
Geçmişin Ağır Hak İhlalleriyle Yüzleşmede Başka Bir Zaman Sınırlaması: Anayasa Mahkemesinin Süre Aşımından Kabul Edilemezlik Kararları
Av. Melis Gebeş – Hafıza Merkezi Hukuk Çalışmaları Ekibi
Giriş
Anayasa Mahkemesi (AYM), Ocak 2018’den bu yana doksanlı yılların ağır insan hakları ihlalleriyle ilgili yapılan bir dizi bireysel başvurunun kabul edilemez olduğuna karar verdi. Bugüne dek bu konuda yapılan bireysel başvurular hakkında yayımlanan toplam 32 kabul edilemezlik kararından[1] 28’inin gerekçesi ise aynı: ‘süre aşımı.’ AYM’ye göre, olayların üzerinden uzun zaman geçmesine ve yürütülen soruşturmalarda bir ilerleme sağlanmamasına veya sağlanacağına dair umut verici gelişmeler yaşanmamasına rağmen, soruşturmaların etkisizliğinin farkına varması gereken başvurucuların, bireysel başvuruda bulunmak için soruşturmaların sonlanmasını beklemesi, süresi içerisinde bir başvuru yapmadıkları anlamına geliyor. AYM’nin usuli kabul edilemezlik gerekçelerinden birine dayanarak oluşturduğu bu içtihadı, bireysel başvuru mekanizmasının etkili bir başvuru yolu olup olmadığına dair tartışmaları kuvvetlendiriyor.
İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM), İsrail’den ithal edilen ürünlerin boykot edilmesi amacıyla başlatılan “BDS: Boycott, Divestment and Sanctions” kampanyasının bir parçası olarak süpermarketlerde eylem yapan başvuruculara ekonomik ayrımcılığa teşvik suçlamasıyla ceza verilmesiyle ilgili Baldassi v. Fransa kararında, Sözleşme’nin 7. maddesinde düzenlenen kanunsuz ceza olmaz ilkesinin ihlal edilmediğine, Sözleşme’nin 10. maddesinde düzenlenen ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar vermiştir.
Mahkeme, söz konusu davada, başvurucuların İsrail’den ithal edilen ürünleri boykot ettikleri için 29 Temmuz 1881 tarihli Kanun’un 24. bölümünün 8. maddesi uyarınca ceza alabileceklerini bilebilecek durumdaydı. Fakat Mahkeme’ye göre, başvurucuların yaptığı boykot, siyasi ya da ‘militan’ ifade biçimi olarak kabul edilmekte ve kamu yararı içermektedir.
Mahkeme daha önce çok sayıda davada, şiddete, nefrete ya da hoşgörüsüzlüğe teşvik etmediği sürece, kamu yararı barındıran konularda ya da siyasi ifadelerde Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. fıkrası uyarınca uygulanacak sınırlandırmanın daha dar olduğunun altını çizmiştir. Mahkeme, başvuruculara verilen hapis cezalarının ilgili ya da gerekli bir dayanağı bulunmamaktadır. Bu nedenle ifade özgürlüğü ihlal edilmiştir.
Kararın tamamını buradan okuyabilirsiniz. Mahkeme tarafından yayımlanan basın özetinin çevirisi Saadet Nur Duyar tarafından yapılmıştır.
İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM), daha önceden çifte uyruklu olan ve terör eylemi yapmak için bir suç örgütüne katılmaktan mahkum olan beş kişinin mahkumiyet kararından sonra Fransız vatandaşlığından çıkartılmasına ilişkin 25 Haziran 2020 tarihli Ghoumid ve Diğerleri v. Fransa davasında, başvurucuların Sözleşme’nin 8. maddesinde düzenlenen özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edilmediğine, oy birliğiyle, karar verdi.
Mahkeme, daha önce çok sayıda kararında, terör eylemlerinin kendisinin insan haklarına ciddi bir tehdit oluşturduğuna karar verdiğinin altını çizmiştir. Başvurucuların halihazırda başka bir vatandaşlığı olduğu için, onların Fransız vatandaşlığından çıkartılması, onların vatansız bırakılması etkisi yaratmayacaktır. Buna ek olarak, Fransa vatandaşlığının kaybı, otomatik olarak sınırdışı edilmelerini gerektirmemektedir. Fakat, şayet aleyhlerine böyle bir karar verilseydi, başvurucuların buna karşı haklarını arayabilecekleri uygun başvuru yolları da olacaktı.
Son olarak; Mahkeme, Medeni Kanun’un 25. maddesi uyarınca vatandaşlıktan çıkarma cezai bir yaptırım olmadığından, 7 Numaralı Ek Protokol’ün 4. maddesi mevcut davada uygulanabilir değildir.
Kararın tamamını buradan okuyabilirsiniz. Mahkeme tarafından yayımlanan basın özeti, av. Benan Molu ve Aysel Güzel tarafından Türkçe’ye çevrilmiştir.
İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM), amaçlarından biri sporcuların, özellikle futbolcuların sözleşmelerinin müzakerelerinin yapılması olan bir şirket olan Mediation Berti Sports şirketinin Vestel Manisa Spor Kulubü’nden alamadığı 96.000 Euro açtığı davalarda yargı yetkisine sahip yargı makamı eksikliği nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasını, medeni bir hakka yönelik olmadığı için konu bakımından yetkisiz bularak kabul edilemezlik kararı verdi.
Kararın tamamını buradan, Deniz Akbay tarafından yapılan özet çevirisini aşağıdan okuyabilirsiniz.
İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM), 25 Haziran 2020 tarihinde S.M. v. Hırvatistan (Büyük Daire) kararında İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin (İHAS) 4. maddesinin (kölelik ve zorla çalıştırma yasağı) ihlal edildiğine oybirliği ile karar verdi.
Hırvat bir kadının insan ticaretine ve fuhuşa zorlandığına ilişkin şikayetiyle ilgili başvuruda Mahkeme, başvurucunun şikayetini incelerken fuhuş amacıyla insan ticaretine ilişkin içtihadını netleştirdi. Mahkeme, özellikle Sözleşme’nin 4. maddesi kapsamında hangi fiil ve durumların insan ticareti oluşturacağını ve bir başvuruda bu maddenin uygulanıp uygulanamayacağını uluslararası hukukun tanımlarına dayandırdığını ifade etti.
Mahkeme ayrıca Sözleşmenin 4. maddesindeki “zorla çalıştırma” ifadesinin, somut olayda insan ticareti bağlamının bulunmasından bağımsız olarak fuhuşa zorlama gibi ciddi sömürü olaylarına karşı koruma sağlama amacı taşıdığını açıklığa kavuşturdu.
Mahkeme, insan ticareti ve fuhuşa zorlamanın yaralanabilir bir kişi üzerindeki gücün sömürülmesi, baskı, kandırma, yataklık etme gibi ayırt edici özelliklerini taşımasa bile başvurucunun olayında 4. maddenin uygulanabileceğini kabul etmiştir. Özellikle, 10 yaşından itibaren çocuk esirgeme sisteminin içinde olan başvurucuyu sömüren kişi bir polis memurudur ve başvurucuyla Facebook üzerinden iletişime geçip ona iş bulacağına inandırmıştır. Bunun yerine bu kişi, kendi kiraladığı evde veya müşterilerle buluşmaya götürerek başvurucunun cinsel hizmetlerde bulunmasını ayarlamıştır.
Bu durum, soruşturma makamlarının başvurucunun iddialarını araştırma yükümlülüğü altında olduğu anlamına gelmektedir. Buna rağmen soruşturma makamları, soruşturmanın açık kurallarına uymamışlardır; özellikle tüm muhtemel tanıklar dinlenmemiş ve bu sebeple duruşmalar esnasında başvurucunun ifadesiyle sanık ifadesi karşı karşıya gelmiştir. Bu eksiklikler, başvurucu ve sanık arasındaki ilişkinin doğasına ve başvurucunun gerçekten sömürülmüş olup olmadığına ilişkin yerel makamların karar verme yetilerini azaltmıştır.
Kararın tamamını buradan okuyabilirsiniz. Mahkeme’nin yayımladığı basın özeti Dicle Demir tarafından çevrilmiştir.
İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM), 1980 darbesinden sonra askeri kışlada asılı halde ölü bulunan İrfan Çelik’in ölümüyle ilgili başlatılan soruşturmada 1985 yılında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesini; bu karardan 24 yıl sonra, 2009 tarihinde yeniden suç duyurusunda bulunmasını dikkate alarak, başvurucunun aradan geçen 24 senede hareketsiz kalması ve Türkiye’nin İHAM’a bireysel başvuru hakkını tanıdığı 28 Ocak 1987 tarihinden önce meydana gelen olaylar nedeniyle ihlal iddialarını incelemeye zaman yönünden (ratione temporis) yetkili olmadığı sonucuna varmıştır.
Fransızca yazılan kararı buradan okuyabilirsiniz. Kararın Türkçe çevirisi, Muhammed Canpolat tarafından yapıldı.
Efekan Sadak
Women on Waves
Amerika Birleşik Devletleri Yüksek Mahkemesi’nin 1973 yılındaki Roe v. Wade kararıyla birlikte kadınların kürtaja erişimi anayasal hak statüsündedir. Bu karar esas olarak ABD Anayasa’sının 14. Ek Maddesi’ne (bütün vatandaşların haklarının eşit korunması prensibi) dayanmaktadır. Gerekçeli karar kapsamında, devletin bu haklara saygı gösterirken hem hamile kadının sağlığını, hem de insan hayatı potansiyelini koruma sorumluluğu olduğunu vurgulanmıştır. Bu bağlamda, güvenli kürtaja erişim anayasal bir hak olmakla beraber, hakkın kullanımı sınırsız değildir. Her eyalet hakkın özünü ortadan kaldırmayacak şekilde düzenlemeler yapabilmektedir. Cumhuriyetçi eyaletler tarafından ortaya konulan düzenlemeler ise çeşitli kisveler altında kürtaja erişimi zorlaştıran düzenlemeler olarak tezahür etmektedir.
ABD Sağlık Hukuku uyarınca, doktorların kabul yetkisi (admitting privilege), tıbbi hizmet sağlayıcılarının hastaları belirli bir hastaneye kabul etmelerini ve bu hastanede kişisel olarak belirli tıbbi hizmetler sunmalarını sağlar. Kürtaj servisi bağlamında kabul yetkisi gereklilikleri, uzun süredir devam eden hasta güvencelerine çok az katkı sağlamakla birlikte, hastanelerin kürtaj servisi sağlayıcılarının bölgede hizmet sunmaya devam edip edemeyeceği konusunda veto yetkisini etkili bir şekilde temsil etmektedir. 2018 yılında Ulusal Bilimler Akademisi kabul yetkisi de dahil olmak üzere kürtaj servisinde tıbbi olarak gereksiz kısıtlamaların gecikmelere neden olduğunu ve kaliteli kürtaj servisine erişimi tehdit ettiğini tespit etmiştir.
Yeni hamle, hükûmetin yargı sistemini siyasetten arındırmak isterken, aslında yeniden siyasete alet ettiği suçlamalarına neden oldu.
Ermenistan’da iktidar partisi, ülkenin en üst mahkemesinin dokuz yargıcından üçünün görevine derhal son veren bir anayasa değişikliğini meclisten geçirdi.
Yeni yasa, meclisteki iki muhalefet partisi tarafından boykot edilen 22 Haziran’daki acil toplantıda oybirliğiyle geçti.
Başbakan Nikol Pashinyan ve destekçilerinin, eski rejime sadık yargıçlarla doldurulduğunu iddia ettikleri Ermenistan yargı sistemini yeniden şekillendirmek için giriştikleri son hareket bu hamle oldu. Pashinyan, özellikle Anayasa Mahkemesi’nin “halktan çok Serzh Sargsyan’ın yolsuz rejimini temsil ettiğini ve gitmesi gerektiğini” ifade etti.
Daha fazlasını oku…
AYM ve İHAM Kararlarıyla Avukatlara Yönelik Yargı Tacizi ve Çoklu Baro Değişikliği Teklifi

