İçeriğe geç

İHAM’ın Rotaru v. Moldova Cumhuriyeti kararının özet çevirisi: “Bankaya olan borcu nedeniyle belirsiz bir süre boyunca başvurucunun pasaportunu yenilemesine izin verilmemesi, kanunilik şartını karşılamaz ve seyahat özgürlüğünün ihlalidir.”

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesinin 8 Aralık 2020 tarihli Victor Rotaru v. Moldova Cumhuriyeti kararı yerel makamların, üçüncü bir kişiye (bankaya) olan borcunu ödemesini gerektiren mahkeme kararına uymaması nedeniyle başvurucunun pasaportunu yenilemeyi reddetmeleri ile ilgilidir.

Mahkeme oybirliği ile aldığı Daire kararında yerel nüfus müdürlüğünün, kanunda belirtilen tek şartı (borcun geri ödenmemesi) sağlamasına karşın başvurucuya pasaport vermeyi reddetmesini İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesine Ek 4 No’lu Protokolün 2. maddesini (seyahat özgürlüğü) ihlal ettiğine hükmetmiştir. Pasaport alma yasağının süresi belirsizdir ve tedbirin orantılı olup olmadığının hiçbir aşamada incelendiği görülmemektedir.

Mevcut davada uygulanan yerel mevzuat başvurucuya yetkililerin görevini kötüye kullanması riskini engellemeye yönelik yeterli usul güvencesi sağlamamaktadır ve başvurucu, demokratik bir toplumdaki hukuka üstünlük kuralının koşullarından biri olan keyfiliğe karşı korumadan mahrum bırakılmıştır.

Fransızca kararın tamamını buradan okuyabilirsiniz. Kararın özet çevirisi B. Günsu Karacaoğlan tarafından yapılmıştır.

Rotaru v. Moldova Cumhuriyeti, Başvuru No. 26764/12, Karar Tarihi: 08.12.2020

Daha fazlasını oku…

FORUM – Av. Rumeysa Budak – Tutukluluk İçin Başvurulabilecek Uluslararası Koruma Mekanizmaları

Av. Rumeysa Budak

Yargılama öncesi tutukluluk, özgürlük ve güvenlik hakkının sınırlandırılmasında istisnai bir tedbir olmasına rağmen Türkiye açısından oldukça sık başvurulan ve olağanüstü hal (OHAL) sonrası dönemde uluslararası anlaşmalara koyulan çekinceler sebep gösterilerek sayısı katlanarak artan bir tedbir haline gelmiştir. Bu noktada iç hukuk yolları tüketildikten sonra başvuru sahiplerinin uluslararası arenada haklarının nasıl araması gerektiği, hangi uluslararası yollara ne şekilde başvurulması gerektiği ise değinilmesi gereken önemli bir husustur. Tutukluluğa ilişkin başvurulabilecek tek bir uluslararası mekanizma olmaması nedeniyle başvuru yapacak kişilerin var olan mekanizmalar hakkında karşılaştırmalı olarak bilgi sahibi olmaları önemlidir. İç hukukta zaten yıllar süren bir yolu kat ederek uluslararası arenaya gelmeyi başarmış başvurucunun bilinçsizce yapılacak bir başvuru nedeniyle hakkını kaybetmesine sebep olunmamalı ve elde etmek istediği sonuca ilişkin doğru şekilde yönlendirilmelidir.

Tutukluluk için başvurulabilecek insan hakları uluslararası koruma mekanizmalarını global seviyedeki mekanizmalar ve bölgesel seviyedeki mekanizmalar olarak iki ayrı başlıkta incelemek mümkündür.

Global Seviyede Tutukluluğa İlişkin Başvurulabilecek Merciler

Global seviye ile Birleşmiş Milletler bünyesinde kurulan başvuru organları ifade edilmektedir. Söz konusu organlardan tutukluluk başvurusu yapılabilecekler ise Birleşmiş Milletler Keyfi Tutukluluk Çalışma Grubu (UN Working Group on Arbitrary Detention) ve Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi (UN Human Rights Committee)’dir. Her iki organ da BM nezdinde kurulmuş ise de aralarında çok önemli farklar bulunmakta ve başvuru yaparken bunlara mutlaka dikkat edilmesi gerekmektedir.  

BM çatısı altında kurulan organlar ise dayandıkları hukuki metne göre BM Şartı (UN Charter-based) Temelli Organlar ve Anlaşma Temelli (Treaty-based) Organlar olarak sınıflandırılmaktadır.

Birleşmiş Milletler Keyfi Tutukluluk Çalışma Grubu (BMKTÇG)

BMKTÇG, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi tarafından denetlenen BM Şartı temelli tematik özel prosedürlerden biridir. Tematik özel prosedür olması nedeniyle, hukuki dayanağı bir uluslararası insan hakları anlaşması olan ve üyeleri taraf devletlerin toplantısı sonucu seçilen anlaşma temelli organlardan ayrılmalıdır. BMKTÇG, sözleşme temelli olmayan, bireysel başvuruları inceleme yetkisini haiz tek organdır. Ancak bireysel başvuru incelemesinden dolayı bir mahkeme olarak değerlendirilmemelidir ki bu nedenle bu kurum yargısal olmayan (non-judicial mechanism) bir organdır. Bu nedenle keyfi tutukluluğa ilişkin Çalışma Grubu’na yapılan başvurular sonucu, Çalışma Grubu buna ilişkin “Görüş(opinion)” yayınlamaktadır. Nitekim Çalışma Grubu’nun veritabanına bakıldığında başvurular sonucu yayınlanan metinler “görüş” olarak nitelendirilmektedir.[1] Bu nedenle bu organa başvurulduğunda alınılacak sonucun 5 bağımsız uzman tarafından sunulmuş bir görüş olduğu bilinmelidir. Çalışma Grubu tarafından yayınlanan görüşlere bakıldığında sonuç olarak keyfi tutuklamaya ilişkin hukuksuzluğun giderilmesi konusunda devletten “talepte” bulunduğu görülecektir ki yargısal bir organ kararı olsa idi bir devletten talepte bulunma ifadesinin kullanılması söz konusu olmayacaktı. İç hukuk yollarının tüketilmesi ise bu organda şart değildir, bu durum Çalışma Grubu’nun Türk iç hukuk yollarını etkisiz görmesi sonucu meydana gelen bir durum değil, halihazırda Çalışma Grubu’na bireysel başvuru için kabul edilebilirlik kriteri olmayan bir durumdur. Ancak bu mekanizmaya hakkında ilk derece mahkemesince hüküm verilmemiş kişiler için başvurulması gerekmektedir. Nitekim hakkında mahkumiyet kararı verilen kişi için tutukluluğun keyfi olduğu görüşü geçerliliğini yitirmektedir. Tazminata ilişkin olarak ise eğer Çalışma Grubu, tutuklamanın keyfi olduğu görüşüne varırsa bunun tazmin edilmesini de görüşleri arasına eklemektedir, ancak ilgili devleti herhangi bir miktar belirterek tazminat ödemeye hükmetme yetkisi söz konusu değildir.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi, BM bünyesinde kurulmuş Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’yi yorumlamaya yetkili organdır. Bu Sözleşmeye ek Protokol ile Komite’nin bireysel başvuru inceleme yetkisi kabul edilmiştir.

Komite, yarı yargısal (quasi-judicial) bir organ olarak kabul edilmektedir, bunun sebebi ise İnsan Hakları Komitesi’nin bireysel başvuruları değerlendirmedeki işlevi, bir yargı organının işlevi olmasa da yani bir mahkeme olarak kabul edilmese de verilen görüşler, bir yargı kararının bazı önemli özelliklerini sergilemektedir. Bununla komite üyelerinin tarafsız ve bağımsız olması, sözleşmenin yorumlanması ve kararların belirleyici niteliği ifade edilmektedir.[2] Komite kararlarında kullanılan dile bakıldığında yine Komite’nin ihlale ilişkin bulgularını ve tavsiyelerini bildirdiği ve ilgili Devleti sözleşmeden kaynaklanan sorumluluklarını hatırlattığı görülmektedir.

Sözleşme’nin 9.maddesi uyarınca korunan özgürlük ve güvenlik hakkına ilişkin yapılacak başvurular için Sözleşme’ye Ek Protokol uyarınca iç hukuk yollarını tüketme şartı olsa da Komite, Özçelik-Karaman kararında Anayasa Mahkemesi’nin geçerli bir iç hukuk yolu olmadığına karar verdiği için Anayasa Mahkemesi’ne başvurmadan da Komite’ye başvurmak mümkün hale gelmiştir. İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin (İHAM) aksine iç hukuk yollarını tükettikten sonra 6 ay gibi herhangi bir süre şartı bulunmadan Komite’ye başvurmak mümkündür.

Süre şartının olmaması, iç hukuk yollarının etkisiz olduğuna dair emsal bir kararın var olması ve İHAM kadar büyük bir iş yükünün olmaması Komite’ye yapılan başvurulardan çabuk ve olumlu sonuç alınmasını sağlamaktadır. Ancak tutukluluk için Komite’ye başvuru yapıldığında yine tutukluluk için İHAM’a başvuru imkanı ortadan kalkmaktadır. Alınan Komite kararların bağlayıcılığı ise hem uluslararası hukukta ayrı bir tartışma konusudur, hem de Türkiye açısından aşağıda da ifade edileceği üzere İHAM gibi gerçek anlamda bir “mahkeme” tarafından verilen kararlar uygulanmazken yarı-yargısal bir organ tarafından verilen kararların devlet tarafından bağlayıcı olarak ele alınıp alınmayacağı büyük bir şüphe oluşturmaktadır. Tazminata ilişkin olarak ise Çalışma Grubu ile benzer şekilde, Komite tutuklamanın keyfi olduğu görüşüne varırsa bunun tazmin edilmesini de görüşleri arasına eklemektedir, ancak ilgili devleti herhangi bir miktar belirterek tazminat ödemeye hükmetme yetkisi söz konusu değildir.

Bölgesel Düzeyde İnsan Hakları Bireysel Başvuru Mekanizmaları

İnsan hakları bakımından bölgesel düzeyse insan hakları mekanizmalarına vücut veren İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi (İHAS), Amerikan İnsan Hakları Sözleşmesi ve Afrika İnsan ve Halkların Hakları Sözleşmesi olmak üzere 3 adet sözleşme bulunmaktadır. Türkiye olarak İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’ne taraf olunduğu için bu başlık altında yalnızca bu sözleşme ve İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nden bahsedilecektir.

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi

Tutukluluğa ilişkin olarak bu anlaşma uyarınca İHAS 5.madde tarafından korunan özgürlük ve güvenlik hakkının ihlali bağlamında başvuru yapmak mümkün. Uygulamada halihazırda Türkiye aleyhine verilmiş olan ihlal kararlarını uygulamama konusunda bir direnme söz konusu olsa da teoride İHAM’ın yargısal bir organ olduğu ve kararlarının bağlayıcılığı noktasında hem uluslararası hem de ulusal boyutta herhangi bir soru işareti yoktur. Kullanılan dile bakıldığında ise İHAM bir mahkeme olarak ihlal olduğuna ve gerekli durumlarda ihlale neden olan devletin başvurucuya tazminat ödemesine “hükmeder”. Yine İHAM özelinde bakılacak olunursa ayrıca kararların icrası mekanizması mevcuttur ve düzenli olarak ülkelerin temsilcileriyle kararların uygulanıp uygulanmadığı veya tazminatın yatırılıp yatırılmadığı hakkında Bakanlar Konseyi Kararların İcrası Departmanı’nda oturumlar gerçekleştirilmektedir. Ancak Mahkeme’nin iş yükünün diğer organlara kıyasla çok fazla olması ve kabul edilebilirlik noktasında yine diğerlerine nazaran sıkı şartları gerektirmesi karar alma süresinin de uzamasına neden olmaktadır.

Sonuç Yerine

Tutukluluk konusunda başvurulabilecek global ve bölgesel boyuttaki başvuru mekanizmaların yukarıda da anlatıldığı üzere başvurulacak organın niteliği, kabul edilebilirlik kriterleri, alınacak kararın mahiyeti, gerek uluslararası boyutta ve gerekse ulusal boyutta bağlayıcılığı açısından birbirlerinden çok farklı mekanizmalardır. BMKTÇG özelinde şu ana kadar OHAL sonrası gerçekleşen tutuklamalara ilişkin yapılan başvurular sonucu 15 görüş çıkmıştır. Her ne kadar bu görüşler bir mahkeme kararı niteliğinde olmasa da uluslararası bir organdan alınmış olan bir görüş olarak iç hukukta mahkemelere sunulabilmesi bakımından önemlidir. Ancak bunun yerine Çalışma Grubu’nca sunulan mevcut görüşleri, Çalışma Grubu’na başvuru yapmadan emsal görüş olarak benzer hak ihlali iddiası olan kişiler iç hukuktaki dosyalarında sunabilirler. BM İnsan Hakları Komitesi ve İHAM’a başvuru noktasında ise başvurucuların tutukluluk ihlali iddialarına ilişkin tek beklentisi uluslararası organdan bir ihal karar almak ise bu noktada BM İnsan Hakları Komitesi birinci tercih olabilir, bu noktada ise İHAM’a başvuru ve tazminat imkanlarının ise ortadan kalktığı bilinmelidir.


[1] https://wgad-opinions.ohchr.org/search/results

[2] HRC, General Comment No. 33, 2008, para. 11

Anayasa Gündemi – FORUM sayfasında yayınlanan yazılar herhangi bir denetimden veya hakem kontrolünden geçmemektedir. Yazıların içeriğinden yalnızca yazar(lar) sorumludur. Yazılar ancak kaynak gösterilerek ve link verilerek kullanılabilir.

İHAM’ın Berkman v. Rusya kararının özet çevirisi: “LGBTİ+ etkinliği katılımcılarının saldırgan karşıt göstericilerden korunmaması Sözleşme’yi ihlal eder.”

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin (İHAM) 1 Aralık 2020 tarihli Berkman v. Rusya kararı, St Petersburg meydanındaki kamusal LGBTİ+ etkinliğinde, yetkililerin katılımcıları saldırgan karşıt göstericilerden korumamasını konu almaktadır.

Mahkeme verdiği Daire kararıyla, oybirliğiyle; başvurucunun etkinlik sırasında yakalanmasının hukuka aykırı olması sebebiyle İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin (İHAS) 5. maddesinin 1. fıkrasının (özgürlük ve güvenlik hakkı) ihlal edildiğine; başvurucunun yakalanmasının yeterli bir gerekçelendirme olmaksızın kendisini LGBTİ+ etkinliğine katılmaktan alıkoyması sebebiyle İHAS’ın 11. maddesi (gösteri özgürlüğü) kapsamındaki Devlet yükümlülüklerinin tek başına ihlal edildiğine; polis memurlarının etkinliğe erişim için gereken adımları atmaması ve başvurucunun karşıt göstericilerin homofobik saldırısından korunmaması sebebiyle 14. madde (ayrımcılık yasağı) ile bağlantılı olarak 11. madde kapsamındaki Devlet yükümlülüklerinin ihlal edildiğine ve polis memurlarının yalnızca LGBTİ+ etkinliği katılımcılarını yakaladığı ve karşıt göstericilerin kamu düzenini bozucu hareketlerini göz ardı ettiği yönündeki başvurucu iddiasıyla ilgili olarak 14. madde ile bağlantılı olarak 11. maddenin ihlal edilmediğine karar vermiştir.

Mahkeme özel olarak, Sözleşme kapsamında Devlet’in yalnızca gösteri özgürlüğü hakkına müdahale etmeme görevi olmadığını tespit etmiştir. Bu hakkın gerçekten kullanılabilmesi ve etkili olabilmesi için, ayrıca yetkililerin gösterilere erişimi ve katılımcıların güvenliğini teminat altına alma yükümlülüğü bulunmaktadır.

Bununla birlikte başvurucunun davasında, polis memurlarının gerilim riskini önceden bilmesine ve karşıt göstericilerden sayıca fazla olmasına rağmen homofobik saldırılar karşısında pasif bir tutum benimsediği görülmektedir.

Mahkeme, Rusya tarihinde kamusal bir düşmanlık geliştirilen kırılgan bir azınlık gruba mensup olması sebebiyle, başvurucunun davasında yetkililerin ilgili adımları atmasının ve koruma yükümlülüğünü yerine getirmesinin çok daha büyük önem arz ettiğini özel olarak vurgulamıştır.

Kararın tamamını buradan okuyabilirsiniz. Basın özeti çevirisi Polat Yamaner tarafından yapılmıştır.

Berkman v. Rusya, Başvuru no. 46712/15, Karar tarihi: 01.12.2020

Daha fazlasını oku…

İHAM’ın COVID-19’la ilgili ilk kararı olan Le Mailloux v. Fransa’nın özet çevirisi: “Fransa tarafından alınan tedbirlerden nasıl etkilendiğini açıklamaması ve iç hukuk yollarını tüketmemesi nedeniyle başvurunun kabul edilemez bulunması gerekmektedir.”

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM), COVID-19 sağlık krizinin Fransa tarafından ele alınması itirazlarıyla ilgili Le Mailloux v. Fransa davasında oybirliği ile başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.

Mahkeme; başvurucunun, Fransız devleti tarafından alınan COVID-19 virüsünün tüm Fransa arasında yayılmasını engelleyecek tedbirlerden şikayetçi olduğunu gözlemlemiştir ancak başvurucu kişisel olarak bu tedbirlerden nasıl etkilendiğini belirtmemiştir. Mahkeme bu başvurunun actio popularis (topluluk davası/doğrudan davacıyla ilgisi bulunmasa bile kişiye toplumun genelini ilgilendiren bir konudaki davaya katılma hakkı/dava açma hakkı veren hak) varlığının kabul edilemeyeceğini yenilemiştir: Başvuru sahipleri, iç hukuka ilişkin bir kanun hükmünü, bir iç hukuk uygulamasını veya genel kanunu sadece İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’ne aykırı görüldüğü için şikayet edemez. Başvuru sahiplerinin mağdur olduklarını iddia edebilmeleri için kişisel olarak ihlalden etkilenme ihtimallerinin meydana gelebileceğini makul ve ikna edici delillerle ileri sürmeleri gerekmektedir.

Başvuru, bu sebeplerle, Avrupa Sözleşmesi’yle bağdaşmamaktadır. Karar kesindir.

Kararın tamamını buradan okuyabilirsiniz. Kararın Mahkeme tarafından yayımlanan basın özeti çevirisi İlayda Öner tarafından yapılmıştır.

Daha fazlasını oku…

Avrupa Adalet Divanı zorunlu askerlik hizmetinden kaçmayı geçerli bir iltica nedeni olarak kabul etti

Avrupa Adalet Divanı (AAD), yabancı ülkelerde zorunlu askerlikten kaçanların Avrupa Birliği’nde (AB) iltica hakkı olduğuna karar verdi. Devam eden bir davadaki ön karar niteliğindeki görüşünde Divan, şiddetin olduğu rejimlerde askerlikten kaçan kişilerin iltica hakkının varlığına dair “güçlü bir karine” olduğuna hükmetti. Karara göre, bu ülkelerde askerlikten kaçmak, AB hukuku kapsamında “siyasal, dinî ve inanca dair veya belli bir toplumsal gruba ait olmaktan kaynaklanan ifade” kategorisine giriyor.

Karar, AB Uluslararası Koruma Direktifi’nin yorumlanmasını isteyen Hanover İdare Mahkemesi’nin talebi üzerine alındı. Direktif, Avrupa Birliği’nde uluslararası korumadan yararlanacak üçüncü ülke vatandaşlarının veya vatansız kişilerin belirlenmesiyle ilgili standartları düzenliyor.

Talep, bir Suriye vatandaşının Federal Almanya Göç ve Sığınmacı İdaresi’nin iltica başvurusunu reddetmesine karşı Hanover İdare Mahkemesi’nde temyize gitmesi üzerine yapıldı. Başvurucu 2014 yılında, Suriye Ordusu’na alınmamak için Suriye’den kaçmıştı. Göç ve Sığınmacılar Federal İdaresi, iltica başvurusunu, başvurucunun “kaçmasını gerektirecek bir zulme maruz kalmadığı, yalnızca iç savaştan kaçtığı, Almanya’ya iltica başvurusu yapması nedeniyle Suriye’ye döndüğünde bir zulümle karşılaşmaktan korkmaması gerektiği” gerekçeleriyle reddetti. Ayrıca ilgili idare başvurucunun, karşılaşabileceği muhtemel zulmü dikkate almadan, bir göçmen olarak tanınması için gerekli, zulme gerekçe olabilecek ırk, din, milliyet, siyasal düşünce veya belli bir toplumsal gruba aidiyet şeklindeki beş nedenden hiçbirini taşımadığını” iddia etti.

Daha fazlasını oku…

İHAM’ın Myasnik Malkhasyan v. Ermenistan kararının özet çevirisi: “Muhalif milletvekilinin dokunulmazlığı kaldırılarak seçim usulsüzlüklerine karşı protestolara katıldığı için rejimi devirmekle suçlanıp 6 aydan uzun bir süre tutuklu kalması, 5. maddenin ihlalidir.”

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM), 15 Ekim 2020 tarihli kararında siyasi yürüyüşlere katıldığı gerekçesiyle dokunulmazlığı kaldırılarak rejimi devirmeye teşebbüs ettiği iddiasıyla gözaltına alınan başvurucunun isnat edilen suçlamayı destekleyecek makul bir delil olmaksızın altı aydan uzun bir süre tutuklu kalmasını, özgürlük ve güvenlik hakkını ihlal ettiğine karar vermiştir.

Mahkeme, bir kişinin ancak “bir suç işlemiş olduğu” konusunda “makul şüphe” söz konusu olduğu takdirde, yetkili adli makamın önüne çıkarmak amacıyla, yalnızca ceza yargılaması kapsamında tutuklanabileceğini yinelemiştir. Mevcut davada İHAM, başvurucuya yönelik suçlamaların, işlendiği iddia edilen fiillerin belirli olgusal ayrıntıları olmaksızın çok genel ve soyut terimlerle ifade edildiğine karar vermiştir.

Mahkeme, sunulan materyalin, başvurucunun tutuklanması için gerekli olan şüphenin makul olup olmadığına dair Sözleşme’nin 5 § 1 (c) maddesinde belirtilen asgari standardı karşılamadığını ve 5 § 1 (c) maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir.

Kararın tamamını buradan okuyabilirsiniz. Kararın özet çevirisi, Gizem Demir ve Benan Molu tarafından yapılmıştır.

Myasnik Malkhasyan v. Ermenistan, Başvuru no. 49020/08, Karar tarihi: 15.10.2020

Daha fazlasını oku…

Kasım 2020 – AYM Kararları Bülteni

Merhaba,

Kasım ayında çıkan bazı Anayasa Mahkemesi kararlarının yer aldığı bülten yayında.

Önümüzdeki ay görüşmek üzere.

Yaşam hakkı ve etkili soruşturma yürütme yükümlülüğü

Lobna Al Lamii Başvurusu, Başvuru Numarası: 2017/20160, Karar Tarihi: 14/10/2020

31/5/2013 günü DİSK tarafından yapılacak basın açıklamasını dinlemek üzere Taksim Meydanı’na giden başvurucunun polisin attığı gaz fişeğiyle kafatası kemiğinin kırılmasıyla ilgili soruşturmada daimi arama kararı verilmesi – Süre aşımı nedeniyle kabul edilemezlik kararı

İşkence, insanlıkdışı muamele yasağı ve etkili soruşturma yürütme yükümlülüğü

S.Ç. Başvurusu, Başvuru Numarası: 2017/17516, Karar Tarihi: 15/9/2020

Soma’da yaşanan maden kazasını protesto etmek amacıyla toplanan ve tramvay yolunu kapatarak oturma eylemi yapan 150-160 kişilik grupta yer alan başvurucunun kamera kayıtlarına göre gözaltına alınırken kilise kapısından sürüklenerek çıkarıldığı, bu sırada kendisine “Kalk, ayağa kalk.” diye bağırıldığı, boğazından tutularak ayağa kaldırılmaya çalışıldığı, başvurucunun ayağa kalkmaması üzerine “Ayaklarından tutun.” şeklinde konuşulduğu, başvurucunun ters kelepçeli iken kolları ve ayaklarından tutulmak suretiyle taşındığı, daha sonra ayaklarından tutan polislerin başvurucuyu bıraktıkları, başvurucunun “Kolum!” şeklinde bağırarak ayağa kalktığı, böylelikle caddede ilerlemeye devam ettikleri tespit edilmesine karşın kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesi – kötü muamele yasağından ihlal yok (usuli yönden ayrıca inceleme yapılmasına gerek görülmedi)

Daha fazlasını oku…

Kasım 2020 – İHAM Kararları Bülteni

Merhaba,

10’u Türkiye’ye karşı 15 İHAM kararının yer aldığı Kasım bülteni yayında. Bu bültendeki çeviriler Benan Molu, İdil Özcan, Rumeysa Budak, Emre Karaman, Polat Yamaner, Gizem Demir, Pınar Baysal, Günsu Karacaoğlan, Dicle Demir tarafından yapıldı.

Önümüzdeki ay görüşmek üzere.

İşkence, insanlık dışı ve kötü muamele yasağı ve etkili soruşturma yürütme yükümlülüğü

B ve C v. İsviçre, Başvuru no. 43987/16 ve 889/19, Karar tarihi: 17.11.2020

İHAM, eşcinsel bir çift olan başvurucuların aile birleşimi taleplerinin reddedilmesinin ardından başvuruculardan birinin Gambiya’ya gönderilmesi ve burada kötü muameleye maruz kalma riski altında olmasının Sözleşme’nin 3. maddesinde düzenlenen insanlıkdışı veya aşağılayıcı muamele yasağını ihlal edebileceğine karar vermiştir. Kararın özet çevirisini buradan okuyabilirsiniz.

Daha fazlasını oku…

İHAM’ın Ahmet Şık v. Türkiye (no. 2) kararının çevirisi: “Ahmet Şık’ın haber, röportaj ve tweetleri nedeniyle tutuklanması, özgürlük ve güvenlik hakkını ve ifade özgürlüğünü ihlal eder.”

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM), 24 Kasım 2020 tarihli Ahmet Şık v. Türkiye (no. 2) kararında, Ahmet Şık’ın yaptığı haberler, röportajlar ve attığı tweetler nedeniyle 2016 yılında ikinci kez tutuklanmasının özgürlük ve güvenlik hakkı ile ifade ve basın özgürlüğünü ihlal ettiğine karar verdi.

Mahkeme, Anayasa Mahkemesi’nin başvurucunun başvurusu hakkında süratle karar vermediği ve Sözleşme’nin 5/4 maddesinin ihlal edildiği iddiasında Anayasa Mahkemesi’nin OHAL sonrası artan istinai iş yükünü ve başvurunun niteliğini dikkate alarak ihlal bulmadı.

Başvurucunun siyasi sebeplerle, muhalif haberleri nedeniyle kendisini susturmak, cezalandırmak ve kamuoyunun gerçek bilgiye ulaşmasını engellemek amacıyla tutuklandığı, bunun da Sözleşme’nin 18. maddesini ihlal ettiği iddiası da reddedildi ve 18. maddenin ihlal edilmediğine karar verildi.

Karara milli hakim Yüksel ve Litvanyalı hakim Kuriş, kısmi muhalefet şerhi yazdı.

Kararın tamamını buradan okuyabilirsiniz. Kararın çevirisi, Benan Molu, Rumeysa Budak, İdil Özcan ve Emre Karaman tarafından yapıldı.

Ahmet Şık v. Türkiye (no. 2), Başvuru no. 36493/17, Karar tarihi: 24.11.2020 Çeviriyi okumak için:

İHAM’ın Navalnyy ve Gunko v. Rusya kararının özet çevirisi: “Protesto yürüyüşüne katılan kişilerin kolları bükülerek gözaltına alınması ve lehe deliller dikkate alınmadan yalnızca polis beyanıyla haklarında idari yaptırım uygulanması, 3., 5. ve 11. maddenin ihlalidir.”

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM), 10 Kasım 2020 tarihli kararında, Mayıs 2012’de Bolotnaya Meydanı’ndaki siyasi bir yürüyüş sırasında polisin yasal uyarılarına uymayı reddeden ve yakalanmalarının ardından bir gece polis karakolunda gözaltında tutulan iki göstericiye idari yaptırım uygulanması nedeniyle Sözleşme’nin 5. maddesinde düzenlenen özgürlük ve güvenlik hakkının, 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının ve 11. maddesinde düzenlenen toplanma ve gösteri yürüyüşü düzenleme özgürlüğünün ihlal edildiğine karar vermiştir.

Mahkeme ayrıca özellikle, internette yayınlanan ve yakalanma anını gösteren bir videoya dayanarak, başvurucu Aleksey Navalnyy’ye gözaltına alınması sırasında polisler tarafından aşırı fiziksel güç uygulandığı gerekçesiyle Sözleşme’nin 3. maddesinde düzenlenen insanlıkdışı muamele yasağının ihlal edildiğine karar vermiştir. Videoda polis tarafından Bay Navalnyy’ye uygulanan gücün -kolunun bükülmesi ve çığlık atmasına sebep olunması- onu karakola götürmek için kesinlikle gerekli olmadığı görülmektedir, zira söz konusu kişi gözle görülür bir direnişte bulunmamıştır.

Geri kalan şikayetlerle ilgili olarak Mahkeme, olayların ve ortaya çıkan hukuki sorunların çoğunun, ihlallerin tespit edildiği diğer benzer davalarda zaten incelendiğini ve mevcut davada farklı bir sonuca varmak için hiçbir neden görmediğini tespit etmiştir.

Kararın tamamını buradan okuyabilirsiniz. Kararın Mahkeme tarafından yayımlanan basın özetinin çevirisi, Gizem Demir tarafından yapılmıştır.

Daha fazlasını oku…