İçeriğe geç

İHAM’ın Tercan v. Türkiye kararının özet çevirisi: “Darbe girişimi sonrası Anayasa Mahkemesi üyesinin usuli güvencelere aykırı olarak evinin aranması, tutuklanması ve tutukluluk halinin devam ettirilmesi, özgürlük ve güvenlik hakkı ile özel hayata saygı hakkının ihlalidir.”

Söz konusu dava, 15 Temmuz 2016’da gerçekleşen darbe teşebbüsü sonrasında bir terör örgütüne üye olduğu şüphesiyle Anayasa Mahkemesi eski üyesinin gözaltında tutulması, tutukluluğun devamına karar verilmesi ve bunlarla birlikte evinin aranması ile ilgilidir. 

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM) 29 Haziran 2021 tarihli Tercan v. Türkiye kararında (başvuru no.6158/18) oy birliğiyle İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin:

5. maddesinin 1.fıkrasının (özgürlük ve güvenlik hakkı) Bay Tercan’ın hukuka aykırı olarak gözaltına alınması ve tutuklanması nedeniyle ihlal edildiğine karar vermiştir. Mahkeme, kendisinin tutuklanmasının Anayasa Mahkemesi üyelerine tanınan usuli güvenceleri ihlal ettiği gerekçesiyle hukuka uygun olmadığını saptamıştır. 

5. maddesinin birinci fıkrasının (özgürlük ve güvenlik hakkı) Bay Tercan’ın tutuklu bulunduğu süre nezdinde kendisinin suçu işlediğine dair mevcut şüphenin makul gerekçelerden yoksun olması nedeniyle ihlal edildiğine karar vermiştir. Bay Tercan’a dair şüpheler, tutuklandığı esnada asgari koşul olarak aranan makul düzeye ulaşmamıştır. Söz konusu tedbir adalet sisteminin gözetimi altında uygulanmış olsa da sadece silahlı bir terör örgütüne üye olunduğuna dair şüpheye dayandırılmıştır. Bu denli bir şüphe seviyesi bir kişinin tutuklanmasını meşru kılamaz. 

5. maddesinin üçüncü fıkrasının (özgürlük ve güvenlik hakkı: kişinin gözaltında tutulması ve cezanın süresi ile ilgili kararların gerekçelendirilmesi) ihlal edildiğine karar vermiştir. Mahkeme, Bay Tercan’ın iki yıl ve sekiz ayı aşan bir süre için tutuklu kalmasını meşru kılacak herhangi bir durumun mevcut olmadığı görüşündedir. Mahkeme ayrıca bu cezaya yönelik başka alternatiflerin nazara alınmadığını not etmiştir. 

8. maddesinin (özel ve aile hayatına saygı hakkı) ihlal edildiğine karar vermiştir. Bay Tercan’ın evinde yapılan aramanın Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu konuyla ilgili karar vermeden önce (6216 sayılı Kanunun 17. maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen prosedür) yapılmış olması, Bay Tercan’ın konutuna saygı gösterilmesi hakkına yapılan müdahalenin “hukuka uygun olmadığını” göstermektedir. 

Mahkeme, iddiaların açıkça dayanaksız olması nedeniyle, başvurucunun hakimlerin tarafsız ve bağımsız olmadığına dair iddiasının incelenebilir olmadığına oy çokluğuyla karar vermiştir.  

Fransızca yazılan karara buradan, İngilizce basın özetine buradan ulaşabilirsiniz. Mahkeme tarafından yayımlanan basın özetinin çevirisi Emre Karaman ve Rumeysa Budak tarafından yapılmıştır. 

Tercan v. Türkiye, Başvuru no. 6158/18, Karar Tarihi: 29.06.2021

Daha fazlasını oku…

İHAM’ın Selma Melike v. Türkiye kararının özet çevirisi: “Kamu personeli başvurucunun bir Facebook gönderisini beğenmesi nedeniyle işten çıkarılması, ifade özgürlüğünün ihlalidir.”

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM – Mahkeme), 15 Haziran 2021 tarihli Selma Melike (başvuru no. 35786/19) kararında, oy birliğiyle İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 10. maddesinin (ifade özgürlüğü) ihlal edildiğine hükmetmiştir.

Dava; Milli Eğitim Bakanlığı’nın sözleşmeli personeli olan başvurucunun, (üçüncü kişiler tarafından bir sosyal medya ağında paylaşılan) çeşitli Facebook gönderilerini beğenmesi nedeniyle işten çıkarılmasına ilişkindir. Yetkililer; söz konusu gönderilerin, öğretmenlerin tecavüz suçu işlediğine ilişkin, siyasi partilerle ilişkili ve siyasi liderlere karşı suçlamalar içeren iddialarda bulunması nedeniyle işyerinde huzur ve sükuneti bozabileceğine kanaat getirmişlerdir.

Mahkeme, söz konusu içeriğin; yetkililer tarafından yapılan baskılayıcı uygulama iddialarının ağır bir siyasal eleştirisini oluşturduğuna, bu uygulamalara karşı tepki gösterilmesine çağrı yaptığına ve teşvik ettiğine, baro başkanının öldürülmesi hakkında öfkeli ifadeler, yetkililer tarafından denetlenen kurumlardaki öğrencilerin istismar edildiğine ilişkin suçlamalar ve tanınmış dini bir figür tarafından yapılan cinsiyetçi bir ifadeye karşı keskin bir tepki içerdiğine işaret etmektedir.

Mahkeme, bu durumun esasen ve tartışmasız bir şekilde kamu menfaatini ilgilendirdiğine karar vermiştir. Mahkeme’ye göre ifade özgürlüğüne ilişkin kısıtlamalar Sözleşme madde 10 § 2 kapsamına iki alana biraz girmektedir: siyasal söylem ve kamu yararı konusu. Ayrıca Mahkeme; Disiplin Kurulu ve ulusal mahkemelerin, başvurucunun eylemlerinin işyerindeki huzur ve sükuneti bozduğu sonucuna ulaşırken ilgili olguları ve unsurları dikkate almadıklarını belirtmiştir. Özellikle ulusal yetkililer; başvurucunun işyerinde olumsuz bir tepkiye neden olan ilgili “Beğeniler”in potansiyelini, ilgili materyalin içeriğini, gerçekleştirildikleri mesleki ve sosyal bağlamı ve potansiyel etkisi ile kapsamlarını değerlendirmeye çalışmamışlardır. Dolayısıyla somut olayda başvurucunun işten çıkarılmasını meşrulaştırmak için sayılan nedenler, yerinde ve yeterli olarak addedilemez. Ayrıca Mahkeme, başvurucuya verilen cezanın (tazminat hakkı olmaksızın iş akdinin derhal feshi), özellikle başvurucunun görevindeki kıdemi ve yaşı göz önüne alındığında, son derece ağır olduğuna hükmetmiştir. Son olarak Mahkeme’ye; ulusal mahkemelerin, dava konusu tedbiri haklı çıkartmak için yerinde ve yeterli sebepler sunamadıkları göz önüne alındığında, Sözleşme madde 10 ile güvence altına alınan ilkelere uygun standartları uygulayamadıkları sonucuna varmaktadır. Her halde, başvurucunun ifade özgürlüğüne yapılan müdahale ile ulusal yetkililerce izlenen meşru amaç arasında makul bir ölçülülük ilişkisi mevcut değildir.

Fransızca yazılan kararın tamamını buradan okuyabilirsiniz. Mahkeme tarafından yayımlanan basın özeti, Doğukan Kalınoğlu tarafından çevrilmiştir.

Daha fazlasını oku…

Haziran 2021 – İnsan Hakları Bülteni

İnsan hakları hukuku alanında meydana gelen gelişmeleri derlediğimiz İnsan Hakları Bülteni’mizin beşincisi hazır.

İnsan Hakları Bülteni’nin bir sonraki sayısında yayımlanması için ilgili gördüğünüz Temmuz ayı gelişmelerini anayasagundemi@gmail.com adresine mail atarak öneride bulunabilirsiniz. Bültenden haberdar olmak için mail listesine abone olmayı da unutmayın.

İnsan Hakları Bülteni’nin Haziran 2021 sayısını aşağıdan okuyabilirsiniz. Bültenin bu sayısı, Benan Molu, Rumeysa Budak ve Emre Karaman tarafından hazırlanmıştır.

Ulusal ve Uluslararası Kurumların Raporları ve Yayınları

Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Komitesi, iklim değişikliğine özel önem atfederek, çocuk hakları ve çevre üzerine yeni (26.) bir genel yorum hazırlama kararı aldı.

Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi, savaş suçlusu Ratko Mladic’in soykırım ve insanlığa karşı suç nedeniyle hüküm giymesine ve müebbet hapse çarptırılmasına dair kararı onadı.

Avrupa Konseyi, 2020 yılı cezaevi popülasyonu raporunu yayımladı. Türkiye, Avrupa Konseyi üyesi ülkeler içerisinde en fazla tutuklu/hükümlü sayısına sahip ülke. 31 Ocak 2020 itibarıyla Türkiye’de her yüz bin kişiden 984’ü (Yüzde 0,98) ya hapishanede ya da şartlı tahliye edilmiş durumda bulunuyor.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Savunucuları Özel Raportörü, Türkiye’de TCK ve TMK’nin hak savunucularını tutuklamak amacıyla kötüye kullanıldığını vurgulayıp Gezi – ÇHD – İHD davaları gibi davalarda avukatların ve hak savunucularının serbest bırakılmasını talep etti.

Daha fazlasını oku…

Haziran 2021 – AYM Kararları Bülteni

Merhaba,

Anayasa Mahkemesi tarafından Haziran ayında verilen önemli bazı kararların yer aldığı bülten yayında.

Önümüzdeki ay görüşmek üzere.

Yaşam hakkı ve etkili soruşturma yürütme yükümlülüğü

Ahmet Tunç Ve Diğerleri Başvurusu, Başvuru Numarası: 2016/2629, Karar Tarihi: 21/4/2021

2015-2016 yılları arasında Cizre’de ilan edilen sokağa çıkma yasakları sırasında bodrumlarda güvenlik güçlerinin orantısız güç kullanımı sonucu yaralanıp öldürülen başvurucu yakınlarının yaşam hakkı v etkili soruşturma yürütme yükümlülüğü ihlali iddiası – Anayasa Mahkemesi tarafından eksikliğin giderilmesi için verilen süreye karşı geçerli mazeret olmaksızın eksikliğin süresinde tamamlanmaması nedeniyle ret kararı

İşkence, insanlıkdışı ve aşağılayıcı muamele yasağı ve etkili soruşturma yürütme yükümlülüğü

Ahmet Aşık Başvurusu, Başvuru Numarası: 2017/27330, Karar Tarihi: 26/5/2021

Gözaltındayken ve emniyetten cezaevine götürülürken araç içinde kolluk görevlilerinin fiziksel ve sözlü şiddetine uğradığını, darp edildiğini, “FETÖ’nün liboşusunuz” denerek hakarete ve sinkaflı küfürlere maruz kaldığını söyleyen ve kalçasında iki taraflı, geçmiş ekimoz (çürüme, morluk) ve sol üst azı dişinde hassasiyet tespit eden sağlık raporunu sunan başvurucunun şikayetine karşı soruşturma yürütülmemesi – maddi ve usul yönüyle insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamelede bulunma yasağının ihlali

Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı

İdil Eser Başvurusu, Başvuru Numarası: 2017/35560, Karar Tarihi: 11/3/2021

Uluslararası Af Örgütü Türkiye şubesi direktörü olduğu dönemde insan hakları savunucusu ve Af Örgütü çalışanı olarak yürüttüğü faaliyetler gerekçe gösterilerek Büyükada davası kapsamında tutuklanması – kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlali

Yakup Çetin Başvurusu, Başvuru Numarası: 2018/15113, Karar Tarihi: 11/3/2021

Başvurucu hakkında tahliyeye karar verildikten birkaç saat sonra benzer olgulara dayanan yeni bir soruşturma kapsamında ikinci kez tutuklama kararı verilmesi – kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlali

Daha fazlasını oku…

İHAM’ın Ömür Çağdaş Ersoy v. Türkiye kararının özet çevirisi: “Üniversite öğrencisine başbakana hakaret ettiği gerekçesiyle verilen cezada hükmün açıklanmasının geri bırakılması, ifade özgürlüğü ihlalidir.”

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM), Ömür Çağdaş Ersoy v. Türkiye (Başvuru Numarası: 19165/19) başvurusunda oybirliği ile İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin 10. maddesinin (ifade özgürlüğü) ihlal edildiğine karar vermiştir.

Başvuru, kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret etmek ile suçlanan Orta Doğu Teknik Üniversitesi (“ODTÜ”) öğrencisi olan başvurucunun cezai mahkumiyetine ilişkindir.

Başvurucu, ulusal makamlar tarafından 22 Aralık 2012 tarihinde Ankara Adliyesi önünde düzenlenen, 18 Aralık 2012 tarihinde ODTÜ kampüsünde başbakanın ziyaretini protesto etmeleri nedeniyle polis tarafından gözaltına alınan öğrencilere destek gösterisi sırasında dönemin başbakanı (Recep Tayyip Erdoğan) hakkında kullandığı ifadeler nedeniyle suçlanmıştır.

Mahkeme’ye göre, başvurucunun açıklamaları 18 Aralık 2012 tarihli öğrenci gösterisine yapılan polis müdahalesi ve başbakan ile devlet makamlarının ODTÜ öğrencilerine ilişkin tavırları ve politikalarına yönelik kamu yararına olan bir tartışma ile ilgilidir. Söz konusu açıklamalar, başvurucu tarafından yönetim şekli diktatörlük olarak tanımlanan başbakanın ODTÜ kurumuna ve öğrencilerine yönelik yine başvurucu tarafından ölçüsüz ve aşırı olarak nitelendirilen tavrını kınaması sebebiyle başbakana karşı kesin bir muhalefet ve düşmanlığı göstermektedir.

Mahkeme, bir siyasetçi yönünden kabul edilebilir eleştirinin sınırlarının özel bir kişiye ilişkin sınırlardan daha geniş olduğunu yeniden vurgulamıştır. Ancak Mahkeme, ulusal mahkemelerin başvurucuyu mahkûm ederken, kamu görevlilerine dair bilgilerin veya görüşlerin açıklanması bakımından bu görevlilere diğer kişilere nazaran daha geniş bir koruma sağlayan bir Türk Ceza Kanunu hükmüne dayandığını belirtmiştir. Bu bağlamda Mahkeme, hakaretlere ilişkin özel bir kanun yoluyla arttırılmış koruma sağlanmasının Sözleşme’nin ruhu ile kural olarak uyumlu olmadığı yönündeki geçmiş kararını yeniden vurgulamıştır. Mahkeme ayrıca, devlet kurumlarını temsil eden kişilerin, kurumsal kamu düzeninin garantörleri olarak yetkili makamlar tarafından korunması tamamen meşru iken bu kurumların baskın pozisyonlarının cezai davalara başvurma hususunda çekince göstermeleri gerektirdiğini vurgulamıştır.

Sonuç olarak, ulusal makamlar, başvurucunun ifade özgürlüğü ve diğer tarafın özel hayata saygı hakkı arasında, Mahkeme içtihatlarında ifade edilen ilkelere uygun ve yeterli bir dengeleme eylemi gerçekleştirmemiştir. Her halükârda, başvurucunun ifade özgürlüğüne yapılan müdahale ile ilgili kişinin saygınlığının korunması meşru amacı arasında makul bir orantılılık ilişkisi bulunmamaktadır.

Fransızca yazılan kararın tamamına buradan ulaşabilirsiniz. Mahkeme tarafından yayımlanan kararın basın özetinin çevirisi Batuhan Karataş tarafından yapılmıştır.

Daha fazlasını oku…

İHAM’ın Miniscalco v. İtalya kararının özet çevirisi: “Görevi kötüye kullanma suçundan kesinleşmiş mahkumiyet kararı nedeniyle başvurucunun İtalya bölgesel seçimlerinde aday olmaktan men edilmesi, serbest seçim hakkını ihlal etmez.”

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin (İHAM), Miniscalco v. İtalya kararı 2011 yılında kesinleşen görevi kötüye kullanma suçundan mahkûmiyeti nedeniyle 2013 bölge seçimlerinde aday olmaktan men edilmesinden şikayet eden bir başvurucuyla (Marcello Miniscalco) ilgilidir. Bu adaylıktan men kararı, 235/2012 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin Ocak 2013’te yürürlüğe girmesinden kaynaklanmıştır.

Bay Miniscalco, bu kararnamenin hükümlerinin adaylığına uygulanmasının, 2011’deki nihai mahkûmiyetinin gerektirdiği cezaya ek olarak yeni bir ceza verilmesi anlamına geldiğini ve daha katı bir ceza yasasının geriye dönük uygulamasını temsil ettiğini savunmuştur. Bu bağlamda, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin (İHAS) 7. maddesine (kanunsuz ceza olmaz) ve Sözleşme’nin 1 Numaralı Ek Protokolü’nün 3. maddesine (serbest seçim hakkı) dayanmıştır.

Mahkeme, 7. madde (kanunsuz ceza olmaz) kapsamındaki şikayeti kabul edilemez bulmuştur. Bölgesel seçimlerde aday olmaktan men edilmenin, Sözleşme’nin 7. maddesi anlamında bir ceza yaptırımına eşdeğer sayılamayacağı kanaatine varmıştır.

Mahkeme ayrıca, oybirliğiyle, bölgesel seçimlerde aday olmaktan men edilmenin, İtalyan makamları tarafından izlenen meşru amaçla (genel olarak kamu makamlarının düzgün işleyişini sağlamak) orantısız olmadığı sonucuna vararak 1 Numaralı Protokol’ün 3. maddesinin (serbest seçim hakkı) ihlal edilmediğine karar vermiştir.

Mahkeme, özellikle, bu ulusal bağlamda, bölgesel seçimlerde aday olmaktan çıkarmanın derhal uygulanmasının, yasama organının belirtilen amacı olan ciddi suçlardan hüküm giymiş kişileri seçim prosedürlerinden hariç tutmak ve böylece demokratik sürecin bütünlüğünü korumak ile tutarlı olduğunu tespit etmiştir. Mahkeme, İtalyan yasama organının, suçların işlendiği tarih yerine ceza mahkûmiyeti kararının kesinleştiği tarihi men edilme uygulamasının temeli olarak kullanma kararını yerinde bulmuştur. İtalyan yasama organı, 235/2012 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin yürürlüğe girmesinden sonra bu Kanun Hükmünde Kararname’de sıralanan suçlardan hüküm giymiş tüm bireylere tedbiri uygularken, açık bir şekilde, kamu makamları içindeki yasadışı faaliyetlerle mücadeleye yönelik yasal çerçeveyi tamamlamayı ve güçlendirmeyi amaçlamıştır.

Fransızca olan kararın tamamını buradan okuyabilirsiniz. Kararın basın özeti çevirisi Av. Rumeysa Budak tarafından yapılmıştır.

Daha fazlasını oku…

İHAM’ın Erkizia Almandoz v. İspanya kararının özet çevirisi: “Siyasetçi başvurucunun eski bir ETA üyesi için düzenlenen halka açık anmadaki sözleri nedeniyle hapis ve hak mahrumiyeti cezası alması, ifade özgürlüğünün ihlalidir.”

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM – Mahkeme), 22 Haziran 2021 tarihli Erkizia Almandoz (başvuru no. 5869/17) kararında, oy çokluğuyla (altıya karşı bir) İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 10. maddesinin (ifade özgürlüğü) ihlal edildiğine hükmetmiştir.

Dava, bir ayrılıkçı Bask siyasetçi olan başvurucunun, eski bir ETA terör örgütü üyesinin anma törenine katılması ve terörizmi alenen savunması nedeniyle bir yıl hapis cezası ve yedi yıl hak mahrumiyeti cezası almasına ilişkindir.

Mahkeme; nefret söylemi ile terörizmi tasvip eden veya savunan ifadeleri niteleyen çeşitli unsurları analiz ederek, başvurucunun ifadelerini gergin bir siyasal ve sosyal bağlamda eski bir ETA üyesinin hatırasına düzenlenen bir törende yapmış olsa da, ifadelerdeki sözcük kullanımının ve içeriğin, başvurucunun insanları şiddete tahrik etmek ya da terörizmi tasvip etmek veya savunmak niyetinde olmadığını gösterdiğini tespit etmiştir.

Mahkeme’nin görüşüne göre, terör şiddetine doğrudan ya da dolaylı teşvikin unsurları oluşmamıştır ve iddia edilenin aksine başvurucu, törendeki söylemi ile abertzale solunun belirli siyasal hedeflerine ulaşmak için demokratik bir yol izlemesini desteklemektedir. Mahkeme, yetkililerin başvurucunun ifade özgürlüğüne yapmış olduğu müdahalenin “demokratik toplum düzeninin gerekleri” ile bağdaşmadığına hükmetmiştir.

Fransızca yazılan kararın tamamını buradan okuyabilirsiniz. Mahkeme tarafından yayımlanan basın özeti, Doğukan Kalınoğlu tarafından çevrilmiştir.

Daha fazlasını oku…

İHAM Büyük Dairesi’nin Big Brother Watch ve Diğerleri v. Birleşik Krallık kararının özet çevirisi: “Kitlesel dinleme ve iletişim hizmeti sağlayıcılarından iletişim verilerinin alınması rejimi, özel hayatı ve ifade özgürlüğünü ihlal eder.”

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi Büyük Dairesi 25 Mayıs 2021 tarihli Big Brother Watch ve Diğerleri v. Birleşik Krallık (başvuru no. 58170/13, 62322/14 ve 24969/15) kararında:

oybirliğiyle, kitlesel dinleme rejimine ilişkin olarak Avrupa Sözleşmesi’nin 8. maddesinin (özel hayata ve aile hayatına/iletişime saygı hakkı) ihlal edildiğine;

oybirliğiyle, iletişim hizmeti sağlayıcılarından iletişim verilerinin alınması rejimine ilişkin olarak 8. maddenin ihlal edildiğine;

5’e karşı 12 oyla, yabancı Hükümetlerden ve istihbarat teşkilatlarından ele geçirilen materyalin talep edilmesi nedeniyle Birleşik Krallık rejimi bakımından 8. maddenin ihlal edilmediğine;

oybirliğiyle, hem kitlesel dinleme rejimi hem de iletişim hizmet sağlayıcılarından iletişim verilerinin alınması rejimi ile ilgili olarak 10. maddenin (ifade özgürlüğü) ihlal edildiğine; ve

5’e karşı 12 oyla, yabancı hükümetlerden ve istihbarat teşkilatlarından ele geçirilen materyalin talep edilmesi rejimine ilişkin olarak 10. maddenin ihlal edilmediğine karar vermiştir.

Dava, gazetecilerin ve insan hakları örgütlerinin üç farklı gözetim rejimine ilişkin şikayetleriyle ilgilidir: (1) iletişimin kitlesel olarak dinlenmesi; (2) yabancı hükümetlerden ve istihbarat teşkilatlarından gelen engelleme materyalinin alınması; (3) iletişim hizmeti sağlayıcılarından iletişim verilerinin alınması.

İlgili zamanda, kitlesel dinleme ve iletişim hizmeti sağlayıcılarından iletişim verilerinin alınması rejimi, 2000 tarihli Soruşturma Yetkileri Yönetmeliğinde yasal bir temele sahiptir. Bu temel, o zamandan itibaren 2016 Soruşturma Yetkileri Yasası ile değiştirilmiştir. Büyük Daire’nin bulguları, yalnızca, şikayet konusu olayların meydana geldiği tarihte yürürlükte olan ve yasal bir çerçevede olan 2000 tarihli Kanun hükümleriyle ilgilidir.

Mahkeme, Devletlerin modern toplumda karşı karşıya kaldıkları çok sayıda tehdit nedeniyle, kitlesel bir müdahale rejimi yürütmenin başlı başına Sözleşmeyi ihlal etmediğini değerlendirmiştir. Ancak, böyle bir rejimin “uçtan uca değerlendirmeye” tabi olması gerekiyordu. Yani ulusal düzeyde, alınan önlemlerin gerekliliği ve orantılılığı konusunda sürecin her aşamasında bir değerlendirme yapılmalı, operasyonun amacı ve kapsamı tanımlanırken başlangıçta bağımsız yetkilendirmeye tabi olmalı ve operasyonun denetime ve bağımsız, makabline şamil incelemeye tabi olması gerekmektedir.

Birleşik Krallık’ta uygulanan kitlesel dinleme rejimini göz önünde bulunduran Mahkeme, aşağıdaki eksiklikleri tespit etmiştir: Toplu dinlemeye yürütmeden bağımsız bir organ tarafından değil, Dışişleri Bakanı tarafından izin verilmiştir, incelemeden sorumlu olacak iletişim türlerini tanımlayan arama terimleri kategorileri, bir izin başvurusuna dahil edilmemiştir ve bir bireye bağlı arama terimleri (yani, bir e-posta adresi gibi belirli tanımlayıcılar) önceden dahili yetkilendirmeye tabi değildir.

Mahkeme ayrıca, gizli gazetecilik materyalleri için yeterli koruma içermediğinden kitlesel dinleme rejiminin 10. maddeyi ihlal ettiğini tespit etmiştir.

İletişim hizmeti sağlayıcılarından iletişim verilerinin alınmasına ilişkin rejimin de kanuna uygun olmadığı için 8. ve 10. maddeleri ihlal ettiği tespit edilmiştir.

Ancak Mahkeme, Birleşik Krallık’ın yabancı hükümetlerden ve/veya istihbarat teşkilatlarından istihbarat talep edebileceği rejimin, kötüye kullanıma karşı koruma sağlamak için yeterli güvencelere sahip olduğuna ve Birleşik Krallık makamlarının bu tür talepleri iç hukuk ve Sözleşme kapsamındaki görevlerini atlatmanın bir yolu olarak kullanmamalarını sağlamak için yeterli güvencelere sahip olduğuna karar vermiştir.

Karar İngilizce ve Fransızca olarak mevcuttur. Kararın tamamını buradan okuyabilirsiniz. Mahkeme’nin yayımladığı basın özetinin çevirisi Furkan Yaşar tarafından yapılmıştır.

Daha fazlasını oku…

İHAM Büyük Dairesi’nin Centrum för rättvisa v. İsveç kararının özet çevirisi: “İletişimin istihbarat toplamaya, keyfiliğe ve kötüye kullanıma karşı yeterli güvence içermeyen bir şekilde kitlesel sinyallerle denetlenmesi, özel hayata saygı hakkının ihlalidir.”

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi Büyük Dairesi 25 Mayıs 2021 tarihli Centrum för rättvisa v. İsveç (başvuru no. 35252/08) kararında, ikiye karşı 15 oyla,  İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin 8. maddesinin (özel ve aile hayatına, konut ve yazışmaya saygı hakkı) ihlaline karar vermiştir:

Dava, İsveç’teki ve yurtdışındaki bireyler, kuruluşlar ve şirketlerle günlük olarak e-posta, telefon ve faks yoluyla, genellikle hassas konularda iletişim kurduğu için başvurucu vakfın iletişimlerinin sinyal istihbaratı yoluyla ele geçirildiği ve incelendiği iddiasıyla ilgilidir.

Mahkeme, özellikle, İsveç kitlesel dinleme rejiminin temel özelliklerinin, hukukun kalitesine ilişkin Sözleşme gerekliliklerini karşılamasına rağmen, rejimin yine de üç kusurdan mustarip olduğuna karar verdi: Kişisel veri içermeyen ele geçirilen materyalin imhasına ilişkin açık bir kuralın olmaması, Sinyal İstihbarat Yasasında veya diğer ilgili mevzuatta, istihbarat materyalinin yabancı ortaklara iletilmesine karar verilirken, bireylerin mahremiyet menfaatlerinin dikkate alındığına dair bir gerekliliğin olmaması ve etkili bir geriye dönük incelemenin olmaması. Söz konusu eksikliklerin bir sonucu olarak, sistem “uçtan uca” güvencelerin gerekliliğini karşılamamış, bu konuda davalı Devlete bırakılan takdir marjını aşmıştır ve genel olarak, Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlaline yol açan keyfilik ve suiistimal riskine karşı koruma sağlamamıştır.

Karar İngilizce ve Fransızca olarak mevcuttur. Kararın tamamını buradan okuyabilirsiniz. Mahkeme’nin yayımladığı basın özetinin çevirisi Furkan Yaşar tarafından yapılmıştır.

Daha fazlasını oku…

İHAM’ın Association ACCEPT ve Diğerleri v. Romanya kararının özet çevirisi: “Polisin, aşırı sağcıların gey film gösterimine saldırarak katılımcılara homofobik tacizde bulunmalarını önlemede ve etkili soruşturma yürütmede başarısız olması ayrımcılık yasağının ihlalidir.”

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM) 1 Haziran 2021 tarihli Association ACCEPT ve Diğerleri v. Romanya kararında (başvuru no.19237/16) İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin, 14. maddesinin (ayrımcılık yasağı) 8. madde (özel ve aile hayatına saygı hakkı) ile bağlantılı olarak ihlal edildiğine oy çokluğuyla, 11. madde (toplantı ve dernek kurma özgürlüğü) ile bağlantılı olarak ihlal edildiğine ise oy birliğiyle karar vermiştir. 

Söz konusu olay, başvurucu derneğin Şubat 2013 tarihindeki LGBT Tarihi Ayı’nda aynı cinsiyetten bir ailenin gösterildiği bir film esnasında yapılan gösteriler ile ilgilidir. Diğer beş başvurucu da film gösterimine katılmışlardır. Polis koruma sağlamış olsa da sinema, aşırı sağcı ibareler taşıdığı iddia edilen protestocular tarafından istila edilmiştir. Gösterime katılan herkes sözlü tacize uğramıştır.

Başvurucunun derneği ve diğer başvurucuların savcılara yönelttiği şikayetler herhangi bir iddianamenin hazırlanmasına yol açmamıştır. Mahkemeye yöneltilen itiraz üzerine faşist sembollerin kamusal alanda gösterildiğine dair makul şüpheyi aşacak nitelikte delil bulunamadığına karar verilmiştir.

Mahkeme özellikle, olay yerine yeterli çoğunluğu sağlamış olmasına rağmen, polisin homofobik söylemleri önleyemediğini ve söz konusu gösterimin yapılmasını sağlayamadığını saptamıştır. Mahkeme ayrıca yürütülen soruşturmanın başvuruculara karşı yöneltilmiş homofobik tacizi araştırmak için gerekli makul adımları takip etmediğine karar vermiştir.

Daha fazlasını oku…