşme’nin günün koşullarına göre uygulanması gerekli “yaşayan bir belge” olduğunu vurgulamış ve erkeğin, özellikle kadının çocukları varsa, eşine finansal olarak bakmakla yükümlü olması varsayımının artık geçerli olmadığını ve bu varsayımın, başvurucunun mağduru olduğu farklı muameleyi meşrulaştıramayacağını belirtmiştir.
Mahkeme, somut olaydaki cinsiyet temelli muamele farklılığını meşrulaştırmaya yetecek “oldukça ağır sebepler” bulunduğunu kanaatine varamamıştır. Bu sebeple Mahkeme, başvurucuya uygulanan eşitsiz muamele için Hükümet’in yeterli gerekçe gösteremediğine hükmetmiştir.
Fransızca yazılan kararın tamamını buradan okuyabilirsiniz. Mahkeme’nin yayınladığı basın özeti Dicle Demir tarafından çevrilmiştir.
Daha fazlasını oku…İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin (İHAM) 20 Ekim 2020 tarihli Perovy v. Rusya kararı, Rus Ortodoks kilisesine mensup olmayan, başka bir Hıristiyan kilisesine mensup iki ebeveyn ve onların haberleri olmadan okulun ilk gününde dini bir törene katılmak zorunda kalan yedi yaşındaki çocukları olan başvurucunun şikayetlerine ilişkindir. Mahkeme, ebeveynlerin Sözleşme’ye Ek 1 Numaralı Protokolü’nün 2. maddesi altında düzenlenen çocuklarının kendi dini inançları doğrultusunda eğitim aldığını temin etme haklarının ve çocuklarının 9. maddede düzenlenen din özgürlüğünün ihlal edilmediğine karar vermiştir. Mahkeme’nin ihlal olmadığına karar vermesinde, ulusal makamların olaydan sonra hızlı ve yeterli bir biçimde harekete geçmesi, okul idaresi ve öğretmeni uyarması, dini tören sırasında herhangi bir endoktrinasyon olmamasının etkisi olmuştur. Karar dört oya karşı üç oy ile alınmıştır.
Kararın basın özetini buradan okuyabilirsiniz. Basın özetinin ve karşı oyların Türkçe’ye çevirisi İdil Özcan tarafından yapılmıştır.
Daha fazlasını oku…İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM) Büyük Dairesi, yasalara uygun şekilde Romanya’da bulunan, Pakistan vatandaşları olan başvurucuların istenmeyen kişiler ilan edilmesi ve sınır dışı edilmesine ilişkin 15 Ekim 2020 tarihli Muhammad ve Muhammad v. Romanya kararında, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’ne Ek 7 numaralı Protokol’ün 1. maddesinin (yabancıların sınır dışı edilmesine ilişkin usul güvenceleri) ihlal edildiğine karar vermiştir.
Mahkeme, başvurucuların aleyhindeki suçlamaların yasal niteliği hakkında sadece çok genel bilgiler aldığını, ulusal güvenliği tehlikeye attığı iddia edilen özel eylemlerinin hiçbirinin dosyadan görülmediğini tespit etmiştir. Ayrıca başvuruculara, bu tür belgelere başvurma yetkisine sahip bir avukat aracılığıyla yargılamadaki en önemli aşamalara veya dosyadaki gizli belgelere erişme olasılığı hakkında herhangi bir bilgi verilmemiştir.
Mahkeme, davaları bir bütün olarak ve bu tür konularda Devletlerin sahip olduğu takdir marjını dikkate alarak, başvurucuların Ek 7 numaralı Protokol’ün 1. maddesi uyarınca haklarından yararlanmalarına getirilen kısıtlamaların, bu hakların özünü muhafaza etmek gibi, iç hukukta dengelenmediğine karar vermiştir.
Kararın tamamını buradan okuyabilirsiniz. Mahkeme tarafından yayımlanan basın özetinin çevirisi Efekan Sadak tarafından yapılmıştır.
Daha fazlasını oku…İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM), 20.10.2020 tarihli Kaboğlu ve Oran v. Türkiye (No. 2) daire kararında, oybirliğiyle, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin (Sözleşme) 8. maddesinin (özel ve aile hayatına saygı hakkı) ihlal edilmediğine, 10. maddesinin (ifade özgürlüğü) ise Kaboğlu ve Oran aleyhine yürütülen ceza yargılamaları sebebi ile ihlal edildiğine hükmetmiştir.
Başvuru, sorumlu pozisyonda bulundukları kamu kurumu tarafından hazırlanan azınlıklar ve kültürel haklara ilişkin raporun yayımlanmasını takiben çeşitli tepkilerin hedefi haline gelen iki üniversite profesörü (Kaboğlu ve Oran) ile ilgilidir.
Başvurucular öncelikle Millet Meclisinde bir milletvekili tarafından yapılan konuşma ile özel hayata saygı haklarının ihlal edildiğinden şikayetçi olmuşlardır. Ayrıca aleyhlerine yürütülen cezai yargılamanın, ifade özgürlüklerini ihlal ettiğini ileri sürmüşlerdir. Başvurucular, suçlamalardan beraat etmişlerdir.
8. madde altında yapılan şikayet kapsamında Mahkeme, yerel mahkemelerin başvurucuların itibarlarının korunması hakkı ile milletvekilinin söz konusu ifade özgürlüğü arasında kabul edilebilir bir denge kurduğunu tespit etmektedir.
10. madde altında yapılan şikayet kapsamında Mahkeme, başvurucular aleyhine ceza yargılamasının başlatılmasının, raporlarında başvurucuların fikirlerini açıklamasını suç haline getiren bir yetkili makam tepkisi olarak görülebileceğini, oysa bu fikirlerin Türkiye’deki azınlıkların durumu ve statüleri hakkında kamuoyu tartışmalarına katkıda bulunduğunu tespit etmektedir. Sonuç olarak, ihtilaf konusu tedbir (başvurucular aleyhine ciddi suçlamalarla cezai yargılama başlatılması ve azımsanmayacak bir süre sürdürülmesi) toplumsal bir ihtiyacı karşılamamaktadır ve hedeflenen meşru amaç (milli güvenliğin korunması, ülke bütünlüğü veya kamu güvenliği) ile orantılı veya demokratik bir toplumda gerekli değildir.
Fransızca yazılan kararın tamamını buradan okuyabilirsiniz. Kararın özet çevirisi Günsu Karacaoğlan tarafından yapılmıştır.
Daha fazlasını oku…İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM), 8 Ekim 2020 tarihinde verdiği Jhangiryan v. Ermenistan ve Smbat Ayvazyan v. Ermenistan kararlarında, oybirliğiyle, Sözleşme’nin özgürlük ve güvenlik hakkını düzenleyen 5. maddesinin, adil yargılanma hakkını düzenleyen 6. maddesinin ve toplantı özgürlüğünü düzenleyen 11. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.
İlgili başvurular, Ermenistan’da 19 Şubat 2008 tarihinde gerçekleştirilen başkanlık seçimlerinin hileli ve hukuka aykırı şekilde yürütüldüğünü iddia ederek protestolara aktif katılım gösteren, önce gözaltına alınan ve sonrasında tutuklu yargılanıp mahkûm edilen iki Ermeni vatandaşının şikayetine ilişkindir.
İlk derece mahkemesinde “devlet gücünün gaspı” suçlaması ile yargılanan iki başvurucunun davası önce diğer muhalefet liderlerine ve protestocularına yönelen ana ceza davası ile birleşmiş ancak bu suçlamadan mahkûm edilmeyen başvurucular ilgisiz suçlamalardan mahkûm edilmişlerdir. Bu mahkumiyetlere ilişkin ikisinin temyiz başvurusu da reddedilmiştir.
Mahkeme, farklı ve bağlantısız gibi gözüken suçlamalar sebebiyle mahkûm olmuş olsalar dahi, başvurucuların mahkumiyetle sonuçlanan kovuşturma süreçlerinin muhalefet tarafından düzenlenen protestolara katılmaları ve desteklerini açıkça ifade etmeleri ile bağlantılı olduğuna yönelik yeterince güçlü, net ve uygun çıkarımlar yapmıştır. Bu sebeple Mahkeme, başvurucuların kovuşturulmalarının ve mahkumiyetlerinin dayandığı tüm hususların başvurucuların toplantı hakkına yönelik müdahale oluşturduğuna karar vermiştir.
Jhangiryan v. Ermenistan başvurusu için kararın tamamına buradan, Smbat Ayvazyan v. Ermenistan başvurusu için kararın tamamına buradan ulaşabilirsiniz. Kararın özet çevirisi Batuhan Karataş tarafından yapılmıştır.
Jhangiryan v. Ermenistan, Başvuru No: 44841/08, Karar Tarihi: 08.10.2020
Smbat Ayvazyan v. Ermenistan, Başvuru No: 49021/08, Karar Tarihi: 08.10.2020
Başvuru Konusu Olaylar
19 Şubat 2008 tarihinde Ermenistan’da başkanlık seçimi gerçekleştirilmiştir. İlk sonuçların açıklanmasının ardından, muhalif aday Ter-Petrosyan, seçimlerin özgür ve adil olmadığını ifade ederek destekçilerine seçim sürecinde gerçekleştiği iddia edilen usulsüzlükleri protesto etmeleri çağrısı yapmıştır. 20 Şubat 2008 tarihinden itibaren Ter-Petrosyan’ın destekçileri tarafından ulusal çapta günlük protestolar düzenlenmeye başlanmıştır.
Jhangiryan başvurusunda, başvurucu bir protesto sırasında muhalif aday için desteğini belirten ve başkanlık seçimlerinin yürütülüş şeklini eleştiren bir konuşma yapmıştır. Smbat Ayvazyan başvurusunda ise, başvurucu muhalefet partisinin bir üyesi ve Ter-Petrosyan’ın adaylığının destekçilerinden birisidir. Başvurucu, söz konusu protestolara ve oturma eylemlerine düzenli ve aktif olarak katılım göstermiştir. İki başvurucu da protestoların sonrasında yakalanmış ve tutuklanmış, en nihayetinde ise ilgisiz suçlamalar sebebiyle mahkûm edilmişlerdir. Ayrıca bu mahkumiyetlere ilişkin ikisinin temyiz başvurusu da reddedilmiştir.
Başvurucuların Şikayetleri
Başvurucular, kovuşturulmalarının ve mahkumiyetlerinin ardındaki gerçek sebebin muhalif olmaları ve protestolara katılmalarına karşılık olarak cezalandırılmaları olduğunu iddia ederek 11. madde ile düzenlenen toplantı özgürlüklerine yapılan müdahaleyi şikâyet etmişlerdir.
Mahkeme’nin Kararı
11. Madde (Toplantı Özgürlüğü)
Mahkeme, halihazırda Ermenistan’a karşı açılan birçok benzer davayı incelemiştir. Mushegh Saghatelyan v. Ermenistan (23086/08, 20 Eylül 2018) kararında ifade edildiği üzere, somut davaya ilişkin olaylar, hileli olduğu iddia edilen başkanlık seçimi sonuçlarına karşı muhalif protestoların düzenlendiği ve Ermenistan’daki politik hassasiyetin/duyarlılığın artmış olduğu bir zaman dilimi içerisinde gerçekleşmiştir. Olaylara, yerel makamların birçok muhalifin yakalanması ve tutuklanması şeklinde karşılık vermesi Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (PACE) tarafından kınanmış ve “muhalefetin fiili şekilde yasaklanması” olarak nitelendirilmiştir. Yakalanan ve tutuklanan birçok muhalife yönelen suçlamalar hakkında gerçek dışı ve politik sebeplerle gerekçelendirilmiş olmalarına ilişkin şüpheler bulunmaktadır.
Yukarı bahsedilen hususları göz önünde bulundurarak Mahkeme birkaç faktöre atıf yapmıştır:
Jhangiryan başvurusunda, yüksek rütbeli bir memur olan başvurucunun protesto hareketine olan desteğini ve seçime yönelik hile eleştirilerini açıkça ifade etmesinin ardından memuriyet görevine son verilmiştir. Konuşmasını takip eden ve işten çıkarıldığı gün, kendisine karşı ceza davası açılmasıyla sonuçlanan bir polis operasyonu gerçekleştirilmiştir. Smbat Ayvazyan başvurusunda ise, muhalif partinin bir üyesi ve tanınan bir toplumsal figür olan başvurucu, protestoların yoğun bir şekilde devam ettiği dönemde yakalanmıştır. Başvurucunun gösterilerden birisine giderken yasadışı şekilde silah taşıdığına yönelik suçlamalar sebebiyle kendisinin yakalanması protestolara katılımı ile dolaylı olarak ilişkilidir.
Başvuruculara yönelik ceza davaları tartışmalı bir biçimde açılmıştır. Başvurucuların yakalanmasını tetikleyen unsurlar, Jhangiryan için muğlak bir operasyonel bilgi, Smbat Ayvazyan için ise yetkili makamlara yapılan kimliği belirsiz bir telefon çağrısı olmuştur. Bu iki bilgi kaynağının kesinliği ve kapsamı yargılamalar sırasında hiçbir aşamada açıklanmamış veya yerel mahkemelerce denetlenmemiştir. Ayrıca, başvurucuların en başta gözaltına alınmalarına sebep olan hususların, Jhangiryan için silah taşımak ve Erivan’daki durumu kızıştırmayı amaçlayan silahlı bir grubun parçası olmak, Smbat Ayvazyan için ise silah taşımak, yakalanmalarının ardından kovuşturulmaları için yeni sebeplerin ortaya çıkmasıyla neredeyse tamamen göz ardı edilmesi ise dikkate alınmaya değerdir. Jhangiryan başvurusunda, başvurucu gözaltına alınmasına sebep olan en baştaki şüphelere yönelik sorgulanmamış, kendisine yönelik başka bir silah taşıması sebebiyle yeni bir ceza davası açılmıştır. Smbat Ayvazyan başvurusunda, başvurucu ayrıca gözaltında bulunduğu sırada bir polis memuruna saldırmakla suçlanmıştır. Bu faktörlerin yanı sıra başvurucuların yakalanmalarına zemin hazırlayan ilk sebeplere yönelik resmi belgelerin dikkat çeken belirsizliği Mahkeme’yi başvurucuların gözaltına alınması için herhangi bir gerçek sebep olmadığını düşünmeye yönlendirmiş ve başvurucuların belirsiz ve tutarsız esaslara dayanılarak yakalanmaları Mahkeme’de başvurucuların yakalanmasının kötü niyetli olduğuna ve yetkili makamların başvurucuları ne pahasına olursa olsun özgürlüklerinden mahrum bırakmayı amaçladığına yönelik bir izlenim oluşturmuştur.
İlk başta başvuruculara yönelen suçlamalar tartışmalı başkanlık seçiminin ardından ortaya çıkan protesto hareketleri ile bağlantısız gibi gözükmektedir. Ancak daha sonra başvurucuların davaları muhalif protesto hareketinin liderleri ve destekçilerine karşı açılan ana ceza davası ile birleştirilmiştir. Birçok diğer suçlamanın yanında, başvurucular tutukluluk sürelerinin uzatılmasına gerekçe olarak gösterilen “devlet gücünün gaspı” ile suçlanmışlardır.
Jhangiryan başvurusunda, yasadışı şekilde silah taşıma suçlaması hiçbir şekilde detaylandırılmamış ve sonrasında bu suçlamanın içeriğine yönelik herhangi bir kayda değer soruşturma yürütülmeden ve bu suçlamanın başvurucuya neden yöneltildiği sorusuna makul bir yanıt ortaya koyulamadan, delil yetersizliği sebebiyle düşürülmüştür.
Smbat Ayvazyan başvurusunda ise, söz konusu silahın, başvurucunun yakalandığı gün üzerinde bulunduğu iddia edilmiştir. Ancak iddianın güvenilirliği ve gerçekliği hakkında şüphe uyandıracak biçimde başvurucuya iddianın ortaya atılmasını müteakip dört ay boyunca bu iddialara ilişkin herhangi bir suçlama yöneltilmemiştir. Bu iddialara ilişkin başvurucuya yönelik suçlamaların yöneltilmesi ancak yerel makamların başvurucuyu “devlet gücünün gaspı” ile suçlama çabalarının sona ermesini müteakip gerçekleşmiş, bu husus ise yerel makamların başvurucuyu ne pahasına olursa olsun mahkûmiyet altına almak istedikleri yönünde bir izlenim oluşturmuştur. Ayrıca en başta başvurucunun ihtilaflı olaya sebep olan uyuşturucu testine neden götürüldüğü hususu da aynı şekilde net değildir.
Başvurucuların gözaltında bulundukları sırada polis memuruna saldırmaları sebebiyle aldıkları mahkûmiyet hükmü ise yalnızca ilgili polis memurlarının ifadelerine dayanmakta ve yerel mahkemelerin olaya ilişkin gerekçeli hükümleri yalnızca ilgili polis memurlarının olayları özetleyen ifadelerinin mutlak ve sorgulanmamış bir biçimde tekrarlanmasından ibarettir. Bu sebeple, yukarıda bahsedilen suçlamalara ilişkin yargılama süreçlerinin yönetilme şekli, diğer muhaliflerin benzer şartlar altında ve benzer delillere dayanılarak kovuşturulduğu ve benzer suçlamalarla mahkûm edildiği diğer yargılama süreçlerine dikkat çekici şekilde benzemekte ve bu durum kendini tekrarlayan bir örüntünün varlığına işaret etmekte ve başvuruculara yönelen yargılama sürecinin güvenilirliğine şüphe düşürmektedir.
Başvurucuların ceza davaları, protesto hareketleri ile bağlantısız olarak gözükmesine rağmen Avrupa Güvenlik ve İş Birliği Teşkilatı’nın Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Ofisi tarafından 1-2 Mart 2008 olayları ile bağlantılı olarak muhalif liderlere ve destekçilerine karşı açılan yüzden fazla davayı takip etmeyi amaçlayan bir projenin kapsamına dahil edilmiştir.
Huzurunda bulunan tüm deliller ve bulgular Mahkeme’nin başvurucuların mahkumiyetle sonuçlanan kovuşturma süreçlerinin muhalefet tarafından düzenlenen protestolara katılmaları ve desteklerini açıkça ifade etmeleri ile bağlantılı olduğuna yönelik yeterince güçlü, net ve uygun çıkarımlar yapmasına olanak sağlamıştır. Bu sebeple Mahkeme, başvurucuların kovuşturulmalarının ve mahkumiyetlerinin dayandığı tüm hususların başvurucuların toplantı hakkına yönelik müdahale oluşturduğuna karar vermiştir.
Başvurucuların mahkumiyetlerinin asıl sebebinin protestolara aktif katılımları olduğu göz önünde bulundurulduğunda, başvurucuların toplanma özgürlüklerine yapılan başvuru konusu müdahaleler açıkça keyfi ve dolayısıyla 11. madde kapsamında hukuka aykırı olarak nitelendirilecektir.
5. Madde (Özgürlük ve Güvenlik Hakkı)
Mahkeme, oybirliğiyle, başvurucuların gözaltına alınıp tutuklanmasının hukuka aykırı olması sebebiyle Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğine hükmetmiştir. Mahkeme ayrıca başvurucuların bir suç işlediğine yönelik makul şüphenin eksikliği sebebiyle Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının c bendinin, yerel mahkemelerin başvurucuların tutukluluğunu haklı gösterebilmek için ilgili ve yeterli sebepleri gösterememesi sebebiyle Sözleşme’nin 5. maddesinin 3. fıkrasının ihlal edildiğine hükmetmiştir.Smbat Ayvazyan başvurusunda, Mahkeme ayrıca, Temyiz Mahkemesi’nin başvurucunun tutukluluk halinin devam ettirilmesine karşı yaptığı itirazı gerekçesiz şekilde reddetmesi sebebiyle Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasının ihlal edildiğine karar vermiştir.
6. Madde (Adil Yargılanma Hakkı)
Jhangiryan başvurusunda, Mahkeme, yerel mahkeme heyetindeki yargıçlardan birinin oğlunun protestolara yönelik yürütülen soruşturmalardan birine dahli sebebiyle Sözleşme’nin 6. maddenin 1. fıkrasının ihlal edildiğine hükmetmiştir.
Smbat Ayvazyan başvurusunda, Mahkeme başvurucunun adil yargılanma hakkına aykırı şekilde savunmaya ilişkin haklarının kısıtlanması sebebiyle Sözleşme’nin 6.maddenin 1.fıkrasının ihlal edildiğine karar vermiştir.
Adil Tazmin (41.Madde)
Her başvurucuya 14.000 Euro manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.
İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM), 15 Ekim 2020 tarihinde verdiği Akbay ve Diğerleri v. Almanya kararında, oybirliğiyle, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin adil yargılanma hakkını düzenleyen 6. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.
Dava, birinci başvurucunun ölen eşi N.A.’nın, ikinci ve üçüncü başvurucuların uyuşturucu kaçakçılığından mahkum edilmeleri ve gizli soruşturmacının başvurucuları suça teşvik ettiği iddialarına ilişkindir.
Birinci başvurucu, ayrıca, haksız mahkumiyetinden sonra ölen eşinin itibarını yeniden tesis etmek konusunda manevi bir menfaati olması sebebiyle kendi adına başvuruda bulunma hakkı olduğunu iddia etmiştir.
Mahkeme, birinci başvurucunun ölen eşinin suçtan aklanmasında manevi menfaati bulunmasının yanında, söz konusu ihlal iddiasının bir kamu yararı meselesi gündeme getirmesi sebebiyle başvurucuya başvuruda bulunma hakkı tanımıştır. Mahkeme ayrıca, gizli polisin başvurucuları suça teşvik ettiğinin tespit edilmesine karşın, yerel mahkemelerce ulaşılan sonucun Sözleşme’nin 6. maddesinin amaçlarına aykırı olduğunu tespit etmiştir.
Kararın tamamını buradan okuyabilirsiniz. Kararın özet çevirisi Hazal Polat tarafından yapılmıştır.
Daha fazlasını oku…İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi, (İHAM) bir diplomatın, Ljubljana’daki Romanya Elçiliğindeki görevinden hamile olduğu gerekçesiyle geri çağrıldığı yönündeki iddiasına ilişkin Napotnik v. Romanya kararında 12 numaralı Protokol’ün 1. maddesinin (ayrımcılığın genel olarak yasaklanması) ihlalinin bulunmadığına karar vermiştir.
Mahkeme, başvurucuya cinsiyet temelinde farklı davranıldığına karar vermiştir, fakat söz konusu davranışlardaki farklılık, elçiliğin konsolosluk bölümündeki işleyişin, örneğin ülke dışındaki Romanyalıların ihtiyaçlarının karşılanması gibi, temelde diğer insanların haklarının korunmasının sağlanması nedenleriyle yerel yetkililer tarafından etkin biçimde haklı gösterilmiştir.
Her durumda, başvurucu kayda değer herhangi bir kötüleşmeyle karşılaşmamıştır: işinden uzaklaştırılmamış ya da disiplin cezası almamıştır, hatta iki kere de terfi almıştır.
Kararın tamamını buradan okuyabilirsiniz. Mahkeme tarafından yayımlanan basın özetinin çevirisi Pınar Baysal tarafından yapılmıştır.
Daha fazlasını oku…İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM), 8 Ekim 2020 tarihli Aghdgomelashvili ve Japaridze v. Gürcistan kararında, Tiflis’te bulunan LGBT hakları derneğinin ofisinin polisler tarafından basılmasını, dernekte çalışan başvurucuların polisler tarafından hakarete ve tehdide ve onların aşağılanmak amacıyla çıplak aramaya maruz bırakılmasını, oy birliğiyle, Sözleşme’nin 3. maddesinde düzenlenen insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele yasağına aykırı bulmuştur.
İHAM, polisin baskın sırasındaki tacizini ve buna ilişkin soruşturmayı Sözleşme’nin 14. maddesinde düzenlenen ayrımcılık yasağıyla bağlantılı olarak ele almış ve Devletin, polisin homofobik ve/veya transfobik tacizinden ve polislerin oldukça ağır uygunsuz davranışlarına ilişkin etkili bir soruşturmadaki eksikliklerden sorumlu olduğuna karar vermiştir.
Mahkeme, polislerin ve Hükümet’in çıplak arama için hiçbir gerekçe göstermemesine ayrı bir önem atfetmiştir ve çıplak arama yapılmasının altında yatan tek amacın, LGBT topluluğunu ve başvurucuların derneklerini utandırma ve cezalandırma olduğu sonucuna varmıştır.
Kararın tamamını buradan okuyabilirsiniz. Mahkeme tarafından yayımlanan basın özetinin çevirisi av. Benan Molu tarafından yapılmıştır.
Aghdgomelashvili ve Japaridze v. Gürcistan, Başvuru no. 7224/11, Karar tarihi: 08.10.2020
Başvuruya Konu Olaylar
Başvurucular Ekaterine Aghdgomelashvili ve Tinatin Japaridze, 1969 ve 1979 yıllarında doğmuş Gürcistan vatandaşlarıdır ve Tiflis’te yaşamaktadır.
15 Aralık 2019 tarihinde, bir sanat sergisi için hazırlıkların yapıldığı sırada, sivil kıyafetli yaklaşık 17 polis tarafından the Inclusive Foundation isimli LGBT hakları derneğinin ofisine baskın düzenlemiştir. Polisler, herhangi bir arama kararı ya da başka bir yargı kararı göstermeden, arama yapmak için geldiklerini söylemiştir.
Sivil toplum örgütünde çalışan başvurucular ve onların iş arkadaşları, polisin LGBT hakları derneğinin ofisinde bulunduğunu fark etmesiyle agresifleştiğini bildirmiştir. Polis memurlarından birinin ilk başvurucunun cep telefonuna zorla el koyduğu sırada, diğer polis memuru, burayı yakabilmeyi dilediğini söylemiştir. Polis memurları orada bulunan kadınlara “hasta”, “sapık”, “lezbiyen” diyerek hakaret etmiş ve kadınları, cinsel yönelimlerini kamuoyuna ifşa etmekle tehdit etmiştir.
Kadın polis memurları daha sonra, aralarında başvurucuların da olduğu o sırada dernekte bulunan neredeyse bütün kadınları çıplak aramaya maruz bırakmıştır. Çıplak aramaya ilişkin herhangi bir tutanak tutulmamış ve çıplak aramaya maruz kalan kadınlar, üstlerinden çıkartılan kıyafetlerde bir arama yapılmadığı için bu aramanın kendilerini aşağılamak için yapıldığı hissine kapılmıştır.
Başvurucuların 2010 yılının Ocak ayında yaptıkları suç duyurusu, hala sonuçlanmamıştır. Başvurucuların mağdur statüsü/müşteki olma taleplerine hiçbir yanıt verilmemiş, polislerin baskın sırasında gösterdikleri ayrımcı tutum soruşturma makamları tarafından incelenmemiştir.
Şikayetler
Sözleşme’nin 3. maddesi (insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele yasağı) ve 14. maddesine (ayrımcılık yasağı) dayanan başvurucular, polisin homofobik ve/veya transfobik saiklerle kendilerine fiziksel ve zihinsel tacizde bulunduğunu ve bu saikin devam eden etkisiz soruşturma sırasında gözardı edildiğini ileri sürmüştür.
Başvuru, 25 Ocak 2011 tarihinde yapılmıştır.
Mahkeme’nin Kararı
Sözleşme’nin 3. maddesi (insanlıkdışı ve aşağılayıcı muamele yasağı) ve 14. maddesi (ayrımcılık yasağı)
Mahkeme ilk olarak, başvurucuların polis baskınına karşı Gürcistan yetkililerinin yürüttükleri soruşturmanın etkisizliğine dair şikayetlerini incelemiştir. Mahkeme, kötü muamele araştırılırken, yetkililerin bütün olası ayrımcı saikleri açığa çıkartacak makul bütün adımların atılması yükümlülüğü altında olduğunu hatırlatmıştır. Ancak yerel makamlar, başvurucuların Ocak 2010’daki suç duyurularından bu yana soruşturma için hiçbir adım atmamıştır. Dahası, başvurucuların defalarca talepte bulunmasına karşın, başvurucular mağdur/müşteki olarak bile kabul edilmemiştir.
Mahkeme, Gürcistan’da LGBT topluluğuna yönelik belgelenmiş düşmanca tutumun karşısında, polislerin homofobik ve/veya transfobik saikle hareket etmelerinin araştırılmaması ve soruşturmanın bu kadar uzatılmasının yetkililerin yetersizliğini ya da isteksizliğini açığa çıkarttığını düşünmektedir.
Sonuç olarak, Mahkeme, etkili soruşturma yürütme yükümlülüğünün (3. madde) ayrımcılık yasağıyla (14. madde) bağlantılı olarak ihlal edildiğine karar vermiştir.
İkinci olarak Mahkeme, baskın sırasında polisin kötü muamelede bulunduğu iddiası karşısında sorumlu tutulup tutulamayacağı sorusuna bakmıştır.
Mahkeme, olayların başvurucular tarafından anlatılan haline Hükümet tarafından karşı çıkılmadığını ve bu beyanın böylece makul şüphenin ötesinde olduğunu, açık ve tutarlı görgü tanıklarıyla desteklendiğini düşünmektedir. Geriye, polis memurlarının davranışlarının homofobik ve/veya transfobik bir nefret saikine dayanıp dayanmadığını incelemek kalmış ve Mahkeme, bunu oldukça uygunsuz bulmuştur.
Polisler sadece nefret söyleminde bulunarak başvurucuları aşağılamak ve küçük düşürmek istememiş, aynı zamanda onları tehdit etmiştir. Ne polisler ne de Hükümet tarafından gerekçe sunulan çıplak arama, ayrı bir önem teşkil etmektedir ki Mahkeme, çıplak arama yapılmasının altında yatan tek amacın, LGBT topluluğunu ve başvurucuların derneklerini utandırma ve cezalandırma olduğu sonucuna varmıştır.
Polis memurlarının baskın sırasında başvurucularda korku, ıstırap ve güvensizlik hissettirmesi, insan onuruna saygılı olma yükümlülüğüyle bağdaşmamaktadır.
Sonuç olarak, Sözleşme’nin 3. maddesiyle bağlantılı olarak Sözleşme’nin 14. maddesi maddi yönden de ihlal edilmiştir.
Adli Tazmin (41. madde)
Mahkeme, Gürcistan’ın her başvurucuya 2,000 Euro manevi tazminat ödemesine karar vermiştir.


